Kategoriler
Az önce öğrendim Güncel Haberler

ATV ve SABAH’ı İstediğini Duyurdu Ancak !..

ATV ve SABAH satışa sunuluyor. İddiaya göre ünlü medya imparatoru bu iki kuruma talip olmuş. Ancak!..

Medya devi Rupert Murdoch’ın sahibi olduğu News Corp. satışa çıkarılan Sabah Gazetesi ve ATV televizyonu için 1 milyar doları gözden çıkardı. Murdoch’un Sabah ve ATV’ye talip olduğunu grubun kendi gazetesi Wall Street Journal (WSJ) yazdı.

SKANDALLARIN ADAMI MURDOCH!

Rupert Murdoch’un sahibi olduğu News Of The World gazetesi, yaklaşık 5 ay önce İngiltere’de büyük bir “telekulak” skandalına imza atmıştı.

Gazete gizlice, ülkenin ileri gelen ailelerini dinlemeye almış, onlara ait özel bilgileri ele geçirmişti. Mahkemeye intikal eden olay esnasında Murdoch’a dünya çapında tepkiler gelmişti.

Senato tarafından ifadesi alınan patron Murdoch ecel terleri dökmüş, koca medya imparatorluğu iflasın eşiğine gelmişti.

Rupert Murdoch dünyanın birçok ülkesinde büyük yayın kuruluşlarına sahip. Adeta bir imparator.

Sabah ve ATV’nin Rupert Murdoch’a satışı konusunda henüz somut bir görüşme yok. Ancak Murdoch’un bu Sabah-ATV için 1 milar doları gözden çıkarıldığı iddia ediliyor.

MANİPÜLASYON AMAÇLI HABER OLABİLİR

Yaklaşık 2 yıldır, Türkiye’deki büyük medya kuruluşları hakkında bu tür manipülatif haberlere sıkça rastlanıyor. Daha önce, Hürriyet, Milliyet, Vatan, Kanal D, Star TV, CINE 5 gibi kuruluşlar hakkında da çok sayıda “yalan haber” üretilmiş, bu haberlerin hiçbiri doğru çıkmamıştı.

Hürriyet’i Ülker’in satın alacağı, Milliyet ve Vatan‘ın Koza-İpek grubuna satılacağı, yine Hürriyet‘i bir Alman şirketinin istediği haberleri aylarca piyasada dönmüş, sonuçta ya hiçbirşey olmamış, ya da söz konusu kuruluşlar alakasız bambaşka gruplara satılmıştı. Örneğin Hürriyet ve Kanal D halen Doğan grubunun elinde bulunurken, Star TV Doğuş grubuna, Milliyet ve Vatan da Demirören-Karacan ortaklığına satılmıştı.

Murdoch’un Türkiye’de medya organı satın almasının Türk medyası için pek de hayırlı bir iş olmayacağını düşünmekle birlikte, bu satışın gerçekleşeceğine de ihtimal vermiyoruz.

Zira, “telekulak” sabıkası olan bir medya imparatorunun Türkiye gibi bir ülkede iyi işler yapma ihtimali yok.

Kategoriler
Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Koy Beni Sensizliğine

“Günlerdir evini gözetliyorum. Sen bilmiyorsun ama karşı daireyi kiraladım. Anahtar deliğinden görüyorum seni. Sabah işe giderken ki masum yüz hatlarını ilk ben göreyim diye, neler çekiyorum bilemezsin! Özleminle sevişiyorum, dertlerinle tavla atıp, yokluğunla demleniyorum… Artık öğren, seni her şeyden bir fazla seviyorum!”

Rüzgârınla savur beni, eksik kalan günbatımı düşlerimize. Ağlayalım sabaha kadar, gözyaşlarıyla sarhoş olalım. Bu kez sitemsiz sabahlara, yıpranmış gülüşlerimizle haykıralım. Çıkmaz yollara dalıp- mutsuzluğu peşimizden koşturalım. Hadi var mısın?

Sevdiğin bütün şarkıları ezbere biliyorum. Dün sabah sen işe giderken “ben sana âşık oldum bir tanem,” adlı parçanın sesini açtığımda, nasıl da yüzünde hüzne benzer tebessüm oluştu. Sen bilmiyorsun tabi, o küçük anahtar deliğinden sana baktığımı. Ama bil ki, senden vazgeçemem. Yapamam işte, unutamam seni…

Günlerdir bu evde kedi-fare oyunu oynuyorum. Duvara bardak koyup senin sesini dinlemek falan işte! Gözüm yollarda akşam evine geç geldiğinde, nasıl telaşlanıyorum bilemezsin. Elim-ayağıma dolaşıyor. Ama sokağı dönüp, hızlı adımlarla apartmana yaklaştığında rahatlıyorum. Dairenin kapısını açmak için, anahtarını araman yok mu çantanda, daha uzun sürsün istiyorum. Bugünlerde senli bir telaş var bedenimde, yüreğimde, ruhumda…

