Kategoriler
Türkçe Dili

Bu Günleri Bir Görseydin Kandemir

    5 Şubat 1937 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Kandemir adına yayınlanan bir yazıda Türk diline yapılan hakaretlerden bahsedilmektedir.

   Kandemir, o yıllarda İstanbul’un en gözde yerlerinden olan ve sadece İstanbul’un değil tüm Türkiye’nin zevk ve sefa merkezi olarak nitelediği Beyoğlu sokaklarını dolaşarak Türkçemize yapılan hakaretleri bir bir tespit ederek İstanbul’da dahi İstanbul şivesinin kullanılmadığını ve tabelaların, afişlerin, vitrin yazılarının yerel sözcüklerle yazıldığını belirterek Türk diline hakaret edildiğini anlatmaya çalışmaktadır.

    Türk dili olarak kabul gören, kitap dili olarak da nitelenen İstanbul şivesi elbette Tüm Türk insanı tarafından gerek yazı gerek konuşma dili olarak kullanılmadır ki ses bayrağımız saygı görsün, korunabilsin, geliştirilebilsin.

    Okur-yazar oranının düşük, nüfusun büyük bir çoğunluğunun köylerde yaşadığı o yıllarda yöresel sözcüklerin kullanılması normal iken koskoca bir imparatorluğa uzun yıllar başkentlik yapmış İstanbul gibi bir yerde kullanılması dilimize hakaret olarak algılanabilmektedir.

    Eski Galatasaray karakolunun göbeğine çamurlu bir bez parçasının yanına Türk bayrağının asılmasını uygun bulmayan Kandemir’in verdiği örneklerden öyle anlaşılıyor ki hakaret edenler genelde esnaf kesimi idi. İşte bazı örnekler: ‘Sapka Salonu, Merfuş odalar vardir, Resum-Album Hasır çerçiveler.’ Büyük bir mağazanın camekânında büyük harflerle yazılmış: ‘Okazyon.’ Bir bakkalın camekânında: ‘Yeni mavsul ramiz’ yani bu yılın malı Ramis baklası. Bir başka camekânda: ‘Gaz ocakların tamiratı Bilumum Alumunuum delınmış kapları elektrık vasıtasıle le’gum leriz.’

    Devam ediyor Kandemir: Kesilmiş bir koyunun sırtında: ‘Dagiliç.’ Bir yoğurt tenekesinin üstünde: ‘Sulıvrı.’ Bir kapının üstünde: ‘Sıparış- tamirat ve boyamak edilir.’ Bir korsacının camında ‘…korsehanesi.’ Bir terzi dükkânının penceresinde: ‘Ismarlamak ve tamıratları.’ Bir mücellidin levhasında: ‘Mücedit.’

    Örneklerine devam ediyor Kandemir: ‘Kardaşlar, kondiracis, haliş sut, viresıyamız yoktür, lastıklar tamır olunor.’ Bir başka levhada: ‘Araba ve otomopıl geçemez.’ Ve ekliyor: ‘Şimdi zonklayan beyninizin kaskatı mahfazasını titrek parmaklarınızla sıkın sıkın ve öz yurdumuzda tertemiz öz dilimize yapılan bu hakarete ağlayınız.’

    Ah Kandemir ah! Ya bugünleri görseydin; öz dilimize yapılan hakaretleri nasıl kaldırırdın? Siz, yöresel sözcüklerin kullanımını hakaret olarak görürken dilimizi istila eden yabancı sözcüklere ne derdiniz acaba?

    Eğer bu günleri görseydiniz, sadece Beyoğlu sokaklarında değil yurdun dört bir yanında hem yazı dilimizin hem konuşma dilimizin değiştiğini özellikle para kazanma hırsıyla yanıp tutuşan insanımızın market, mağaza isimlerinden tutun firma, televizyon, site isimlerine; gıda maddesi isimlerinden tutun oyuncak isimlerine kadar yabancı sözcüklerle isimlendirildiğini ve dilimize yerleştirilmeye çalışıldığını görecektiniz. Sanal âlemin de etkisiyle gençlerimizin Türkçeyi yerden yere vuran birer yalancı pehlivana dönüştüğünü görüp, dilimizi koruma mücadelesinde belki de en ön saflarda olacaktınız.

