Kategoriler
İslam Dini

GALİP GELECEK OLANLAR ALLAH’IN TARAFTARLARIDIR

Tarih boyunca Müslüman topluluklar, imtihanın bir gereği olarak, inkar edenler tarafından çeşitli haksızlıklara, zulümlere, iftiralara, işkencelere maruz kalmışlardır. Müminlerin yaşadıkları bu zorluklar zahiren çok zor gibi görünse de, Allah her zaman inkar edenlere karşı, müminleri yardımıyla desteklemiştir. Nisa Suresi’nin 141. ayetinde de bildirildiği üzere “…Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.”  Allah’ın her dönemde uyarıcı olarak gönderdiği elçiler de, kafirlerin kendilerine karşı kurdukları sinsi tuzaklarla, iftiralarla mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Kur’an’ı Kerim’de anlatılan kıssalarda Peygamberlerimizin kafirlere karşı olan mücadelelerine şahit oluruz. Kafirlerin elçilere ve beraberindeki Müslümanlara karşı hep bir tuzak kurma fikri içinde olduklarını açıkça görürüz.

Mesela Hz. İbrahim, güzel ahlakıyla, akılcılığıyla müminlere örnek olan ve Cenab-ı  Allah’ın, kendisini dost edindiği bir elçimizdir. Uyarıcı olarak gönderildiği kavim,  kendi elleriyle yaptıkları bir takım putlara tapıyorlardı. Hz. İbrahim onlara taptıkları putların, kendilerine bir yararı ya da zararı olamayacağını, tek İlah’ın Allah olduğunu tebliğ etmiştir. Fakat Allah’ın yoluna davet etmesinin karşılığında,  ölümle tehdit edilerek ateşte yakılmak istenmiştir.

İbrahim de; hani kavmine demişti ki: “Allah’a kulluk edin ve O’ndan sakının, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Ankebut Suresi, 16)

“Eğer yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de (elçilerin çağrısını) yalanlamışlardır. Elçiye düşen ise, yalnızca açık bir tebliğdir.” (Ankebut Suresi, 18)

Bunun üzerine kavminin (İbrahim’e) cevabı yalnızca: “Onu öldürün ya da yakın” demek oldu. Böylece Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için ayetler vardır. (Ankebut Suresi, 24)

Hz. İbrahim ise, inkar edenlerin bu tutumları karşısında, Allah’a olan tevekkülünden ve Allah’ a olan güveninden asla ödün vermemiştir. (İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.” (Saffat Suresi, 99)

Aynı şekilde Hz. Musa ve Hz. Harun da, uyarıcı olarak gönderildiği Firavun’a göklerde ve yerde bulunan her şeyin tek ilahının Allah olduğunu tebliğ ettiklerinde Firavun, ilahlık iddiasında bulunarak Hz. Musa’yı ve kardeşi Hz. Harun’u ölümle tehdit etmiştir.

Firavun dedi ki: “Alemlerin Rabbi nedir?” Dedi ki: “Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer ‘kesin bilgiyle inanıyorsanız’ (böyledir).” Çevresindekilere dedi ki: “İşitiyor musunuz?” (Musa:) Dedi ki: “O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir.”(Şuara Suresi, 23-26)

 (Firavun) dedi ki: “Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım.” (Musa) Dedi ki: “Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?” (Şuara Suresi, 29-30)

“… Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.” (Mümin Suresi, 26)

Hz. Musa da, bu ölüm tehdidi karşısında, Allah’a olan güveninde kararlılık göstermiş ve kavmine, Allah’a güvenmelerini öğütlemiştir.  “ Musa kavmine: “Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah’ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir.” dedi… ( Araf Suresi- 129 )”

Bir süre sonra Allah, Hz. Musa’ya, iman edenlerle birlikte Firavun ve kavminden ayrılarak yola çıkmalarını emretmiş, Hz. Musa ve müminler yola çıktıklarında Firavun ve ordusu da onları yakalamak için izlemeye başlamıştır. Hz. Musa ve yanındakiler deniz kenarına geldiklerinde, Firavun ve ordusu da onlara yetişmişler ve tam kaçamayacaklarını düşünürlerken, Hz. Musa tevekkülüyle yanındakilere yine örnek olmuştur. (Musa:) “Hayır” dedi. “Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir.” (Şuara Suresi, 62) Allah, Hz. Musa’ya asasıyla denize vurmasını emretmiş, Hz. Musa’nın, asasıyla denize vurmasıyla denizde iman edenlerin karşıya geçmesi için bir yol açılmıştır. Firavun ve ordusu o yoldan geçmek isterlerken, sular altında kalarak boğulmuşlardır. Biz, İsrailoğulları’nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): “İsrailoğulları’nın kendisine inandığı (İlahtan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım” dedi. (Yunus Suresi, 90)

