Kategoriler
şiir edebiyat

Türk Edebiyatında Türkçülüğün Temelleri

 

   Türk edebiyat tarihinde Kaşgarlı Mahmut’tan Âşık Paşa’ya çok sayıda yazar tarafından dile getirilen, Tatavlalı Mahremi ve Edirneli Nazmi ile başlayıp daha sonra yerlileşme diye tabir edilen ‘Türkî-i Basit’ (Basit Türkçe) akımıyla devam eden bir Türkçeye dönüş vardır. ‘Türkî-i Basit’ akımı Arapça ve Farsçanın etkisindeki divan şiirine karşı bir tepkiden dolayı kurulan bir akım olmakla beraber yine divan edebiyatına devam eder.

   Türk edebiyat tarihinde milliyetçi damar her zaman olmakla beraber II. Meşrutiyete kadar devam eden bu durumu dilde milliyetçilik olarak değerlendirsek bile sadece bir kültür sanat anlayışı olarak gelişir ve devam eder. Bu bağlamda İstanbul’dan uzak kırsal kesimlerde halkın içinde yetişmiş halk ozanları ve şairlerin bir kısmı sözlü geleneğe bağlı da olsa halkın diliyle eserler vermelerini göz ardı edemeyiz.

   ‘Dilimize Osmanlı dili, milletimize Osmanlı milleti denemez, Türk dili, Türk milleti denir’ diyen ve ‘Sarf-ı Türkî’ (Türk dili grameri) eserini yazan Süleyman Paşa; Osmanlıcada kullanılan, ancak konuşulan Türkçeye girmeyen Arapça ve Farsça sözcükleri ayıklayıp, Türkçe kökenli sözcüklere ağırlık veren ilk Türkçe-Türkçe sözlük olan ‘Kamus-ı Türkî’yi yazan Şemseddin Sami; Çağatay Türkçesi’nden İstanbul Türkçesi’ne çeviri olan ‘Şecere-i Türkiye’  (Türklerin soy kütüğü) eserini yazan Ahmet Vefik Paşa; Ulum gazetesini çıkararak gazetenin eki olarak ilk Türkçe ansiklopedi girişimi olarak kabul edilen ‘Kamusu’l-Ulum ve’l-Maarif’ (Bilim ve Eğitim Sözlüğü) adlı bu tamamlanamayan eseri yayınlayan; ezanın, hutbelerin, namaz surelerinin Türkçeleştirilmesini isteyen Ali Suavi; Türk edebiyatının kendi geleneğine sahip çıkmasını ve yazın dilinin halkın dili olması gerektiğini savunan Ziya Paşa gibi çok sayıda eser veren XIX yüzyıl edebiyatçılarının fikirleri de siyasal bir hedefe yönelik değildir.

 

   Bu arada 1897’de Türk Yunan savaşı üzerine yazılan ve ilk dörtlüğü:

 

   ‘Ben bir Türk’üm dinim, cinsim uludur

   Sinem, özüm ateş ile doludur

   İnsan olan vatanının kuludur

   Türk evlâdı evde durmaz, giderim.’

    Mısralarından oluşan ‘Cenge Giderken’ şiiri gibi milli bilinci uyandıran şiirler yazan Mehmet Emin Yurdakul gibi şairlerin verdiği eserleri, Ahmet Cevdet’in çıkardığı ‘İkdam’ gazetesinde başlığın altına ‘Türk gazetesidir’ sözünün eklenip yazılarda Osmanlıca-Türkçe tartışmalarına yer verilmesi, Selanik’te çıkan ‘Çocuk Bahçesi’ adlı dergide de Mehmet Emin, Rıza Tevfik gibi şairlerin yalın bir Türkçeyi ve hece ölçüsünü savunmaları gibi gelişmeleri de göz ardı etmemek gerekir.

  1789 başlayıp değişik aşamalardan geçerek 1799’da tamamlanan Fransız ihtilâlından etkilenen devletlerden birisi de Osmanlı Devleti olmuştu. İhtilâl, Osmanlı Devleti’nin çok uluslu bir yapıya sahip olması ve eski gücünden eser kalmamış olması, içinde barındırdığı uluslarda milliyetçilik hareketlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştu.

   Öz olarak: Avrupa’nın özellikle askeri, ekonomik ve teknik gelişimi karşısında Osmanlı Devleti’ni yeni düzenlemelerle ayağa kaldırma çabası olarak değerlendirilebilecek Tanzimat döneminin başlamasıyla birlikte Türk aydın ve edebiyatçıları da Batıya yönelir. Özellikle Fransız kültürünü Türk kültürüne üstün kılma diyebileceğiz gelişmeler ve yenilikler gayri Türk unsurlarda milliyetçilik duygularını köreltmediği gibi gelişimini sağlar.

