Kategoriler
Genel Konular

Oturduğumuz Yerden

Toplumumuzda ki birçok insan herşeyi bir anda yapıyor ve  bir anda da bitirebiliyor.Herşeye bir çözüm üretiyoruz.Konu her ne olursa olsun hiç farketmiyor bizim için yeterki ortalıkta bir laf kalabalığı dönsün.Her konuda fikir sahibi olabiliyoruz.Daima söyleyecek iyi veya kötü,ölçülü veya ölçüsüz bir şeyler bulabiliyoruz.Ama bazı şeyler bomboş ve değersiz…

Bir araya geldiğimizde kolayca birini darmadağın edebiliyoruz.Veya bir anda yüceltebiliyoruz.Hatta o kadar çok yüceltiyoruz ki bazen yere göğe sığmıyor adeta diyebiliriz.Peki biz neyiz,neyi biliyoruz?Bunları hiç düşündük  mü acaba?Yoksa sadece kuruntularla mı kalıyoruz.Bir kahve ortamında,parkta,işte,okulda her yerde herşeyi düzenleyip tekrar bozabilirmiyiz?O kadar acayiptir ki birkaç insan toplandığı anda siyaset,spor,bilim,ekonomi vs. girilmedik konu kalmıyor.Tabiki de birlikte bir araya geldiğimizde sohbetler edeceğiz.Herşeyden de konuşulacak tabi,yalnız dozu ayarlamamız lazım yoksa ortaya tuhaf durumlar çıkabiliyor.Hep kullandığımız klişe laflardan biridir ben olsaydım bunları bunları yapardım şunları yapmazdım.Artık kimse susupta bilineni veya bileni dinlemek istemiyor.Herkes bir filozof edasıyla fırtına yaratıyor adeta.Esip gürlüyoruz herşeyde…Oturduğumuz yerden biri batıyor biri çıkıyor,bir defter kapanıyor bir defter açılıyor.Peki herşey bu kadar basitmidir yani.Keşke herşey bu kadar basit olsada bizde oturduğumuz yerden herşeye açıklık getirebilsek ,ama maalesef şu an için öyle bir dünya yok.Eleştirilir,sorgulanır,tartışılır ama ben yaparım arkadaş naralarıyla oturduğumuz yerden herşey yürümüyor maalesef.

Bizim için çok iyi olan birisi bir dakika sonra belkide yerlerde olabiliyor.Sürüm sürüm süründüyoruz.Belki de tam tersi oluyor,en kötü bir şey dakikalar sonrasında başımızın tacı olabiliyor.Buna bir anlam vermek gerçekten imkansız.Birisine destek versek söylediklerinde, neredeyse  o gazla meydana çıkıp karşı ki dağlar benim diyecekmiş gibi olanlar bile var.Kimse kimseyi beğenmemeye başladı.Yapılan işlere söylenilen sözlere saygı kalmaz oldu.Hiçbir şeyi beğenemez olduk.Tek beğendiğimiz ‘’ben olsam var yaa…’’lar oldu.En çokta bu tipteki kişileri bir süreliğine,ortaya attıkları hükümler karşısında onları baş başa bırakıp,bakalım neler oluyor diye izlemek isterdim.Şuna eminim ki oturduğumuz yerden söylediklerimizle yüz yüze gelsek bırakıp kaçarız.Bir şeyi yapacaksak ve madem bu kadar kararlıysak bi zahmet o zaman ayağa kalkalım…

 