Kur’an-ı Kerim’de anlatılan diğer kıssalarda da, müminlerin Allah’ın yardımıyla desteklendikleri ve kurtuluşa erdikleri anlatılmaktadır. Allah, müminlere kurulan tuzakları her zaman bozguna uğratmıştır. Çünkü Allah her şeyden haberi olandır. Kurulan her tuzağı en ince ayrıntısına kadar bilir. En güzeli de, Cenab-ı Allah’ın, ayetinde kafirlerin kurdukları tuzaklarını boşa çıkardığını ve Kendi katında onlara hazırlanmış bir düzenin olduğunu haber vermesidir.

Gerçekten Allah, kafirlerin hileli düzenlerini boşa çıkarıcıdır. (Enfal Suresi, 18)

Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır. (İbrahim Suresi, 46)

Hiç şüphesiz Yüce Rabbimiz, sabreden, tevekkül eden, her durumda Allah’a olan güveninde kararlılık gösteren kullarını hem dünyada hem ahirette üstün kılacaktır. Galip gelecek olanlar, inananlar olacaktır. Bu Allah’ın vadidir.

Kim Allah’ı, Resulü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.  (Maide Suresi, 56)

Kategoriler
İslam Dini Toplumsal Konular

Sabır

Sabır, sadece zorluklar karşısında değil, hayatın her anında yaşanması gereken güzel bir ahlak özelliğidir.

Sabır; ‘ Rabbin için sabret.’  (Müddessir Suresi,7) ayetinden de anlaşılacağı gibi yalnızca Allah rızası içindir. İnsan ancak Allah’a olan imanı ve yakınlığı oranında sabır gösterebilir. Karşılaştığı olumsuz olaylarda gösterdiği güzel ahlak süreklidir. ‘İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz.’ (Fussilet Suresi, 34-35) Ayetten de anlaşıldığı gibi ‘sürekli’ olan güzel ahlakı sabredenlerden başkası gösteremez. Müminler her zaman en güzel davranışı ve en güzel ahlakı gösterme konusunda kararlıdır ve en ufak bir gevşeme göstermeden bu ibadeti yerine getirmeye devam ederler. Başına ne kadar büyük felaketler gelirse gelsin onlar için fark etmez. “Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın…” (Al-i İmran Suresi, 200)  ayetinde buyrulduğu üzere hayırlarda yarışır gibi, sabırda da yarışmak bir mümin özelliğidir.

Karşılaşılan her türlü olay mümin için bir sınav konusudur. Göstereceği sabrın önemini çok iyi bilir ve Allah’ın razı olacağı tavrı göstermek için yoğun bir çaba sarfeder. Bunu yaparken de en ufak bir huzursuzluk ve sıkıntı duymaz. Çünkü her şeyde mutlaka bir hayır olduğunu düşünür ve sonsuz bir tevekkülle Allah’a sığınır, yardımı da sabrı da yalnızca O’ndan diler. Kader gerçeğini bilen ve her şeyin Allah’ın kontrolünde gerçekleştiğine inanan mümin, her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık geleceğini ve Allah’ın kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyeceği gerçeğini bilir. “Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.” (İnşirah Suresi, 5–6) “Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez…” (Bakara Suresi, 286)

Sabır, Kuran’da çokça üzerinde durulan ve namaz kılmak, oruç tutmak gibi farz olan ibadetlerden biridir. Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.’  (Ra’d Suresi,22)  Sabır göstermek, namaz ibadetini yerine getirmek gibidir. Sabır vakti geldiğinde sabır gösterememek, namazı vaktinde kılamamak ve ecri kaçırmaktan farksızdır. Allah sabır gösterenleri cenneti ile müjdelemektedir. ‘İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar.’ (Furkan Suresi, 75)   Dünya hayatının geçici olduğunu bilen mümin için, ahirette Rabbinin yüzü ve sonsuz cennet özlemi, sabır göstermesi için yeterli bir sebeptir. Unutulmamalıdır ki bütün ibadetlerde kararlılık ve süreklilik göstermek, sabırlı olmakla mümkündür. Sabır ibadeti, kararlı bir şekilde asla taviz vermeden uygulanması gereken ve insana sıkıntı değil ferahlık veren önemli bir ibadettir.