   Yabancı sözcük kullanımını yaygınlaştıran ruhsuz, aç gözlü esnafın belediyeler tarafından isim engeline takılmadığını üstelik takdir topladığını hatta bazı firmaların devlet tarafından bile desteklendiğini görecektiniz ve mücadelenize hız verecektiniz.

   Diğer taraftan eğitimin alt üst edildiği bu zamanda, özellikle gençlerimizin kendine yabancılaştırıldığını ve bırak eski bir karakol binasına Türk bayrağı asmayı Türk bayrağını çiğneyenlerin alkışlandığına şahit olup benliğinize daha bir sıkı sarılacaktınız.

         Osman Öcal

Kategoriler
Türkçe Dili

Nasıl Görünüyoruz

Kişinin veya toplumun kendisini nasıl gördüğü önemli değildir. Önemli, olan nasıl göründüğüdür. Özellikle toplum, zaman içerisinde kendisini değişime bırakır ve üzerinde pıhtılaşıp kalan yabancı unsurların rengine bürünüp asli renginden soyutlanarak benliğini kaybeder.

 

Değişim süreci içerisinde öz kültürünü kaybeden toplum kendisine yabancılaşır. Ama bunun farkında olamadığı için aynaya baktığında gördüğünü kendisi zanneder. Toplum içerisinden birileri çıkıp bu biz değiliz diye uyarılarda bulunduğunda da toplumun bütün organları bu uyarıyı yanlış algılayarak direnç noktası oluşturmaya kalkışan bu uyarıcı bireyleri ve unsurları dışlama ve yok etme yarışına girerler.

 

Bir toplumun bütün milli ve manevi değerleri o toplumun namusudur. Namusa gelen helâli en son duyan ise namus bekçisidir. Bireyleri mankurtlaşmış bir toplumun öz değerlerini canlı tutma, geliştirme gibi bir derdi olmadığı gibi ölümüne, öldürülmesine de ses çıkarmaz.

 

Toplumun ayakta kalmasını, kimliğiyle yaşamasını sağlayan en önemli unsurlardan bir tanesi de dildir. Benliğini kaybeden kimliğini kaybeder ve istese de istemese de kendisine başka bir kimlik verilir.

 

Türk toplumunun bireyleri olarak bize de yabancı bir kimlik verilmiş olabilir mi diye düşünebiliriz, şayet düşünme yetimizi kaybetmemiş isek. Deve kuşu gibi kafamızı kuma gömersek göremeyiz. Kabul etsek de etmesek de ben şahsen bize de bir yabancı kimliği veya kimlikleri verildiği kanaatini taşıyorum.

 

Asırlar boyunca gayri milletlerin dili güzel Türkçemizi tarumar etmiş, kültürümüzün bir parçası olan dilimizi öz Türkçe olmaktan çıkarmıştır. Dolayısıyla kimliğimizde de bir değişime neden olmuştur. Dilimize yerleşip günlük hayatta kullandığımız sözcükler her ne kadar Türkçeleşmiş diyerek kullansak da, ortada sözcüklerde Türkçeleşmeden ziyade bizde bir yabancılaşmanın olduğu görülmektedir. Bunu biz görmesek de birileri bize gösteriyor.

 

Şöyle ki: Aşağıya alıntılama yaptığım şiirimi okuyan ve bizde olduğu gibi kendi öz kimliğini kaybeden Pakistanlı bir Hazara Türkü bu şiirin bir Türk şiiri olmadığını bunu yazan kişinin bir Tacik olabileceğini söylemesi şahsen beni şaşırttı.

 

Güneş Tutalım

 

Ben Beyrek olayım sen Banı Çiçek,

Destanlar yaratan bir eş tutalım.

Nikâhımız olsun gök mavi sevda,

Tanrı’nın aşkıyla özdeş tutalım.

 

Kudrettir aşıran nice balkanı,

Götürür menzile erken kalkanı,

Uykusundan uyandırıp volkanı,

Yanık gönlümüzde ateş tutalım.