Batuhan Dursun BADUR

Kategoriler
Genel Konular

GEÇ GELEN ERGENLİK

Gece 12`den sonra sokakta kimler gezer biliyor musun sen? Kimler? Hırsız, arsız, uğursuzlar gezer. Kaç yaşındasın evladım sen “2(x)” baba. Bilmem kaç yaşına geldin o saatte dışarıda ne işin var. Arkadaşlarla takıldık bir şeyler yaptık baba. İçki mi içtin sen? Hayır, baba ne içkisi? Ne bileyim bu saatte gelen adamdan içki de beklenir. ‘Babanın önünde rakı kadehi ve görüldüğü üzere o saatte ev de oturan baba da alkol almaktadır. Yani dışarıda olmak ya da dışarıdan eve alkollü gelmek anormal bir durum olmasa gerek. Alkollü bir vaziyette çocuğuna bir şeyler anlatmak ya da kızmak var ya da alkolsüz sağlam kafa ile konuşmak daha dikkatli düzgün konuşmak var ve eğer ortada beğenilmeyen tasnif edilmeyen bir davranış varsa çocukta, çözüme ulaşmak sanırım sakinlikle sağlanır. Etrafınıza dikkatlice bakınız. Her gelen nesil bir öncekinden daha amaçsız, bir öncekinden sanki daha fazla bir şeylere vakit ayırmış ya da bir amaç uğruna uğraş vermişçesine, daha yorgun, bitkin, bezgin ve kaygılı.

Kaygı! Kaygı tehlikenin kol gezdiği karasuları gibidir. Kaygılar denizinde boğulmakta bazen muhtemel bir hal alabilir. Ya da kaygıların üstesinden gelmek birey adına sonu gelmez gereksiz bir güvendir. Nedir bu kaygılar? Gelecek, iş, aşk, aile, çocuk, borçlar vb. kaygılar.
Amaçsız nesil, amaçsız genç insanlar şu üste saydığım kaygılardan sadece bir tanesini taşıyanı ödüllendirmek gerektiğine inanıyorum bazen. Ama merak etmeyin durum o kadar vahim değil. Bu kaygıların bir kaçını taşıyanlar, sadece birini taşıyanlardan, şimdilik fazlalar.
Büyüyünce ne olmak istiyorsun sorusuna verdiği cevapla olduğu birbirine eşit kaç kişi var. Hayallerimizi ne kadar gerçekleştirdik, gerçekleştirebiliyoruz? Biz hayal kurmayı bilmiyoruz. Kurduğumuz hayali paylaştığımız kimseler hayal kırıklığına uğratıyorlar çünkü bizi. Neden derseniz? Nedeni gayet basit. Bir hayal kurarsınız ve o kurduğunuz hayal yanlış anlaşılır size denir ki boş boş hayal kurma! Oysa hayalin boşu dolusu olmaz ki, hayal boşuyla dolusuyla hayaldir. Hayal gerçekleşmek zorunda değildir. Gerçekleşebilir veya gerçekleşebilecek düşünceler planlar ve tahminler üzerine dayanır zaten. Fakat bizler ta küçücük çocukken tanışırız, boş hayaller dünyasının boş cümleleri, kelimeleriyle. Baba ben başbakan olacağım dersiniz, anne ben ülkenin en mükemmel dansçısı, tiyatrocusu, futbolcusu vb. dersiniz. Alacağınız cevap benim tahminim yüzde %70 boş hayal, %15 ol evladım, ol da bizi de kurtar ( esprili ya da küçümser tavırlarla ), geri kalanların cevaplarını söylemek hiç hoş olmaz. Demem o ki bizler hayalsiz bir nesille karşı karşıyayız. Hayali olsa, çaba olur. Zaten hayal de bir nevi amaç değil midir?

Kategoriler
İslam Dini

“Delikanlı” Karakteri

Günümüz toplumu, ‘delikanlılık’ döneminin –adı üzerinde- deli dolu geçirilen ve kontrolsüz yaşanan bir dönem olduğu kanaatindedir. Toplumda erkeklerde ergenlik çağıyla başlayan ve genellikle orta yaş sınırlarına kadar devam eden ‘delikanlı’ karakteri, insanların davranışlarını büyük ölçüde etkiler.

Kendine göre doğruları yanlışları ve erdemleri olan delikanlı karakteri, genelde gergin, asabi ve her an patlamaya hazır, saldırgan bir yapıdır. ‘Delikanlı’ bunalımlı ve psikopat davranışlar sergiler, ani çıkışlar yapar, her an kavga ya da gerilim çıkarmaya hazırdır. Dışarıdan çekinilen birisi olarak görünebilmek için kendisine dengesiz bir görünüm verir.