Sensizliğe alışmak çok zormuş. Ne denli bir enkazın altında olduğumu şimdi çok iyi anlıyorum. Geçenlerde kapım çalındığında, evde yokmuş düşüncesi yarattığım için kusura bakma! Açamazdım o kapıyı, sonra bir daha göremeyebilirdim seni hiç. Ben seni anlık görmelere razı olmuşken, sonsuz kaybetmelere dayanamam. Kusura bakma bundan sonrada hep gizli komşu olacağım sana… Ne yapalım benim payıma düşen bu, ömürlük bir sevdanın kırıntılarıyla yaşlanmak işte!

Bilirsin eskiden çok şiir yazardım, şimdilerde sen olmayınca, şiirde olmuyor kalemimde!

Koy beni sensizliğine
Gözünün alamadığı o tenha yere
Hadi uzat en konmaz düşlerini
Uykularıma, haram gecelerime…
Zamanla neler geçmedi ki
Ay bile asılı kaldı dünyada
Kim memnun halinden
Kayan yıldızlar mı dersin?

Biliyorum tuhaf bir adamdın
Nereye istersen oraya çarpardım
Ne yürek kaldı
Ne de sen…
Sen öyle sanıldığın kadar
—en, enlere yakışmıyorsun!
Düşününce bir sancı
En çok geçmişte kalansın artık

Fısıltıma biraz kulak ver
Yüreğinde kalanlara aldan artık!
Pencerene konan şu bülbül bile
Daha mutlu senden…
İnan bana herkesin yüzü temiz
Olabildiğince yaşıyorlar hayatı
Ama fakir ama zengin
Senden daha yüreklice…

Daha ne diyeyim sana
Kaplumbağaların neden uçamadığını mı?
Kelebeklerin neden üç gün yaşadıklarını mı?
Seni, sana anlattım oysa…
Daha ne sözüm var ne de heyecanım
Kalmadı bende sen artık
Ama kaldıysa sende ben
Ne olur at onu da mezarlığına…

Dedim yanlış bu zaman
Dedim uyandırmayın yüreğimi…

Kimseler duymadı fısıltımı…

Emre onbey

Kategoriler
Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Sevgi ve Ask Dünyası

Senden Sonra Paramparçayım

“senden sonra yaşadığım hiçbir günde mutluluğu bulamadım. Ne alışkanlıklarımdan, ne de etrafımdaki olup bitenlerden haz alıyorum. Sanki güneşi bekleyen bir yıldız gibiyim, sen yoksan gökyüzünde parlamıyor gibiyim ya da ölüme geç kalmış bir fani gibi, paramparçayım!”

Yalnız bir adam ne yapar bu koca şehirde, hiç bilemiyorum. Bedenimden akıyor düşlerim, sürükleniyorum ölüme. Hadi dur desene, bekle geliyorum desene! Sen hiçbir şey söyleme istersen, son söylediklerinden sonra güzel sözler çıkmayabilir yürek dilinden.

Kader, bana hiç adil davranmadı zaten. Ne aşklarımda, ne de iş hayatımda hep böyleydim ben. Muhtemelen bundan sonra da çok değişmeyecek hayatım. Hep kanayacak içimdeki yaralar, çoğu zaman söküp atacağım her şeyi, sonunda hiçbir şey olmayı göze alarak. Belki de yine inanacağım her şeyin çok güzel olacağına. İnanmalı mıyım ki sence?

Sevgili, kırık bir kalple her sabah yataktan kalkıp güne başlamak ne zor bilir misin? Bütün gece aynı kâbusu görüp, güneşin sıcaklığıyla her şeyi yakmak nasıl bir şeydir. Hani sevmenin o huzurunu yaşarken, sonra hiç ummadığın korkuların içinde kendini kapana kısılmış gibi hissetmek nasıl bir duygu yoğunluğu anlatayım mı sana? Boş ver, seni, seninle üzmek hiç istemem. Sonra nefret edersin kendinden bile…

Saat yine öyle bir zamanda durdu ki, şaşırmadım desem yalan olur. Ayrıldığımız gece saate bakmıştım, yarımı gösteriyordu. Şimdide öyle ve ben zamanın geçmesini beklerken, pilin bitmiş olabileceğini hiç düşünemedim. Televizyondan bakınca anladım saatin pilinin bitmiş olduğunu. Ama değiştirmeyeceğim hiç pillerini, o saat, o duvarda hep yarımı gösterecek, en çok kanayan yaramı…

Biz gece yarısı ayrılan sevgililerdeniz. Farkımız var diğer zamanlardan. Birçok sevgili geceleyin sevdiğini düşünüp, mutlu hayaller kurarken; biz en zorunu yaptık, ayrıldık! Ne kendimize saygımız kaldı ne de aşkımıza. Her şeyi hiçe saydık, küçük bir gururun cezasını, hani o bedeli şimdi bir ömür boyu yaşayacağız. Sen karşına çıkan her yeşil gözlü adamda beni anarken, bense her esmer kıza sen diye koşacağım.