Mümin için Allah’ın rızası ve hoşnutluğu çok önemlidir. Allah sevgisi ve korkusundan yoksun olan insan, bu hissiyattan uzaktır. Bu nedenle Allah rızası için sabır göstermek yerine tahammülü tercih eder. Hayat onun için katlanmak zorunda olduğu sıkıntılarla dolu eziyet verici bir ortamdır. Dayanabildikleri noktaya kadar dayanırlar sonrasında isyan ederler. Sürekli yaşanan gerginlik, tedirginlik ve gelecek korkusu bedenlerinde geri dönüşü olmayan hastalıklara neden olur ya da isyanları onları intihara sürükler. Oysa Allah’a teslim olup sabreden mümin için sonsuz bir huzur ve güven duygusu vardır. ‘Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155) Ayetin tecellisi olarak her gün milyonlarca insan sevdiklerini ya da mallarını kaybeder. Sabır gösteremeyenler için bu durum bir isyan noktasıdır ve isyanları  ‘NEDEN BEN’ sorusuyla başlar.

Kutsal kitabımız Kuran’ı Kerim’de Peygamberlerin göstermiş oldukları sabır örnekleri:

Hz Eyüb’ün, yakalandığı hastalık karşısında gösterdiği sabır, ayetlerde şu şekilde bildirilmiştir: “Ve eline bir deste (sap) al, böylece onunla vur ve andını bozma.” Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah’a) yönelip-dönen biriydi.   (Sad suresi,44)

Hz. Yusuf, suçu olmadığı halde yıllarca zindanda kalmış, ancak asla isyan etmemiş, sabırla ve tevekkülle Allah’a yönelmiştir. “Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat.”   (Yusuf Suresi,101)

Hz. Musa’nın annesi ise sonsuz bir tevekkül göstererek oğlu Musa’yı Allah’ın emri ile suya bırakmış ve sabırla Rabbine sığınmıştır. ‘ Musa’nın annesine: “Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız” diye vahyettik (bildirdik). (Kasas Suresi, 7) Musa’nın annesi ise, yüreği boşluk içinde sabahladı. Eğer mü’minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı.   (Kasas Suresi, 10)

Kararınızı Verin:

Yaşadığımız dünyanın bir imtihan yeri, asıl yurdun ise ahiret olduğunu düşünürsek, bu noktada verilmesi gereken önemli bir kararla karşı karşıya kalırız:

Geçici Dünya hayatı mı?             Sonsuz cennet mi?               Sonsuz azap mı?

Kendimize sormamız gereken soru öncelikle bu olmalıdır. Tercih edilen mekan cennetse, cennete giden yolda sabır ve kararlılıkla ibadetleri yerine getirmek gerekir. ‘Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O’na ibadet et ve O’na ibadette kararlı ol.’ (Meryem Suresi, 65)

Eğerbu soruyu görmezden gelip nefsi tatmin için sabırdan ve diğer ibadetlerden vazgeçiyorsak, artık ahirette edeceğiniz sabrın Allah için bir değeri olmayacaktır. ‘Girin ona; artık ister sabredin, ister sabretmeyin. Sizin için birdir. Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz.’  (Tur Suresi,16) Bu duruma düşmeden önce tevbe edelim ve sabırla amellerimizi Salih kılıp artıralım.

Duamız son pişmanlığı yaşamamak olsun.

ALTUĞ ÖZTÜRK

 

Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Mutluluk İçin Sabır

Çoğumuz içinde bulunmuş olduğumuz nimetlerin farkına bile varamıyoruz. Allah sağlık, afiyet, başarı vermiş olduğu kişiler bile rabbimize şükretmiyor.

Ne üzücüdür ki içinde bulunmuş olduğumuz maddi manevi zenginliklerin farkında değiliz. Zenginliklerimizin farkına çok geç varıyoruz. Elimizden gittikten sonra.

