Kategoriler
İslam Dini

Allah, Rızasına Uyan Kullarını Kurtuluşa Ulaştırır

Hayatının merkezine Allah’ın rızasını alan bir kişi, Allah’ın izniyle, hem dünyada hem de ahirette kurtuluşa ve sonsuz mutluluğa erişeceğini çokça umut eder. Gönülden, katıksızca, samimi bir imanla iman eden müminlerin, hayatlarının merkezinde sadece Allah’ın rızasını kazanmak vardır.

Tüm güzelliklere ve sonsuz mutluluğa kavuşmanın yolunun Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak olduğunun bilincinde olan müminlerin hayatlarının yegane amacı, Allah’ı razı etmektir. Mümin, Allah’ın kendisini neden yaratttığını, Allah’ın kendisinden neler istediğini bilir. Dolayısıyla tek hedefi, Allah’a yakın olmak için vesileler aramak olur. Hedefine ulaşmak için tüm dikkatini ve sevgisini Allah’a verir.

Allah’ın izniyle, dünyevi hiçbir çıkar samimi bir mümini  bu hedefinden alıkoymaz. Cenab-ı Allah, iman edenlerin bu özelliğini Nur Suresi 37. ayetinde şöyle bildirmiştir.

“(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ’tutkuya kaptırıp alıkoymaz’…” (Nur Suresi, 37)

Ayetten de açıkça anlaşıldığı gibi dünyevi hiç bir konu, mümini Allah’ın rızasını kazanmaktan alıkoyamaz. Her an Rabbi’nin huzurunda olduğunun bilincinde olarak hareket eder.Yaşamını Allah’a adayarak, kendini daha huzurlu ve güvende hisseder. Tüm bağımlılıklardan kendini kurtararak bütün hayatını Allah’a adar.

Allah’ın rızasını hedefleyen mümin ölümün bir yok oluş olmadığının da farkındadır. Aksine, ölüm, mümin için sonsuza kadar mutlu yaşayacağı asıl hayatına geçiş için bir aşamadır. Ortalama 60-70 yıl yaşayacağı şu dünya hayatında karşılaşacağı her zorluğa, yine Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için sabreder. Çünkü Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış olarak, cennete girmek mümin için en büyük mutluluktur. Rabbi’nin selamıyla karşılanacağını bilmek, mümini Allah rızasını kazanmak için daha da şevklendirir.

Tevbe Suresi’nin 111. ayetinde belirtildiği gibi, mümin canını ve malını Allah’a satmıştır. Bu nedenle, nefsinin bencil tutkularına kapılarak, Allah rızası dışında hiç bir şeye yönelmez. Mümin kişi, vicdanına tabi olduğu için, nefisinin bitmek tükenmek bilmeyen isteklerinden, vicdanı ile kurtulur inşaAllah. Yani çarçabuk olan, geçici dünya arzularını bir kenara bırakarak, Allah rızası için ciddi çaba gösterir.

Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider. Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır. (İsra Suresi, 18-19)

Şunu unutmamak gerekir ki, bizler Allah’ın rızasını kazanmaya muhtacız. Rabbimiz’in rızasını, sevgisini, yakınlığını kazanarak yaşamaya muhtacız. Yüce Rabbimiz de rızasına uyanları her zaman kurtuluşa ulaştıracağını, karanlıklardan nura çıkaracağını bizlere vadetmiştir.

Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)

Kategoriler
Genel Konular

Köşe yazısı kıvamı

Bir kar tanesi ol kon dilimin ucuna.. Bu şarkıyı yana yakıla dinleyeceğim aklıma gelmezdi ben ki güneşi, ışıl ışıl havayı, hafif yaz esintilerini severim hatta baya baya severim yahu. Ama bu nedir arkadaş; yağmurlar bitti diye sevindik sıcaklar ürkütmeye başladı. Aslında bazen ikiyüzlülük yaptığımı itiraf edeyim size. Kışın yazdan kalma son günleri yaşarken hiç bitmemelerini isterdim; ama daha geçen hafta son bulan yaz yağmurları için de bir an önce bitse de yaz gelse diye düşündüm. Şimdi ikiyüzlülük bunun neresinde? Aslında iki türlüsü de doğru değil; yazın yaz kışın kış yani denklem en başında böyle kurmuş tutup bozuyoruz biz insanlar olarak. Kışın yağmurlar bitsin güneş açsın isteriz ama kışa bir dirlik vermek lazım ki hüküm sürsün rahatça. Malum “barajlarımızın” dolması lazım(!); ne barajmış ki arkadaş etrafı sel götürdü hala yarısı dolmamıştı. Barajdı seldi derken aklım yine bak şimdi tatile ve daha çok da denize gitti açıkçası. Dur dedim bir araştırayım; güzelim İstanbul sınırları içinde doğru düzgün bir deniz kum güneş keyfi yapabilir miyiz diye de sonuç tam bir fiyasko. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da uçlarda yaşamayı seviyoruz; ya çok ya az ki siz bence ne demek istediğimi anladınız; cümlenin ucunu açık bırakmak daha makbul geldi gözüme şu an için. Bu arada şunu biliyor muydunuz: üç silahşörler aldıkları isme rağmen hiç silah kullanmazlarmış; tam beş dakika önce duydum bunu da yani her türlü paralel yapıya rağmen aynı zaman diliminde yaşadığımız için içimden geldi paylaşmak.