Bu gece bir yıldız kaydı sevgilim. Yerle yeksan olduk, dağıldık. Şimdi ömrümüzün en güzel yıllarında acı çekmek düşecek payımıza. Korkarım ki bu inadımız devam ettiği sürece, hep kaybedeceğiz hayatta! Dilerim kolay atlatırsın, kendi adıma çok zorlanıyorum. Ne yaparsın, çok sevmenin acısı da çok büyük oluyor…

Zaman geri gelir mi ya da biz o kaybettiğimiz zamanı telafi eder miyiz bilemiyorum. Ama çok özlüyorum seni. Neden diye sorma, her aşk nedensiz başlar oysa. Sonra mı, sonrası bu işte, muamma!

Bil ki bu aşkın yorgunluğu hiç bitmeyecek bende…

Emre onbey

Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Allah’a Yakınlaşmak

“Sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi’ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren” Allah, insana şahdamarından yakındır. O insana bu kadar yakınken, insanın uzak olması ne büyük hatadır. Nefsinin bencil tutkularına takıldığı oranda insan şeytana yakın, Allah’tan ise o kadar uzaktır. “Ben” diyen kişi zalimleşir, kendisine zulmeder, kendi elleriyle kendisini cezalandırır/mahveder ve ona kapılar açılmaz. Onların “kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur’an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir.”

Oysa insan Allah’ı aşkla sevmek için gelir dünyaya. Aşkı yaşamaya, tutkuyu yaşamaya, Allah’ın rızasını yaşamaya, Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmaya; Allah’a kul olmaya gelir.

Güzel söz söylendiğinde Allah’a yakınlık artar. Güzel söz söylemek mümine özeldir. Sözün güzel olanını söyleyen insan Allah’ın tecellisini üzerinde görür. O’nun güzel isimleri insanda ne kadar tecelli ederse, kişi Rabb’ine o kadar yakınlaşır.

İnsan ruhundaki sevgiyi öldürmüş durumda. Ruhundaki ölüyü diriltmesi, o sevgiyi açığa çıkarması gerekli. Asıl olarak da, Allah aşkını ve Allah korkusunu içi titreyerek hissetmeli. Allah aşkını yaşayan insan dünyanın ve ahiretin tüm güzelliklerine kavuşur. Allah’ın hoşnutluğunu kazandığında da, şeytanın kontrolünden çıkar; artık Rabb’i yönetir insanı. Kalbini tam olarak Allah’a teslim eden insan, Allah’ın yönetimine geçmiştir. Tam bir teslimiyetle teslim olmak,  sürekli derinliği, mutluluğu ve güzelliği yaşamaktır…

İnsan Allah’ı anmadığı, O’ndan uzak olduğu an zayıf düşer. Kur’an’da “…isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O’nu tesbih ederler. (Nur Suresi, 36) ayetiyle “Allah’ın nuru”nun, isminin yüceltilmesine izin verdiği evlerde olduğu ifade edilir. Allah’ın Kendisi’nin anılmasına izin vermesi çok önemlidir. O zaman Allah Kendisi’ni ananla birliktedir. Allah’ı çok anan ve hatırlatan olunmalıdır…

İki kişi konuşurken üçüncüsü Allah’tır, üç kişi konuşurken dördüncüsü Allah’tır. Allah sinelerin özündekini, gizlinin gizlisini bilir, her konuşulanı duyar, insanın her anını görür,  içinden geçen her düşünceyi bilir. Uyanıkken, uyurken, yürürken, konuşurken, tek başına kaldığını zannettiği anda da Rabb’i hep yanındadır.

Allah hastalık verir; kulu teslim olsun diye, bela verir. Müminin ayaklarının yere basması için dertler verir. Bunların tümü Allah’ın lütfudur aslında. Hastalık verir Allah, Kendisi’ni hatırlatır. Bu sürede hep Allah’ı hatırlar kul, Rabb’ine yakın olur, kalbin tatmin bulur.

İnsan ölümcül hastalığa yakalanmış ruh haliyle Allah’a yakın olmalı. O zaman ne almayı düşündüğü arabanın,  ne de kariyerinin önemi kalır. Hiçbir engel Allah’a kul olmaya engel olamaz…Ve insan için Allah’a yakınlaşmada bir sınır yoktur.