Delikanlı karakterinin özellikleri olan cesaret, korumacılık, dürüstlük kuşkusuz güzel özelliklerdir. Ama genellikle yaşanan, bu güzel özelliklerin özü değil, yalnızca göstermelik ve abartılı bir kaç örneğidir.

‘Delikanlıların’ arkadaş sohbetleri genellikle maç, kavga ya da karşı cins üzerinedir. Fanatik taraftar ruhuna sahiptirler. Futbol takımı, arkadaş grubu, aynı mahallenin çocuğu olma gibi çeşitli konularda fanatik ‘taraftar’dırlar. ‘Delikanlı taraftarlar’ yalnızca birbirlerini korur ve kollarlar.

Oysa bu dönemi yaşayan gençler taraftarlarını koruyup kollamak yerine, yeryüzünde ezilen, zayıf bırakılan insanlar için mücadele vermeli, Allah’ın beğendiği üstün din ahlakının yayılmasına çaba göstermelidirler.

Dünya hayatında gösterilen çabalar gençlik dönemine rastlar; bu doğaldır. İnsanlar gençlik döneminde, eğitim ve kariyerlerini tamamlar, meslek edinir, geleceklerini garantiye almaya çalışırlar. Ancak gençlik yıllarında -ki bu yıllar insanın fiziksel ve zihinsel açıdan en sağlıklı olduğu, en enerjik dönemidir- insanın öncelikleri bunlar olmamalıdır. Gençlik, Allah yolunda ciddi çaba gösterilebilecek, açık zihinle derin düşünerek şükredilebilecek çok değerli yaşam dilimidir.

Gençlik, Allah’ın lütfu olan en güzel çağdır ve bu dönemde yapılan ibadetler, sonsuz kurtuluşa ulaşabilmek için çok değerli vesiledir. Bu dönem, Allah’ın dinine hizmet etmek ve O’nun hoşnutluğunu kazanmak için en verimli dönemlerdir.

İnanan tüm gençler kutlu peygamberleri ve Allah yolundaki samimi müminleri örnek almalı, yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu amaçlayarak çaba içinde olmalıdırlar. Bediüzzaman da gençlik hakkında şu sözleri söyler: “Gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat’iyetinde (kesinliğinde), gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek.”

Gençler, dünyanın her köşesinde yaşanan ahlaki dejenerasyondan, çatışmaların, savaşların, acıların sürmesinden, insanların zulüm görmelerinden kendilerini sorumlu hissetmelidirler. Mümin gençler, en önemli görevlerinden olan iyiliği emredip kötülükten sakındırma ibadetini samimiyetle yerine getirmeli, çarpık görüş ve sapkın felsefelerle fikir mücadelesi içinde olmalıdırlar. Din dışı toplumdaki ‘delikanlıları’ değil, Allah’ın kutlu elçilerini ve onlarla birlikte Rabb’leri yolunda malını ve canını feda etmiş olan samimi genç müminleri kendilerine örnek almalıdırlar. Gençlerin bu samimi çabaları, –Allah’ın dilemesiyle- Kur’an ahlakının yaygınlaşmasına ve insanlığın aydınlık günler yaşamasına vesile olacaktır.

Fuat Türker

Kategoriler
İslam Dini

İslam’da Anne

Günümüzde pek çok ülkede şiddet gören, işsiz, bakıma muhtaç, yaşlılar evinde bırakılmış çok sayıda kadın vardır. Bu toplumsal sorunun gerçek çözümü Kur’an ahlâkının yaşanmasındadır. Yüce Allah Kur’an ile kadını ve kadın haklarını koruma altına almış, toplumda olması gereken saygın bir yer kazandırmıştır. Tüm bunlar Allah’ın kadınlar üzerindeki sonsuz rahmetidir.