***

Teoman şarkısıyla başladık bari oradan ufak bir girişle daha devam edeyim… Yine o müthiş şarkılarından biri olan “Daha 17” nin bir aşk şarkısı olduğunu sanan kaç kişiyiz? Klibinde de o dünyalar tatlısı genç kıza rağmen hiç bilmeyenler için söyleyebilirim ki uzaktan akrabası olan Erdal Eren için yazdığına dair güçlü yorumlar duydum. Ne kadarı doğrudur bilmem ama tekrar tekrar dinlerken “ömrü kelebek kadarmış” dizesi şimdi daha da çok bana dokunmaya başladı ne yalan söyleyeyim. Keza Teoman’ın içinde bulunduğu her işin koşulsuz kalıcı olacağını da düşünürsek bu da onun arşivlik parçalarındandır. Aynı 64 yılındaki Erdal Eren idami ya da cinayetinin ,artık nasıl isimlendirirsiniz size kalmış, hafızalara kazınması gibi; ama tozlu arşiv raflarına değil. Ne de olsa güzide ülkemizde tarih tekerrür ve paralellik(!) göstermeye pek yatkın.

***

Gelgelelim Altın Kelebek ödül törenine.. Pek severiz öyle kırmızı halılar, tuvaletler, smokinler.. Tamamen kişisel fikrim olmakla beraber bence üzerimize uymayan bu şekle girmek için daha fazla uğraşmasak hani biraz rahatlasak.. Hayır Cannes başarımızı asla es geçmemek lazım; gurur tablosuydu. Ama gerçekten biz yapamıyoruz o kırmızı halı işlerini. Hâlbuki oyunculuk deseniz yönetmenlik deseniz Cannes’da bulunmak zaten boynumuzun borcuydu. Şahsen özetle özensiz buldum. Yani tabi güzel ve takdir edilesi bir düşünce ama bu tarz organizasyonlarda illa Türk tasarımcı kıyafeti giyme düşüncesi de bilmiyorum olmasa da olur. Malum giden iki bayan oyuncumuzda olan fizik çoğu yabancı oyuncu da yok; ama değerlendiremediklerini düşünüyorum bu fırsatlarını. Bunun sebebi ülkece yaşadığımız Soma yasımız da olabilirdi ki zaten orda da oyuncularımız acımızı unutmadığımızı hatırlattılar cümle âleme. Helal olsun demek düşer bize de…Ülkece bu tarz başarılara açız; devamının gelmesi dileğiyle…

Kategoriler
Aklımdan geçenler Hayat üzerine Şair Sevgi ve Ask Dünyası şiir edebiyat Şiirler

