Kategoriler
İslam Dini

Nefis Daima Kötülüğü Emreder

Yüce Rabbimiz Allah, Kuran’ı Kerim’de birçok ayetle nefsimizin bizi daima kötülüğe çağıracağını bildirmiştir. Nefis insana hem her türlü kötülüğü hem de ondan sakınmayı ilham eder.

Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene; sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). (Şems Suresi, 8)

Ayetten de anlaşıldığı gibi nefsimiz bize sınır tanımadan günah ve kötülüğü emrettiği gibi vicdanımız da günah ve kötülükten sakınmayı ilham eder. Böyle bir durumda insana düşen Allah’ın vicdanına ilham ettiğine göre hareket etmektir. Allah’ın hoşnutluğunu, sevgisini kazanmaya hangisinin uygun olduğunu anlamak da hiç zor değildir. Kişi Allah’a karşı son derece samimi olursa hangisinin en doğru olacağı konusunda hiç tereddüt etmez.

Allah’ı dürüstçe ve samimi seven insan hayatının her anında en dürüst hareketin hangisi olduğunu bilir. Nefsini tatmin etmeye değil aksine ezmeye çalışır. Her şeyde Allah’ın rızasını arar. Kur’an’ı Kerim’i samimi olarak okuyan bir kişi, Cenab-ı Allah’ın Kur’an’da yaptığı birçok uyarının, nefsin terbiyesi için olduğunu anlayacaktır. Allah, Kendisi’nden gerektiği gibi korkmamızı emreder çünkü nefislerine uyanların sonunun hüsran olacağını da bizlere bildirmektedir.

…Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır. (6/12)

Dediler ki: “Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız.” (7/23)

İnsan acz içinde olan bir varlıktır. Yemek yemeden, uyumadan, temizlenmeden yaşayamaz. En ufak bir virüs hastalanmasına hatta ölmesine sebep olabilir. Bunu çok derin düşünen bir insan, asla Allah’a karşı büyüklenerek nefsine uyamaz. İçi korkuyla titreyerek Rabbine teslim olur. Her an Allah’a muhtaç olduğunun bilincinde olur. Peygamberimiz Efendimiz (s.av)’de “Allah’ım! Göz açıp kapayıncaya kadar dahi beni nefsimle baş başa bırakma!” diye Rabbimize dua etmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) böyle derin bir korkuyla Allah’tan korkup, O’na sığınmıştır. Bizim de nefsimizi terbiye etme konusunda Peygamberimiz (s.a.v)’i örnek almamız gerekir.

Bediüzzaman Hazretleri de Risale’ler de hep nefsine seslenmiştir. “Ey nefs-i emmarem! Sana tabi değilim. Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş. Ben ancak ve ancak beni yaratıp şems ve kameri ve arzı bana musahhar eden Fatır-ı hakim-ı Zülcelal’e abd olurum” (Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1994, s. 94)

Kısacası nefis, insanın en büyük ve en tehlikeli düşmanıdır. İnsan bu tehlikeli düşmanına karşı imanını daima diri tutmalıdır. Bunun için de Kuran-ı Kerim’i rehber edinip, iman hakikatlerini öğrenerek Allah korkusunu arttırmalıdır.

Kategoriler
İslam Dini

Allah’ın Yolu, Asıl Yoldur

 “… Hiç şüphesiz Allah’ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk.” (Enam Suresi, 71)

İnsan için iki yol vardır; Allah’ın yolu, şeytanın yolu. Biraz daha detaylandırırsak, insan ya vicdanına uyar ya da nefsine uyar. Ama insan, nefsini bir kenara bırakıp vicdanına uymakla yükümlüdür. Nefis ve şeytan bu dünyada imtihan için yaratılmışlardır. Allah kıyas yapabilmemiz, iyiyi ve kötüyü ayırt edebilmemiz, güzel bir ahlaka sahip olup cennete layık bir hale gelebilmemiz için bir ilimle nefsi ve şeytanı yaratmıştır. Ama yazının başında da belirttiğim gibi insan sadece vicdanına vahiy edilenden sorumludur. Çünkü o Allah’ın ilhamıdır. Allah’ın kulundan yapmasını istediğidir. O ilham, Allah’ın dosdoğru yoludur.

