Kategoriler
Aşk Öylesin Esti

Aynı

Aynı kelimesinden ne anladınız ? günümüzdeki aşklar aynı desek…

Herkesin bildiği gibi yada herkesin söyledği gibi “günümüzdeki aşklar aynı  ” . Peki kaçımız neden aynı yada sonunun böyle olacağını biliyordum zaten yine AYNISI oldu diyoruz.Aslında çoğumuz gerçek aşkı arıyoruz ama bulamıyoruz bulan var mı var ( dediklerine göre).İnsanoğlu  aşka aç olarak yaratıldı diyemem çünkü büyüklerimizinde dediği gibi “önceden aşk mı vardı” cümlesi kesinlikle doğru .Aşk kelimesi yaklaşık olarak 100 yıl önce ortaya atılmış bir kelimedir ve insanlar gün geçtikçe bu kelimenn değerini arttırmaktadır .Her insan aşık olmak ister hatta bazılarımz ben aşk için yaratıldığını düşünür . Aslında hepimizin istediği şey AYNI . İstediğimiz şey; delicesine sevebileceğimiz ,çılgınlık yapabilceğimiz ,gerekire uğruna ölebileceğimiz biri namı diğer  diğer yarımızı bekliyoruz. Peki bizi bu kadar saplantılı yapan şey nedir ? yani aşık olcam diğer önüne gelen demiyelim de her hoşlandığı kişiyi aşık olablceğiniz insan potansiyeli gözüyle bakmamızın nedeni nedir? işte bunlar yüzünden her zaman ağızımızdan “bu da AYNIymış be ” kelimeleri çıkmıyor mu çıkıyor çıkmasınada bu kelimeler bizi bir depresyon haline yada insanlara olan güvenimizi azaltmıyormu … Asıl soru şu bizim için aynı olmayıp fark yaratacak kişiyi nasıl seçeriz ? yada öyle bir kişi varmı ilk önce bunu sorgulamalıyız …

Saygılarımla..

(SILA- Tam da Bugün)

Kategoriler
Aşk

Yürek Gürültüsünde Sağanak Duygular

    Aşk gül kokan caddeleri,  sevgilinin heybetli gülüşüyle harmanlayıp onun hayaliyle kendinden soyutlanmalıdır. Onu düşünmenin verdiği aynı zamanda ızdırap ve yine aynı zamanda mutlu olmaktır. Çiklet sevdalara bir keçi inadıyla efelenmektir. Güncel âşıkların, aşk sandıkları birbirini çürütme harekâtından sağ kurtulmaktır, aşk.

   Neden sevemiyoruz?

      Aşkı sadece nefsanî bir arzu, bir tema, karşımızdakini sadece fiziki bir güzellik ikonu olarak gördüğümüzdendir, bu ruh halimiz. Gerçek âşık, sevdiğinin ayağına batan dikeni, yüreğinde hissedendir. Gerçek aşığın umurunda olan tek şey maşukunun yüzündeki tebessüm, yüreğindeki huzurun yansımasını görmesidir. Gerektiğinde âşık, sevdiğinin yüzünü bir daha göremeyeceği ihtimalini kalbinin derinliklerine hapseder, sırf onun mutlu olması için kendi iç dünyasına çekilerek onu bırakır.

   Gönül sevdiğinin köşkünü yüreğinin şiltesine bina eder. Aşığın sevdiği aklına gelmez, çünkü aklını onun sevgisinde bırakmıştır. Aşk dünyevi olarak çıkar basamaklarını vardığı yerde ilahi aşka ulaşmıyorsa, o aşkla boyanıp arınmıyorsa kül olmuş kâğıt gibidir o kâğıda kalem mürekkebini işletemez.

Kategoriler
Aşk

Yürek Gürültüsünde Sağanak Duygular

Aşk gül kokan caddeleri,  sevgilinin heybetli gülüşüyle harmanlayıp onun hayaliyle kendinden soyutlanmalıdır. Onu düşünmenin verdiği aynı zamanda ızdırap ve yine aynı zamanda mutlu olmaktır. Çiklet sevdalara bir keçi inadıyla efelenmektir. Güncel âşıkların, aşk sandıkları birbirini çürütme harekâtından sağ kurtulmaktır, aşk.

