Kategoriler
Genel Konular Şarkıcı

Heykel benim Hürrem Sultanım

Küçüklüğünü Hatay Yayladağı’nda geçiren, doğayı çok iyi tanıyan, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne resim eğitimi almak için giren, Türkiye’nin en iyi heykeltıraşlarından Şadi Çalık vesilesiyle heykel okuyan, eğitimine ve başarılarına İngiltere ve Almanya’da devam eden Mehmet Aksoy, Polonezköy’deki Böcek Evi’nde doğayı, yaşamı ve çalışma olanaklarını bir araya getirmiş.

Böcek evin girişindeki vincin üzerinde ‘Taş taşırım laf taşımam’ yazısı ilk dikkatinizi çeken şey oluyor. Ev yusyuvarlak. Önünde yarım ay şeklinde bir havuz var. Mimarisinde ve yapım aşamasında Mehmet Aksoy’un emeği büyük. Evin girişinde bir motosiklet sizi karşılıyor. Öğreniyoruz ki Aksoy sıkı bir motor hayranı ve kullanıcısıymış. Bir anda evin hem içinde hem de bahçesinde yer alan eserleriyle tanışıveriyorsunuz.

Mehmet Aksoy konuşmaya çok yorgun olduğundan ve heykele konsantrasyonunun bozulduğundan bahsederek başladı. Belli ki ‘İnsanlık Anıtı’nın yarattığı tartışmaları ve bir sanatçıda yarattığı üzüntüyü hala üzerinden atamamış.

İşte tartışmalara neden olan usta heykeltıraşın geçmişi, gelecek planları ve olaylara konu olan eserlerinin hikâyeleri ve içten sohbeti…

Kategoriler
Bitki ve çiçekler Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Gazeteci Komedyen Ressam Şair Şarkıcı Yazar

Resimli Veciz(e)ler Zinciri

RESIMLI VECIZ(E)LER ZINCIRI (KERVANI) (1)

(©) Bu veciz(e)lerin her türlü telif hakkı yazar(lar)ın kendisine aittir!

RESIMLI VECIZELER KERVANI (2)

(©) Bu veciz(e)lerin her türlü telif hakkı yazarın kendisine aittir!


RESIMLI VECIZELER KERVANI (3)

(©) Bu veciz(e)lerin her türlü telif hakkı yazarın kendisine aittir!


RESIMLI VECIZELER KERVANI (4)

(©) Bu veciz(e)lerin her türlü telif hakkı yazarın kendisine aittir!

Yakup Icik

Ana Kaynak: www.vecizeler.de.tl

Kategoriler
Biyografi Genel Müzik Konuları Günlük hayat Şarkıcı Videolar

Saraybosnalı Dr. Lejla Jusic

Sirrus Sesli Sanatçı Dr. Lejla Jusic

Geçtiğimiz yıllarda tesadüfen virtüel alemde müzik videosunu görüp dinlediğim oldukça içli-etkileyici ve gerçek sanatçı kişiliğini anında her dinleyiciye aksettirebilen, piyona başında zerafet girdabında dönen biri Leyla Yusic(dr.lejla jusic). TRT ile ortak çalışmalarda bulunmuş, Boşnak ve Türk eserlerini çok iyi yorumlayan boşnak sanatçıdır Lejla Jusic.

Aynı zamanda Saraybosna Müzik Akademisi mezunudur. Savaş döneminde bile müzikten kopmamıştır kendisi müziğe yaşananlara tepki olarak devam etmesi gerektiğını hissetmiştir savaş,a rağmen zorluklara rağmen müziğe devam etmiştir ve iyikide etmiştir. O güzel sesinin önünde hürmetle eğilinmesi gerekir.

Bendeniz, Dr. Lejla Jusic hanıma Türk Müziğine önem verdiği için saygı duyuyorum. Sesi sanki sirrus gibi ince ve etkileyici. Daha önce de Bosna şarkıları dinledim lakın; böyle içten ve direkt ruha zerk-olan bir sesi dinlememiştim. Onun hakkında Türk portallerinde çok az bilgi var. Türk Literatürüne girmeyi hak eden bir insan.

Lejla Jusic: Osmanlı kültürünün Bosna müziğine etkisi çok büyük. Ve bu benim özel ilgi ve uzmanlık alanıma giriyor. Osmanlı kültüründen bizim oralara kalanlar benim araştırma alanımı oluştürüyor. Zaten ben ‘kalanlar’ı müzikal renklerle anlatmaya çalışıyorum. Savaş sonrası Bosna’nın yerel müziklerini ortaya çıkarma üzerine yoğunlaştım. Halk şarkıları yanında klasik müzik ve ilahiler de ilgimi çekiyor.

Lejla Jusic – Before the Rain sarkisi asagidan dinleyebilirsiniz. indirmek isterseniz buraya tiklayin.

ayrica bu sarkicinin seslendirdigi: Sevemez kimse seni sarkisini buradan izleyebilir veya indirebilirsiniz..

Arastirma: Yakup Icik

Kategoriler
Günlük hayat İnternet Dünyası Ivır Zıvır Resim galerileri Şarkıcı

Britney Spears Resimleri ve Hayatı

Britney Jean Spears (d. 2 Aralık 1981, Louisiana ABD), 1 Grammy Ödülü kazanmış Amerikalı pop müzik şarkıcısı, dansçı, söz yazarı, anne ve sinema oyuncusudur. Dünya çapında albümleri ve tekli (single) çalışmaları 2008 yılı itibariyle 83 milyonun üzerinde satmış durumdadır. Bu bağlamda Amerikan müzik tarihinde en çok satan sekizinci kadın şarkıcıdır.

İlk önce 1990’ların başlarında “The Mickey Mouse Club” ile tanındı. Beş yıllık bir aradan sonra ilk albümü “…Baby One More Time” ile geri döndü ve pop müzikte bir süre çok genç şarkıcıların hakim olacağı bir dönem başlattı. Ertesi yıl ikinci albümü “Oops!…I Did It Again” ile yine birçok listenin ilk sırasına oturdu.

2000’li yılların gelişiyle beraber öncelikle Pepsi ile yaptığı reklam anlaşmasıyla, sonra da o dönemki erkek arkadaşı Justin Timberlake ile sürekli gündemde kalan Spears, bu dönemde arka arkaya üçüncü ve dördüncü albümünü çıkardı. Bu albümleri öncekilerine göre içerik olarak daha sanatsal, ancak satış olarak daha düşüktü. 2004’te dansçı Kevin Federline ile evlenen sanatçı bir yıl içinde ilk oğlu Sean Preston’ı, 12 Eylül 2006’da da ikinci oğlu Jayden James’i dünyaya getirdi. 2007’de Kevin Federline’den boşandı ve bunu izleyen dönemde düştüğü bunalımlar ve skandallarla gündeme geldi.

2007 yılında yeni albümü “Blackout” ile tekrar müzik kariyerine dönen Spears, bu albümü ile önemli başarılar yakaladı. 2008 yılında “Circus” albümünü çıkaran Spears, Amerikan albüm listesinde ve birçok diğer uluslararası albüm listesinde zirveye çıktı. 2009 yılında “The Singles Collection” adlı toplama albümünü yayınlayan şarkıcı, “The Circus: Starring Britney Spears” adını verdiği turnesini ise 29 Kasım’da Adelaide’de verdiği bir konserle bitirdi. Bu turnenin bilet satışlarının geliri ise doksan altı milyon doları geçti.
‘usteki yazinin kaynagi ve daha fazlasi buradadir’

Kategoriler
Günlük hayat İnternet Dünyası Şarkıcı Söyleşiler - Röportajlar

Gitarıyla ve sesiyle makalecide bugün: Güneş Gürsoy’u konuk ettik!

Bu söyleşiyi daha önce yapmak istiyordum ancak uzun süredir sunucularımız saldırı alıyor, ara ara yavaşlamalar oluyordu. Bunlarla uğraşırken sağolsun Güneş Gürsoy hocamda bizi kırmayarak provalardan önceye kadar bekledi bizi. Ve işde bugün, sesiyle, müziğiyle, yüreğiyle, insanlığıyla, inanılmaz keyifli muhabbetiyle Güneş Gürsoy’u makaleciye konuk ediyoruz. Söylesi içinde harika sözleri ve müziğiyle bestelemiş olduğu şarkıları bulabilirsiniz, indirebilirsiniz. İsterseniz fazla beklemeden bu güzel söylesi ile sizleri baş başa bırakalım…

Makaleci: Başlamadan önce kendinizden kısaca söz edermisiniz. Siz kimsiniz ?
Güneş Gürsoy: Sanırım gelecek en zor soru buydu… en zor kısmı kendimden bahsetmek  küçük yaşlarda enstruman çalmaya başlayan ve hayatı boyunca müzik diyen birisiyim… zaten, kendimi burada veya başka yerlerde anlatacak olsaydım şarkıları yazamazdım… ben şarkılarımdaki kişiyim…

Makaleci: Bize müzik kariyerine başlama zamanlarınızdan biraz bahsedermisiniz. Nasıl olduda bu mesleğe atıldınız, neler yön verdi size bu konuda?
Güneş Gürsoy: Aslında bu bir meslek değil benim için. hava su gibi bişey.. sbah kalkarım gözlerimi açmadan gitarı alırım… belki bir kaç saniyedir ama yüzümü yıkamadan önce o vardır….  müzik kariyerime gelince… 8 yaşında enstruman çalmaya başladım ve 15 yaşında kendi parçalarımı yapmaya başladım. 3 sene kakadar sadece enstrumantal müziker yaptım klavye , piano ile…