Yüce Rabbimiz kullarının hiç bir surette şeytana ve nefislerine uymalarını istemez, buna razı olmaz. Çünkü Allah zulmedici değildir. Rabbimizin kullarına zulmedici olmadığı, Kur’an’da şu ayetlerde geçmektedir.

* Bu, ellerinizin önden sunduklarıdır. Allah, gerçekten kullara zulmedici değildir. (Ali İmran Suresi, 182)

* Bu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara zulmedici değildir. (Enfal Suresi, 51)

* (Ey insan) Bu, senin ellerinin önden takdim ettikleridir. Şüphesiz Allah, kullar için zulmedici değildir. (Hac Suresi, 10)

* (Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz. (Şuara Suresi, 209)

* İşte Biz, onların her birini kendi günahıyla yakalayıverdik. Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli bir çığlık sarıverdi, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmedici değildi, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (Ankebut Suresi, 40)

* Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir. Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir. (Fussilet Suresi, 46)

* “Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim.” (Kaf Suresi, 29)

Yüce Rabbimiz Allah, ayetlerden de anlaşıldığı gibi adildir,  merhametlilerin en merhametlisidir. Ve asla kullarına zulmedici değildir. İnsan nefsine uyarak kendine zulmetmiş olur. Halk arasında da bir söz vardır “insanın kendine yaptığı kötülüğü, düşmanı bile yapmaz” diye. İnsan nefsine uyarak kendine en büyük kötülüğü yapar. Çünkü şeytan ve onun emrinde olan nefis, insanın en büyük düşmanıdır.  Nefsine uyan kişi Rabbimizin Bakara suresinin 208. ayetinde bildirdiği  gibi şeytanın adımlarına uymuş olur.”.. şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 208)

Rabbimizin tüm bu uyarılarını dikkate alarak hayatımızın sonuna kadar Allah’ın yolundan ayrılmamamız gerektiğini unutmamalıyız. Sadece Allah’ın rızasını ve rahmetini amaçlayarak,  dünyevi hiç bir çıkar gözetmeden Kur’an’ın rehberliğinde salih amellerde bulunmalıyız. Cennete layık bir ruh güzelliğine sahip olmak için tüm hayatımızı Allah yoluna adamalıyız. Nefis ve şeytanın en büyük düşmanımız olduğunu bilip, Allah’ın dosdoğru yolundan ayrılmamakta kararlı olmalıyız.

Allah’ın dosdoğru yolunda ilerlemeyi hedefleyen kişi, Allah’ın sınırlarını korumada titizlik gösterir ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i kendine örnek alır. Bunda kararlı olan bir insan hayatı boyunca karşılaştığı tüm zorluklara karşı da sabırlı olur. Çünkü Rabbinin onu zorluklarla da imtihan edeceğini ama her zorlukla beraber bir kolaylık sağlayacağını da bilmektedir. Her ne zorluk olursa olsun, her durumda Rabbine dua eder ve O’ndan yardım diler. Bu bir insan için olabilecek en büyük rahatlık ve mutluluktur.

Allah, Kendi rızasına uyanları kurtuluş yollarını gösterir ve karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Bu, Allah’ın samimi kullarına vaadidir. “Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)”

Kategoriler
Aklımdan geçenler

“Asla İflah Olmam”

Hatalarından dolayı yaşadığı suçluluk psikolojisi içinde insan, ” ben asla iflah olmam” der, kendini asla düzelemeyeceğine inandırır. Dahası tevbe de etse Allah’ın onu bağışlamayacağını düşünür.

Oysa Allah Rahman’dır, Rahim’dir, Erhamurrahimin’dir; tevbeleri kabul eden, sonsuz bağış sahibidir, merhamet edenlerin en merhametlisidir. Bu sözleri telkin ederek insanı din ahlakını yaşamaktan alıkoyan, gerçekte şeytandır. Şeytan, Allah’ın merhametini unutturduğu kişiye “sen düzelemezsin, bunu kabullen artık” gibi telkinler vererek, onu kendi bataklığına çekmeye çalışır. Kişi zaten hatası yüzünden Allah’a karşı utanç  duymaktadır ve pişmanlık içerisindedir.