Ancak şeytanın vesveselerine ve kışkırtmalarına uyan insan, şeytanın kardeşi olmuştur ve Allah’ı anmayan bu insan, şeytan onu nereye sürüklerse oraya gider.

Rabb’ine sığınan samimi mümin ise, hızla akan bir nehirde akıntıya kapılıp sürüklenmeyen bir yaprak gibidir. Ara sıra akıntının şiddetinden sarsılsa da, güçlüdür, sürüklenip gitmez. Allah’la kurduğu yakın ve kesintisiz bağlantı, ahirette de onu kıyamet gününün korkusundan ve sonsuz azaptan kurtarmaya vesile olur.

Allah’tan uzak yaşayan kişi bir nimet kaybı, eksiklik ya da zorlukla karşılaştığında, bunun Allah’ın imtihanı olduğunu düşünerek güzel ahlak göstermez. Dünya hayatındaki sayısız güzellik ve nimeti kendisi için yaratanın Allah olduğundan ve ‘o gün’ kendisine ulaşan nimetlerin tümünden sorgulanacağından gaflettedir. Oysa yakın olmayı reddettiği Rabb’ine ‘tesbit edilmiş o günde’ kavuşacaktır, kesin olarak kavuşacaktır…

Onlar senin Rabbine sıra sıra sunulmuşlardır. Andolsun, siz ilk defa yarattığımız gibi bize gelmiş oldunuz. Hayır, bizim size bir kavuşma-zamanı tesbit etmediğimizi sanmıştınız değil mi? (Kehf Suresi, 48)

 Elif Alaca

[email protected]

Kategoriler
Erkek Bakımı Kadın Bakımı

El, tırnak temizliği ve bakımı

Eller, günlük hayatımızda her türlü kirletici maddeyle temas ettiğinden dolayı en çok ve en sık kirlenen organdır. Ellere bulaşan kirler ağız ve burun yoluyla iç organlarımıza bulaşabilir ve hastalığa sebep olabilir. Bu nedenlerden dolayı elimiz en sık temizlenmesi gereken organımızdır. Sabah kalktıktan sonra, yemeklerden önce ve sonra, bir işi yaptıktan sonra, dışarıdan eve gelince, temzilik yapınca, hasta olan kişileri ziyaretten sonra eller bol sabun ile su kullanılarak yıkanmalı ve durulanması gerekir. Ellerin etkili temzilenmesini istiyorsak el yıkama işlemi 30 saniye den fazla olmalıdır. Eğer eller çok kirli ise bu süre 2-5dk kadar sürebilir. El yıkamadaki suyun sıcaklığı ise ılık olmalıdır. El kurulamada doğru olan kağıt havluların kullanılmasıdır.

Tırnaklar, parmak uçlarının korunmasında ve kullanılmasında önemlisir. Ellerimizin kullanılması sırasında oluşan kirler, tırnakların altında birikir. Bu kirlenmeyi önlemek için tırnaklar, düzenli olarak tırnak makasıyla ve ne çok derin nede çok uzun olmadan yarım daire şeklinde kesilir. Kesilen tırnak kenarlarının törpüyle düzltilmeside yararlıdır. Tırnaklar kesildikten sonra da eller sabunlu su ile yıkanmalıdır. Baen kirlerin yoğun olması nedeniyle, bu kirler bir fırça yardımıylada temizlenebilir.
Bazı kişilerin tırnaklarını koparması, tırnaklarını yemesi gibi alışkanlıklarını düzeltmelidir.

Hastalıklardan kurtulmak istiyorsak temizliğe ilk olarak mikropların bulaştığı ellerimizden başlamalıyız. Eğer eller doğru yıkanır ve tırnakların bakımı düzgün bir şekilde yapılırsa, kişinin hasta olma olasılığı büyük ölçüde azalır.

Kategoriler
Genel Konular insan vücudu Kadın ve Erkek Yazıları

Yüz, boyun ve koltuk altı temizliği

Yüz, boyun ve koltuk altı temizliği
Vücudumuzun sıkça kirlenen yüz ve boyun kısımları hergün temzilenmelidir. Her sabah duş yapma olanağımız varsa yapılmalı, yok ise sabahları kalkınca sabun ve suyla yüzümüz, kulaklarımızın içi ve arkası, burnumuz ve boynumuz iyice yıkanmalıdır. Koltuk altları gerekirse sabunlu lifle silinmeli, yıkanmadan sonra da sadece kendimize ait havlu ile iyice kurulanmalıdır. Koltuk altı kokularını, koku giderici deodorantlarla maskelemeye çalışmak yerine temzilemek en doğru yoldur.