Sonrasında özlemi duyulan gitar girince hayatıma olan oldu  şarkılar bestelendi sözler yazıldı bir şeyler anlatıldı…. Yön veren şey birileri  olmadı… dediğim gibi hava su gibi.. kendi özümde var bu. şarkıları yapmak benim isteğimle olmuyor onlar kendileri geliyor.. gelmeden öncede kendilerini belli ederler zaten.. sonra bakmışsınız bir şarkı çıkmış ortaya… bir düşünce bir fikir değil müzik… yaşamın saf cümleleri benim için…

Makaleci: Şarkılarınız, ses tonunuz, helede gitarınız çok kuvvetli. Söyleşiden önce bir kaç arkadaşıma dinlettiğimde, Bu kim? demişlerdi. Gitar harika, ses harika, kafa patlatmıyor başkaları gibi, yorumlarından ve sözlerinden sonra sizi onlarla tanıştırdım. Şuanda söylesi yaparkende sizin şarkılarınızı dinliyorum, gerçekten etkilenmemek mümkün olmuyor, dinleyen kişi bi bakmışsınız şarkılarınızda, o son derece etkili müziğinizde kayboluyor, anılarının yada hayallerinin içinde. Tahmin ediyorum bu sözler bir ilham perisi olmadan gelmez, çok zor. Bunları size kim yazdırıyor? yada etkilendiğiniz birileri varmi?
Güneş Gürsoy: Birşeyler birikir… zaman alır sizi ne kuracağınız cümleler etkili olur artık ne bir mucize…arkasından Allah’tan bir lütuf dediğim sıkıntı gelir ki onun sayesinde artık “ben” çekilir aradan, cümleler dökülür…bir kelime olmazsa yerinde , o şarkıda olmaz… ne zamanki demek istediğimi anlatırım kelimesine kadar o zaman tamamdır…. ama bu herkese yazılır anlamında değil… yazdıran birileri derken tabiki ama ben sadece kişiye bakmam orada olsun yada olmasın arada geçen saygınlık önemli çünkü bilirimki yıllar sonra ben bu sözleri bir şarkıda söyleyerceğim… ne günlük tutarım hayatım için ne bir kitap yazabilirim ama ben bir şarkıda dinleyenlerin paylaşacağı ve de bana özel şeyleri yaşayacağım anları bir kaç dörtlüğe sığdırırım… o dörtlüklerin doluluğu çok önemli.. içine girildimi yaşamalı herkes… kaybolmalı…

Makaleci: Şu anda türkiyedeki müzik piyasasına baktığımda sizin müzik tarzınıza yakın çok büyük isimler görüyorum. Ancak Sizi onların yanına koyduğumda pek bir fark olmadığını farkettim. Hatta sizi daha çok dinlediğimide söyleyebilirim. Belli bir hayran kitleniz tabiki vardır, ancak sizi bilmeyen çok da büyük bir taraf olduğunu düşünüyorum. Bu bilinmeyen taraflara ulaşmak için projeleriniz yada düşünceleriniz varmı? Sizide Türkiyede en çok bilinen müzisyenler arasında ne zaman göreceğiz ??
Güneş Gürsoy: bu reklam ile ilgili. ve bu genelde şirketlerin ayırdığı bütçe ile ilgili. ben uzun zamandır Türkiye’deki şirketlerle ilgilenmiyorum. Kendi müziğimin doğallığını piyasaya uymak için bozamam. Beklentiler piyasa şartlarına uymak gibi oluyor ve bu düşüncede ben yokum. ben inandığım müziği içime sinecek şekilde yapayım, bilinirliğinin bir önemi yok benim için…..

kayda değer işler yaparsanız er yada geç bir yerden emeğiinizin karşılığını alırsınız.. adalet dünyası. ama dediğim gibi benim bilinirlik yada ünlü olmak gibi dertlerim yok…

Makaleci: Türkiyedeki şirketlerle ilgilenmedim diyorsunuz uzun süre, daha önce farklı bir ülkedemiydiniz acaba?
Güneş Gürsoy: Yok hayır… en son 2005 yılında demolarımı şirketlere sunmuştum… sonra anladımki aynı dili konuşmak önemli…

Makaleci: Kendi adıma söylüyorum o şirketler ne kaybettiklerinin farkında değiller. Neyse, kalite er yada geç hakettiğini alacaktir. Canlı olarak müzik yaptığınız mekanlar varmi? şuanda nasıl zaman geçiriyorsunuz ?
Güneş Gürsoy: önümüzde bir konser var 4 nisan izmit’te… sonra diğer konserler… bunun yanında zamanım işyeride geçiyor. akşamları çalmaya devam tabi ama konser dışında müzik ile ilgili programlar şuan yok..

Makaleci: Bize bira Albumlerinizden bahsedermisiniz, varmı? yada yakında çıkacak mı?
Güneş Gürsoy: Ocak ayında Amerika’da çıkan Derleme bir albümde “istiklal’de…” adlı parçamla yer aldım. Avrupanın bir çok ülkesinden , amerika ve diğer ülkelerden de müzisyenlerin olduğu bir albüm. bunu dışında ben şarkılarımı internetten yayınlıyorum.  ilerleyen zamanlarda bir albüm daha yapabilirim belki yine internetten yayınlarım belki cd olarak çıkar
belki grubum SOKAK LAMBASI (Volkan Zambak – Güneş Gürsoy) adıyla çıkar… biraz zaman sanırım…

Makaleci: Müzik grubunuzdan bahsedermisiniz biraz, ne zaman kurdunuz, nasıl bir araya geldiniz?
Güneş Gürsoy: 1999 yılında bir yarışma vardı… bu yarışmaya katılmak istedim ve iki arkadaşımı gruba alarak o yarışma için grubu kurdum. aynı yıl bir arkadaşımın tavsiyesi ile ( Mutlu Tuncaalp) Volkan’ı izlemeye gittik. bir yerde çalıp söylüyordu. dedim tamamdır artık vokal bulunmuştur…  Güneş şarkı söylemeyi sevmezde … ve Volkan Zambak ile SOKAK LAMBASI yoluna devam etti bugüne kadar..arada bizimle çalan arkadaşlarımız tabi oldu ama çekirdek kadro Volkan Zambak ve ben…

Makaleci: Uzun zaman önce söz/müzik Hakan Müştak’a ait bir şarkı ile önemli çıkış yapmıştınız? Hala size beste veriyormu?
Güneş Gürsoy: Hakan ile liseden tanışıyoruz… 16-17 sene önce… bir gün bir sınıfın kapısını açtım baktım hakan kızlara gitar çalıyor söylüyor… bu melodi tanıdık diyorum… sözlerde. sağolsun… o gün benim şarkım = söz müzik: hakan müştak oluvermişti…. eşi okumaz umarım bunu

Makaleci: Her muzisyenin kendisine ait ozel bir sarkisi vardir. Peki sizin en çok sevdiginiz ve etkilendiginiz parçaniz hankisi ?
Güneş Gürsoy: “Bana ihtiyacın yok artık”

Makaleci: Bize son şarkınızdan bahsedermisiniz..
Güneş Gürsoy: “içimden gelen vedaların şehri bu…”
yazdığım ve kaydettiğim son şarkı… 2008 Temmuz / Ağustos… bu şarkıdan sonra ki hiç bir şarkı bitmedi. son dizesi “içimde biten öykülerin şarkısı bu…”

Makaleci: O şarkıdan sonrasını anlatmanı istemeyecem, kesin hatırlamak istemedigin seylerdir..
Güneş Gürsoy: Yok hayır hayır… bitmedi işte nedense hiç bir şarkı… vardır elbet bir günü. Nadastayım
yazdıracak derin hayatlar yaşamadım belkide…

Makaleci: Ozaman söyle diyelim, kalbiniz mi boş, yoksa düşünceleriniz mi?
Güneş Gürsoy: inandıracak kişi yok…

Makaleci: ilerde ki planlarınız neler? Aklınızda ne gibi düşünceler var?
Güneş Gürsoy: ben bir Gitaristim hayatımın sonunda da bunu söylemek istiyorum. sözleri öncekileri aratmayacak şekilde şarkılar yapmak ve hayata sadece böyle devam etme arzum var… ben dinleyicimle paylaşmak istiyorum bu şarkıları bu sözleri. “Başka bir şeyin önemi yok”

Makaleci: Müzik birgün biterse ne yaparsınız ?
Güneş Gürsoy: Yaşamıyorumdur o zaman..