 

Önümüze düşen gelinen çağda,

İster bir ovada ister bir dağda,

Dokuz tuğ altında altın otağda,

Meydan dileyerek güreş tutalım.

 

Ay’ın ışığında boğulsun Albız,

Vekilimiz kalsın Gün ile Yıldız,

Dağ’ın huzurunda dirilsin Oğuz,

Gök ile Deniz’i kardeş tutalım.

 

Gölgede bırakıp Kervankıran’ı,

Vuslatî der doğsun gecenin tanı,

Titretsin acunu hanların hanı,

Bozkırın üstüne güneş tutalım.

 

Neden öyle söylediğine ben kendimce söyle baktım: Destan, ateş, Kervankıran, Banu Farsça. Han konaklama yeri anlamında kullanıldığı zaman Farsça, unvan olarak kullanıldığında ise Türkçe. Nikâh, mavi, sevda, aşk, kudret, menzil, meydan, vekil, huzur, vuslat, Osman Arapça. Volkan Fransızca. Yorum siz değerli okuyuculara ait.

 

 

Osman Öcal

Kategoriler
Deneme Yazıları Öylesin Esti Türkçe Dili Yazar

Uyumsuzluk Hali

Ben, yalnızlığımı görürüm insanlarda onun için akşamı beklememe hiç gerek yoktur. Gecenin asi siyahlığına karışmış yarasa gibi yokluğun asil rengidir bende insanlar… küçüklükten beri süregelen bir uyumsuzluk hali işte!

Çok devşirme zaman oldu sigarayla yakınlaşmayalı, yakınen tanıyanlar bilir zaten azılı düşman olduğumuzu, gerçi bilinsede daha barıştıran hiçkimseler olmadı, dargınlığımız ölüme kadar! Bugünlerde en çok ezginin günlüğünü dinliyorum en az kahvem kadar ısıtıyor içimi ve karşımda özel birinin fotoğrafları, seyirlik, eh biraz da iç geçirmeler var tabi. Bu gece yollar yürüyorum, bazen de yol oluyorum hayallerime; biraz fazla saçmalamaya özen gösteriyorum bu gece, cömertliğim tavan yapabilir ve hiç özlemediğim o sigaranın dumanı gibi fışkıra bilir cesaretim…

Çapkınlığı bıraktığımdan beri ilk defa bu kadar iskelet gibi gözüküyor güneş bana, vallahi acınası halde hani özgürlüğü daha doğmadan elinden alınmış afrikalı çocuk gibi… belki de yağmurun hışırtısıdır onu bu kadar korkutan ya da açılan şemsiyelerin altındaki insanların gıcırtılı halleri. Neyse ne artık, onun ışıltısı bir başka güzel ve özledim lan güneş seni…

Olağanca çıplaklığımla yazıyorum bugün, bu gece ya da zamanın karışık bir vakti… samimiyetim tükenirse yazmam ben ve bitmek üzere o coşku bende, biterse giderim ahali ve gittim işte, hadi kocaman eyvallah benden hepinize…

emre onbey (sizden biri/belki sen)

Kategoriler
Türkçe Dili

Türkçe Treni

Türkçenin yolunda; geçen yıl İstanbul’dan hareket edip gönülleri dolaşarak Karaman’a gelen Türkçe Treni bu yıl 735. Yıl Karaman Türk Dil Bayramı etkinlikleri kapsamında hazırlanan Türkçe Treni Ankara’dan hareket ederek 10 Mayıs Perşembe günü öğle saatlerinde Kırıkkale’ye uğradı. 9-13 Mayıs tarihleri arasında kutlanacak Karaman Türk Dil Bayramı nedeniyle bu yıl ikincisi hazırlanan Türkçe Tren’inde Karaman Valisi Sayın Süleyman Kahraman, Karaman Belediye Başkanı Sayın Kamil Uğurlu, üniversite öğrencileri, dernek ve vakıf üyeleri bulunmaktaydı.