Bir Kur’an ayetinde Hz. Meryem’den, “Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi…” (Ali İmran Suresi, 37) ifadesiyle söz edilir. Bu ayetle kadının adeta bir çiçek gibi korunması gerektiğine dikkat çekilir. Bir çiçek cereyan yapan yere ya da güneşe konduğunda soluverir. Güzel bir çiçeğe bakmak özen ister; yukarıdaki Kur’an ayeti adeta bunu hatırlatır. (Doğrusunu Allah bilir)

Kur’an’da kadına gösterilmesi gereken özenin yanı sıra, anneye karşı gösterilecek olan güzel ahlâkın önemine de dikkat çekilir.

İnsanın annesi, çocuğunun güzel bir ahlak kazanabilmesine yardımcı olacak ilk öğretmendir. Anne ve baba, evladının kendisine ve toplumdaki insanlara yararlı bir insan olabilmesi için büyük çaba harcarlar. Yıllar boyu bu amaçla maddi manevi pek çok özveride bulunurlar. İnsan da, anne babasının verdikleri emeği takdir etmeli ve bu özveriye sevgi, saygı ve hürmetle karşılık vermelidir. Kuran’da inanan insanların bu konudaki sorumlulukları “Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik…” (Ankebut Suresi, 8) ayetiyle bildirilir.

Bir başka Kur’an ayetinde ise Allah insanlara, anne babalarına, “De ki: “Gelin size Rabbiniz’in neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, …” (Enam Suresi, 151) ayetiyle bildirildiği gibi iyilik yapmalarını buyurur.

Yüce Allah insanlara, anne babaya karşı her zaman hoşgörülü, anlayışlı, şefkatli ve saygılı davranışlar sergilemelerini “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Nisa Suresi, 36) ayetiyle öğütler.

Peygamberimiz’in (sav) de annelere nasıl davranılması gerektiği konusundaki bir hadisi şöyle rivayet edilir:

Bir adam, Peygamberimiz’e (sav) gelip, şöyle der: “Ey Allah’ın Resulü! Kendisine iyilik yapmaya kim daha layıktır?”

Allah Resulu; “Annen, sonra annen, sonra baban, sonra yakınlık derecelerine göre diğer yakınların, ” buyurur. (Ebu Hureyre (ra) Buhari)

Anne çocuğunu dünyaya getirebilmek ve büyütebilmek için büyük zorluklar göğüsler. Rabbimiz bunu hatırlatır ve annenin çocuğu üzerindeki emeğine dikkat çeker: “Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. “Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.” (Lokman Suresi, 14)

Kur’an’dan İki Anne

Rabbimiz Kuran’da, Hz. Meryem’i seçtiğini ve onu tüm kadınlara üstün kıldığını, “Hani melekler: ’Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı’ demişti.” (Al-i İmran Suresi, 42) ayetiyle bildirir.

Hz. Meryem’e ,”Hani Melekler, dediler ki: ’Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ’seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır…” (Al-i İmran Suresi, 45) ayetiyle bildirildiği gibi Cebrail aracılığı ile Hz. İsa müjdelenmiştir.

Hz. Meryem, Allah’ın bir mucizesi olarak, insan eli değmeden hamile kalmış ve böylece Hz. İsa doğmuştur. Allah’ın yarattığı kadere içten boyun eğen Hz. Meryem, tüm iftiralara karşı Allah’a teslim olmuştur. “… ’Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi.” (Meryem Suresi, 27-28) şeklindeki ağır sözlere rağmen insanların düşüncelerini önemsememiştir. Tevekkülünün ve sabrının karşılığı olarak Rabbimiz, Hz. İsa’yı beşikte konuşturmuş ve Hz. Meryem’i iftiralardan temizlemiştir.

Kuran’da Hz.Musa’nın annesinden ve yaşadığı imtihandan da bahsedilir. Allah, Firavun’un zulmünden korumak için Hz. Musa’yı bir sandıkla nehre bırakmasını ona vahyetmiştir. Allah’a teslimiyetini kanıtlayan Hz. Musa’nın annesi, bu zor imtihandan sonra, Allah’ın vaadi sonucu çocuğuna kavuşmuştur.

Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (Kasas Suresi, 13)

Yaşlandıklarında…

İnanan insanlar, anne ve babalarının maddi yönden de en ufak bir eksiklik hissetmemeleri ve sıkıntısız, rahat bir yaşam sürmeleri için tüm imkânlarını kullanırlar. “Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.” (Bakara Suresi, 215) buyruğu gereği, hayır olarak infak edecekleri mallarında anne ve babalarının da hakkı olduğunu bilir, Kur’an’a uygun davranırlar. İhtiyaç içerisinde olan anne babalarının ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılamaya, onların huzur ve güven içinde yaşamalarını sağlamaya çaba gösterirler.

Yüce Allah, özellikle çocukluk dönemine işaret ederek kişiye, anne babasının gösterdikleri sevgiyi, şefkati ve özveriyi unutmamasını tavsiye eder. Onlar yaşlandıkları ya da muhtaç duruma geldiklerinde de alçakgönüllü davranmalı ve güzel söz söylenmelidir.

“Rabbin, O’ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: “Öf” bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: “Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge.” (İsra Suresi, 23-24)

Annelerine sevgi ve saygı gösteren, davranışları ve konuşmaları ile çocuklarına örnek olan anne babalar da sevgi, saygı ve dayanışma içinde birbirine bağlı aileler oluşturacaktır.

Kategoriler
Genel Konular

Aile Neden Önemlidir?

Yaşamında Allah’ın hoşnutluğunu amaç edinen insan, her an ve her ortamda samimiyetinden, dini yaşamaktaki kararlılığından ödün vermemeye çaba gösterir. Dolayısıyla Kur’an ahlakına sahip insanların meydana getirdiği her toplumda bu güzel özellikler yaşanır.

İnsanların büyük çoğunluğu dinin sadece ibadetlerden oluştuğunu zanneder. Bu bir yanılgıdır; gerçek din yalnızca ibadet anlamına gelmez, yaşamın her anını kapsar. İman sahipleri, her koşulda Allah’ın beğendiği bu üstün ahlakı yaşama çabası içinde olurlar.

Kur’an ahlakının yaşandığı bir ailede de, günümüz ailelerinde yaşanan sorunlar görülmez. Günümüz toplumlarında saygısız, söz dinlemeyen saldırgan çocuklar ve çocuklarıyla yeterince ilgilenmeyen, onlara doğru ile yanlışı anlatmayan, birbiriyle de geçimsiz olan anne babalar çok fazladır. Bu evlerde genellikle kavga ve hakaret yaşanır.

Oysa Kuran ahlakının hakim olduğu evlerde, anne babaya Allah’ın buyruğu gereği “öf” bile demeyen, vicdanını kullanarak iyiliği ve kötülüğü ayırt edebilen, çirkin davranışlardan uzak duran çocuklar yetişir. Bu ailelerin anne babaları kendi aralarında da sevgi ve saygıyı yaşar, çocuklarına güzel örnek olur, onların hayırlı insanlar olmaları için çaba gösterirler. Kısacası bu aileler sevgi, saygı ve dayanışma temelleri üzerinde inşa edilirler.

Aile yapısı böyle güçlü olan milletin devlet yapısı da çok güçlü olacaktır; çünkü aile toplumun özüdür. Manevi değerlerini kaybeden, aile yapısı çöken ülkenin manevi çöküşü de hızlı olacaktır.

Başlarda yalnızca aile ortamlarında yaşanan dejenerasyon, zamanla toplumun tüm kesimlerine yayılır. Sevgi, saygı ve sadakat yerine, kıskançlık, ikiyüzlülük, alay gibi kötü davranışlar ortaya çıkar. Tüm sistem çıkar ilişkileri, ahlaki dejenerasyon ve maddi beklentiler üzerine kurulu hale gelir. Güven, adalet, şefkat ve merhamet körelince, bireylerin bir arada huzur ve barış içinde yaşamaları da imkansızlaşır.