Makaleci: Sevgiliniz ya gitar ya ben derse ne yapardınız ?
Güneş Gürsoy: bunu sorabiliyorsa beni sevmiyordur. yüzeyseldir demekki.. kalbi benimle atıyorsa bu soru aklına gelmez bile…

Makaleci: Müzik tarzınızı kendinize özel olarak görüyormusunuz, sizinle eş değerde gösterebileceğiniz müzisyenler varmıdır ?
Güneş Gürsoy: Ben bunu hiç düşünmem. belli bir tarz yapayım diye bir düşüncemde yoktur… düşüncelerim çekilir içimden gelen neyse o ortaya çıkar…

Makaleci: Son olarak sevenlerinize ulaştırmak yada söylemek istediğiniz bir şey varmı ?
Güneş Gürsoy: sessizliğin kıymetini bilin…daha derin cümleleri başka türlü ifade edemezsiniz… bunları ifade edeceğim şarkılarda beraber yaşamak üzere…

Soylesiyi bitirdikten sonra Güneş Gürsoy’un o guzel muzikleriyle sizi bas basa birakalim. Dinleyin, dinlettirin, indirin hergun acip sabahlari 2 aksamlari 3 kere dinleyin, insani ne kadar rahatlattigini sizde farkedeceksiniz eminim :) (guluyorsaniz guzel espiriydi demektir)

BANA İHTİYACIN YOK ARTIK ( Bu parçayi indir)

İNCELİKLER ( Bu parçayi indir)

İÇİMDEN GELEN VEDALARIN ŞEHRİ BU ( Bu parçayi indir)

NE ÇARE ( Bu parçayi indir)

İÇİM SANA YANARKEN ( Bu parçayi indir)

Daha fazlasina buradan ulasabilirsiniz, sarkilarin parcalarinida gorebilirsiniz..

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat İnternet Dünyası Şarkıcı Söyleşiler - Röportajlar

Makaleciye bugün Ertürk konuk oluyor!

Merhaba arkadaşlar, bu gün sizlere Ertürk arkadaşım ile yaptığımız söyleşiyi paylaşmak istiyorum. Sevidiğim bir arkadaşım olmasının yanında, yaptığı müzikleri, şarkıları ve besteleri zevkle dinlediğim bir hayranıyım aslında onun.

Ertürk
Ertürk

7 yıllık profesyonel radyoculuk hayatından sonra ailesinden gelen bu yeteneğini ve bitmek tükenmek bilmeyen o sıcak enerjisini siz okurlarımızla ve sevenleriyle paylaşmak istedik. Söyleşiye başlamadan önce Ertürk’ün makaleci.com için söylediği ‘Üflediler Söndüm‘ şarkısını ekliyorum. Sonrasında hemen söyleşimize başlıyoruz.

Ertürk’un makaleci.com için seslendirdiği “Üflediler Söndüm” Türküşü: (indir)

Makaleci: Bize müzik kariyerinize başlama dönemine kadar neler yaptığınızı anlatabilirmişiniz ? Nerde dünyaya geldiniz ve nerde büyüdünüz gibi..
Ertürk: Merhaba. Öncelikle sitenizde bana yer ayırdıgınız için cok tesekkur ederim. 24 Şubat 1983 te Artvin / Şavşat’ta dünyaya geldim. 93 senesine kadarda orada kaldık. Daha sonrasında babamın tayini ile Samsun / Bafra’ya yerleştik. Bafra benim için çok özel bir yer…

Ugrastıgım bir cok iş var aslında. Keyif aldıgım ve başaracagıma inandıgım herseyi yapmaktan mutluluk duyuyorum. Eger bilmediğim ve merak ettiğim bir konu varsa en ince ayrıntısına kadar araştırıp sorup sual etmek gibi bir takıntım vardır. Bu yuzden bir çok işe elimi attım. Fakat asıl işim Web tasarım ve Yazılım. Bunun yanı sıra 7 senelik profesyonel radyoculuk yaşantım bulunmakta.

Asıl mesleğim (Lise ve Üniversite eğitimlerim) Elektronik. Yani bilgisayar ve teknolojiyi yakından takip ediyorum.Etmek zorundayım. 2 universite okudum. İlkini 3. yılda bıraktım ve daha sonrasında 19 Mayıs üniversitesini bitirdim. Askerden önce iş yerim vardı web tasarım üzerine. Ama askere gidince kapatmak zorunda kaldım. Şimdi ise free takılıyorum tabiri caizse.

Makaleci: Profesyonel radyoculuk döneminden önce amatör olarak bu işle uğraştınızmı ?
Ertürk: Aslında evet. Garip ama alışık oldugumuz bir hikayesi var bunun. Lise yıllarında dönem ödevi olarak Radyo vericisi yapmam gerekiyordu. Yaptım fakat calısmadı. Sınıfta tek calısmayan sistem benimkiydi. Cok dalga gecmişlerdi. İkinci dönem ise biraz daha güçlüsünü yaptım. Hatta bu radyo vericisiyle evimizin bulundugu sitede radyo yayını yapmaya baslamıstım. Eski bir kaset çalarım vardı ve ordan şarkı yayını yapardım. O dönemler kendimi cok mutlu hissederdim.

Daha sonrasında takvim yaprakları 2000 yılını gösterince Kırıkkale Universitesi Haberleşme Teknolojileri bölümünü (Tamda istediğim bölümdü) kazandım. İşimiz haberleşme oldugu için radyo tv internet gibi bir çok iletişim yöntemlerinin altyapılarını detaylı inceliyorduk. Ev arkadaslarım Radyo Tv Yayıncılıgı bölümünde okuyorlardı ve devamlı okul radyosunda yayın yaparlardı. Zaten işin özünü biliyorduk onlar sayesinde programcılığıda keşfettik. Ve bu sekilde devam etti.

Makaleci: Bildiğimiz kadarıyla müzik enstrümanlarıda çalabiliyorsunuz. Bunlar hankileri ve çalmaya başlamanıza ilham kaynağı neler ?
Ertürk: Evet kendimce bir kac enstruman çalmaya çalışıyorum.Ailemizdeki hemen hemen butun gencler enstruman calabiliyor. Bunu başaramıyan yada yapmak istemeyen ise şarkı soyluyor. Halen keşfedemedik ama sanırım aileden gelen birşey bu. Birde Allah vergisi diyelim. Cunku dogru durust nota bilmememe ragmen heves edipte calamadıgım hic bir enstrüman yok diyebilirim. Bunlardan bazıları, Org, Baglama, Ud, Keman, Darbuka,  Çok azcık Klarnet ve bu aralar Ney. O an aklımdan gecen bır melodiyi cıkartmak için herhangi bir enstrüman ile 5-10 dakika ugrasmam kafi.

Ertürk
Ertürk

İlk müzik deneyimim ise cok eskiye dayanıyor. 8-9 yaslarındayken yasadıgımız yere (Artvin – Şavşat) rus pazarı kurulurdu. gercek ruslar gelirdi. ve babam bir gün EK 88 marka ufacık tefecik bir org almıştı. İlk çaldıgım sarkı “İki gözüm iki çeşme yanaklarım ıslanır…” sarkısıydı. Ve boylece devam etti.

Makaleci: Bize biraz profesyonel radyoculuk zamanlarınızdan bahsedermisiniz! Mutlu olduğunuz yada üzüldüğünüz, istediğiniz ama yapamadığınız şeyler varmiydi?
Ertürk: Kırıkkale universitesi donemindeyken ogrendiğim seyleri hayata gecırmenın ilk yolu okulu bırakıp Samsun’a dondugumde bir radyoda yayına baslamaktaydı. Samsundaki kapı komşumuz Bafranın en cok dınlenen radyosunu sahibiydi. Okulu bırakıp o psikolojiyle eve donunce ev halkı pek hos karsılamadı.Malum yıllarca oku ve diploma alamadan gel . O moral bozuklugunu atmak ıcın radyoya basvurdum. o gun benden baska 3 kişi daha vardı demo kayıdı yapmak için gelen. Studyoaya girip “Merhaba. Şu anda 103.2 Radyo Barış dinliyorsunuz ve mikrofondaki ses Ertürk’e ait” diye baslayan bir kayıt yapınca aynı gece yayına basladım.

Ve yaklasık 5 sene aynı radyoda devam ettim. Yayın sorumluluguna kadar yukseldim. Bu donem içerisinde Karadeniz de bir ilki yapmak bu alandaki en buyuk mutlulugumdu.6 ay boyunca her hafta sonu bır sanatcıyı yayınıma konuk alıyordum. Gerek telefonla gerek stüdyo olarak (Samsuna konsere gelenler vs vs).

Radyoculuk yaşantım boyunca üzüldüğüm tek sey, devamlı mektup gonderen bir dinleyicimin mektubuydu. O gün kan kanseri oldugunu ogrenmişti ve bu duygularını dile getirerek benden “Nereden sevdim o zalimi” sarkısını canlı canlı okumamı ıstemıstı. Sanırım sene 2003-2004 filandı. O kayıt halen durur elimde. Ona cok uzulmustum. Şu anda yasayıp yasamadıgını hıc bilmiyorum. En sevindigim olay ise, Volkan isimli bir programcı arkadasımız ile bir gün ortak yayın yaparken sıkı dinleyicilerimizden birisinin hastahanede yattıgını, sancılarının arttıgı ve dogum yapacagı haberini almamızdı. O gun sabah 6 ya kadar yayın yapmıstık. Sırf o dinleyicimizin dogum neticesini ogrenmek için. En nihayetinde ikiz erkek cocugu olmustu ve birine Ertürk birinede Volkan adını koymustu. Cok güzeldi.
Son soruya gelecek olursak, şu ana kadar çok şükür isteyipte yapamadıgım birsey olmadı.