Ancak şeytan ne kadar çaba gösterse de zorlayıcı gücü yoktur. Ayrıca kişinin hata yapması,  artık doğru yolu bulamayacağı anlamına gelmez. En büyük hatayı da yapsa, her insan gönülden Rabb’ine yönelebilir. Allah, samimiyetle bağışlanma dileyen, kesin bir tevbeyle tevbe eden ve o hataya yeniden dönmemekte kararlı olan kullarını bağışlayacağını haber verir:

“Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Maide Suresi, 39)

İman sahibi insan kuşkusuz hata ve günahtan, Allah’ın sınırlarına yaklaşmaktan titizlikle sakınır. Ancak hatasız insan yoktur; imtihan gereği her insan hata yapabilecek acizlikle yaratılmıştır. Hata yaptığında hemen pişmanlık duyup, Allah’a yönelmesi samimi inanan insanın güzel bir ahlak özelliğidir. Mümin, hatasından ders çıkarır, öğüt alır ve tekrarlamamak için çaba gösterir. Böylece Allah’ın  Gaffar (merhametlilerin en merhametlisi), Halim, (kullarına karşı çok yumuşak olan) ve Tevvab (bağışlayan ve esirgeyen, tevbeleri kabul edip günahları iyiliklere çeviren) isimleri, üzerinde tecelli eder. Rabb’ine ne denli yakın olursa tecellileri o denli artar.

Allah rahmeti Kendi üzerine yazmıştır; “…  kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder  ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Enam Suresi, 54)

Allah, işledikleri günahın boyutları ne denli büyük olursa olsun, pişmanlık hisseden kullarına, “… Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Zümer Suresi, 53) ayetiyle rahmetinden umut kesmemelerini buyurur.

Hz. Ali(as) ile ümidini kaybetmiş bir kişi arasında geçen konuşma bu konuda çok hikmetli bir örnektir. “Ben yaptığım hatalar yüzünden ümidimi kaybettim, ne dersiniz bana?” diye soran kişiye Hz. Ali (as) şöyle cevap verir:

 -Henüz tevbe kapısı kapanmadı ki ümidini kaybedesin. Ben tevbe et ve yoluna devam et! derim.

 

 -Ama benim günahım öyle çok ki, tevbe ile affedilecek gibi değildir!

 

 -Hiç düşündün mü, senin günahın mı çok, yoksa Rahman olan Rabb’imizin affı mı?

 

 -Kuşkusuz Rabb’imizin affı çok!.

 -Öyle ise affı senin günahından çok olan Rabb’inden ümidini kesmeden tevbe ile yoluna devam et.

 

 -Ya imam! Ne zamana kadar bu tevbe?

Cevap çok nettir: – Tevbe ettiğin günahı terk edinceye kadar tevbe!..

Ne denli günahkar olursa olsun, hiçbir insan Allah’ın hoşnut olduğu bir kul olabilmek için asla geç kalmış değildir. Yaşamı süresince Allah’tan uzak, O’nun sınırlarını ihlal ederek, hata ve günah içinde yaşamış da olsa, samimi bir tevbe ile Allah’a gönülden yönelmek bağışlanma ümididir. Önemli olan ise hatadan ders çıkarabilmek ve tekrar aynı hataya düşmemek için dikkatli olmaktır.

Boş geçireceğimiz, kaybedeceğimiz tek bir an dahi yok. Geçen her saniye bizi ölüme yaklaştırır. Öldükten sonra ise dünyada yaptığımız hataların, işlediğimiz günahların telafisi mümkün değil. Hepimiz yaşadığımız hayat ve davranışlarımızdan sorgulanacağız. Ölümü sıkça hatırlayalım ve ahiretteki hesaptan önce kendimizi gözden geçirip hesaba çekelim.  O büyük günün azabından korkan ve gönülden arınmayı dileyen her insan-Allah’ın dilemesiyle- iflah olabilir, kurtuluşa ulaşabilir.