Kur’an ahlakının hakim olduğu ve gerçek anlamda yaşandığı toplumlarda, devletine, milletine yararlı, ailesini, arkadaşlarını seven, onlara sadakat ve vefa duygularıyla bağlı örnek insan modelleri çoğalır. Dolayısıyla bu millet, sağlam temeller üzerinde yükselen güçlü bir birlik ve beraberlik ruhuna sahip olacak, ülkede güven ve huzur içinde yaşanacaktır. Kuran’da da inananların birlikteliğinden doğacak gücün sırrı haber verilir:

Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)

Kur’an ahlakını yaşayan insanın dünya hayatındaki en önemli dayanağı Allah sevgisi ve Allah korkusudur. Bu duygular onu, her an Allah’ın beğendiği tavırlar sergilemeye, O’nun hoşnutluğu için çalışmaya, şeytanın telkinlerinden ve nefsinin bencil tutkularından sakınmaya yöneltir. Rabb’inin huzurunda hesabını veremeyeceği işler yapmaktan, O’nun rahmetini ve cennetini kaybetmekten içi titreyerek korku duyan insanlardan oluşan ailelerin çoğalması, toplumun geleceği için en önemli güvencelerden biri olacaktır.

Fuat Türker

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular İslam Dini Kişisel makaleler

Şeytanın Amacı: Dejenere Toplum

Günümüzde tüm dünyada genel anlamda büyük bir ahlak çöküntüsü ve dejenerasyon yaşanmaktadır. Özellikle gençler arasında görülen bu yozlaşma toplumların geleceği açısından son derece büyük tehlikeler doğurmaktadır.

Küçük yaşlarda başlayan alkol, sigara, uyuşturucu ve madde bağımlılığı genç ve taze beyinlerin bu tür alışkanlıklarla zarar görmesine ve sağlıksız bir toplumun oluşmasına neden olmaktadır. Özellikle gençlere empoze edilmeye çalışılan ‘anı yaşa’ telkinleriyle yarını düşünmeyen sadece ‘o anın tadını çıkarmayı’ hedefleyen insanların yaygınlaşması hedeflenmektedir. Evlilik dışı ilişkilerin özendirilmesi, cinselliğin özgürce yaşanması gerektiği düşüncesi genç beyinlere gerek televizyonlarla, gerek filmlerle, gerekse kitap, dergi vs. yayınlarla yavaş yavaş kazınmaktadır. Bugün dünyada yaşanan her türlü cinsel sapkınlık ve yozlaşmalar her ne kadar onaylanmıyor gibi görünse de aslında temelde amaçlanan bu konunun yaygınlaşmasıdır. Düşünmeyen, üretmeyen beyinler, bencil ve sapkın bir hayat, güçlünün güçsüzü ezdiği bir yaşam, suçlar, cinayetler, biten evlilikler… Kısacası çöküntüye uğramış bir toplum.

Ülkemizde de gençlerimiz internet ve televizyon aracılığıyla gelişen çağa ayak uydurmakta ve sahip oldukları ahlaki değerleri hızla yitirmektedir. Toplumumuzda çok önemli olan aile birliği ve bireyler arasındaki sevgi ve saygı yitirilmekte, sadece çıkara dayalı ilişkiler oluşmakta ve evlilikler hızla sona ermektedir. Evlilik dışı ilişkiler yaygınlaşırken yine evlilik dışı çocuk sahibi olmak normal karşılanmakta, böylece aile yapısı da temelden yok olma yoluna girmektedir. Oysa aile, bir toplumun en önemli yapı taşlarından biridir. Bu büyük değerin kaybolmasıyla birlikte toplumda hızla çöküşe geçecektir.