 

Kırıkkale Tren Gar’ında Kırıkkale Valisi Sayın Hakan Yusuf Güner, Belediye Başkanı Sayın Veli Korkmaz Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Yıldız, İl Jandarma Komutanı Albay Ünsal Ağaoğlu, Emniyet Müdürü Kadri Kartal,  üniversite öğrencileri ve il müdürlerinin yanı sıra Kırıkkaleli vatandaşlar vardı.

 

Üzerinde Karamanoğlu Mehmet Bey’in resminin ve 1277 yılında yayınladığı ” Bugünden sonra hiç kimse sarayda, divanda, meclislerde ve seyranda Türk Dilinden başka dil kullanmaya” fermanın yazılı olduğu treni karşılamaya gelenler arasındaydım. Karşılama töreni ile ilgili birkaç resim çekeyim derken dikkatimi çeken bir pankart gördüm. Pankartta şöyle yazıyordu: ‘Kırıkkale Üniversitesi Türkçe Topluluğu’ Keşke diyorum her üniversitede, her lisede her meslek kuruluşunda, her kurumda bir Türkçe topluluğu oluşturulabilse.

 

Türkçe Treni her ne kadar gönülleri dolaşıyor desek de dilimizin korunması sanıyorum üniversitelere, Türkçe sevdalısı akademisyenlere, şairlere, yazarlara ve Türkçe düşünen gençliğe kalmış gibi. Şimdilerde ferman yayınlayabilecek bir Karamanoğlu olmadığına göre, dilimizin fazlaca yozlaştığı son zamanlarda Karaman Türk Dil Bayramı Komitesinin, Karaman valiliğinin, belediye başkanlığının ve diğer emeği geçen kurum ve kuruluşların hizmetlerinden ötürü takdir edilmelidir diyorum.

 

Türkçemizin korunmasına fazlaca ihtiyaç duyduğumuz bu zamanda gönül isterdi ki Kırıkkale halkı daha bir heyecan daha bir fazla kalabalıkla Türkçe Treni’ni karşılayıp gereken rağbeti göstersin. Basit programlara akın akın gelen getirtilen insanımız bu karşılama törenine de gelsin getirilsin.

 

Bir dizi ziyaretten sonra Kayseri’ye oradan Türkçenin başkenti Karaman’a ulaşacak Türkçe Treni ve yolcuları. Türk Dil Bayramının kutlanacağı Karaman’daki etkinlikler arasında  ‘Sosyal medyada Türkçenin kullanımı’, ‘Teknoloji karşısında Türkçenin duruşu’ ve ‘Türkçenin tarihsel öyküsü’ nün ele alınması var. En önemli etkinliğin bu olacağı kanısındayım. En azından kutlamanın bu bölümünün birçok ulusal kanaldan canlı yayınlanması gerçekleştirilebilse toplumun aydınlanmasında, dilimizin değerinin anlaşılmasında yararlı olacaktır.

 

Türkçemiz bizim hem ses bayrağımız hem en kıymetli hazinemizdir. Bu hazineyi koruduğumuz sürece ayakta kalabiliriz. Canlı bir varlık olan ve ana sütümüz gibi düşündüğümüz hazinemize damlatılmak istenen gayri zehrin bir an önce durdurulması için gerekirse yasal tedbirlere de başvurularak gerekli önlemlerin alınması gerekir. Yüz yıllardan beri damlatıla gelmiş zehrin ise tortusuyla beraber ayıklanarak ve yerine bal şerbeti doldurularak özgürlüğüne kavuşturulması kendimize yapılacak en güzel iyilik olacaktır.

 

Bir şiirimden bir beyitle yazımı bitirmek istiyorum.

 

Dil kıymeti bilinse dilim dilim dilinmez,
Dil sesimin bayrağı bayraktarım dil inmez.

 

Osman Öcal

 

Kategoriler
Deneme Yazıları Günlük hayat Kişisel makaleler Türkçe Dili Yazar Yeni yazarlarımız

Sürmeli Türkçe

   Aynanın karşısında geçen saatlerden nasibini almış, boyalı suratlar gibi bugünlerde okuduğum yazılar. Göz kapağında, kirpiklerin başladığı yere sürülen yoğun boyanın ne işe yaradığını anlamadığım gibi anlamıyorum; bir metnin içindeki şımarık karakterli kelimeleri. Yoğun renk cümbüşünden dolayı, sadeliğini göremediğim orijinal yüzler gibi bakıyorum her cümleye. Açık mavi duyguları fark edip, kırmızı anlatımlardan geçerken, tertemiz bir olayın siyaha çalan renklerde kaleme alınmış olduğunu görüyorum. Gökkuşağı güzeldir evet, yağmur sonrasını yazıyorsanız eğer.