___________lazım !

HASSASİYETE EL SÜRÜLDÜĞÜNDE   BIÇAK GİBİ KESKİN OLMAK LAZIM   AŞAĞISI   HİÇ  KURTARMAZ BİR TIR DOLUSU HÜKÜMLER YEMİŞ BENLİK___________ ÖN AYAKLARINI ŞAHA KALDIRMALI İPE DİZİLMİŞ KUŞLAR MANALI BİR   HÜRMETLE _________BEKÇİLİK YAPAR   GÖĞÜN VAADİNE__________ ŞU SAATLERDE _____ ÜRKÜTMEMEK LAZIM …   KİRPİK UÇLARIMA KADAR HİSSETTİM   ÇARESİZLİĞİ ____TÜTÜN KOKARKEN ELLERİM ŞEFFAF BİR ŞEY LAZIM___ SU__ GİBİ SEVMELERİ CİDDEN GEÇMEK LAZIM   BENCİL BEKLEYİŞLERİ ASMAK   ALFABEYE GİRMEMİŞ HARFLERİ HİÇ OKUNMAMIŞ BESTELERİ   ŞEHİT DÜŞÜRMEK________ LAZIM
LUZUMUNDAN AZ ACI VAR   KATMER KATMER DEŞİLMEK LAZIM   AMA ŞİİT SUS ______________   YAZARI BİLE BELLİ OLMAYAN BU OYUNU   SAMİMİYETİN EN ÜCRA YERİNDE   SAMİMİ BİR DUAYA_____ ÜFLEMEK LAZIM
SİTEM ETME YETKİM BİLE YOK   HİÇLİĞİMİN_________ MEŞHUN TAŞKININI   BALON HABER OLARAK ____ GELİN YAYALIM   ALIŞIĞIZ DEVŞİRME BARINAKLARA   ALIŞIĞIZ KAĞITTAN GEMİLER BATIRMAYA   YADA ALIŞIK DEĞİLİZ DE _________BELKİDE   ALIŞIK ROLU YAPMAK LAZIM
BİR MADAM  VE BİR BURJUVA   ONALTINCI YÜZYILDAN KALMA   HATTA BİR KUTUDA  KURŞUN ASKER   LİMONCU BİR ÇOCUK EKŞİ EKŞİ GÜLÜMSEYEN   GÖZLERİ BAKAN GÖRMEYEN ÜSKÜDAR DA BİR BALIKÇI   BU DÜNYA VE  LİSANINI EZBERLEMEYİ REDDEDEN   BİR DEV____  DEVİN VARLIĞINA ŞÜKRETMEK LAZIM
BENDE UMUT DİYE BİR İKLİM YOK   ACİZLİKLE İSTENEN  KALDIRILMIŞ ARZA____ İKİ EL TELAŞI   DÜNYAYA NAZIR HIÇKIRIKLI BİR ___DUA   TIĞ GİBİ KALAN BİR ___BAŞ GAMMIN EN UZUN MA_KA_MI ŞİMDİ VE ŞİMDİ BİR ŞİZOFREN SIFATIYLA   TARİHTE YENİDEN ANILMIŞ OLMAK LAZIM
İSTEM DIŞI KAS HAREKETLERİ DUDAKLARININ TİTREMESİ ELLERİNİN UYUŞMASI   YADA BOĞAZINA MÜHÜRLÜ BİR GÜLLE______ OTURMASI   AKLI HESABA ÇEKTİĞİNDE   MANTIĞINA DÜŞEN ________KOCA BİR SIFIRIN YANSIMASI   KADAR NET_____________   SONRASI YEDİ DÜVEL _KLİŞE   BU KADAR SESSİZ BAĞIRMA_MA_LI   ÇIKMAZLARA SES ÇIKARMAK LAZIM
DER___UN DİYE BİR OSMANLICAYA YELTENİRKEN   KENDİNDEN SONRA Kİ GELECEK KELİMENİN   BİTHAP DÜŞMÜŞLÜĞÜ__________ VAZGEÇİRDİ
LUZUMUNDAN FAZLA ŞEYLER LAZIM İŞTE   YAŞANMIŞ___ SAVAŞLAR ___________AKLIN SINIRINI ZORLAYACAK DİRENİŞLER________EZİYETİN TAZE KOKULARI   BİR FİLM SENARYOSU BELKİ OSCARA ADAY ______ SIKI BİR GERİLİM LAZIM
ULVİYET LAZIM TAM MANASIYLA   KIYAM _RUKU_ SECDE_ BUNA  HAZIR GÖNLÜM  YARADA NAZIR   GENİŞ BİR UFUK LAZIM   SABIR LAZIM _AF LAZIM   ANLAYIŞI HATMETMEK LA__ZIM   DÜNYADA EKSİK BİTMEZ !!! ŞİKAYET BİTMEZ_____ UZAK BİR MABED LAZIM   DAHA NELER NELER ___MABEDE PENCERE, PENCEREYE PERDE   ____________________________________   YARADANA NAZIR MUHATTAB OLMAK LAZIM   ____________________________________   BİTMEZ İŞTE BİTMEZ____ GELDE GÖR ÜSTADIM   LAZIMDA LAZIM…
sevda
  ” La havle vela kuvvete illa billah ! “
Kategoriler
Amerika üzerine Avrupa Birliği Deneme Yazıları Dünya ülkeleri Fransa uzerine Gazeteci Orta Doğu siyasetci Türkiye üzerine Yazar

Nee! Demokrasi mi?

Yoksa en cazibeli, en renkli, en güzel sözlerle süslenmiş, aklı-selim insanları dahi kendine müptela yapan koca bir masal,mıdır demokrasi?İlk olarak halkın gücü kelime olarak “demokrasi” çeşitli ülkelerde hükümetlerin en yüksek yönetim biçimidir. Aslında insanların, ülke için neyin en iyi olduğunun bildiğini göz önünde bulundurmak gerek. İkinci olarak demokrasi, demokratik rejimlerin ve insanların güç temeli seçimlerde egzersiz gibi. Özellikle bir çok ülkede ortaya çıkan Batılı liberal ekonomilerin alternatiflerine bakın, bütün delillere rağmen onlar Batının demokrasisi ile kendi demokrasi anlayışlarının zıtlıklerını görüp bu uyumsuzluğun ana kaynağını bulmaya çalışıp alternatif aramaya devam ediyorlar. Macar asıllı Amerikalı yatırımcı George Soros dediği gibi “Çin, Amerika Birleşik Devletleri daha güçlü ekonomi değil, aynı zamanda daha iyi işleyen bir hükümete sahip değil”. Gerçekten batılı olmayan, batı demokrasisi ile yönetilen hükümetlerin – devletlerin batı demokrasindeki üstünlüğü hakkındaki varsayımlar çürüyor gibi. Her alanda Batı,nın getirdiği ya da bir şekilde kabul ettirildiği demokratik sistemler şiddete yol açmaktadır. Demokrasinin 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, daha sonra 1789,daki Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ile yönlenip bütün dünyaya bir virüs gibi yayılması krallıkların, imparatorlukların sonunu getirdigini görürüz. John Keane,nin “violence and democracy” kitabında demokrasiden aldığı güçle şiddeti gerekçelendirme heveslisi siyasetçileri ‘biçare’ olarak tanımlarken, bu kesimi ‘Şiddete karşı cevabı yine şiddette bulanlar’ olarak anlatıyor. İnsanlar son on yılda ‘Şiddet ve Demokrasi’ konusunda ellerini şakaklarına dayayıp bir değil iki defa düşünüyorlar çünkü; Batı,nın demokrasisi ile şimdiye kadar nerelere geldiğini ve ruh yapısını analize tabi tutmaktadır.