Neden sevemiyoruz?

Aşkı sadece nefsanî bir arzu, bir tema, karşımızdakini sadece fiziki bir güzellik ikonu olarak gördüğümüzdendir, bu ruh halimiz. Gerçek âşık, sevdiğinin ayağına batan dikeni, yüreğinde hissedendir. Gerçek aşığın umurunda olan tek şey maşukunun yüzündeki tebessüm, yüreğindeki huzurun yansımasını görmesidir. Gerektiğinde âşık, sevdiğinin yüzünü bir daha göremeyeceği ihtimalini kalbinin derinliklerine hapseder, sırf onun mutlu olması için kendi iç dünyasına çekilerek onu bırakır.

Gönül sevdiğinin köşkünü yüreğinin şiltesine bina eder. Aşığın sevdiği aklına gelmez, çünkü aklını onun sevgisinde bırakmıştır. Aşk dünyevi olarak çıkar basamaklarını vardığı yerde ilahi aşka ulaşmıyorsa, o aşkla boyanıp arınmıyorsa kül olmuş kâğıt gibidir o kâğıda kalem mürekkebini işletemez.

 

Yazar :  blacklord

Kategoriler
Aşk

Aşk Tiyatrosu

Aşk tiyatrosuna adım attığımız andan itibaren, sahip olduğumuz ya da olmadığımız her nesnenin bir anlam değiştirdiği, bir elmayı ikiye bölüp yemenin tadını, mutluluğun anlamını anladığımız bu tablo da görülmektedir. Kuşların sergilediği ucuş kareografisine, denizlerin dalga yapısına, sağanak şeklin de yağan yağmur da beraber ıslanmak etkenine kadar fevkala de bir durum oluşturmaktadır. Yazar olarak keşke bu tiyatro da oyuncu olabilseydim düşüncemi de katmadan geçemeyeceğim. Dünya adlı mükemmel yapı da insanı adeta hayallere taşıyan bu değer faktörü yaşanılmadan bilinmemektedir. Ne kadar masal ve kitaplara konu olsa da o duyguyu yaşamak gerçekten hayatta var olmayı hissetmektir.

Kalp biyolojik olarak insan sistemine tek başına yeterli olablir fakat duygu sistemine kesinlikle yeterli değildir. Duygunun sağlam bir kariyer çizmesi ancak iki kalp ile görülmektedir. Kalplerin birbirine olan bağı ile de tek bir olguya düşmesi ve iki insan bir kalp olarak karşımıza çıkması bu tiyatro da yer almakla sabit bir etken durumu ortaya koymaktadır. Geçen vaktin derecesi işte o zaman üst seviyeye çıkmakta ve rolümüzü oynamak için dakika saymakta olduğumuzu görmemiz mevcuttur. Aynı zaman da yatarken başımızı koyduğumuz yastıkta düşüncelerimiz arasın da kendini göstermekte ve yarına mutlu bir şekil de uyanmamızı sağlamaktadır.

 

Yazar : By_Unique

Kategoriler
Aşk

EY AŞK..DOKSAN YAŞIMA GELSEM BİLE TERK ETME BENİ…

Sol parmağımdaki yüzük ve o tektaş nine olunca da olsun elimde….Hala el ele yürüyebilelim.Hatta parkın banklarında otururken pamuk şeker al bana…Dişlerim dökülsede yerim pamuk şekeri…Bastonlarımıza kazıyalım isimlerimizi..Saçlarımı sen tara.Aynı parfümü kullan o zamanda, mis gibi çekeyim içime…Ellerim titrese bile hiç aksatmayalım saat üçte içtiğimiz Türk kahvesini…Pazara da beraber gidelim mesela…Sen sür pazar arabamızı…Gözlerim pek iyi görmese de asla çift ütü yapmam gömleğine korkma…Bazen hafızam gidip gelse de asla unutmam ‘Doğum gününü ve evlilik yıldönümümüzü’….Dantelli gelinliğimi bir bakarsın torunumuza giydiririz belli mi olur?