    “Falanca arkadaşım şöyle dedi” diye başlanıyor çoğu hikâyeye. Okuyucu kitlemin büyük bir çoğunluğunu arkadaşlarım oluşturuyor olabilir fakat unutmasınlar ki, yaptıkları yorumlar, yalnızca yazdığım yazıların alt kısmında kalacaktır. Bu kişisel yorumları tepelere taşıyıp, yazılarımın giriş cümlesi yapamam. Çünkü bu, kendime has rengimle yazmaya başladığım bir yazıya, dışarıdan gelen fıstık yeşili, petrol mavisi ya da vişneçürüğü renklerinin müdahalesine meydan verir ve ben vişneçürüğünü sevmem; limonküfü rengini de.

    Arapça ve Osmanlıcayı severim, keşke sevdiğim ölçüde tıkır tıkır konuşabilseydim. Zaman zaman cümle kuruluşlarına, cümle içindeki harflerin yazılışına merak sarıp, basit yazı çalışmaları üzerinde durduğum oluyor. Arapçayı, Arapça içinde; Osmanlıcayı, Osmanlıca içinde anlamaya çalıştım. Doğasından kopardığınız şeylerin, size fayda vereceğini mi sanıyordunuz? Bu sağduyuya sahip olmaktan yola çıkıp; Osmanlıca kelimeleri Türkçe metinlerime dâhil etmemeye gayret ettim. Osmanlıca bilmeden, bunu zaten yapamayacağımı düşünürdünüz değil mi? Neden olmasın ki? Osmanlıca bir sözlükten faydalanarak, kullanmak istediğim kelimenin Türkçe karşılığını bulup, Osmanlıca haliyle kaleme almak çok mu külfetlidir? Aksine eğlenceli bile olabilir, çünkü Osmanlıcayı seviyorum. Çileği seviyorum diye, her şeyin içine bir parça çilek koyamam ki. Her yazımı çilekler götürürse, ben ısırgan otunu nasıl yazıya dökeceğim? Belki de herkes bildiği gibi yazmalı. Bildiği gibi yazmalı; bildiğini yazmalı. Ben, bir yazıyı Türkçe sınırları içerisinde okuyacaksam; elimde Türkçe-Osmanlıca bir sözlük bulunmamalı ya da Google’ın arama motorunu çeviri yağmuruna tutmam anlamsız. “Sıra dışılığın sıradanlığına” bürünerek, kafaya iki afili kelimeyi koymanın, uzun soluklu cümlelerin arasına “Ben buradayım, bakın ne kadar süslüyüm” diye çığırtkanlık yapan kelimeleri sıkıştırmanın esbab-ı mucibesi nedir diye sorayım da azıcık gülelim. Şaka bir yana deyip, yazmaya devam edebileceğim başka bir şey yok çünkü bu işin şakası yok.

    İngilizce de evrensel bir dildir. Bir dil, bir insansa; ne kadar çok diliniz varsa, ulaşacağınız insan sayısı o kadar çoktur. Bu sayı perfect bir düzeyde olup,  kullanacağınız yazı dilleri ile easy bir biçimde artabilir. Yazdıklarınızı okuyan insanların arttığını gördükçe, kendinizi wonderfull hissedeceğiniz de şüphesiz. Kocaman bir anlam deryasını kucaklayan Türkçenin, birkaç İngilizce kelimeyi nasıl dışladığını görelim diye yaptım bu son tantanayı. Ben okuyucuya ızdırap olmak istemem; okuyucu benim yazdıklarımı, anadiliyle okuyup anlamalı. Az önce, sırf örnek olsun diye kullandığım İngilizce kelimelerden dolayı özrü bir borç bilirim. Çok bilindik kelimeler olmasına rağmen, sözlük anlamını merak edecek olursanız, size sadece hepsinin Türkçe karşılığının, ‘fuzuli’ kelimesine denk geldiğini söylerim. Şüphesiz, böyle bir yazı; gereksiz sözcük kullanımından yazınızın başını yakacak kudrettedir. Kaleminize kuvvet, dilediğinizi yazın; lafa gümrük almıyorlar…