Kategoriler
Güncel Haberler Hayat üzerine

Denize Düşüp Boğulan Yaşlı Adamı Kurtarmak Yerine İzlediler!

Sarıyer’de bastonuyla yürürken denize düşen yaşlı adam, çevredekilerin kurtarmak yerine izlemesi sebebiyle hayatını kaybetti.

Olay, saat 14.30 sıralarında Sarıyer Emirgan Sakıp Sabancı Caddesi üzerinde meydana geldi. İddiaya göre, Artin Pevmezoğlu (90) isimli şahıs sahilde yürüdüğü sırada dengesini kaybederek denize düştü.

Ancak çevredeki insanlar, yaşlı adamı kurtarmak yerine olayı izlemeyi tercih etti. İhbar üzerine olay yerine gelen polisler yaşlı adamın öldüğünü bildirdi.

Yaşlı adamın cesedi denizde sürüklenmeye devam ederken vatandaşlar olayı seyretmek için birbirleriyle yarıştı. Deniz polisleri cesedi denizden çıkarırken geride sadece kıyıdaki bastonu kaldı. Görgü şahidi vatandaşlar, ” gözleri görmüyormuş, denize düşmüş.” dedi.

Bu olay vatandaş olarak duyanları iyice şaşırttı. Bir insan yaşamını yitirirken olayı televizyon izler gibi izlemek doğru mu? İyice düşünmemiz lazım…

Kategoriler
İslam Dini

Ölüm Herkese Yakışır

Şiirimsi bir yazısının sonunda şöyle diyor dün aramızdan ayrılan Müşfik Kenter:

“Ölünce ne diyecekler?*

Muhtemelen, “ölüm sana yakışmadı”.

Normal tabi, dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler”

Birçok insan ölümü görünce isyan eder. Yakını ölür, “zamansız öldü”, “içimde yaşıyor” der. Kaderi mi biliyor ki zamansız olsun ölüm? Ruh ve beden daha önce de ayrıydı, şimdi ayrılınca neden garip olsun? Ölümün geleceğini biliyorken kabullenemez ölümü, “hak etmedi, yakışmadı” der. Oysa felaketler, deprem, sel, ölüm hepsi haktır; çünkü Hak’tan gelir.

Dünya, yalnızca insanların sınanması ve olgunlaşması için yaratılmış geçici bir mekandır. Gerçek ve sonsuz yaşam ahirettedir. Ölüm ise insanın dünya hırsını ortadan kaldıran kesin bir delildir. Ölüm, insanları çok etkilediğinden, kişiyi terbiye eden ve ahlakını düzenleyen en önemli nedenlerdendir. Mümin için Allah’a kavuşma ve cennete açılan bir kapı olan ölüm, bu açıdan bir nimettir.

İnsan hayatındaki tek kesin gerçek olan ölümü unutmak, düşülebilecek en büyük gafletlerden biridir. Her insan, kendisi için belirlenmiş vakitte ve belirlenmiş şekilde mutlaka ölümü tadacak, asla kendisinden uzaklaştırmaya güç yetiremeyecektir:

De ki: “Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cum’a  Suresi, 8)

 

Bediüzzaman, ölümü şu sözlerle hatırlatır:

“…Dünya durmuyor gidiyor. İnsan da beraberinde gidiyor. Sen de yolcusun. Bak ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulu etmiştir(doğmuştur). Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye (vatan edinmeye) niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahaza(bununla beraber), ebedi ömrün(sonsuz yaşamın) önündedir. O ömrü bakide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fani ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır.Senin o ömr-ü bakiden(sonsuz yaşamdan) hiç haberin yok. Ölüm sekeratı (ölüm hali, ölüm anı) uyandırmadan evvel uyan!” (Mesnevi-i Nuriye)

Çok açıktır ki, insanların taşıdıkları hiçbir özellik onları ölümden koruyamaz. Genç ya da yaşlı, hasta ya da sağlıklı, yoksul ya da varlıklı, herkes ölüme aynı yakınlıktadır. Bütün bunlar toplumda çok iyi bilindiği halde, yine de insanlar ölümden pek söz etmezler, bu konuda düşünmezler. Ölümü ellerinden geldiğince unutmaya çalışarak bu gerçeği göz ardı eder, konusunu açıldığında, “ağzından yel alsın”, “Allah korusun” diyerek hemen sözü değiştirirler.