   Osmanlı Devleti’nin dağılmasını istemeyen Türk fikir adamları ve edebiyatçıları arasında gelişen Batıcılığın, 1912 Balkan Savaşı yenilgisiyle Osmanlıcılığın, Araplar ve Arnavutlar arasındaki ayaklanmaların da İslamcılığın çare olmadığını gösterir. Daha çok kültürel alanda etkili olan milliyetçilik düşüncesi Türk edebiyatçıları arasında siyasal alanda da kendini göstermeye başlar. Bu arada çekirdeğini Ali Canip, Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp gibi edebiyatçıların oluşturduğu 1910 yılında yayın hayatına başlayan milliyetçi fikir dergisi ‘Genç Kalemler’  Balkan yenilgisiyle beraber yayın hayatına son verir. Derginin ‘Yeni Lisan’ hareketi ise ‘Milli Edebiyat’ akımının oluşmasında rol alacaktır.

   Diğer taraftan 1908’de kurulan ‘Türk Derneği’, 1911’de kurulan ‘Türk Yurdu Cemiyeti’, aralarında Mehmet Emin Ahmet Ferit Ahmet Ağaoğlu Yusuf Akçura, M. Ali Tevfik, Fuat Sabit gibi şahsiyetlerin kurduğu ve 25 Mart 1912’ de resmi kuruluşunu tamamlayan ‘Türk Ocağı’ gibi kuruluşlar ve yayın organları Türk milliyetçiliği fikrinin yükselmesini sağlıyordu.

   Selanik’teki yayın hayatına son veren Genç Kalemlerin de İstanbul’a gelerek ‘Türk Ocakları’na katılıp ‘Türk Yurdu’ dergisinde yazmaya başlamasıyla Türkçü kalemler geniş bir kadroya sahip olur.

   ‘Dilde, fikirde, işte birlik!’ diyenTürkçü Turancı bir düşünceye sahip olan Kırım Tatarı İsmail Gaspıralı’nın da düşüncelerinden yararlanan Türk edebiyatçıları Türkçülüğün temelini oluştururlar ve değişik yayın organları ile Türkçü Turancı düşünceyi yaymaya devam ederler.

   Dilde sadeleşme ile başlayan kültürel milliyetçilik Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin, Fuat Köprülü gibi çok sayıda fikir ve düşün adamının sayesinde Türkçülük Turancılık düşüncesiyle bütünleşerek cumhuriyetin kuruluş temellerinde önemli rol oynayacaktır.

Osman Öcal

Kategoriler
Günlük hayat Toplumsal Konular

Karabağ Turan

Karabağ Turan

 

Acıları, üzüntüleri, üzerimize karabasan gibi çullanan ekonomik sıkıntıları birbiriyle harmanlayan zamanı hatta sevinç dolu, mutluluk dolu dakikalarımızı; bitirmekle meşgul olduğumuz işimizi ve beynimizi çimdikleyen güncel olayları bir tarafa koyup kısa bir film izlemeye ne dersiniz. Iğdırlılar Platformundan gelen bir elektronik posta ile haberdar olduğum bir film bu.

 

Azim ve kararlılık insanoğlunun beslenebileceği en kudretli kaynaktır. Film dünyasında oldukça yüklü paraların harcandığı aşikârken öğrenci harçlıklarından biriktirilerek film yapılması neyin göstergesi olabilir.

 

Karslı bir memur ailenin çocuğu olan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yakın Doğu Üniversitesi Radyo Televizyon Sinema bölümü 1. Sınıf öğrencisi Gökalp Yemen liderliğinde üç beş kafadar öğrencinin bir araya gelerek bir sevda uğruna ortaya koydukları takdire şayan bu eserin sayfalar dolusu makaleden, dilden dile anlatıla gelen hikâyelerden daha tesirli ve olayların canlı tanıklarının anlatımı kadar etkili olacağı kanaatindeyim.

Adı Karabağ Turan olan on sekiz dakikalık bu kısa filmde Karabağ’da uygulanan soykırıma dikkat çekiliyor. Ayrıca Ermenilerin cesedinden bile korktukları ‘‘ Şehit olursam üzülmeyin. Vatan sağ olsun.’’ Diyerek 19 Haziran 2010 tarihinde mayınlı araziyi geçip tek başına Ermeni karakolunu basarak 40 Ermeni askerini öldürüp sabaha kadar çarpıştıktan sonra cephaneliği patlatıp 158 Ermeni askerinin daha ölümüne yol açtıktan sonra şehit olan ve Azerbaycan’ın Milli Kahraman’ı kabul edilen Mübariz İbrahimov’un hayatından kesitler de yer alıyor.