Makaleci: Programınıza konuk ettiğiniz sanatçılardan isimlerini hatırladıklarınız varmi? kimlerdi ?
Ertürk: Evet. Birkaç isim sayabilirim. İlk göz agrım Güçlü Soydemir’dir. Hakkı Bulut, Adnan Yılmaz (Kont Adnan) , Jale, Sinan Zorbey, Tuncay Tuncel, Fahrettin Karaardıç, Orhan Ölmez, Erol Budan, Dilek Budak, Ahmet Şafak, Mustafa Yıldızdogan, Deniz, Murat Basaran, Cankan, Melih Görgün, Rumelili Ekrem, Ercan Aydın, Hakan Tasıyan, İzzet Aktaş, Mehmet Akyıldız , Neslihan, Ziynet Sali, Yağız vs vs . Şu anda aklıma gelenler bunlar.

makaleci: Radyoculuk zamanlarınızda yapmaktan keyif aldığınız şeyler nelerdi ?
Ertürk: Radyoculuk cok ayrı bır atmosfer. Yanı stüdyoya girip mikrofon karısına gecınce bır basınıza ıcınızden gelenlerı dilediginiz gibi soylemek baslı baslına bır keyif. Radyoculuk donemimin her dakikası keyifliydi.

Makaleci: Profesyonel radyoculuk döneminden sonra nelere zaman ayırdınız ?
Ertürk: 2006 yılında bölgede ilk kez resmi Internet Hizmetleri veren bir firma kurdum. YUREGIM adıyla. Turkiye’nin bır cok yerel ve bolgesel radyosuna prodüksiyon hizmeti vermeye basladım. Reklam seslendirmeleri, program tanıtımları vs vs. Ayrıca Web tasarım ve Yazılıım uzerine cok guzel bir ekip kurarak bölgede bir ilki baslattım. Halende aynı ekip ile devam ediyorum. Askerlik gelip cattıgında (Normalde 2000 de gitmem gerekiyordu) iş yerini kapatmak zorundaydım. Askerlik sonrasında ise istanbulda 4-5 ay gibi bir sure kaldım. Bu süre içerisinde web tasarım konusunda bır cok projeye imza attım. Bunlardan en keyiflisi sayın Hasan KARACADAĞ’ın yapımcılıgını ve yonetmeliğini yaptıgı [email protected] 2 filminin resmi web sitesini hazırlamaktı. İstabuldaki işlerim bitince 2009 kurban bayramında kardeşimin görev yaptıgı Ardahan/Posof’a geldim. Ve halende buradayım. Devamlı web tasarım ve yazılım işi yapıyorum. Ara sıra müzik yapıyor ve bazende Yurtdışına (Gürcistan) cıkarak zaman öldürüyorum. Şu anda bu röportajı yaparken bır yandanda Sivas Belediyesi’nin sitesini hazırlıyorum

Makaleci: Amatör olarak şarkı söylediğinizıda biliyoruz. Bu hevesin yada yeteneğin aileden geldiğini söylediniz. ilerletmeyi hiç düşündünüz mu ?
Ertürk: Ben bunu keyf aldıgım ıcın yapıyorum. Evet imkanımda vardı aslında. Bir cok sanatcı abimiz ablamız “Gel” dedi ama ne yalan soyleyeyim korktum.Rahat bir yaşantım varken bir anda farklı bir dunyaya adım atmaktan korktum. Bana gore degil o dünya…

Makaleci: Yaptığınız müziklerde, söylediğiniz şarkılarda yada bestelerinizde ilham aldığınız birileri varmı ? Varsa bunlar kimler ?
Ertürk: Ozel bir soru oldu bu Ilham cok farklı birsey.Bunu anlatmak cok zor benım icin. Ama o ilham ile bırseyler anlatmaya calısıyorum elimden geldiği, dilimin döndügü kadar. Bazen yaşadıgım en ufak bır olay bıle soz yazmama yada birseyler mırıldanmama yetebiliyor. Bazense en acı sey bile hic bir ilham vermiyor. Mesela askerde ilk tuttugum nobette bir sarkı yapmıstım. Onuda yakında aranje etmeyi planlıyorum. “Yoklugunda agladıgım gecelerden haberin yok. Hasretin yakar beni durduracak dermanım yok. Can özüm hasretimsin, Son sözüm: HERŞEYİMSİN!. Yine sevdan dört yanımda, isyanlarım degil sana, şu ayrılık akşamında HASRETİMSİN!” diye hafif ritmli damar bir sarkı
Yani durup dururken gelebiliyor bu birseyler yapma ve yazma isteği.

Makaleci: Hayatınız boyunca sizi en çok mutlu eden ve en çok üzen olaylar nelerdi ?
Ertürk: Aslında üzüldüğüm herseyden bır mutluluk cıkartmaya calısırım. Polyanna misali degil ama nasıl desem, pek üzülmemeye calısırım.Muhakkakki en sevdıgım ınsanları ruhen yada bedenen kaybetmek buyuk bır uzuntu. Detaya inilirse hayatımın her alanında mutluluk var dıyebilirim.Cunku keyf aldıgım seylerı yapıyorum. Ama ilk aklıma gelen mutluluk şu anda birlikte oldugum insanı tanıdıgım ilk gün! Heyecandan titrediğim dün gibi aklımdadır. Süper bir duygu.

Makaleci: Şuandaki meseleğiniz yada uğraşlarınız neler? hala amatör olarak müzikle uğraşıyormusunuz ?
Ertürk: Şu anda profesyonel anlamda Web tasarım ve yazılım hizmeti veriyorum. Hayatımın en buyuk payına bu meslek sahip. Yaklasık 11 senedir bilgisayar kullanıyorum. Allaha şükürler olsunki dolu dolu yasayabilecegim bir hayat ve bu hayatı renklendirebilecegim marifetler var. Halen , ve ömürümün sonuna kadar müzik yapmaya devam edecegim. “Müzik yapmak” deyimi biraz iddaalı gelebilir. Aslında hic bir iddaam yok. Bastada soyledıgım gibi kendim için yapıyorum. Yani tamamen zevk

Makaleci: Şimdi tekrar profesyonel müzik kariyeri imkanı doğsa önceki gibi korkar başlamazmıydınız ? yoksa bu sefer korkularınızı bırakıp profesyonel olarak müzik kariyerini düşünürmuydunuz ?
Ertürk: Acıkcası ilerlemek istediğim sektör bilişim sektörü. Şu anda yeterli bir seviyede olduğuma inanıyorum. Ki yaptıgım işlerde bunun aynasıdır. Şu anda Türkiyenin diger ucundayım çunku hayattan bir beklentim var.İlkkez hayatım adına yaptıgım bir plan bu. Sakin ve sessiz bir yaşantı istiyorum. Evimde eşim cocuklarım ve en onemlisi huzur. Turk Telekom Bilişim Ağları’nda calısma durumum var. Bu yuzden beklemedeyim. Bu bekleyişide dolu dolu gecırıyorum. Gerek muzik yaparak gerek gezerek gerek calısarak. Ama şu anda teklif gelse – ki halen geliyor – cevabım yine hayır olur sanırım. Bu benim işim degil. Yeteri kadar profesyonel olduguma ınanmıyorum cunku. Bütün enstrumanları kendi kendime ogrendim. Ki daha saymadıgım bir cok enstrumanı 10 dakika kullandıktan sonra bir kac melodiyi rahatlıkla cıkartabilirim. Ama yaşım şu anda 27 ve bu yaştan sonra muzik konusunda cok iyi olmak için epey bir zaman ve caba harcamam gerekır. Bunun altından kalkabilecegimi zannetmiyorum.

Makaleci: En büyük korkunuz nedir?
Ertürk: Hayattaki en buyuk korkum yanlıs anlasılmaktır. Balık burcuyum ve burcumun hemen hemen butun ozelliklerini tasıyorum. En agır şeylere bile göğüs gerer, umursamam ama hic umulmadık bir anda en ufacık birşeye alınabilirim.Şu anda birlikte oldugum ve ömrümün son 3 senesini paylaştıgım dunyalar güzeli kız arkadasımı kaybetmekten cok korkuyorum. Kendisi epey kıskanctır ve bundan buyuk keyif alıyorum. Kıskanılmak guzel bir duygu cunku. Bilgisayarı ve ona baglı olan hic birseyi sevmez. İşimi bile zor zahmet kabullendi. Ozellikle işim dısında bırsey yaptıgımda (mesela şu anda yaptıgımız röportaj bile onu sinir etmek için yetecektir) hemen küplere biner. Onu deliler gibi seviyorum ve kaybetmektende cok korkuyorum. Ama bu yazılarıda gonul rahatlıgıyla yazabiliyorum cunku makaleci.com ailesini gercekten cok seviyor ve taktir ediyorum. Sanırım anlayısla karsılayacaktır.

Makaleci: Ne tür müziklerden hoşlanıyorsunuz ?
Ertürk: Kulaga hoş gelen her müziği dinlerim ama Hard Rock yada Metal kesinlikle dinlemiyorum, dinleyemiyorum. Anlamdan ziyade duygu bulamıyorum. Benim için sözlerden ziyade muzik biraz daha ön planda şarkılarda. Bazen bir sarkıyı dınlerken altyapıya o kadar konsantre oluyorumki sanatcının sesını bıle duymuyorum. Arabesk müzik benim için vazgecilmezdir. Koyu bir damarcı olmama ragmen oturup buyuk bir keyfle Bryan Adams bile dinlerim. Arap müziklerini seviyorum. Rap (Hepsi degil. Sadece Sagopa Kajmer ve bir kac belirli sarkı) , R&B , Pop , Türkü , Sanat Müziği vs vs kısacası güzel olan herseyı dinlerim.