Doğrusu, temizlenip arınan felah bulmuştur; (A’la Suresi, 14)

 

 

Kategoriler
İslam Dini

‘Kafayı Dağıtmalı [mı?]

İnsanın ruhu ve bedeni din ahlakını yaşayacak şekilde yaratılmış. Yaratılışına uygun davranmadığında insan, maddi ve manevi yönden bozulur, çöker. Allah’a yakın olmadıkça, O’nu gücü yettiğince sevmedikçe insanın kalbi bunalır. Din ahlakından uzak olmak, insana ‘stres’ denilen azabı yaşatır.

 Kimi zaman yaşanan bir soruna çözüm bulamaz insan. Hele bir de üst üste gelmiş ve sorunlar yığılmışsa, çözümü genellikle yanlış yerde arar.

 Ne yapar?.. Kendisine en yakın dost olan Rabb’ine sığınmak yerine apaçık düşmanı olan şeytanın telkinine kulak verir.

Şeytan şunları söyler: “Kafayı dağıtmak lazım.” Bu söz gerçekte, “boş işlere yönel” anlamındadır. Telkin işe yarar; çözüm, ya insana hiçbir şey katmayan bir kitap okumak ya da sıradan bir film izlemektir.. Veya kafa dağıtmaya en uygun bir eğlence mekanında her şeyi unutmaktır. 

Film izlenir, kitap okunur, gidilen eğlence mekanından kafa içkiyle bitkinleşmiş, sigara ve dumanıyla sersemleşmiş halde eve dönülür. Ancak sorun hala çözülmemiştir.

Sorunların, musibetlerin tek çözümü vardır; Allah’a yönelmek, O’na güvenip dayanmak, O’nu çok sevmek ve Kur’an’ı yaşamak… Sıkıntıların kaynağı Allah’tan ve Kur’an’dan uzaklaşmaktır. İnsan Kur’an’ı yaşam rehberi olarak aldığında mutlu olur. Allah, mutluluğu hak kitaba uyulup uyulmamasına bağlamıştır.

Kur’an, insana doğruyu, yanlışı, iyiyi ve kötüyü haber verir. Aklını nasıl kullanacağını, iyi ve kötüyü nasıl ayırt edebileceğini, nasıl düşünmesi gerektiğini bildirir. Yaşamının merkezine Kur’an’ı yerleştiren insan, bu İlahi mesaj doğrultusunda yaşadığında, gerçek akla ve vicdana sahip olur. 

Allah, Kendisini dost edindiği, yalnız O’ndan yardım dilediği, beğendiği ahlakı yaşadığı takdirde, kulu için en hayırlısını yaratacaktır. Çözüme ulaşmak için gösterdiği çaba da kişinin fiili duası olacaktır; tek çözüm Allah’ın elindedir.

İnanan insan şuurlu olarak düşünmeli, araştırmalı ve okumalı. Kur’an, insanları bilimsel araştırmalar yapmaları yönünde teşvik eder; “İşte bu örnekler; Biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez.” (Ankebut Suresi, 43) ifadesiyle ve pek çok ayetle, yarattığı herşey üzerinde düşünmeye yönlendirir. Allah’ın, benzersiz sanatıyla göklerde ve yerde yarattığı her detay, insanın Rabb’ine olan sevgisini, saygı dolu korkusunu artırır, imanını derinleştirir.

Bir din adamından işittiğim, “derin düşünmeye gerek yok, kocakarı imanı yeterli” söylemi oldukça tehlikeli. Bu amiyane tabirle kastedilen, şuursuz, fazla düşünmeyen, araştırmayan, okumayan, yalnızca “inandım” diyerek kendisini yeterli bulan insan modeli. Allah kulundan yüzeysel değil, gerçek, derin ve yıkılmaz bir iman ister.