Oysa ölümden söz etmek ve her an ölecekmiş gibi hareket etmek, -çoğu insanın düşündüğünün aksine- insanı bunalıma sürüklemez; son derece akıllı olmasını, derin düşünmesini ve beyninin çok güçlü olmasını sağlar. Allah’ı çok düşünmek Allah’tan çok korkmak, ölümü her an bilmek, insanın çok dengeli, tutarlı, teveküllü ve güzel huylu olmasını sağlar. Hiç bir şeyden öfkelenmez, hiç bir şeyden korkmaz, içine tam bir huzur gelir, aklı açılır aydınlanır, her sözü güzel olur, hikmetli konuşur, Allah ona basiret, feraset ve fiziksel güzellik verir. Bu Rabbimizin bir sırrıdır. Yani her güzel şey, bir zorluk duvarının ardına saklanmıştır.

Dolayısıyla kişinin ölümden söz etmemesi, göz ardı etmesi yalnızca kendini kandırmasıdır. Düşünülmese de, unutulmaya çalışılsa da bu kaçınılmaz olaylar, mutlaka eksiksizce yaşanacaktır:

Rabb’imiz,  Kuran’ın birçok ayetiyle iman edenleri “dikkatli olmaya” çağırır. Ölümün kesin bir gerçek olduğunu her an hatırda tutmak, ancak tam olarak açık bir şuurla mümkün olabilir. Ölüm her an, her yerde, her şekilde gelebilir. Alınan nefesin geri verilebileceğinin garantisi yoktur. Bu yüzden her an ölecekmiş gibi davranmalıdır. Ölümü sık düşünmek insanın şuurunu açar; insan o zaman hayatına Kur’an penceresinden bakar, Rabb’inin sınırlarını ihlal etmeden yaşar. Dünya imtihan mekânıdır ve “…Her nefis ölümü tadıcıdır.” (Enbiya Suresi, 35)

Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, herşeyi sarıp-kuşatandır. (Fussilet Suresi, 54)

 

 

Fuat Türker

Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Güncel Haberler Günün Tarihi Radyo ve Tv medya Türkiye üzerine

ÖFKE !!!!!!!!!!!!!!

kldrm[1].jpg
kldrm[1

Herkez yargı memuru,herkez dürüst,herkez doğru,bir de bilir kişi herkez… (OY DÜNYALIK MENFAATLER OYYYYYYYYYYYYYYYYY) şimdi suçlu ağzı laf yapamayanlarmı,suçlu yoklukta aczde doğanlarmı,yada hep olduğu gibi suçlu diye adlandırılanlar hep masumlarmı?Düşüncelerinizde ki yargısız infaza sesleniyorum…El insaf vicdan fakirleri, el insaf böbüründen gözleri kapananlar , el insaf bakıp……ta duyarsız kalanlar, el insaf ki ne ramazanlar terbiye eder zihninizi ne mektepler nede ellerinize bulaştırdığınız kanı sildiğiniz ipek mendiller,çok kısa” zaman” hayli kısa görebilene; kazanılmış küçük zaferleriniz kurtaramıyacak sizi,ağıtlar senfonisi olmuş akıttığınız gözyaşlarının içinde susayarak boğulacaksınız.Soğukta terleyerek öleceksiniz.Gözlerimi kör, kulaklarımı sağır yapıyorum……..
Yaptığınız her işkence haberlerinde de,,,,, şu sokakta feryad eden şehitler için kopan çığlıkları, daha iyi görmek daha iyi duymak daha iyi yaşatmak için benliğimde ,size tüm duyu organlarım kapalı ;lanetler eksik olmayacak başınızdan bende lanet ediyorum aldığınız tüm gereksiz soluğa…
SVD..
Kategoriler
Aile bağları Deneme Yazıları Genel Konular Kaybettiklerimiz! siyasetci Yazar Yeni yazarlarımız