Makaleci: Tamamıyla size ait olan ilk şarkınız, ilk besteniz hangisidir?
Ertürk: Yanlıs hatırlamıyorsam 2005 yılındaydı. Bir gece radyoya yayın için inerken ellerim cebimde, dudagımda ıslık karanlıkta sakin sakin birseyler dusunuyordum. Düşüncelerimden kurtulup dudagımdaki ıslığa kulak verince bu melodi cıktı. Radyoya iner inmez muzigi mırıldanıp kaydettim. Cok heyecan vericiydi. En nihayetinde sıfırdan bırsey yapmaya kalkışıyorsunuz. Org’um olmadıgı için cok sevdigim bir abimden (Muhammed BICAKCI) ödünç almış ve bu muzigi yapmıstım. Epey ugras verıcıydı. Sagolsun kendiside bazı yerlerde yardımcı olmustu. Daha sonrasında org ile yapılacak işlemler bitince altyapıyı istanbula gönderdim. Müşterim olmasından ziyade kardeşimden ayrı gormedigim sevgili Kadir KAMACI kardesim altyapının ustune keman ile cevap verdi. (Profesyonel bir müzisyendir. Bircok sanatcının arkasında keman caldı ki halende calıyor). 1 haftalık süre boyle gecince söz sıkıntısı cıktı. İlham dedikleri şey gelmiyordu… Almanyada cok sevdigim ve yine kardeşimden ayrı görmediğim bir dinleyicim vardı. Kulakları çınlasın. Nuray DURMUŞ (Almanyadan samsuna bile gelmişti sırf benim için) sözlerini yazdı

Ve ilk kayıdımı bu sekilde tamamlamış oldum. Tamamıyla bana ait olmasada bu sarkı ilk göz agrımdır. Şu anda dinlerken bir cok eksik görebiliyorum ama degiştirmek istemiyorum. Halen oturup durduk yere bu sarkının altyapısını dinlediğim günler vardır… Yine Sensiz benim ilk bebegim.

Ertürk’ün Yine Sensiz şarkısı: (indir)

Makaleci: Besteleriniz arasında en begendiğiniz şarkı hangisidir ve neden?
Ertürk: Aslında hepsini seviyorum. Ama her ne kadar sözleri ayrılığı anlatsada Kapak Olsun isimli şarkımı cok begenıyorum. Şu anda bile dinlerken yüzümde tebessüm oluşabiliyor. Kız arkadasımla tanıstıgımız donemler radyo programım cok dinleniyordu. Ara sıra canlı canlı sarkılar soylerdim. Bestelerimden mırıldanırdım. Daha aramızda hic birsey yokken “Benim içinde bir şarkı yapsana” lafıyla karşılaşınca “Birseyler yazabilmek için birseyler hissetmek yada yasamak lazım” cevabını vermıstım. Ki istediği cevapta buydu. Bu sayede bu yola başkoyunca bir süre sonra bu lafı tekrar duydum. Bu sefer “Senin için hic birsey ifade etmiyormuyum?” manasındaydı. Ondan gizli gizli ofisimde yazıyor çiziyor ve bu şarkının altyapısını hazırlıyordum. Ve altyapının bitmesine bir süre kala ilk ayrılıgımızı yaşadık. İşte o gün besledigim asıl duyguları dile getiren sozleri bir anda yırtıp bu sarkının sozlerını yazdım ve o gun kayıt aldım. Sozleri benim için cok anlam tasıyor… Özellikle sarkının en son nakaratı sanırım biraz agır kactı ama güzeldi, yaşandı ve sımdı cok mutluyuz…

Ertürk’ün Kapak Olsun şarkısı: (indir)

Son olarak Ertürkden Anlamı yüksek başka bir şarkısını paylaşmasını istiyoruz ve ekliyor..

Ertürk: Bu şarkı yüreğimdeki sevgiyi anlatıyor. 2007 de, şu an birlikte olduğum ve hayatımı noktalandırmayı hedeflediğim kişi için yapmıstım. Muzik Punjabi MC nin bir sarkısından alıntı. Düzenleme ve sözler bana ait. Sevmek güzel birşey, sevilmek apayrı…

Ertürk’ün Bitmesin şarkisi: (indir)

Ve söyleşimiz son buluyor. Konuyu kapatmadan önce Ertürk arkadaşımızın bizimle paylaştığı ve seslendirdiği diğer şarkıları hemen konunun altında isimleriyle beraber paylaşıyorum. Online şekilde dinleyebilir yada indir linkinden indirebilirsiniz.
Bu güzel söylesi için Ertürk arkadaşımıza çok teşekkür ediyor, herzaman böyle sıcak kanlı ve enerjik kalmasını temenni ediyoruz.

Ertürk’ün seslendirdiği ve bestelediği diger şarkılardan bir kısmi:

Batsin Bu Dunya (indir)

Bakırköyden Mektup Var (indir)

Ates Donar Su Yanar (indir)

Adı Bende Saklı (indir)

Yine Sensiz (indir)

Tanrı İstemezse (indir)

Raki Sofrasi (indir)

Ozledim (indir)

Söyleşi yazarı: Selçuk kılıç

Kategoriler
Genel Müzik Konuları Şarkıcı Şiirler

Duyğularım səndə həbsdə -Türkçe ve Azerice

Duyğularım səndə həbsdə

Duyğularım səndə həbsdə,
Hisslərim sənə qandallı,
Dilimdə həsrət nəğməsi,
İçimdə dərd növbələri…

Baxışların öldürücü,
Eşqin qan davası sonsuz.
Otağım soyuq, boğucu,
Gecələr qaldım mən yalnız.

Hər gün yazıram sənə mən,
Taleyimdən gileyliyəm.
Göndərdiyim namələrdə
Bir ürək, bir ox çəkirəm.

Duyğulara qəm qatmayaq,
Sevirəm mən, inan, səni,
Misraların arasında
Sevgin məhv edibdir məni…

Şeir: Yakub Içik
tərcümə: Sima Ənnağı


*** Türkçe***


Duygularim Sende Mahpus

Duygularım sende mahpus
Hislerim sana kelepçeli
Dilimde hasret şarkısı
İçimde dert nöbetleri….

Bakışların can yakıcı
Bitmez bu aşkın kan davası
Odam soğuk bunaltıcı
Yalnız kaldım geceleri…

Her gün sana yazıyorum
Kaderime kızıyorum
Gönderdiğim mektuplara
Bir kalp, bir ok, çiziyorum…

Duygulara gem vurulmaz
Seviyorum inan seni
Satırların arasında
Aşkın gel_git yakar beni…

Söz: Yakup İCİK

Müzik: Sedat ERDOĞDU

(Rap Müzik/Seslendirenler: Oguzhan Bekar- Tugay Kiraz- Abdullah Koray Icik

Kategoriler
Azerbaycan üzerine Gazeteci Geçmiş Tarih Genel Konular Şair Şarkıcı şiir edebiyat Şiirler siyasetci Söyleşiler - Röportajlar

Şeki’ye kar düşende

ŞEKİ’YE KAR DÜŞENDE

Bahtiyar Vahabzâde, bir neslin namusu olmayı seçmiş bahtiyarlardandı. Bilinen ölçülere göre bahtiyar yaşamadı. Çilesi büyüktü. Gönül ağrısı, ruhunun ve sanatının gıdasıydı; aynı zamanda hayatının karabasanı olacak şartları da hazırladı. Dolayısıyle, genel-geçer ölçülere göre gün görmedi. Dünyevî tadlara uzak değildi, hatta, hemcinslerine “nümûne” olacak kadar dünyalıydı ve dünya zevklerine de yolu pek çok şekilde uğramıştı; lakin satıh üstü değerlerde konaklayacaklardan değildi. Derdi vardı ve bu dert, başına türlü türlü dertler açacaktı.

Evvela “şâir” doğmuştu. Bu, yaradılışı yorumlamakta ve hayatı yaşamakta, zaten başlı başına derin bir fark yaratmaya yeterdi. Öyle sıradan bir şair de değildi. Sarsıcı bir kabiliyetle doğmuştu. İçinde volkanlar vardı. Önüne durulamaz patlamalar olması kaçınılmazdı. Gelecek yıllar, bu yanardağın faaliyetine şahid olacaktı.

Doğduğu 1925 yılı, Sovyet inkılabının ve özellikle Stalin rejiminin tamamiyle yerleştiği yıllardı. Korku kol gezerken, çocukluğun hür ikliminde yaşamak mümkün olmadı. Daha dilleri yeni açılmışken, büyüklere öğretilen yaşama kalıpları, çocuklar için de uygulanmaya başlanıyordu. Rejim, kendi sistemini körpe dimağlarda yeni baştan yaratıyor, eğiyor, büküyor, bozuyor, olmadı yine bozuyor ve insanlık tarihinin en insafsız toplum mühendisliğinin örneklerini vermekten çekinmiyordu. Bu sistem, o yıllar için söyleyecek olursak, merkezde çok kuvvetli, taşrada nisbeten daha zayıf ölçülerde uygulanıyor gibiydi. Bahtiyar Bey de bir bakışla taşralı sayılırdı.