Samimi inanan insan, aklı açık, bilinçli, ayrıntılı düşünüp en uygun kararları alabilen insandır. Şeytan, vesvese vererek anlık da olsa kafasını karıştırmaya, onu gaflete düşürmeye çalışabilir. Ancak tüm bunların şeytanın vesvesesi olduğunun bilincindeki mümin, Rabb’ine yönelir, O’na sığınır.

Peygamberimiz (sav) bir hadisinde “Ölümü en çok hatırlayan ve ölümden sonraki (hayatı) için en güzel şekilde hazırlanan. İşte onlar en akıllı-şuurlu olanlardır” şeklinde buyurur. (İbni Mace, Cilt 10, Syf.540)

Dini yaşamak,  beraberinde tevekkülü ve kadere teslimiyetin huzurunu getirir. İnanan insan işlerinde yalnızca Allah’ı vekil tutar, yaşadığı olaylar karşısında Allah’ı hoşnut edecek tavırları sergiler. Olumsuz gibi görünen bir olayla bile karşılaşsa, bunun Allah’tan bir imtihan olduğunun bilincindedir. Bu yüzden, ümitsizliğe, üzüntü ve strese kapılmaz. Güçlü inancı nedeniyle hiçbir olumsuz olaydan etkilenip güçsüzleşmez. Kur’an’a uygun davranmış olmanın vicdani rahatlığını ve kadere tevekkülün lüksünü yaşar.

İnsan, “kafasını “dağıtmak” yerine aklını kullanmayı seçmeli. O takdirde aldığı kararlar da hikmetli ve isabetli olacaktır.

 

Fuat Türker 

Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

İnsan Neden Ölümsüzlüğü Arzular?

İnsanın içindeki sonsuzluk isteği insanlık tarihiyle başlar. Kur’an’da anlatıldığı üzere Hz. Adem (a.s.) cennet’te yaşadığı halde “Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?”(Taha Suresi, 120) diyerek vesvese verdiğinde şeytana kanar. Allah; “Andolsun, biz bundan önce Adem’e ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.” (Taha Suresi, 115) buyurur. Hz. Adem (as)’ın, cennet’te Allah’ın kontrolünde rahat bir yaşam süreceğini bildiği halde unutması ve şeytanın vaadine aldanması bir zelledir. Bu olay insandaki ölümsüz kılınma arzusuna bir örnek olabilir.

 

İnsan neden ölümsüz kılınmak ister?..

 

Kendinizi toprağın altına girecek olan beyaz kefene sarılmış bir beden olarak düşündünüz mü hiç?.. Dünyada sahip olunabilecek güzellik, güç ve iktidar, aile, şöhret ve servete tutkuyla bağlanmanın bir anlamı var mı sizce? Kaldı ki hepsi dünyada kalacak, ahirete götürülemeyecek şeyler.

 

Dünyadan ahirete götürülecek olan tek bir şey var. O da Allah’ın hoşnutluğu amaçlanarak yapılmış olan salih ameller ve ibadetler.

 

İnsan her nefsin ölümü tadacağını, kendisi de dahil her insanın Rabb’ine döndürüleceğini bildiği halde ölüm düşüncesinden neden kaçınır? Oysa ölümle birlikte kendisini dünyaya bağlayan ne varsa hepsinin yok olacağını bilir. Yine de her an ölümün kendisini bulabileceğinden gaflette dünya hayatına yönelir.

 

Ahireti göz ardı eden ve dünyaya büyük bir tutkuyla bağlanan kişiler, kendilerini dünyada sözde “ölümsüz”leştirmeye çalışır, geride isimlerini sürdürecek bir şey bırakmak isterler.

 

Bunun için denedikleri yollardan biri Kur’an’da, “Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz? Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?” (Şuara Suresi, 128-129) ayetiyle haber verildiği gibi yüksek yerlere binalar ve sanat yapıları inşa etmektir.

 

Yaratıcı’sını unutan insan, hayalini kurduğu gibi bir yaşama hiçbir zaman kavuşamaz. Çünkü hedefine ulaştığında tatmin olmaz, hep daha da iyisini ve daha güzelini ister. Parasının az olduğunu düşünür, daha fazlasını kazanmak için uğraşır; daha güzel bir ev görür, onu almak için çaba harcar. Malının, mülkünün ve ‘sefasını sürebileceği’ ömrünün kısıtlı olduğunun şuurunda da değildir.