Ne zaman ki elimizde bulunan fırsatları kaçırdıktan sonra içimiz yanar ama faydasıdır üzülmek. Önemsemediğimiz varlıklarımızın değerini çok iyi takdir etmeliyiz.

Teşekkür etmesini bilirsek, yüce yaratıcımıza şükret etmesini öğreniriz.
İçinde bulunduğumuz zaman diliminde sağlığımız, sıhhatimiz yerindeyse halimize binlerce şükretmeliyiz.
Çocuğumuz dünyaya geldiğinde genelde kontrol edilir. Sağlıklı olduğunu öğrenince sevincimize diyecek yoktur. Çocuğumuzun sağlık doğması çevremizi, bizleri sevince boğar.

Allah göstermesin sağlığında sorun olduğunu duyarsak dünyamız yıkılır.
Olur, olmaz konularda canımızı sıkarken, dertlenirken, gerginlik yaşarken böyle üzücü sağlık meselesiyle karşılaşılırsa o ailenin durumunu anlamaya çalışmak için düşünürsek, o zaman ne kadar basit olaylara kafa yorduğumuzu anlarız. Kendimizi strese sokmanın ne kadar lüzumsuz olduğunun farkına varırız.

Çoğu insanımızın konuşmalarına kulak verdiğimizde, gerçekten insanımızın kendi içinde büyütmüş olduğu birçok hadisenin ne kadar önemsiz olduğunun farkına varırsınız.

Geçmişe takılır kalırsak mutlu olamayız. İki kişinin kurduğu yuvanın sağlam temeller üzerine kurulması zaman alabilir. Bu arada karşılıklı hatalar meydana gelmiştir.

Geçmiş yıllarda ki, çilelerimizi, dertlerimizi içimizde büyütürsek hem kendimize, hem de çevremize zarar veririz.
Geçmişte yaşadığımız zorlukları unutmalıyız. Yoğun olarak sıkıntı çektiğimiz yılların etkisinde kalmamalıyız. Geçmişin sıkıntısıyla beynimizi meşgul edersek kendimize zarar veririz.

Dünyamızda hepimiz bir şekilde sıkıntı çektiğimizi inkâr edemeyiz. Allah’ın vermiş olduğu nimetlerin içinde şükretmesini bilmeli insanlar.

Paylaşmak, insanların derdini görmek insanlar için çok yüce ahlak göstergesidir. Uzlaştırıcı olmalıyız.
Bende olsun, başkasında olmasın demek insanların menfaatçi olduğunu anlatır. Mutluğu yak alabilmişsek, içimizde sıkıntı yoksa ailemizde sıkıntı yoksa gerçek nimetin içindeyiz demektir.

Günümüzde evliliklerin devamlılığının zorlaştığını ve bunun yanında boşanmalarında arttığını hepimiz biliyoruz.
Boşanmaların arttığı günümüzde aile yuvamızda mutluysak bundan daha büyük zenginlik olur mu?

İnsanların çevresiyle birlikte tahmin edilmez şekilde para harcayarak yuvaların kurulması amacıyla fedakârlık yapılıyor sonrasında ise maalesef. Harcanan paraya mı acırsınız, geçinmenin bozulmasına mı?

Oğlumuzun kızımızın geçimlerinin yolunda gitmesini gördükçe mutluluğumuz kat kat artmalı.

Allah kimsenin yuvasını yıkmaya kimseye fırsat vermesin. Aile kurumumuzun değerinde zedelenme olmaması için elimizden geleni yapmalıyız.

Kazançları yerinde olan bazı insanların hiç yoktan kavgalarına şahit olursa insan üzülüyor. Hele bunlar en yakınınızdakiler olursa sıkıntınız katlanarak artmış oluyor.

Yokluk zamanında olmuşları sürdürmenin anlamı yoktur. Geçmişi göz önüne alarak hayat sürmeye çalışırsak en büyük nimetlerden biri olan mutluluğumuzu kaybederiz.

Gönlümüz ister ki, aile içindeki diyaloglarımız, meslek hayatımızda her iş yolunda ve rayında gitsin.

Bu kuralın dünyada mümkünatı yoktur. Yollar bile hep düz değildir. O zaman mutluluğumuz için, evlatlarımız için yanlış düşünüyorsun deniyorsa birilerine, o kişi de durup düşünmeli.