Bahtiyar Vahabzade, o tarihlerde bile temiz kalabilmiş Türk muhitlerinden birinde doğmuştu. Şeki, Bolşevik İhtilali’nden evvel, Kafkasya’daki Türk Hanlıklarından birinin merkeziydi. Devlet başkenti olsa da Bakü’ye göre, hatta Gence’ye göre taşraydı. Şeki Hanlığı, zaten bir vilayetten ibaret denilebilecek kadar dar bir sahada kurulmuştu. 1925’e gelindiğinde de Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin belli başlı şehirlerinden biri olmuştu.

Şeki , eski bir başkentti ve son yüzyılın bir kültür şehri olarak şanslıydı; Bakü’ye, yani merkeze uzaklığı da Şeki’nin bir şansı olarak ortaya çıktı. Yeni sisteme uyumu ve kendi değerlerini değiştirmesi veya yeni değerleri de benimsemesi bunun için zaman aldı. Bu yavaşlık, pek çok şeyin korunabilmesi imkanını da getirdi. Bahtiyar Bey, işte böyle bir Şeki’de doğdu.

Şeki, Türklerin, hayatı hâlâ – belli ölçülerde-, Dede Korkut havasında yaşadıkları bir şehirdir. 1993 yılı başında, karlar altında üşüyen, gazsız ve hatta elektriksiz haliyle gördüğümde, Karabağ harbinin en şiddetli zamanıydı. Bu haşin tabiat şartları altında ve harbin acıları içinde bile, yüksek espri kabiliyetini, gülümsemeyi ve misafirlerini gülümsetmeyi bilen bir Şeki vardı. Şeki, pek çok bakımdan farklı olduğunu hemen hissettiren, güçlü, kucaklayıcı bir şehirdir. Civar illerden oraya geçtiğiniz zaman, hava da değişir, insanlar da değişir, sanki hayat da değişir. Mirza Fethali Ahundzâde’nin ve Bahtiyar Vahabzade’nin memleketi, sizi bir aydınlık yüzle karşılar. Şimdi bunu daha iyi anlıyorum ve o zaman bir Şeki Güzellemesi yazmadığım için de mahcubiyet duyuyorum. Mazeret beyan ediyormuş gibi olmak istemem; ama, Şeki’ye bir yaz Bahtiyar Bey’le gidecektim ve Şeki ziyareti asıl mânâsını o zaman bulacaktı. Bakü’den ayrılırken, Bahtiyar Bey’in selamı ile gitmiştim. Bahtiyar Bey, o tarihte sağlıklıydı; kışı Bakü’de geçiriyor, yazları Şeki’de oluyordu. O tarihten itibaren, Azerbaycan’a gidemedim ve Bahtiyar Bey’in geliş gidişlerinde ancak Türkiye’de görüşebildik.

Bahtiyar Bey’i, biraz Şeki’den hareketle anlamak ve anlatmak isteyişim boşuna değildir. Eğer, kısaca yazdığım bu Şeki havası olmasaydı, belki de Bahtiyar Bey, Sovyet İnkılabının keskin bir muhalifi gibi görünmeyecekti. Şeki’nin kuşatıcı havası, kolayca “karşı” görünmeyi sağlayacak kadar keskin bir mizahla duyulur. Her Şekili’nin, bu manada muhalif doğduğu söylenebilir.Bahtiyar Bey de, şiirinde çok net görüldüğü gibi, hemen daima, zıtları çarpıcı bir şekilde görüp gösterme yolunu seçti. İçinde yaşanan şartlar gereği her şeyi olduğu gibi sanatını da ince eleyip sık dokuduğu bellidir. Bununla birlikte, dikkatinin inceliği bile onu sistemin gazabından koruyamadı. Bilenler bilir ki, sırasında çok kıvrak bir politikacı kadar manevra kabiliyeti yüksek bir insandı. Ancak, devir o devir idi ki, yerli hayata, yerli kültüre biraz derinlemesine değer verenler, bir bahaneyle derhal damgalanıyordu. Halk düşmanı vesair sıfatlardan biri yapıştırıldı mı, kurtuluş yoktu. Özellikle Türkler, bu konuda daha bir mercek altındaydılar; çünkü Türklük, bin yıl dünyayı yönetmiş bir milliyetin adıydı. Tabii, burada bir paradoks da vardı.

Şaşılacak şeydir: Sovyet sisteminin en belirgin özelliklerinden biri, mikro milliyetçilikleri sonuna kadar teşvik etmesiydi. Herkes kendisini bir diğerine karşı, mikro kimliğiyle ifade eder, bu kimlikler arasında kıyasıya bir yarış olur ve bu yarışın hakemi de halkların kardeşliği prensibini gözeten Moskova olurdu. Herkes eşitti ve güya kardeşlik esastı, ama çatışma da devamlı körüklenen bir durumdu. Çatışan taraflar, tek tek merkeze, yani Sovyet sitemine, yani üstü örtülü Rusluğa bağlıydılar. Rusluk bir etnisite değildi, sanki varılması gereken bir menzil, ulaşılması gereken bir hedefti . Çatışan unsurlar, her zaman Ruslukta dinlenirler, Rusluğa sığınırlar ve çatışırken aşınanlar, yorulanlar, itilip kakıldıkça Ruslukta karar kılarlardı. Bugünkü Rus nüfusunun önemli bir kısmı, bu türden kazançlarla temin edilmiştir.
Bahtiyar Bey, işte bu mikro milliyetçilik konusunda, istenenden biraz derine gitmiş gibiydi. Yani, kendini Rusluk karşısında da bir şahsiyet olarak ifade etmek ister görünüyordu. Gerçekte, kendi milletini Rusluk karşısısında bile eşit gördüğü anlaşılıyordu. Halbuki, resmî anlayıştaki “eşitlik” sadece bir retorikten ibaretti. Bu “söylem”i gerçekmiş gibi kabul edip ona göre davranmak çok tehlikeli bir görüntüydü. Birinci husus buydu. İkinci husus olarak da, kıskançlıklar devreye giriyordu. Parlak bir şâire karşı kin ve kıskançlık duyulması sıradan bir insanlık durumuydu. Onu damgalamak için de, Sovyet rejiminin jurnal sistemi sayısız imkan veriyordu. Bu imkanlar kullanıldı ve Bahtiyar Bey, rejim muhalifi olarak tescilli bir aydın oluverdi.

Gençlik çağından itibaren, yazdıkları, söyledikleri hep bu rejim muhalifi penceresinden değerlendirildi. Sık sık ifadesine başvuruldu, sık sık gözaltına alındı, sık sık hapse atıldı. Keskin bir mizacı olmasa da, yazdıkları derin kuşkular uyandırdı. Çünkü, halktan da ilgi görüyordu; yazdıkları beğeniliyor, alkışlanıyordu. Sovyet sistemi böyle bir kişi ve fikir etrafındaki kümelenmeleri hoş görmezdi. Bunun bir bedeli vardı. İnsanlar, 1956’dan önce bu bedeli canlarıyla öderlerdi. Stalin sonrasında, can bedeli, yerini büyük nisbette ağır baskılara, hapislere, sürgünlere ve işkencelere bıraktı. Bahtiyar Bey, bu son dönemin damgalılarındandı.

Bana sıkça gözyaşlarıyla bu hapis ve düşkünlük dönemlerini anlatmıştı. İşinden olduğu, kimsenin açıkça ziyaret edemeyeceği ailesinin durumu yüzünden kahrolduğu bu dönemlerde yaşananlar, onun milletine bağlılığını derinleştiren şahane örnekler de saklar. Bir defasında, hıçkırıklarını zor zaptederek, bunlardan birini anlatmıştı. “…hapse atılmıştım. Ailem perişan oldu. Ne yiyip ne içeceklerini bilmiyordum. Fakat şunu bildim: Ben hapisteyken de, çıkıp işsiz kaldığım zamanlarda da her gece, evimin kapısına, her türlü tehlikeyi göze alarak, birileri yiyecek içecek bırakıyorlardı. Onların kim olduğunu hiç bilmedik. Ailem, böyle böyle sefaleti en az seviyede hissetti… Söyle Yağmur, ben bu milleti nasıl sevmem? Uğruna nasıl tehlikeleri göze almam? Onlar için nasıl çırpınmam, nasıl ölmem?..”

Kategoriler
Biyografi Şarkıcı

Michael Jackson Hayatı

Dosya:Michael Jackson and President Bush 2 (cropped).jpg

Genel bilgiler
Doğum adı: Michael Joseph Jackson
Bilindiği ad(lar): King of Pop, King of Soul, King of Rock and Roll
Doğum: 29 Ağustos 1958(1958-08-29)
Gary, Indiana, ABD
Ölüm: 25 Haziran 2009 (50 yaşında) Los Angeles, Kaliforniya, ABD
Tarz(lar) :R&B[3], soul, pop, dans-pop, disco, rock, urban, New jack swing, funk, Motown
Meslek(ler): Şarkıcı, Söz yazarı, Prodüktör, Aranjör, Dansçı, Aktör
Çalgı(lar) Vokal, perküsyon
Etkin yıllar: 1967-2009
Etiket(ler): Motown, Epic, Sony, The Michael Jackson Company, Inc.
İlişkili hareketler: The Jackson 5, Janet Jackson, Quincy Jones
Etkilendikleri: James Brown
Web sitesi: www.michaeljackson.com

Michael Joseph Jackson (d. 29 Ağustos 1958 – ö. 25 Haziran 2009) “Popun Kralı” olarak tanınan Afro-Amerikalı şarkıcı, müzisyen, besteci, söz yazarı ve pop yıldızı.