–ESARET–

ESARETHızlı adımlarla koşuyordum.Daha adım atacak halim dermanım kalmamış, bacak kaslarım ateşten  erime noktasına, gelmişlerdi.Yaklaşık bir saatir koşmamın, ewet işte meyvasını aldım . Arkamda kimse yoktu.Ohhhh;  Şükür Rabbime, çok şükür yakalanmadım . Artık gönül rahatlıyla bir sigara içebilirdim.Ne zaman bitecekti ? Ne zamana kadar sürecekti bu kaçış?Yorgundu her yanım, en çok gönlüm yorgundu.Neden diyordum, çekerken bir derin nefes daha- neden kapalı hayat kapıların bana?Şöle herkez kadar olsaydı, sorunlarım.Kendine bakmayan, iyice kilo almış çok konuşan bir karım; üç beş çok yaramaz çocuklarım, geçim sıkıntısı çekseydim ; üstüne üstlük bide işimde olmasaydı!…Allah’ım Amenna Vesseta işine karışmak ne haddime, bilirim dağına göre kar verirsinde; ben dağ olma durumunumu aştım?Yoksa, kar yerine taşmıdır bana lutuf gördüğün?Kimi hayvanları bilir, kimi toprağı, kimide iyi okuyup yazmayı; ben  kaçmayı bildim hep korkarak, gölgem arkamda,ne yaman çelişkidir ki; aynı  havayı, aynı şekilde alıp verioruz da hepimiz;  hepimiz ayrı bir ohhhh çekiyoruz…..

Yedi yaşındaydım.Babamı ilk gördüğümde elinde çok fiyakalı bir valiz, başına takılmış kahverengiyle sarıya çalan spor bir gözlük. Kocaman bir gülüşle sarmaladı; cılız, zayıf, ürkek beni, saçlarımı karıştırdı; aslan oğlum benim dedi.Çoşuyodu ya içim, babam geldi; işte babam, işte burda gerçekten Ahmet’in gibi Celal’in gibi benimde babam varmış demek,  o varlığı herkeze göstermek, heyecanı ile yandı  tutuştu içim.O gün oldu bana ilk ve son dokunuşu rahmetlinin.Şimdi bir kaçak ömre yedire yedire her anını değişik bakış açılarıyla binlerce kere kafamda kurguluyor, o küçücük zaman diliminden hep farklı paydalar çıkarıyor, hatta bir dizi gibi yarına bırakıyor, o anı bir bütün gibi aynı anda düşünüp bir seferde harcamaya korkuyorum….Annemle, öpüşüp koklaşmadılar bile….. Çook uzun konuştular, konuşmaları sabaha dek sürdü.Yorganın altında kendi nefesimi bastırıyor,  olan biteni duymaya,anlamaya çalışıyordum.Duyduklarımla, duymak istediklerim harmanlanmış olarak rüyama girip  beni kabusa sürüklediğinde, korkuyla uyandım.Anneme baktım, ellerimi öptü ılık nefesiyle ,”yat oğlum rüya gördün, geçti uyu hadi” dedi.Uykum yok dedim; dikildim.Babam nerde demek istedim; varmadı dilim.Odalar boştu, her boş  oda dahada acıttı; o cocuk kalbimi!!!  Annem, çilem, aşığım, canım, kadersizim…Şöle bir burnunu sıvazladı,” baban gitti oğlum” dedi.Sırtımdan bir yük inmiş gibi ohh dedim, hüzünle,yaşantımız aynı şekilde kaldığı yerden devam edecekti; annnem ve ben… Hıh ne değismesini istiyordum, nede babamın tekrar gelmesini, babamın geleceğini bilmek ona kavuşacağımı düşünmek, işte buydu asıl olan mutluluğum ( umut etmekti, umutla beklemekti)….O umuttu bizi güçlü kılan, annemle beni, etten duvar yapıp bir birine,  her gece koyun koyuna sokuşturan. 

Döndü  gitti sandım. Geldiği yere;yani Avrupanın güneyindeki çizme şeklindeki yarım adasına, İTALYA’YA; bize hiç adam akıllı gönderemediği liretlerini kazanmaya… Ne acı ki, büyük, büyükten öte  bir acı , Üç gün sonra ölüm haberi geldi.Haince katledilmiş, el ve ayak parmakları kesilmiş halde, bir çuvalın içinde kıyıya vuran cesedini bulmuşlardı. Öldürülme şekli medyanın çok ilgisini çekmiş günlerce kapımızda sabahlamışlardı.Annem metanetini koruyor aynı düzenimizle yaşam savaşımıza katılıyor gibi…….. yapıyordu…..Yalandı, koca bir yalan iki kişilik minicik yuvamız babamın gülüşüyle bozulmuştu .İlk kaçışımız böle başlamıştı, annemle,  elimizde iki bavul tren garındaydık, daha gün ışımamış sabah ayazı kendini gündüzün sıcağına teslim etmemişti.Türkiye genelinde sanırım  yirmi sekiz yıl boyunca annemle yaşamadığımız il kalmamıştı.Alışkanlık bize yasaktı, bağlanmak ikinci büyük yasak, sevmek emek vermek olmayacaktı.Hayat bize   üç ile altı aylık perodlarla yaşama ve  bir yere bağlı kalma şansı sunuyordu.Geçen yıllardan sonra insan herşeye alışıyorda; oy oyyyyyyyyyy şu kalpte olmasa hani atmasa tamam diycem.Seviyosun ya,  seviliyosunda neye şartlarsan şartla kendini.Gitme diyor,  gitme, sıcak nefesleri……