 

Bu kişi, sahip olduğu dünyevi mal-mülkün kendisini ölümsüzleştireceğini düşünür. “Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor. (Hümeze Suresi, 2-3) ayetindeki ifadeyle kişi, “malının kendisini ebedi kılacağını” zannederek müthiş yanılır. Sahip olduklarının azalacağından korkarak, Allah rızası için harcamada bulunmayıp cimrilik eden, gerçekte kendisine cimrilik eder.

 

Allah, “İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz… (Muhammed Suresi, 38) buyurur ve bu gerçeği haber verir.

 

Hep daha fazlasına sahip olma hırsı içinde sınır tanımadan yaşayan kişinin aksine mümin, zenginliği Allah yolunda harcamak için ister; servetini Allah’a vakfeder, O’na hibe eder.

 

Ölümsüzlük isteğine bir diğer örnek de çocuk sahibi olmaya duyulan aşırı tutku. Kur’an bu konuyu da şu ayetle bildirir:

 

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ‘çoğalma-tutkusu’dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah’tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)

 

Ahireti ummayan, dünya hayatını asıl hayat olarak görenler, öldükten sonra geride isimlerini sürdürecek çocuklar bırakmayı isterler. Soylarının devamı için kız değil, özellikle erkek çocuk isterler. Bu, dünyevi geçici bir hevestir.

 

Güzel ahlaklı, ailesine ve ülkesine hayırlı çocuklar yetiştirmek istemek kuşkusuz yanlış bir şey değil. Ancak toplumdaki çarpık sisteme uygun olarak bu isteğin nedeninin Allah’ı hoşnut etmek olmadığı açık. Amaç insanın kendi enaniyetini tatmin ve “desinler” mantığı gereği, kendince dünyada isminin devam etmesidir.

Kur’an’da çoğu peygamberin, yaşadıkları ortamda imkanlar zorlu olduğundan uzun süre çocuk sahibi olmadıklarını, ancak yaşlandıklarında kendilerinden sonra dini anlatacak “salih” çocuklar istedikleri bildirilir. Hz. Zekeriya’nın, “Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armağan et. Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl.” (Meryem Suresi, 5,6) diyerek ettiği dua gibi istekleri kendilerinin değil, dinin yararı içindir.

 

Samimi inananlar bilirler ki, mallar ve çocuklar ancak bir imtihan konusudur. “Allah yanında ise büyük bir mükafat vardır. (Enfal Suresi, 28) Müminler bu bilinçle, çocuk sahibi olmayı ancak Allah’ın hoşnutluğu için ister, çocuklarını da Allah rızasına uygun olarak yetiştirirler.

 

Gerçekten inkar edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara Allah’tan yana bir şey sağlayamaz. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır. (Ali İmran Suresi, 116)

 

Fuat Türker

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular İslam Dini Kişisel makaleler

Şeytanın Amacı: Dejenere Toplum

Günümüzde tüm dünyada genel anlamda büyük bir ahlak çöküntüsü ve dejenerasyon yaşanmaktadır. Özellikle gençler arasında görülen bu yozlaşma toplumların geleceği açısından son derece büyük tehlikeler doğurmaktadır.

Küçük yaşlarda başlayan alkol, sigara, uyuşturucu ve madde bağımlılığı genç ve taze beyinlerin bu tür alışkanlıklarla zarar görmesine ve sağlıksız bir toplumun oluşmasına neden olmaktadır. Özellikle gençlere empoze edilmeye çalışılan ‘anı yaşa’ telkinleriyle yarını düşünmeyen sadece ‘o anın tadını çıkarmayı’ hedefleyen insanların yaygınlaşması hedeflenmektedir. Evlilik dışı ilişkilerin özendirilmesi, cinselliğin özgürce yaşanması gerektiği düşüncesi genç beyinlere gerek televizyonlarla, gerek filmlerle, gerekse kitap, dergi vs. yayınlarla yavaş yavaş kazınmaktadır. Bugün dünyada yaşanan her türlü cinsel sapkınlık ve yozlaşmalar her ne kadar onaylanmıyor gibi görünse de aslında temelde amaçlanan bu konunun yaygınlaşmasıdır. Düşünmeyen, üretmeyen beyinler, bencil ve sapkın bir hayat, güçlünün güçsüzü ezdiği bir yaşam, suçlar, cinayetler, biten evlilikler… Kısacası çöküntüye uğramış bir toplum.