Jackson Ailesi’nin dokuz çocuğunun yedincisi olarak dünyaya gelen Michael Jackson, babasının kurduğu Jackson 5 grubunda 1971 yılında henüz 11 yaşındayken müzik yaşamına atılmıştır. Daha sonra Off the Wall (1979), Thriller (1982), Bad (1987), Dangerous (1991), HIstory (1995) gibi milyonlarca satan solo albümlere imza atan Jackson, büyük bir şöhret kazanmış ve “Popun Kralı” (İngilizce: King of Pop) olarak anılmaya başlanmıştır. Guinness Rekorlar Kitabı’na da giren Jackson, özellikle son yıllarda bazı sağlık sorunları ve skandallarla gündeme gelmiştir.

Üç çocuk babası olan Michael Jackson, 25 Haziran 2009 günü Los Angeles’taki evinde geçirdiği rahatsızlık sonucu koma hâlinde hastaneye kaldırılmış fakat kurtarılamamış ve kalp durması nedeniyle 50 yaşında hayatını kaybetmiştir.

Hayatı

Çocukluk ve gençlik yılları: 1958 – 1978 29 Ağustos 1958 tarihinde, Amerika’nın Indiana eyâletinin, Gary şehrinde doğdu. Dokuz çocuklu bir ailenin yedinci üyesi olarak dünyaya gelen sanatçının tam adı, Michael Joseph Jackson’dır. Şarkıcının fabrika işçisi olan babası, Joseph Jackson, müziğe tutku derecesinde bağlıydı ve boş zamanlarında gitar çalıyordu. Eşi Katherine (Scruse) ile evlenip kalabalık bir aile haline geldikten sonra, bu ilgisini çocuklarına da aşıladı.

60’lı yılların başlarında büyük erkek kardeşleri, Jackie, Tito ve Jermaine, babaları tarafından organize edilen "The Jackson Brothers" adında bir grup kurarak, kulüplerde şarkı söylemeye ve yarışmalara katılmaya başladılar. Jackson’un sahip olduğu ses ve dans yeteneği, kısa zamanda fark edildi. Henüz yaşı küçük olmasına rağmen, özellikle solo şarkılardaki performansı nedeniyle, 1964’te, diğer kardeşi Marlon’la birlikte gruba dahil edildi. Artık beş üyeden oluşan kardeşler, grubun adını "The Jackson 5" olarak değiştirdi.

1968’e kadar geçen süreçte, amatör çalışmalarına gece kulüplerinde ve barlarda devam eden grup, Harlem-New York’ta bulunan Apollo Tiyatrosu’nda düzenlenen bir yarışmada birinci gelerek, dönemin en ünlü R&B plak şirketi Motown’ın kurucusu Berry Gordy’nin dikkatini çekti. 1968’te Motown’la imzaladıkları sözleşmeden sonra Kaliforniya’ya taşınan grubun yıldızı hızla parlamaya başladı.

Söz konusu şirketten Suzanne de Passe’ın menajerliğinde çıkan ilk dört tekli, "I Want You Back", "ABC", "The Love You Save", "I’ll Be There" listelerde bir numaraya oturdu. O-Jays grubu ve James Brown gibi soul müziğin önderlerinin izinden giden The Jackson 5, 70’lerin başında zenci pop ve soul vokal gruplarının dünya çapında bir numaralı temsilcisi haline gelmişti. Michael Jackson ise, bu yeni müzik tarzını kendi içerisinde, dansıyla birlikte harmanlayarak, özgün bir tarza dönüştürecek, kendi kulvarında yalnız koşacaktı. Grubun bu hızlı yükselişinden sonra, güçlü sesiyle, farklı dansıyla oldukça sivrilen ve öne çıkan Michael Jackson, 1971-1976 yılları arasında halen The Jackson 5’a bağlı olarak, yine Motown’dan, "Got To Be There", "Ben", "Music and Me" ve "Forever Michael" adlı ilk solo albümlerini çıkardı. Artık Jackson için bireysel kariyerin önü açılmıştı.

Walt Disney Pictures tarafından, 1971’de grubun çizgi filmi yapıldı ve yayına verildi. Ününü tüm dünyaya duyuran Jackson kardeşler, uluslararası konserler serisine 1972’de İngiltere’den başladılar ve gittikleri her yerde kapalı gişe yaptılar. Bu dünya turnelerinde Commodores ve Lionel Richie, The Jackson 5’ın alt grupları olarak sahneye çıkmıştı. 1973’ten itibaren grubun satış rakamlarının düşme eğilimi göstermesiyle birlikte, Motown kontrolü ele alarak, bundan böyle şirket tarafından seçilecek şarkıların seslendirilmesi konusunda Jackson’lara baskı yapmaya başladı. Sıkıntılı günler geçiren grup, 1976’da şirketten ayrılma kararı alarak, Epic Records’la sözleşme imzaladı.

Bu gelişmeden sonra Motown, Jackson’lar aleyhine, sözleşmeyi ihlal etmek savıyla dava açtı. Aynı yıl, grubun bilgisi olmaksızın "The Jackson 5 Anthology" adıyla karışık bir albüm yaparak piyasaya sürdü. Bu gelişme iplerin iyice gerilmesine neden oldu. Şirketin sahibi Berry Gordy’nin kızıyla evli olan Jermaine Jackson, taraflar arasındaki bu ihtilaftan dolayı, gruptan ayrılarak Motown’da kaldı. İsim hakkını kaybeden Jackson kardeşler ise, Jermaine’in yerine en küçük kardeşleri Randy’i gruba dahil ederek, The Jacksons olarak ismini değiştirdi. Yenilenen grup için artık yeni bir dönem başlıyor; Michael ise zirveye doğru koşar adım ilerliyordu. The Jacksons kısa zamanda toparlandı ve 1976 – 1984 yılları arasında, ağırlıklı kendi parçalarından oluşturdukları albümler ve teklilerle kariyerlerinde yükselmeye devam etti. Yeni şirketlerinden altı yeni albüm çıkaran grubun, 1978’deki Destiny çalışması neredeyse patlama yaptı ve Jackson kardeşlerin en başarılı albümleri arasında yer aldı.

Bu albümün Michael için de ayrı bir önemi oldu. Çünkü kendi bestelediği şarkılar, dünya çapında büyük beğeni topladı ve grubun klasikleri arasına girmeyi başardı. Böylece Michael’ın "beste yapabilme" gibi başka bir yeteneği daha ortaya çıkmış oldu. Söz konusu albüm iki milyondan fazla satarak, grubun ve özellikle de Michael’ın ününe ün kattı
 

Albümleri

 Çocukluk ve gençlik yılları: 1958 – 1978
 Off The Wall: 1978 – 1982
 Thriller: 1982 – 1987
 Bad: 1987 – 1990
 Dangerous: 1991 – 1994
 HIStory, Blood On The Dance Floor: 1995 – 2000
 Invincible: 2001 – 2002
 Number Ones, Visionary: 2003 – 2007
 Thriller 25, 2008 –

 Ölümü

25 Haziran 2009 günü, yerel saat 14.26’da Michael Jackson’ın kalp durması sonucu Los Angeles’ta hayata veda ettiği açıklandı. Akşam saatlerinde Los Angeles’ta ki evinde, yanında doktoru ve yardımcıları ile beraber olan Londra’da vereceği konserlerin provaları arasında inzivaya çekilmiş dinlenirken, sabaha saatlerinde ani bir şekilde fenalaştı ve UCLA Tıp Merkezi’ne kaldırıldı. Nefes darlığı yaşayan ve bilinci kapanan Jackson bir süre sonra komaya girdi, yapılan tüm müdahalelere karşı duran kalbi tekrar çalıştırılamadı ve hayata gözlerini yumdu.

7 Temmuz 2009’da, Jackson’ın ölmeden 2 gün önce son provasını yaptığı Staples Center’da onun için bir anma töreni düzenlendi. Bu törene Usher, Mariah Carey, Lionel Richie, Jennifer Hudson, Brooke Shields gibi ünlüler katıldı. Bunun yanında tüm ailesi, çocukları ve hayranları da oradaydı. Törenin sonunda tüm aile sahneye çıktı. Jackson’ın kızı Paris de kısa bir konuşma yaptı.

Yazılar İçin wikipedia Teşekkürler

Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler Şair Şarkıcı Şiirler

Herkes Şair Olmuş Parmakla Gösterilmeyi Bekliyor!

Steve vai’yi cok müziksever tanir, konserine gelen her dört erkekten üc’ünün gitar caldigini söylemesi ile anlatmak istegi durumdur.
steve vai’nin iki tele vuran adamin gitar caliyorum demesine ayar vermesi gibi, iki kafiyeli cümle bulanin kendine sair demesine ayar vermek isteyen yazarin saptamasidir…

her türk insani hayatinin her evresinde asik olur, karsi taraf bilmedigi sürece kendi kendini yer, sonra acilir karsilik bulamazsa küser icine döner, karsilik bulabilirse ne mutlu, ama bu da uzun sürmez kavgalar baslar, beni benim seni sevdigim kadar sevmiyosun laflari baslar, didismeler baslar bitmez, arada sakin bi dönem gecer bunun akibeti feci bir ayrilik olacaktir, ayrilik sonrası elin telefona gitmesi vardir evin icinde sacma sapan dolanip bes saniyede bir koltuk degistirmek vardir, bir zaman sonra hafifler aci, yolda yürürken yeni sevgilisiyle görürsün eski aski yine depresir tüm duygularinda, gönül baskasina kaymistir bile…

iste bu her evrelerin (illaki unuttugun haller vardir) her birinde siir yazmaya meyillidir türk insani

bir de bu evreleri kendi yasadigi yetmezmis gibi cevresindekilere de yasatir…

sairlere inanmiyorum ama bir sekilde matematik sorunu var!