Yüz, boyun ve koltuk altı temizliği
Yüz, boyun ve koltuk altı temizliği

Kategoriler
Genel Müzik Konuları Günlük hayat İnternet Dünyası Türkiye üzerine Videolar

OnuR Koç – Candamarımsın

Merhaba arkadaslar, amator arkadaslari tanitmaya devam ediyorum. Bu seferki sarkicimiz Trabzon farozlu, benimde buyudugum yerlerden, ismi Onur Koç. Gayet guzel bir ses tonu var, gitari o derece iyi kullanmasi bence onur’un en buyuk artisi oluyor. Sanirim bu yetenegini sarki kluplerinde kullaniyor, yari profesyonel sayilir. Internette bir cok sarkisini dinledim, hankisini konuya eklesem diye, karar veremedim. Hepside guzeldi. Iclerinden birini secip bu yazinin ustune ekliyorum. Isteyenler icin Facebook.com Hayran sayfasindan kisiyi daha iyi taniyabilir, hayran olarak ekleyebilir. Youtube ye erisimi olan arkaslarda buradan diger videolarina ulasabilirler. Bundan sonraki yasaminda kendisine basarilar diliyorum ve asagiya Onur Koç ile ilgili hayran sayfasinda yer alan kendisi hakkindaki kisa bir bilgiyi ekliyorum.

OnuR Koç Kimdir?

OnuR Koç
OnuR Koç

Kategoriler
Eğitim - öğretim Güncel Haberler Günlük hayat iletişim Şair Söyleşiler - Röportajlar Toplumsal Konular Türkiye üzerine Yazar

Mahmut Kuru ile Selçuk Erat Söyleşisi

Sayın Mahmut Kuru’nun Selçuk Erat ile Yaptığı

26 Kasım 2009 Tarihli Kocaeli Öncü Gazetesi’nde Yayımlanan

Söyleşi Metni

***

Selçuk Erat kimdir? Kendinizi nasıl tanımlarsınız okurlarımız için?

Selçuk Erat, 1982 Şişli doğumlu. Kova burcu. Bekâr. Para kazandığı bir işi var. Bu arada burcunun bütün özelliklerini istisnasız taşır. Herkes gibidir. Sabah kalkar, alelacele hazırlanır, işe gider, akşam eve döndüğünde alelacele bir şeyler yer, bilgisayarının başına oturur, gecenin rüzgârı O’nu taşımaktan yorulduğu an, yatağına girer ve uyur. Zaman zaman dışarı çıkar, gezer, seyahat eder… Uzun yıllardır bu hep böyledir… Ben, kendime baktığımda başka bir şey göremiyorum, ya siz?

Selçuk ERAT
Selçuk ERAT

Şiir kitaplarınızdan söz edebilir miyiz? Yeni çalışmalarınız var mı?

Evet, yeni bir kitap hazırlığım var, ama bu kez şiir olmayacak. Roman mı, deneme mi, öykü mü yoksa çok farklı değişik bir tür mü olacak, bu bilgiyi henüz vermek istemiyorum.

Sizin de bildiğiniz gibi Sevgili Kuru, 2003’te kendi imkânlarımla bastırdığım “Yaş” adında bir kitabım var; ilk şiir kitabım. Bu kitap hakkında hiç konuşmak istemiyorum, çünkü tam bir facia idi! Sevgili Ata Türker’in ısrarı ve teşviki ile bastırmıştım. Bana çok güveniyordu Türker, o zamanki çaylaklığımla elbette ben de kendime güveniyordum. Fakat şimdi geriye baktığımda, zamansız ve gereksiz bir kitapmış diyebiliyorum sadece!

5 yıl aradan sonra, “Toz Yanığı” geldi, 2008’de. Ada Yayınları tarafından okura sunuldu. İçime sinen bir çalışma oldu. Keşke Toz Yanığı, resmi anlamda ilk kitabım olsaydı…

Şiirinizde İkinci Yeni şiirinin izleri yoğun olarak görülüyor, Toz Yanığı’ndaki şiirlerin çoğu bu tarza ait şiirler, kendinizi nereye ait görüyorsunuz?

Açıkçası ben bu konumlandırmadan pek hoşnut değilim. İkinci Yeni şiirlerini ve şairlerini, elbette yakından takip ediyorum ve bu alandaki ürünler, gerçekten başarılı. Fakat benim kendime has bir tarzım var, oturması için elimden gelen gayreti gösteriyorum. Kendi tarzımla anılmak isterim. Zira bu çok uzun zaman alacak ve emek harcanacak bir iş…

Ve Toz Yanığı’ndan sonra gördüğüm tepkiler hep bu yöndeydi, beni her zaman İkinci Yeni’ye yakın bir konuma oturttular veya öyle olmasını istediler (!). Eğer ölmeden evvel, geride bir Selçuk Erat tarzı, akımı, biçemi, ne derseniz deyin, bırakabilirsem mutlu ölmüş olacağım. Evet, kısacası hiçbir yere ait değilim, olmayı düşünmedim veya bir yere ait olmak adına edebi çalışmalarda bulunmadım.