Babamdan miras bu kaçışa annem  dayanamadı, çoook uzun katlanamadı.Geçen sene” iyimser kal yawrum, vuslat elbet bitecek, bak pek  peşimize gelen de yok epeydir” dedi.Öldü.Yol arkadaşım, her tel saçını yün gibi eğerip göğsüme motiflediğim, can canan gittti işte, bir hiçe…Hiç işlemediği, hiç karışmadığı, benliğinde yaşatıp hayallerinde eş olduğu kocasının; ‘hatasıyla ‘ savaştı…. Birde yanında kamburu, yani  beni, hiiiç incitmeme, bırakmama  pahasına…Güz  gülüm,  belli bir adresin oldu, annem, hep istediğin gibi menekşelerle çevirdim dört bir yanını, yeni daimi evinin,son adresinin,yine yine istediğin gibi adınıda yazdırmadım o soğuk taşa, alallade bir isim olması çok uğraştırdı;  inan,  ama iyimserim sevgilim, belli bir adresin var beni sana dönüp getirecek . Menekşelerini yenileyecek,mekanın cennet olsun .Sürgünün bitti;tadını çıkar soğuk yerde sıcak evinin …….

Şimdi yollardayım…Peşimde öfkesi hiç bitmeyen İtalyan’lar, yok bitti bu kaçış paronaya yapıoruz onlar bizi aramıyodur; derken,  iki yabancı” seni sordular” diyorlar.Çift dikiş atılmış av hali tekrar başlıyor.Otuz yıldır, ülkeyi çeşitli entrika ve koalisyonlarla yönetmiş İtalyan demokrat parti ve İtalyan sosyalist partinin iktidardan inmesisinin elbette ceremesini çekicek hiçbir şekilde bu maliyeti haketmiyecek ufak insanlar olacaktı!!İşte babam bu  ufak insanların en başında geliyordu.Güzel bir tahsilden sonra evlenip, İtalya’ya yerleşen ailem benim doğumumla beraber, Türkiye’ye kesin dönüş yapmış, o çok sevdiği politik kariyerini benim milliyetçi  kan akışlarım olsun diye terk eden babam,; bize tanıdığı mutlu olma hakkını İtalya ‘ya tekrar dönmekle son vermişti.İdalleri herşeyiydi babamın.Pire için yorgan deil tüm hayatını yakabilirdi.’Belki diyorum belki bu nihayete ermiş benim zawallı bir sürgün yaşantımı kestirebilseydi;idaellerinden bir nebzede olsa vazgeçer bu hazin sonun temelllerini atmazdı .Tadı kaçınca,  balda olsa içtiğin sirke hazzı weriyor işte. Olmayan yaşanmayan arzularıyla, hayalllere sıkışmış kalan ben, ve olamadığımız  yitirilmiş ailem ;  kendime acımaktan çoktan wazgeçtim de,  ahh annem,  senden sana waad ettiğim aileden vazgeçemiorum. Oysa ne komik hiç ölmeyecek gibi yaşar, ebedi olacak gibi birikim yapar insanlar.Vardıkları nokta nihayete erdiğinde ise ne gençlik kalmıştır,nede birikimlerini hazmedicek bir bünyee; eee o zaman nerde denge ? Benim koşu atı olma halimi,  ensemdeki soğuk rüzgardan anlayabiliyorumda !!! İnsanların girdikleri bu kısır döngü,  bana epey kara komedi geliyor.Ne kadar soğuk ne kadar büyük bir boşluk soğuk. Her seferinde farklı bir telaşsal içgüdü  SANKİ VAKTİNDEN ÖNCE GEÇİLMEYE ÇALIŞILAN BİR SIRAATTAYIM….

                                                  (………………………………………………………………..) !

EYY MAKBER!!  BEKLE GELECEĞİM YANINA BU İZ DÜŞÜŞ BU ESARET BİTTİ. Vurulmuşum yaa  nice saat önce, ruhumun bedenden ayrılışıymış beni geçmişimle cebelleştiren.Ne olur söle ordu ordu gelseniz üzerime  fark eder mi ölüm melekleri var  her yanımda; yitip giden yıllar, kader, daha hangi kahpelikle çıkabilirMİsiniz ki karşıma ?  GELİNDE VURUN ;  KIRBAÇLARINIZLA DOKUNAMAZSINIZ Kİ HAYALLERİME!!…Ters çevirdim aynaları ben. TESLİMİYETİNDEYİM  KOKUŞMUŞ ZAVALLI BEDENİMİN  GAFİLLERDE YOLU TUTMUŞ; DÖNMEKTE…BİLMEZLER Kİ ! GAFLETTEN BU KARŞILAŞMAMIZ;  DEĞİL BU SON PERDE !! İHTİYATSIZ BİR  GİDİŞTELER, HER ADIMDA BANADA DOĞRU İLAHİ EBEDİ ” ESARETE ”….