özeleştiriden yoksunluğumuzun kanıtıdır.

Bilgi ve Sevgiye Ulaşamayan Herkes Engellidir.

Şiir insanı değiştirir. O değişime hazır değilsek, çarpar, uçuruma yuvarlar. O değişime hazırsak, şiir gelir bulur bizi.
Şiir toplumuyuz ama şiir okumayız. Çünkü herkes şiir yazıyor. Yazan okur mu, niye okusun, adam yazıyor.(!)

Şiiri, tam anlamıyla algılayabilmiş ya da algılayamamış olsun, her insanın içinde bir şairlik yatar. Ama herkes şair olamaz. Şiir hevesiyle şiirin kuram ve kurallarını yakaladım sanarak yazanların çoğu şair değildir. Çünkü şiir salt kuram ve kural değildir. Hatta kuram ve kural, şiire öksedir, çoğu zaman. Şairliğin kumaşı ayrıdır: Onu dokuyacak duyuş, özümseyiş ipliğiniz olacak, dil kirkitiniz, düşünüş tezgâhınız olacak.

Size, hep tatlı gülücükler sunan, hep ön uzağınızda, eteğinin altından, budunu, kösnülce göstere göstere sektiren, imkânsız sevgilidir şiir: Ömür boyu, saniyelik aksatma yapmadan ardında olacaksınız. Yakalanmazlığını bile bile, onun zor ve çileli yolculuğundan yılmayacaksınız. Şiir kişiliğini kuşanmak, şiir adamı olmak kolay değil; zorun zorudur. Şiir kişisi olmak, sıradan kişiliğin, hatta yazını anlayan, öteki yazın türlerinde beceri gösteren kişiliğin, çok üstünde bir uğraştır. Yerleşmiş anlayışlara göre söylersek, olanla yetinmeyen, muhalif bakışlı ve düşçü adamın işidir, şiir kişiliği. Düşlerimize kanat takan, içimize yumaklanmış özgürlük susamışlığına bir tas suyu sunan, -halkın ‘yiğidin iyisi delibozuk olur’ dediği anlamda- delibozuk dediklerimden çıkar şair: Geleneğin katılığını parçalar, aklın yerleşmiş çizgisini aşar; kendilerini, akla ve geleneğin tutucu yanına tutsak etmeden, yeni akla yolak açarlar…

Her insanın yapıp ettiği; yazılsın yazılmasın sözdür: Sözüne bakar, insanını hem de ta derinliklerinden- tanırsınız. Bir şairin kişiliğini; şiirlerinden, şiir yolundaki uğraşından, tutumundan, şiir serüveninin nirengilerinden çıkarabilirsiniz.

İlk başta şiirin anasıdır şair

Bazı ünlenmiş yazar ve şairler internetteki edebiyata “ikinci sınıf edebiyat” işlemi yapıyor ve burun kıvırıyor. Değerlendirmelerde ciddiye almıyor.Anlamsız yaklaşımlar ve eleştiriler bunlar.
Birileri de, şiir, öykü, roman piyasasına giriş çıkışları denetlemek istiyor sanki.
– Ne o öyle destursuz internette yazı, şiir yayımlamak filan; düzeyi düşürüyorsunuz!
– Demokrasi var! Sen de yayımla, pulların dökülmez!..
Bir unvan çıkarıldı şimdilerde ‘internet şairi’ diye örneğin.
İnternet şairi olmakla nitelendirilmemek için sitelere şiir göndermeyenler var artık.
Eskiden olduğu kadar göndermeyenler…
Sanki şiiri dergilerde yayımlanırsa “Mallarmé” kabul edecekler.
Sen yaz; doğru bildiğin yolda yürü, kim ne derse desin.
Ortalama bin kişi şiir yazıyor bu ülkede.
Piyasadaki şair, yazarlara kalsa kimseye yazı, şiir yazdırmaz onlar. Hep kendileri yazmak ister. Azgelişmişlik, anti-demokratiklik; artık ne derseniz deyin.

Geçmiş dönemlere baktığımız zaman, şairlerin gerçek şairler olduğunu görüyorsunuz. Zamanımızda şiire biraz haksızlık edildiğini düşünüyorum. Şiir’e üvey evlat muamelesi yapılıyor. Bu sanatın her dalında var galiba. Herkes şiir yazdığını zannedebilir ama, eski şairler çok büyük şairlerdi, şiire estetik olarak bir şeyler katan, şiiri yücelten, sevdiren, okutan şairlerdi. Biz hala o şiirleri beğeniyle okuyoruz, bir aşk mektubunda, gurbet mektubunda kullanıyoruz. Yeni dönemde eski kuşak şairlerimiz gibi yüreklerimizi titretebilen bir şair daha ortaya çıkmadı. Çok güzel yazıyor diyebileceğimiz bir şair ismi verebilmek gerçekten çok güç.

Ülkemizde şiir her zamanki gibi gayet ‘trendy’. Gençlerin çoğu şiir yazıyor. Radyo programlarında ya da gençlik dergilerinde yerli yersiz şiirlerle karşılaşıyoruz. Benim elektronik posta kutum da, genç okuyucuların gönderdiği şiirlerle dolup taşıyor.

Demek ki her üç Türk vatandaşından dördü şair hâlâ. Bunun nedenleri konusunda usta şairler farklı görüşler ileri sürüyor. Attilâ İlhan’a göre ülkemizde herkes şiir yazıyor çünkü şiiri çok seven bir milletiz biz. Oysa İlhan Berk tam tersini söylüyor. Ona göre her önüne gelenin şiir yazmasının nedeni, kimsenin şiire saygı duymaması.

”’ Dünyada " kültürel anlamda " top-yekün siir yazabilen Türk Milletinden baska bir millet yok! Öyle cok materyale sahibiz ki gerek karikatürislerimiz gerekse romancilarimiz vb..her zaman yapabilecegi – yazabilecegi konulari aninda bulabilme sansina sahipler. Ne yazik ki yazdigimiz yazi, siir vs..okumuyoruz. Oysa; Türk edebiyati, diger Dünya Edebiyatlari güzellik ( duygu acisindan ) birinci sirada gelmektedir! Dünya ülkeleri arasinda bir cok ülkelerde Edebiyat insani yetismiyor! Biz Türkler bir bakima anadan dogma Edebiyatciyiz lakin Türk edebiyati kisir bir döngü icerisinde aksak-topal güzel ve zengin dönemini yasayamiyor gibi! ”’

Mikrofonu görünce dayanamayacağım. Benim için söylediğiniz bu güzel cümleler için çok teşekkür ediyorum. Biz, böyle yetiştik ve Ankaralı olmanın sonucu bu bence. Ankaralı derken İstanbul’daki televizyon ve gazeteler dışındaki tüm Anadolu’yu kastediyorum. Bizim için saygı çok önemli bir şeydir.

ben öğrencilerime, son dönemde her şey birbirine karıştı, şiirin ne olduğu, şarkının ne olduğu belli değil diyorum. Herkes şair, herkes şiir yazıyor, herkes yazar. Çetin Altan’ın güzel bir deyimi var: “Bir insanın yazar ya da şair olduğunu anlamak için üstünden bir 50 yıl geçmesi lazım. Eğer hala okunuyorsanız o zaman önemli bir adamsınız”. Biz sadece gündemi tespit etmekle mükellefiz, ileride inşallah okunuruz. Şu günlerde televizyonlarda bir adet var arkadaşlar. Medyada herkes şair demiştim ya, etkileyici bir ses tonuyla okuduğun her şey şiir oluyor. Ben şimdi şu elimdeki gazeteyi bu ses tonumla okusam şiir gibi olur! Ses tonu bir avantaj yaşamda ama böyle de olmaz ki!

binlerce boş şiirin var olması yerine,şair diyebileceğimiz kişilerin katkıda bulunması daha mantıklı olurdu. Tamam,sanat diyoruz ama,ilkokul çocuklarının 23 nisanlarından tutun,ışığı gören herkes şiir yazıyor.Okunmaya bile değmeyen şiirler,sadece bir iki faksla yüceltilmemeli bence. İyi ile kötüyü ayırt etmekte zorlanıyoruz artık.

”’ kimbilir, belki de bana biraz ‘ukala herif  ne saçmalıyor’ diyebilirsiniz. kafanızı çok şişirmiş olabilirim. ama  kimi gerçekleri şair olarak sadece edebiyat dünyasından izlersek göremedigimiz ya da okumaya tenezzül etmedigimiz  farklı portallerdeki okurların/yorumcuların şairler ve şiir hakkında ne düşündüklerini de görmezden gelmenin önyargılı bir yaklaşım olacagını düşündüm, ve sanal alemin kanatlarında kısa bir sörf yaparak  inceledigim farklı duygu ve düşünceleri aktarayım istedim.

virtuel alemin kreaktiv şiir yaratıcılarının yazdığı şiirlerini okumadığından bahsetmiyorum! ”’

Affola!

Kaynaklar:

Araştırma: Yakup İCİK