Hiç şüphesiz bu yozlaşma şeytanın sistemine hizmet etmek isteyenler tarafından genç beyinlere empoze edilmektedir. Allah korkusundan ve sevgisinden uzak yaşayan insanların kolayca sürüklenebileceği bu yol hem bu dünyada hem ahirette büyük kayıplara neden olabilecek şeytanın yoludur. Şeytan: ‘Dedi ki: “Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım. Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.” ‘ (Araf Suresi,16- 17) diyerek dünyadaki amacını açıkça bildirmiştir. İnsanın hayatta takip edeceği iki yol vardır. Şeytanın eğri yolu ve Allah’ın dosdoğru yolu. Eğer insan Allah’ın yolunda değilse o halde şeytanın yolunda demektir.

Allah’ın yolunda yaşayan insan için yaşadığı her an değerlidir. Zamanı öldürmek için değil, en iyi şekilde Allah yolunda değerlendirmek için kullanır. Allah’ın razı olmayacağı her türlü boş işten uzak durur. Emirlerini ve yasaklarını çok iyi bilir ve uygulamakta asla taviz vermez. Kınayanın kınamasından korkmaz, kimsenin rızasını gözetmez, ‘anı yaşamak’ tuzağına asla düşmez. İçinde sürekli bir huzur ve güven duygusu vardır çünkü tamamen Allah’a teslim olmuştur. Herşeyin Allah’tan geldiğini bilir ve kaderinde karşısına çıkan her olayda sabır ve tevekkül gösterir. Her zaman temizdir, güvenilirdir. İnsanlara karşı sabırlı ve merhametlidir. İnançlarından asla taviz vermez çünkü bilir ki: ‘Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur.’ (Ankebut Suresi, 64)

Şeytanın yolunda yaşayan insanlar ise sadece kendi nefislerini tatmin etmek için yaşarlar. Anı yaşayarak sorumsuzca hareket etmek, alkollle ve uyuşturucuyla hayatın tadını çıkarmak en büyük zevkleridir. Çıkalarına düşkündürler. Bunun için karşılarındaki insanları kolayca gözden çıkarabilirler. Aile birliğine önem vermezler, özgür ve rahat yaşamak isterler. İlişkilerinde güven ve saygı yoktur. Çünkü şeytanın kontrolündedirler ve onun istediği  şekilde yaşarlar. Bazen vicdanlarının sesini dinleseler de Allah’a tam olarak teslim olamadıkları için her an hata yapmaya açıktırlar. ‘Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.’ (Zuhruf Suresi, 37)

Günümüzde yaşanan tüm bu yozlaşmaların sebebi insanların Allah yolundan ve Kuran ahlakından uzak yaşamalarıdır. Allah korkusunu yaşamayan bir insan koruyucu zırhını kaybetmiş gibi çıplak kalır. Üzerine her türlü pislik bulaşır, yapışır. Ancak hiçbir şey için geç değildir. Allah tevbe edip kendi yoluna dönenleri bağışlayacağını Kuran’ı Kerim’le insanlara bildirmektedir. Her türlü pislikten arınmak, huzuru ve güveni yaşamak için Allah’ın yoluna dönmek bir insanın hayatı boyunca alacağı en doğru karar olacaktır.

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular İslam Dini Kişisel makaleler Toplumsal Konular

İslamda Kadın

Toplumda kadınların ikinci plana atılması, değer görmemesi, ezilmesi, şiddete maruz kalması tüm dünyada yaşanan önemli bir sorundur. Kadınları düşük akıllı ve zayıf karakterli görmeleri kadının toplum içerisinde erkekten daha az değer görmesine neden olmaktadır.

Oysa Kuran’a göre kadın ve erkek eşittir.  Kuran ayetlerine bakıldığında Allah’ın, kadın ve erkeğe aynı şekilde hitap ettiği ve her ikisinin de aynı sorumluluklara sahip oldukları görülmektedir.  Allah Kuran’da, “Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir ‘çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar’ bile haksızlığa uğramayacaklardır.” (Nisa Suresi, 124) ayeti ile, samimi iman ettiği sürece kadın ya da erkek hiç kimsenin haksızlığa uğratılmayacağını haber vermiştir.