Ülkemizde de gençlerimiz internet ve televizyon aracılığıyla gelişen çağa ayak uydurmakta ve sahip oldukları ahlaki değerleri hızla yitirmektedir. Toplumumuzda çok önemli olan aile birliği ve bireyler arasındaki sevgi ve saygı yitirilmekte, sadece çıkara dayalı ilişkiler oluşmakta ve evlilikler hızla sona ermektedir. Evlilik dışı ilişkiler yaygınlaşırken yine evlilik dışı çocuk sahibi olmak normal karşılanmakta, böylece aile yapısı da temelden yok olma yoluna girmektedir. Oysa aile, bir toplumun en önemli yapı taşlarından biridir. Bu büyük değerin kaybolmasıyla birlikte toplumda hızla çöküşe geçecektir.

Hiç şüphesiz bu yozlaşma şeytanın sistemine hizmet etmek isteyenler tarafından genç beyinlere empoze edilmektedir. Allah korkusundan ve sevgisinden uzak yaşayan insanların kolayca sürüklenebileceği bu yol hem bu dünyada hem ahirette büyük kayıplara neden olabilecek şeytanın yoludur. Şeytan: ‘Dedi ki: “Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım. Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.” ‘ (Araf Suresi,16- 17) diyerek dünyadaki amacını açıkça bildirmiştir. İnsanın hayatta takip edeceği iki yol vardır. Şeytanın eğri yolu ve Allah’ın dosdoğru yolu. Eğer insan Allah’ın yolunda değilse o halde şeytanın yolunda demektir.

Allah’ın yolunda yaşayan insan için yaşadığı her an değerlidir. Zamanı öldürmek için değil, en iyi şekilde Allah yolunda değerlendirmek için kullanır. Allah’ın razı olmayacağı her türlü boş işten uzak durur. Emirlerini ve yasaklarını çok iyi bilir ve uygulamakta asla taviz vermez. Kınayanın kınamasından korkmaz, kimsenin rızasını gözetmez, ‘anı yaşamak’ tuzağına asla düşmez. İçinde sürekli bir huzur ve güven duygusu vardır çünkü tamamen Allah’a teslim olmuştur. Herşeyin Allah’tan geldiğini bilir ve kaderinde karşısına çıkan her olayda sabır ve tevekkül gösterir. Her zaman temizdir, güvenilirdir. İnsanlara karşı sabırlı ve merhametlidir. İnançlarından asla taviz vermez çünkü bilir ki: ‘Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur.’ (Ankebut Suresi, 64)

Şeytanın yolunda yaşayan insanlar ise sadece kendi nefislerini tatmin etmek için yaşarlar. Anı yaşayarak sorumsuzca hareket etmek, alkollle ve uyuşturucuyla hayatın tadını çıkarmak en büyük zevkleridir. Çıkalarına düşkündürler. Bunun için karşılarındaki insanları kolayca gözden çıkarabilirler. Aile birliğine önem vermezler, özgür ve rahat yaşamak isterler. İlişkilerinde güven ve saygı yoktur. Çünkü şeytanın kontrolündedirler ve onun istediği  şekilde yaşarlar. Bazen vicdanlarının sesini dinleseler de Allah’a tam olarak teslim olamadıkları için her an hata yapmaya açıktırlar. ‘Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.’ (Zuhruf Suresi, 37)

Günümüzde yaşanan tüm bu yozlaşmaların sebebi insanların Allah yolundan ve Kuran ahlakından uzak yaşamalarıdır. Allah korkusunu yaşamayan bir insan koruyucu zırhını kaybetmiş gibi çıplak kalır. Üzerine her türlü pislik bulaşır, yapışır. Ancak hiçbir şey için geç değildir. Allah tevbe edip kendi yoluna dönenleri bağışlayacağını Kuran’ı Kerim’le insanlara bildirmektedir. Her türlü pislikten arınmak, huzuru ve güveni yaşamak için Allah’ın yoluna dönmek bir insanın hayatı boyunca alacağı en doğru karar olacaktır.