Altay Öktem, sizin için “imgelerin peşine düşmüş bir şair” diyor? Sahi imgelerle aranız nasıl? Bu anlamda imgeleriniz genelde nelerin üzerinde yoğunlaşıyor?

Sevgili Altay Öktem üstadın bu takdiri, beni daima mutlu etti. İmgeyi seviyorum, doğru; ama hâlâ kendimi bu yönde yeterli bulmuyorum. İmge dediğimiz o okyanusa açılmak için iyi donanımlara sahip olmanız gerekli; küreğiniz, botunuz, geminiz, yelkeniniz, her neyse sağlam olmalı! Gelen tepkilerden ve eleştirilerden okyanusa açılmak üzere olduğumu görerek seviniyorum, ama henüz bunun zamanının gelmediğini belirtmem lâzım.

Ne üzerinde yoğunlaştığına gelince, burada sözü Sevgili İhsan Sönmez’e bırakmak istiyorum. Şöyle diyor kendisi:

Selçuk Erat; düşünsel, mitolojik, tarihsel, tanrısal ve toplumsal göstergelerle metinsel malzemeleri işleyerek yeniden güncel anlamlar veya öte anlamlandırmalar ürettirmeyi başarıyor. Bugünü değerlendirerek yarının düşünü kurma bilinci açıkken, aşk ve ölüm temaları, insana ve nesneye bakışta sık sık başvurulan öğeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Selçuk Erat şiirleriyle tinsel algımıza yardımcı olurken, sık sık insan yaşamına ve güncel gerçeğimize parmak basmaktadır. Göstergebilimsel ve yan metinsellik açısından okunması, göndermelere dikkat edilmesi gereken şiirlere imza atıyor.

Şiirlerde kadını sorguluyorum uzun zamandır, kadın hayatın neresinde durmalı sence, ya da soruyu ters çevirmeliyim belki de, kadın hayatın neresinde ki şiirin neresine yerleşmeli, kadını ve şiirindeki yerinden de söz eder misin bu arada?

Güzel bir sorgulamada bulunuyorsunuz Sevgili Kuru, ancak “kadın” öğesi, benim edebi ürünlerimde çok fazla kullanmadığım, ele alıp işlemediğim veya üzerinde düşünmediğim bir husus. Ancak “Anne” öğesini sık sık ele alırım çalışmalarımda.

Bütün kadınlar, “anne”dir. Hz. Peygamber, “Cennet, anaların ayakları altındadır” derken, kadını ve kadının önemini bakınız nasıl yüceltiyor. Aynı şekilde Büyük Önder Atatürk’ün kadınlara bakışı ve Türk Kadını’na sunduğu ayrıcalıkları da unutamayız, unutmamalıyız. Kısacası, yaşadığımız şu dünya, hep annelerin, kadınların sayesinde dönüyor. Kadınların her işte parmağı var! Kadınlar bu kadar önemli ve yüce varlıklarsa, şiire yapacakları veya yaptıkları katkılar ve bu anlamda elde edecekleri konum, aynı şekilde yüksek olmalı. Sanırım buradan kadının yaşamdaki ve şiirdeki yeri hakkında bir fikir sahibi olabiliriz?

Şimdi, “kadın” dediğiniz için, Engin Turgut ve “Bahar Hanım” adlı şiiri gelip, oturdu usuma. Aslında sürekli aklımın en tenha ve en güzel yerlerinde gezinen bu şiiri, radyo programlarımda sık sık okuyorum dinleyenlerime ve nedense bence “kadın” üzerine yazılmış ender şiirlerden biridir bu şiir.

Gebzeli şair olarak tanıdım seni, şimdi de uluslararası bir sivil toplum kuruluşunda görevlisin, ayrıca radyo programlarının sürdüğünü de biliyorum. Selçuk Erat kaç karpuzu koltuğuna sığdırmaya çalışıyor? Ya da şairlerin makûs talihi mi bu her yere dokunabilmek arzusu, çok mu hırslıdır şairler sence?

Öncelikle, Gebzeli olmadığım gerçeğinin altını kalın ve çift çizgiyle çizelim. 8 yılımın Gebze’de geçmiş olmasından son derece üzgünüm, rahatsızım. Yanlış anlamayın lütfen, dikkat ediniz Gebze Şehri’nden söz ediyorum, Gebzelilerden değil. Ancak şu da bir gerçektir ki, edebi anlamda en faal olduğum dönemler Gebze’de geçmiştir, keza bu da büyük bir talihsizlik!