Kuran ahlakından uzak toplumlarda kadınların karşı karşıya kaldıkları en büyük sorunlardan bir tanesi boşanma sonrası yaşanan sıkıntılardır. Eşleri tarafından çalışmaları engellenen ve bu nedenle maddi yönden eşlerine bağımlı yaşamak zorunda kalan kadınlar, boşandıkları zaman son derece zor durumda kalabilmektedirler. Boşandıktan sonra her iki tarafın bazı taleplerinin olması, tarafların yalnızca kendi çıkarlarını düşünüyor olmaları sorunların artmasına neden olmaktadır.

Kuran ahlakını yaşayan bir toplumda ise bu gibi sıkıntılar görülmez. Kişilerin evlilikleri gibi boşanmaları da gönül rızasıyla olur. Evlenirken eşler arasında var olan sevgi ve saygı, boşanırken de aynı şekilde devam eder. Kuran’da kadınların boşanma durumunda sıkıntıya düşmelerini engellemek için kadınlara nasıl davranılması gerektiği ayetlerde şöyle tarif edilmektedir:

(Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru) bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu, sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır. (Bakara Suresi, 241)

‘Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında, maruf (meşru ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik edenler üzerinde bir haktır. Eğer onlara mehir tespit eder de, el sürmeden boşarsanız, bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın bağışlaması hariç- tespit ettiğiniz (mehr)in yarısı onlarındır. Sizin (tümünü veya fazlasını) bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görendir. (Bakara Suresi, 236-237)

Geniş imkanları olan nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah’ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir. (Talak Suresi, 7)

Kadınlara evlilik sırasında verilmiş olan malların boşandıktan sonra geri alınmaması gerektiği ,barınma ihtiyaçlarının sağlanması, kadınlara zorla mirasçı olunmaya kalkışılmaması da ayetlerle bildirilmiştir.

Yüce Rabbimiz Kuran’da ayrıca annelere karşı gösterilecek güzel ahlakın önemine de dikkat çekmiştir. “Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik…” (Ankebut Suresi, 8)

“De ki: “Gelin size Rabbiniz’in neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, …” (Enam Suresi, 151) Allah, annenin çocuğu dünyaya getirebilmek ve büyütebilmek için büyük zorluklara göğüs gerdiğini hatırlatarak, onun üzerindeki emeğine de dikkat çekmektedir: “Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. “Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.” (Lokman Suresi, 14)

Kuran ahlakını yaşayan bir insan için önemli olan, kişinin kadın ya da erkek olması değil, Allah’a derin bir iman ve korkuyla bağlanmış olmasıdır. Allah katında değerli olan ise, Kuran ahlakını en güzel şekilde yaşamaya çalışan ve Allah’ın emir ve yasaklarını titizlikle yerine getirmeye çalışan insandır.

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Geçmiş Tarih Genel Konular Toplumsal Konular Türk Tarihi

Uygur Sanatı

Uygurların göçebe hayattan yerleşik hayata geçmeleri ve temsil ettikleri dini inançları nedeniyle sanat bakımından ilerlemişlerdir. Uygurlar, mimari, resim, heykel, yazı gibi sanat alanlarında eserler oluşturmuşlardır. Özellikle mimari, resim ve heykel gibi alanlarda, onlardan sonra gelen nesilleri, dönemleri de etkilemişlerdir. Uygurların budist tapınak ve mezar yapıları önemli derecede gelişmişti. Uygurların bu başarılı eserleri aynı zamanda Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklular, Moğollar gibi devletleri mimari açıdan etkilemiştir. Duvar süslemelerinde ve minyatürleriyle Arap, Selçuklu ve Osmanlı sanatına kaynaklık etmiştir.

Uygurlar dışında, diğer devletlerde o zamana ait eserler çok az derecededir. Bunun nedeni ise Türklerin yerleşik hayattan çok göçebe hayat tarzı yaşamaları ve o devletlerin daha çok askeri teşkilat yapılanmasına sahip olmalarıdır.

Uygur Sanatı
Uygur Sanatı