 

Güneydoğu konulu film ve dizi yapmaktan elleri başlarına değmeyen Türk sinema yapımcıları bu tür konuları anlatan film ve diziler yapmazken üniversite öğrencilerinin harçlıklarından birikimle çevirdikleri bu filmden alacağımız dersler var.

 

Yine filmde öğrencilerin rol alması gelecek için ümit vadeden güzellikler. Yapımcılığını Günel Babayeva’nın üslendiği filmin senaryosu Gökalp Yemen, Günel Babayeva, Nizayi Səlimbəyli ve Maral Hüseynli’den. Filmde başrolleri Sitkiye Devgüm, Şems Çetin, Nigar Umudlu, Egemen Türk oynamışlar.  Kırım’dan Kerkük’ten, Kıbrıs’tan, Türkmenistan’dan Azerbaycan’dan, Türkiye’den oyuncular var.

 

Bu kısa film çalışması Türk dünyası gençlerinin Turana doğru attıkları emin bir adımdır. Gerisi gelmelidir. Türk dünyasının kültürü, töresi; acıları, sevinçleri birbiriyle sarılmalı, zalimlerin zulmüne karşı ortak direnç noktaları oluşturulmalıdır.

 

Çin’den korkmanın, Yunan’a hoş görünmenin, Ermeni’ye dalkavukluk yapmanın Türk’e faydası olmamıştır olamaz da. Gözümüzü oyan her karganın boynu koparılmadıkça Türk’te birlik, Türk’te dirlik, Türk’te refah olmayacaktır.

 

Gençlerimizin çevirdikleri bu filmi aşağıdaki linklerden izleyebilirsiniz.

 

http://www.youtube.com/watch?v=LB9SyGKmZgY&feature=youtu.be

http://vimeo.com/43678108

 

Osman Öcal

Kategoriler
Günlük hayat Türk Tarihi

Eski Türkler

Eski Türklerde devlet, daha iyi ve daha kolay yönetilebilmek için doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılırdı. Devletin asıl hükümdarı doğu bölümünü yönetirken, batı bölümünü ise kardeşi yönetirdi. Ülkede devlet anlayışı olarak ” Devlet, hükümdar ailesinin ortak malıdır ” kuralı vardı. Böylece o aileye ait tüm erkeklerin ülkeyi yönetebilme hakkı vardı. Bu anlayışın en büyük zararı ise sık sık oluşan taht kavgalarıdır.

Ayrıca Hükümdarlara devleti yönetebilme yetkisinin Tanrı tarafından verildiğine inanılıyordu ( Kut sistemi ) . Hükümdar, devlet sorunlarını danışabilmek için toy, kurultay gibi meclisleri toplardı, böylece doğru ve adaletli kararlar alınırdı.
Ülke ” töre ” denilen yazılı olmayan hukuk kurallarıyla yönetilirdi. Töre o milletin gelenek, görenek, örf, adet lerine göre düzenlenirdi.

Türklerin yerleştikleri toprak Hükümdarın şahsi malı değildi. Türk boyları her zaman bağımsız yaşamayı tercih etmiş, kimsenin önünde boyun eğmemiştir. Eğer zor duruma düşerlerse, bağımsızlık için aileleri ile birlikte yaşadıkları yerleri terkedip yeni yerler arardılar. Göçebe yaşam tarzı sürdükleri için hayvancılıkla ilgilenirdiler.

Eski Türkler
Eski Türkler

Kategoriler
Kişisel makaleler Milli Görüş

TÜRK BİRLİĞİ

TÜRK BİRLİĞİ

(Daha önce Şeriattan bahsedeceğimi yazdım,şimdi bundan vazgeçiyorum.Bir başka zamana…)

Önce,şunu belirtmek isterim.Tarihin ilk zamanlarından beri Türk Milleti mensup olduğu kavimlerin ayrılıklarına rağmen birleşmeyi başarmıştır.Bunu Hun Birliğindede gördük,Göktürk Birliğindede.

Fakat zamanla bazı ayrılıklar ortaya çımıştır.Örneğin önceden tek bir Kağan adayı olan Türk Milleti,daha sonra fazlalaşan adaylar yüzünden ayrılmıştır.Örneğin Yıldırım ile Timur’un mücadelesi gibi…

Onların savaşlarının Ruslara kalkan Devletleri zayıflatmasından doğan Rus güçlenmesini engelleyememesi,akabinde gelişen Rus İmparatorluğu.Sonra soykırımlar,dil katliamları…Türk’leri Kazak,Özbek,Kırgız diye ayırmaları…

Bütün bunlar Türk Birliği için engel olmuştur.Fakat artık bu seddin yıkılması an meselesidir.Çünkü bu sed,zayıflamıştır.Ulu Önder Atatürk’ünde dediği gibi Türk Birliği yakındır,onu görüyorum.Ama bazı rüya görmezler var.Onlara göre Türk-İslam Devleti yada Türk-AB dostluğu olağan!