Şairler hırslıdır, katılıyorum. Çünkü şairler, yaratıcı ve üretken insanlardır. Onların bu yetisi, şüphesiz birçok alanda başarılı olmalarının da anahtarıdır bence. Şiir dediğimiz sanat; müzikten resme, plâstik sanatlardan heykele, doğadan teknolojiye, edebiyatın diğer türlerinden sanatın bütün dallarına tiyatroya, sinemaya, hatta bilime kadar, yaşamın bütün alanına bulaşabilen, yansıyan, yaşayabilen bir sanat. Bu anlamda şairlerin, şiir dışında birçok sanat veya meslekle uğraşması şaşırtıcı olmamalıdır.

Benim para kazandığım bir işim var! Bunu ayrı bir kefeye koyalım bence. O kefede sadece bu olsun. Diğer kefeye gelince, orada da; şiir, edebiyat, sanat, tasarım, yayıncılık gibi çalışmalarım var. Hatta bu kefeye bir dönem ilgilendiğim ve sonraları edebiyat ağır bastığı için terk ettiğim resim, müzik ve mimari çalışmalarımı da ekleyebiliriz.

Son olarak şunu söyleyebilirim size: Kaç koltuğum varsa, o kadar da karpuzum olmasını isterim, çünkü benim için yaşamın anlamı budur…

Sevgili Selçuk Erat, Gebze’de şiiri ya da geniş anlamda sanatı ve kültürü sorgulasak seninle? Ne olacak bu Gebze’nin hali diye sorsam?

Gebze’de yaşayan insanlar için üzülüyorum! Gebze’de yaşamış olduğum için kendime de üzülüyorum! Gebze’de sayısız kültür – sanat ve şiir etkinliği yapmış biri olarak ifade etmeliyim ki, Gebze; kültür – sanata değer veren, kültür – sanatın hem şehir hem de sakinleri için önemine vâkıf, ileri görüşlü, aydın bir yöneticiye kavuşamadığı sürece ve Gebze Halkı bu yönde bir belediye başkanını kendilerine lider olarak seçemedikleri (!) müddetçe, Gebze’den sadece koca bir beton yığını ve köy olur. Köy diyerek, köylerimizi ve köylülerimizi küçümseme, dışlama anlamında değil, şehircilik anlamında söylüyorum.

Bir şehrin kalkınmasında veya gelişmişlik düzeyinin ölçülmesinde önce kültür – sanat faaliyetlerine bakılır ve ona göre bir değerlendirmede bulunulur. Eğer günlük nüfusu bir milyonu bulan bir şehirde, hâlâ sinema yoksa ve insanlar kültür – sanat faaliyetlerine katılım göstermiyorsa, burada ciddi bir sorun vardır ve bu iyi analiz edilmelidir, diye düşünüyorum.

Selçuk Erat, son olarak size bıraksam sözü ne dersiniz okurlara?

Her zaman “kimlikli” bir okurum olsun isterdim; bilgili, araştıran, sorgulayan, hevesli, yapıcı, doğruların peşinde, aydın, kültürlü… Hem radyo programlarımda, hem de edebi çalışmalarımda aldığım mesajlar, gösterilen tepkiler, bu arzumun giderek gerçekleştiğini işaret ediyor. Edebiyatla uğraşan bir bireyin en büyük tatmini, paradan ve maddi değerlerden çok önce, okuru ve okurunun ilgisi, taltifi, takdiridir. Okur, yazarına destek verdikçe, yazar da daha engin deryalara açılmak için yeni moral kapıları keşfedecektir. O nedenle okura son mesajım, sevdiği ve takip ettiği şairleri, yazarları ve sanatçıları desteklemeleri ve bu eylemlerine devam etmeleridir.

Bu sayede yapılan her “doğru” ve “güzel” işte okurun da payı olmuş olur. Çünkü edebiyatta ve sanatta, istisnalar hariç, genelde hep güzel ve doğru ürünler ortaya konur, konmalıdır diye düşünüyorum ve şu anda bu söyleşimizi okuyan herkese bu vesileyle selâmlarımızı iletmiş olalım.

Sevgili Selçuk Erat, bize vakit ayırdığın için çok teşekkür ederim.

Sevgili Mahmut Kuru, ilginiz için ben teşekkür ederim. Keyif aldım. Başta Size olmak üzere, bütün Kocaeli Öncü Gazetesi çalışanlarına başarılar ve kolaylıklar diliyorum.

Selçuk Erat

21 Kasım 2009, İstanbul

Kategoriler
Dünya ülkeleri Gazeteci Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türkiye üzerine

TARAFA SESLENİŞ

TARAFA SESLENİŞ!

Ey Taraf yazarları;

Size öğütlemek, vasiyet etmek kimin haddine! Siz zaten öğütleri tutmuşsunuz; sizde vasiyet, bizde emir olanları yerine getiriyorsunuz!