Kategoriler
Türkçe Dili

DİL –TÜRKÇE- GÜLCE

 

Dil, duygu ve düşünceleri sesler vasıtasıyla bildirmeye, anlatmaya yarayan bir araç, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir vasıtadır. Dil, dilbilgisi kuralları içinde örgütlenmiş, kendi kanunları içerisinde yaşan gelişen canlı bir varlıktır. Bilinmeyen bir zamandan geleceğe doğru akan, insanoğlu var oldukça da yaşayacak olan bir varlık. Milletleri millet yapan temel olgulardan birisi ve en önemlisi.

Dil, konuşma dili, yazı dili ve mimik olmak üzere karşımıza üç şekilde çıkar. Her milletin kendine özgü bir konuşma ve yazma dili vardır ki, o milletin kültürüyle iç içedir. O zaman diyebiliriz ki dil, kültürün ayrılmaz bir parçasıdır ve en önemli unsurudur.

Kültür içerisinde sanat, sanat içerisinde de edebiyat olguları olduğundan dolayı, dil edebiyatla yakından ilgilidir. Aslında dil bütün kültür değerlerini bünyesinde barındıran ve içi boşaltılmaması canlı tutulması gereken bir hazinedir.

Milletleri ezelden ebede götürecek olan dil zamanla kendi içerisinde gelişmeli zenginleşmeli ama asla değişmemelidir. Hele ki yabancı dillerin oturup çöreklendiği bir alan olmamalıdır.

Bir milletin dilini yaşatacak en önemli unsurlardan olan edebiyat, önemsendiği sürece öz benliğini koruyacak ve ait olduğu millete faydalı olacaktır.

Türk edebiyatı en eski çağlardan bu güne kadar değişik safhalardan geçerek Türk milletinin kültürünü, dünya görüşünü, düşünce ve hayal dünyasını sırtlanmış bundan sonra da değer verildiği nispet oranında sırtlamaya devam edecektir. Belirli bir çağa kadar sözlü, daha sonra sözlü ve yazılı olarak dilimizin yaşamasına, dolayısıyla millet olarak hayatta kalmamıza vesile olan edebiyatımıza gerekli yakınlığı göstermemiz gerekmektedir.

Edebiyatın temel malzemesi olan dilimizin yaşayıp gelişmesinde korunmasında özellikle halk edebiyatı türlerinden destanlarımızın, şiirlerimizin, türkülerimizin; destancılarımızın, şairlerimizin ozanlarımızın inkâr edilemez büyük katkıları olmuştur. Ne mutlu halkın diliyle söyleyip yazan şairlerimize, ozanlarımıza, âşıklarımıza. Ne mutlu Kaşgarlı Mahmutlara, ne mutlu bin bir Yunus’a. Ne mutlu ses bayrağımıza bayraktar olanlara. Ne mutlu bayraktarların izinden yürüyenlere.

Ne mutlu GÜLCE’ye ki; her bir mensubu bir bayraktar, bir Türkçe sevdalısı. Dilimizi yaşatıp korumaya çalışan bir gönül eri. Şimdilik şiirleriyle her birisi dilimize hizmet sunan kendi sıkletinde bir başpehlivan.

Evet, GÜLCE dedik de nedir acaba kerameti ki her bir mensubu bir gönül eridir. Yazılmış bulunan eserlerimizde sade bir dil ve şiirde ata ölçüsü olan hece vezni kullanılarak hece serbest ve aruz kardeş kılınmıştır. Dış kaynaklı olup edebiyatımıza sonradan yerleşen aruz ölçüsü Türkçeleşmiştir. Gerçekleştirilen ve devam eden projelerle günümüz Türkçesiyle Nutuk, destanlarımız, Dede Korkutumuz, efsanelerimiz, kadın kahramanlarımız, tarihimizde ilkler, evliya kadınlarımız ve peygamberlerimizin hayatları zamanın ve geleceğin okuyucusunun hizmetine sunulmuş, sunulmaya devam etmektedir. Ses bayrağımızın bayraktarları teker teker şiir diliyle tekrar tanıtılmaya başlanmıştır. Türk şiirinde gelişime ve dilimizin yaşatılmasına büyük bir sevda ile devam edilmektedir.