Ben İslam Birliğinin kurulmasından yanayım.Fakat,bu birlik bazında olmalıdır.Şüphesiz,Arap Dünyasını birleştirmek saçmalık olacaktır.Çünkü o zaman İslam Arap Dünyasının dışına çıkamaz.Arap tekelinde kalır.Halbuki güçlü İslam Devletleri ve bunun koruyuculuğunu yapacak olan bir Türk Birliği Devleti,yani Turan,güçlü İslam Dünyasını sağlayacaktır.Ama Türk-İslam Devleti değil,Ortadoğu’daki Devletlerle birleşirseniz ancak bir Türk-Arap birliği kurmuş olursunuz.Bu saçmalıktır.Bu Devlet’i uzun süre yaşatamazsınız.

İnanın,belki Anadolu’daki Türk’ler değil ama Orta Asya’dakiler birbirleri ile uyuşamazlar.Arap ve Türk Elbilgisi(Kültür) bambaşkadır.Bu nokta şu alternatifler doğuyor,

Güçlü Bir Arap Dünyası Devleti,

Güçlendirilmiş Malezya ve diğer Devletler…

Ama dediğim gibi,elbilgisi farklı olan Devlet’leri kaynaştıramazsınız.Sizi daha kolay yıkarlar.

Dediğim aternattifler sağlanırsa eğer,kesinlikle güçlü bir İslam Birliğide sağlanmış olur.Ama öncelikle,Türk-İslam Birliğini aklımızdan çıkarmalıyız.Daha doğrusu,Devlet Birliğini…

Ama Turan hayal değildir.

Sovyetlerin yıkılmadan önce güçlü zamanlarında,onlar bunun hayal olmadığını bizden iyi biliyordu.Ayrı olabiliriz ama bu gönülden değil!Belçika’dan Mançurya’ya Kerkük’e biz biriz.Birbirimizin halinden en iyi biz anlarız.

Türk Birliğine karşı çıkılmasının nedenlerinden birisi olarak Rusya ve Çin’in buna izin vermeyeceğini söyleyenler,utanın!Çünkü bu aşağılık kompleksidir,bende bu komplekse yakalanmaktansa ölmeyi tercih ederim.Bugün,Mu Kıtasının,Türk’lerin gerçek tarihlerinin mükemmelliği kanıtlanmış olmasına rağmen aşağılık kompleksi hastaları bunu reddeder.Hemde kanıtlamalara rağmen.Tabikide böyle insanlar için Turan hayaldir.Ancak Turan,korkaklar için kabus,acizler için hayal,kahramanlar için idealdir.

Enver Paşa’ya düşman olanlar,onun şehit olduğunu kabul etmezler.Bilmezler ki,Enver Paşa ile Atatürk’ün rekabeti sandıkları şey strateji.Ve yine bilmezler ki Bugünkü Orta Asya Cumhuriyetlerinin çoğunda Enver Paşa’nın müthiş mücadelesi vardır.

Nedendir bilinmez,Türk Dünyası müthiş zulümlerle dolu olmasına rağmen Ampul kadar zekası olmayanlar,sadece Filistin için üzülür.Onların sesi olur.Ama Türk İnsanının sesi olamaz.Olmuyorda zaten.Filistin’de,Irak’ta katliamlar yapılıyor.Buna sessiz kalamayız.Davos Fatihleri sağolsun kalmıyoruzda.Ama,Kerkük bize Gazze’den daha yakın.Nerde Ak Parti’li Filistin hayranları?Bu adamlar için Din bahane.Kendilerine uymadıklarını düşündükleri herşeye çekinmeden küfür edip,dindarız diye geçinirler.

Konumuza dönelim.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın şunu algılaması gerekir.Türk Dünyası olmadan hiçbirşey yapamaz.Sanırım bunu algıladı.Ama rol yapıyor.İlgiliymiş gibi görünüyor.Tıpkı önceki seçimler gibi.Önce gider,Hacca.Sonra gider Moğolistan’a Kımız içmeye.Sonra Rusya’ya gider Sosyalizmi över.

Turan,bu adamlardan veya bu anlayıştan arındırıldığında gerçekleşecektir.Ben inanıyorum,Tayyip Erdoğan bunu anladığında eğer birilerinin tekelinde bir beyne sahip değilse Türk Birliği için çalışıcaktır.Belki çalışıyordurda.Malum,stratejiler,hain görünmenin gereklilikleri hali ilede yararları.

Güçlü bir Dünya için güçlü hedefler,güçlü hedeflerin yaratılabilmesi içinde Turan diyorum…

Esen Kalın…