İnsan olmak, hepimizin kaderidir. Lakin insan olduğunun ilk göstergesi, herhangi bir ırka mensup olmaktır. Biz, Türk Irkındanız; kendimizi biliyoruz ve insan olduğumuzdan şüphe de etmiyoruz.

Irksız olmanız, insan olmadığınızın göstergesidir!

Dışkısını hediye olarak karısının yüzüne fırlatmak, üzerinde tarih yazmayan belgeyi tarih vererek haber(!) yapmak, sabah geldiğinde masasının üzerine bırakılmış olan notları zihnine kazımak, pislik olmanızın gereğidir.

Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına ayrılan manşete takılıyorsunuz; diktatörlüktür diyorsunuz. Kutlamaya katılanlar içinde aynı şeyleri iddia ediyorsunuz.

Fakat ne gazeteler ne de kutlamalara katılanlar zor kullanılmaktadır. Bu, bir milletin iradesidir!

Fakat, bunları yazan kalemi ellerinde tutanlar, beyinleri mankurtlaştırıldığından, herkesi kendisi gibi " hortlak " zannetmektedir!

Tersanesine giren adama ortaklık teklif edenler, acaba karılarına saldıran adamlara da ortaklık teklif ediyor mu?

Ediyorlar ya da edecekler ki bu onların kafa yapısıdır. Malum, " Entel aydınlar "…

Peki, Sevan Nişanyan hayat arkadaşına saldıranlara ortaklık teklif edenlerde, yamyam, hindu olup olmadığına bakıyor mu?

Cevabı kendisi versin;

" -Bunu yaparken Türk mü, yoksa Hindu mu, Yamyam mı? diye sormayacaksın. "

Evet, 86 yıldır bu dil ile, kan-vatan dili ile kökünüzü kazıyoruz! Kazımaya da devam edeceğiz; hiç şüpheniz olmasın!

Orduya saldırmak, Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK'ün kurduğu devlete saldırmak, Taraf gazetesinin birinci vazifesidir!

Taraf Gazetesinin muhtaç olduğu kudret, ağa babalarının asil ceplerinde mevcuttur!

Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Zayıflama Yöntemleri

Akdeniz Diyeti İle kolayca Zayıflayın

Bitkisel maddeleri içeren ürünler , çeşitli kronik türdeki hastaları , özellikle kroner hastalığını , kalp hastalıklarını ve bazı kanser türlerini engellemektedir.

Akdeniz bölgesine özgü yemeklerinn çoğu sebzelerden yapılmaktadır.Tüm yıl boyunca her mevsim bol bol sebze tüketilmektedir.Yapılan yemeklerde mümkün olduğunca sebzelerin doğallıpı bozulmaz.Yemeklerde damak tadı önemli olduğu kadar görünüşe ve sağlığa da önem verilir.Yapılan yemeğin göze hitap etmesi için çeşitli garnitürler ile süslenir.

Günümüzde bitkisel kaynaklı yemeklerin daha çok tüketilmesinin sebepleri arasında bu tür besinleri tüketen yüksek popülasyon ,çeşitli kronik hastalıkların engellenmesi, kalp hastalıklarının ve bazı kanserlerin daha seyrek görülmesidir.

Akdeniz bölgelerinde sıcak iklime uygun ve sağlığa önem veren beslenme şekli için Akdeniz diyeti idealdir.Akdeniz sahillerinin simgesi damak tadıdır.Burdaki beslenme şekli içerisinde kırmızı ete çok az yer vermektedir.Balık , tahıl sebze/meyve ve lifli türdeki besin maddeleri çoğunlukla tüketilmektedir.Zeytinyağı bu bölgedeki en önemli besin kaynaklarındadır.Süt ve sü ürünleri ile balık önemli protein kaynakları arasında yer alır.Akdeniz diyetini özümseyen beslenme türü hem sağlık açısından hemde formda kalmak isteyenler açısından kullanımı oldukça basit ve kesin sonuç veren bir diyet programıdır.

Akdeniz Diyeti

Sabah
1 dilim tam çavdar ekmeği (erkekler için iki dilim)
50 gram lor peyniri
1 tatlı kaşığı zeytinyağı, kekik, pul biber, taze fesleğen
Domates, yeşilbiber, maydanoz
Şekersiz açık çay

Ara öğün
1 dilim karpuz

Öğle
1 kâse mercimek salatası
1 dilim az yağlı beyaz peynir
1 dilim tam çavdar ekmeği

Ara öğün
1 dilim peynir (erkekler için iki dilim peynir)
2 kepekli grisini (4 kepekli grisini)
5 yeşil zeytin

Akşam
6 çorba kaşığı kıymalı bezelye
3 çorba kaşığı bulgur pilavı (erkekler için 4 çorba kaşığı bulgur pilavı)
Cacık veya ayran

Ara öğün
1 şeftali
10 fındık