Ne mutlu GÜLCE’ye, ne mutlu GÜLCE’ye gönül verenlere.

Osman Öcal

Kategoriler
Dünya Dilleri Genel Konular iletişim Türkçe Dili Yunanca Dili

Yunanca Öğrenmek Zor Mu?

Yunanistanlı arkadaşlarımın çok olması sebebiyle yunanca öğrenmeye karar verdim. Biraz kendi kendime pratik yaparak öğrenme metodundan sonra Yunan Kültür Merkezi Şismanoğlunda ders almaya başladım. İlk olarak alfabenin bizim alfabelerden değişik olması nedeyle zorlu başladı ama harfleri öğrendikten sonra okumaya okudukça anlamaya başladım.  Size ilk tavsiyem alfabeyi tam öğrenmeden diğer konulara geçmemeniz. Daha sonrası çorap soküğü gibi gelecektir.

Daha fazla bilgi isteyen arkadaşlar konunun altına yazabilirler.

Size pratik olması açısından yunanca bir kaç çeviri..

Merhaba = Kalimera

Türkiye = Tourkia

Fransa = Galia

Evet = Ne

Hayır = Oki

Lütfen = Parakalo

Teşekkürler = Efharisto

Çok teşekkürler = Efharisto poli

Rica ederim = Tipota

Şerefe = Yasu

Şerefinize = Yasas

Günaydın = Kalimera

İyi akşamlar = Kalispera

Allahaısmarladık = Andiyo

Sonra görüşürüz = İs to epanitin

Memnun oldum (tanıştırılınca) = Kherome pu sass gnorizo

Nasılsınız ? = Ti kanete ?

İyiyim, teşekkürler = Poli kala efharisto

Ya siz ? = Ke essis ?

İyiyim = Poli kala

Afedersiniz = Me singhorite

… nerede ? = Pu ?

Ne zaman ? = Pote ?

Ne ? = Ti ?

Ne kadar ? = Posso ?

Kim ? = Pios ?

Niçin ? = Yiati ?

Hangisi ? = Pios / Pia / Pio ?

Buna ne denir ? = Pos leyete afto ?

Bu ne demek ? = Ti simeni afto ?

Şu ne demek ? = Ti simeni ekino ?

Türkçe bilir misiniz ? = Milate Tourkia ?

İngilizce bilir misiniz ? = Milate anglika ?

İşte pasaportum = Oriste to diavatirio mu

Burada Türkçe bilen var mı ? = İparki kapios edo pu mila Tourkia

Lütfen biraz daha yavaş konuşur musunuz ? = Borite na milate pio arga parakalo

Anlıyorum = Katalaveno

Anlamıyorum = Den katalaveno

Deklare edecek bir şeyim yok = Den eko na diloso tipote

Bir karton sigara = Mia kuta sigara

Bir şişe şarap = Ena bukali krasi

Bunun için bir şey ödemeli miyim ? = Prepi na pliroso yafta ?

Yeni değil = Den ine kenuryio

Bagajlarımı taşımama yardım eder misiniz ? = Borite na me votisete me tis aposkeves mu

Numaranız kaç ? = Ti aritomo ekhete

Bu benim (bana ait) = Afto ine diko mu

Bir tanesi eksik = Lipi mia

İki numaralı taşıyıcıyı arıyorum = Zito ton aktoforo 2

Taksi = Taksi

Otobüs = Leoforio

Borcum ne kadar ? = Poso sas ofilo

Bu ne kadar ? = Poso sas ofilo

Lütfen bana yardım eder misiniz ? = Borite na me voytisete parakalo

Ayhan Bulut / Kaynak ve turkce Yunanca Sozluk