Kategoriler
Deneme Yazıları Günlük hayat

Dünyaya Bir Kez Gelinir Ama…

İnsanın apaçık düşmanı olan şeytan, her insan için farklı taktikler kullanır. Ancak birçok insanı yakaladığı zayıf bir nokta vardır ki, genellikle herkeste aynıdır; dünya hayatına/metaına olan bağlılık.

Şeytan insanları saptırmak için kullandığı her telkini kendisi vermez. Plan ve taktiklerini etkisi altına aldığı kişiler aracılığıyla uygular, telkinlerini onların ağzından verir. Şeytanın dostu olan bu kimseler, “günahı benim boynuma”, “yaşlanınca nasılsa ibadet yapacak bol zamanın olur, şimdi hayatın tadını çıkar”, “dünyaya bir kere gelinir” gibi sözlerle, insanları Allah’ın buyruklarını göz ardı etmeye ya da sorumluluklarını ileri yaşlarına ertelemeye yöneltirler. Bu sözlerin etkisi altına giren kişilerin ise gaflet halinde oldukları çok açıktır. Çünkü insan dünyaya nasıl bir kez geliyorsa, ahirete de bir kez gidecektir.

Adeta şuursuzca, gaflet halinde yaşayan bu kimse ahirette Allah’ın huzurunda yalnız sorgulanacağını unutmuştur. Ahirette diriltildiğinde o mahşer kalabalığı içinde koşarken yalnızdır. Orada kimse kimsenin durumunu sormaz. Dünyada iken ‘hayatı birlikte doya doya yaşadığı’ dostları yanında yoktur. Dünyada yalnız kalmaktan korkan insan, dünyadakine asla benzemeyen bir yalnızlık içindedir. Sorgulanma anı, dünyadayken Allah’tan yüz çevirmiş kişi için yaşadığı en zorlu andır. Yapıp ettiklerini, yerine getirmediği sorumluluklarını, ertelediklerini ve Rabb’i karşısındaki aczini düşündüğünde yalnızlık hissi daha da artar. Yaşamı boyunca değer verdiği her şeyden ve yakınındaki tüm insanlardan uzaktır; yapayalnız, tek başınadır.

Ve onların hepsi, kıyamet günü O’na, ‘yapayalnız, tek başlarına’ geleceklerdir. (Meryem Suresi, 95)

İbadet etmek için daha çok zamanı olduğunu, yaşlanınca kulluk görevlerini yerine getireceğini düşünmüştür; ne kadar ömrü kaldığını bilmeden…Kişi ölümün her an kendisini bulabileceğini düşünmemiştir. Düşünmediği gibi, bu kendince ‘tatsız’ konudan söz edenleri de susturmuştur. Uyaranlara ise hiç kulak vermemiştir.

Şu çok kesin gerçektir ki; Allah’ın buyruklarını yerine getirmeye vakit bulamadan, ölüm apansız gelip çatabilir. Oysa insan kalbini Rabb’ine bağladığında, her şeyi Allah’ın yaratmakta olduğu gerçeğini düşündüğünde, Allah’ın dilemesiyle hem dünyada hem de ahirette en büyük nimetleri kazanabilecektir.

Nerede ve ne yapıyor olursak olalım, Allah’ın sonsuz aklıyla planladığı bir kadere tabi olduğumuzu asla unutmayalım. Her kim olursa olsun her insan kesinlikle ölümü tadacaktır; yalnızca Allah, ezeli ve ebedi olandır, daima diri olandır.

Sizi diri tutan, sonra öldürecek, sonra da diriltecek olan O’dur. Gerçekten insan pek nankördür. (Hac Suresi, 66)

[email protected]