Hatırlıyor musun damatlık papyonunu bizim oğlan kendi düğününde taktığında nasılda sevinçten ağlamıştık…Yine mutluluktan ağlarız belki…

Gençliğimizdeki gibi aynı renk penyeler giyelim hep…Yaşımızı sorduklarında ben yirmi iki diyeyim, sen yirmi üç de…Balkonumuzdaki masanın üzerinde dursun hep kırmızı renk sardunyamız….Arada gülümsediğimde yanağımdan makas al gençliğimizdeki gibi…Sende güldüğünde gamzelerini göreyim her daim…

‘Şu bacak ağrılarım…’ diye başlayınca konuya ‘Gençken de bu böyleydi’ diye şaka ile kapat konuyu…Kulaklarım iyi işitmediğinden bağırarak söyle SENİ ÇOK SEVİYORUM HANIIIM lafını…

İlk pastanede taktığımız yüzüğü sakladığım yeri unuttum.Ama muhakkak güvenli bir yere saklamışımdır korkma.Ansızın çıkar karşımıza.Ah bu unutkanlıklarım….

Biliyor musun saçların dökülse de sen her yaşta ayrı bir yakışıklısın..

Geçenlerde bizim fotoğrafımızı gazetede görmüş Uğur Bey.Vapurla karşıya geçerken hep simit atıyoruz ya martılara…Sen bana bakarken, ben de dişsiz halimle gülümserken el eleymişiz.Bastonlarımızı da asmışız sandalyenin kenarına…Benim diğer elimdeki simitte gözüküyormuş ufaktan…Gazetede yarım asırlık aşk yazmışlar bu fotoğraf için.Ne yarım asırı yahu yetmiş yıllık bitmek bilmeyen bir aşk hikayesi bizimkisi…

Aman kimse duymasın seni hala KÜÇÜK FAREM diye sevdiğimi…Vallahi çok gülerler bize..Hele küçük torunun dilinden hiç kurtulamayız.

Geçen Bir Nisan’da yaptığım şaka güzeldi ama kabul et.Tansiyon ilacını boşaltıp kutunun içine ‘SENİN İLACIN BENİM’ yazmıştım.Ne çok gülmüştük değil mi? Eskisi gibi güzel süprizler yapamıyorum sana.Kızmıyorsun değil mi bana?

Büyük oğlanın doğduğu gün diktiğimiz şu meşe ağacına bak…Yıllar ne çabuk geçmiş değil mi bey? Şimdi gölgesinde torunlarımız düğün planları kuruyor..Ne mutlu bize…

Sahi en son hastalandığımda , beni kucaklayıp nasılda o meşe ağacına kurduğun hamağa yatırmıştın…Taze sıkılmış portakal suyunun tadı hala damağımda..

İnsan yedisinde neyse yetmişindede odur derler.Gerçekten doğruymuş.Ben doksan, sen doksan bir yaşına geldin ‘Hala hangimiz daha iyi ziraatçı ‘diye yarışıyoruz birbirimizle…

Sahi sana söylemedim ama o başına taktığın Ecevit Şapkası daha genç gösteriyor seni.Biliyoruum sen de en çok yakamdan hiç  çıkarmadığım Atatürk rozetini yakıştırıyorsun bana…

Sen bahçede gülleri budarken bende un kurabiyesi yapmıştım sana.(Eee bu yaşlarda en kolay yiyebileceğimiz yiyeceklerden biri bu.) Rukiye Hanım oğlunun düğün davetyesini getirmek için gelmişti.Senin o çok beğendiğin un kurabiyelerimden O’na da ikram etmiştim.Tarifini sordu.Lakin ben o anda hatırlayamadım.Tarif defterimi O’na vereceğim unutturma bey….

Bakkal Hasan Bey’in eşinin vefatının sekizinci yılıymış.Zaman ne çabuk geçiyor değil mi? Sen kaç kez ameliyat oldun, ya benim atlattığım badireler…

Elimi sıkıca tutunca nasıl huzur kaplıyor içimi bir bilsen…Sanki sana hergün tekrar tekrar aşık oluyormuşum gibi…Sanki beni ilk defa öpüyormuşsun gibi…Kalbim bir genç kız edasıyla atıyor..Beş yüz bin yıl yaşasamda doyamam sana be adamım!….