Şapkasını önüne almadan da düşünebiliriz.

Kategoriler
Genel Konular İslam Dini Kişisel makaleler

“Sabrettiğinize Karşılık Selam Size”

Yüce Allah Kur’an’da sabredenleri sevdiğini haber verir. Bu sevgiyi kazanabilmek için, Allah’ın her olayı bir hikmet üzere ve müminler için hayırla yarattığının bilincinde olmak ve yaşananlar karşısında tevekküllü olmak gerekir. Mümin, tek güvenilir varlık olan Allah’a dayandığı için her konuda sabır gösterir, zorluklara boyun eğmez. Ve karşılığında da O’nun sevgisini kazanır. Samimi inanan insanın alabileceği en güzel karşılık Allah’ın sevgisini, hoşnutluğunu, rahmetini ve sonsuz cennetini kazanabilmektir. Bu güzellikler, dünyadaki hiçbir nimetle ya da zevkle kıyaslanamaz.

Nice peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. Allah, sabredenleri sever. (Al-i İmran Suresi, 146)

Yüce Allah bir ayette, “Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah’tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz.” (Al-i İmran Suresi, 200) sözleriyle müminlerin bu ahlakı ve dolayısıyla sevgisini kazanmak için yarışmalarını buyurur.

Peygamberimiz (sav) söyle buyurur: “Müminin işi ne güzeldir! Allah onun hakkında ne hüküm uygularsa o mümin için hayır olur. Eğer ona iyilik dokunursa teşekkür eder, bu mümin için hayır olur. Ona bir zarar dokunursa sabreder, bu da onun için hayırdır.”

Kusursuz yaratılmış imtihan mekânı olan dünyadaki yaşam, Kur’an’da tavsiye edilen ahlakı yaşayanlar için de, yaşamayanlar için de aynı hızla geçmektedir. Bu kısacık yaşamda Rabbimiz’in imtihan için yarattığı olaylara sabır göstermeyen, isyan eden, kulluk ve ibadetlerinde kararlı olmayan kişi de belirlenen günde mutlaka ölümü tadacaktır. Allah’ın sınanmaları için yarattığı olaylara sabrederek, kaderlerine teslim olanlar, ahirette kurtuluşa ve eşsiz ağırlanma konağı olan cennete kavuşacaklardır. Dünya hayatında sabır değil, tahammülsüzlük gösteren,  yaşadıkları zorluklardan sürekli şikâyet edenlerin ise, dünyadayken içinde yaşadıkları karanlık ahirette de sürecek, Allah onları nura çıkarmayacaktır.

Sabır toplumda zannedildiği gibi tahammül değildir; yaşananlar karşısında dişlerini sıkarak beklemek değildir. Sabır, zor zamanlarda Allah’ı hatırlamaktır. Allah’ın zorluğun ardından vereceği kolaylığı beklemektir. Zorluk yaşamak, Allah’ın Kendisini hatırlatmasıdır, kulunu unutmadığının işaretidir. İsabet eden her zorluk, kulunu Allah’a yakınlaştırır. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 153)

İnsana katından sayısız güzellik sunan Allah’ı hoşnut edebilmek için sabır göstermek muazzam güzeldir. Musibete sabretmek eziyet verici gibi görünse de, insan tevekkülü, teslimiyeti tam olarak yaşadığında acı değil, zevk duyar. Hayırla yaratılan olaylar karşısında üzülmek, sinirlenmek kadere saygısızlıktır. Yapılması gereken,  ardındaki hikmetleri görmeye çalışmaktır.

O gün insan, dönüşü imkânsız bir pişmanlıkla “… Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık” (Mülk Suresi, 10) dememek için tüm güzelliklerin yolunu açan sabrı doruğunda yaşamalıdır.

Mümin, “Rabbin için sabret” (Müddessir Suresi, 7) ayeti gereği ömrü boyunca Allah’ın hoşnutluğunu amaçlayarak güzel bir sabırla sabreder. Rabbimiz de, bu samimiyetlerine karşılık onları ödüllendireceğini Kur’an’da müjdeler. Allah’ın vaadi haktır; sonsuz ödül yurdu cennetin kapıları samimi müminler için açılır ve melekler seslenirler:

“Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel.” (Ra’d Suresi, 24)

Fuat Türker