 

Kategoriler
Dini videolar

Her Şey O’na Döndürülür! [İnsanın Yaratılışı ve Hayatına Dair Muhteşem Video]

Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır ve (bütün) işler Allah’a döndürülür. (Ali İmran Suresi, 109)

Sonsuz güç sahibi Yüce Allah tarafından muhteşem denge ve sistemlerle var edilen evrende, Dünya çok küçük bir yer tutmasına karşın büyük amaçlarla yaratılmıştır. Genç-yaşlı, zengin-yoksul, güçlü-güçsüz her insan, sınırlarını kavrayamadığımız evrendeki milyarlarca gezegenden birinde tanımlanamayacak kadar küçük bir yerde yaşar. İnsanın yaşamı imtihan üzerine kurulmuştur; ölümle imtihan sona erecektir ve kimse imtihanının ne zaman son bulacağını bilemez. 

Kusursuz bir düzenle yaratılan yaşam, Allah’ın belirlediği vakitte tüm düzeniyle birlikte sona erecek ve her şey Rabb’ine döndürülecektir. Bu konuda hazırlanmış muhteşem bir video önermek istiyorum. Videoyu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz. Lütfen sesli izleyin. Müzik: Black Diamond -Yoshiki & American Symphony Orchestra

Kategoriler
Aile bağları Genel Konular Kadın ve Erkek Yazıları Kaybettiklerimiz! Sevgi ve Ask Dünyası Yazar

DEVRİLEN YILLAR MUCİZESİ !!!

Bu gece yine nöbetteydim.Hasta odalarının yorgun kapıları yarı yarıya kapanmış;bana kala kala uzun hastane koridorları her an çalacak diye ürktüğüm telefon, biraz  yazımı ertelenmiş dosya ve gece verilecek olan ilaç bardakları kalmıştı.Mesleğimin, henüz yedinci yılında olmama rahmen bu gece nöbetlerinden haz etmiyordum.Gündüzün telaşesi, gece çok ürkütücü bir panik atak yolculuğuna çıkartıyordu .Hangi kapı açılır hangi hasta bir yatağın zili çalar da uyuya kalırsam, yakalanırım telaşı omuzlarıma sımsıkı yapışmış ağır bir yük gibiydiler.Devlet hastanesinden çok bir özel klinik havası verilsede, hastaneydi işte bildiğimiz soğuk en soğuk türünden, gözlerim  ağırlaşıyor uyuyupla uyumama arasında gelip gidiyordum.Dahiliye servisleri, böle yapıyordu insanı; her an her şey olabilirdi.Taburcuya hazırladığımız, nice hastaların çok sefer çok ağırlaştığını,  hatta yoğun bakıma alındıklarına, şahit olduğum için,  oto kontrolümü elden bırakmamalıydım.

Ne kızıyordum!  Caner’e ya insan karısını düşünmez mi? Yüz kere dedim; izin günleri dışında misafir çağırma hep bu son olsun bi da olmaz diyip, diyip tekrarlanan bir oyun haline getirdi olayı; benim ne  çektiğimi ahh bir anlasa şüphesiz yapmazdı.Al işte;   iki numaralı odanın kapısı aralanıyor,kim bilir kim ?

-Hey durun Nalan hanım kalkmamalısınız!…

-Siz, siz nasıl olur ?Allahım yaa, nasıl tek başınıza çıkarsınız?

-Tamam endişelenmeyin şimdi yatağınıza gidelim.

-Hemşire hanım durun benim acil çıkmam lazım!..Nazif NAZİF ÖLÜYORRR..

-Nazif ‘te kim?

-Kocam. Ne olur kimse bilmez herkez uyuyor.Ne olur yardım edin aşağı kadar.Taksiye bindirseniz yeter.Biliyorum anlamıyosunuz, beni.Biz Nazif’ le elli koca yıldır beraberaberiz. Bir askerlik oldu bizi ayıran bide  hastalıklı günler, yalvarıyorum ne olur !..Fazla vaktimiz yok Nazif tansiyon hastası ve zor durumda bunu biliyorum.Hemşire  kızım o benim herşeyim, tek varım yoğum,DEVRİLEN YILLARIM…

Ağlayan yalvaran ,gözlerle buruşmuş titreyen o pamuk elleriyle eğilmeye çalıştı ayaklarıma oldukça yaşlı ve hasta bedeni bile buna müsade etmedi.Eğilemedi .Kalakalmıştı… Ben KALAKALMIŞTIM.Hayır ne kadar zor bir andı, ne kadar zordu karar vermek.Bunca hastanın sorumluluğu, Nalan hanımın sorumluluğu, benim işimi kaybetme riskim   bunca emeğimin yok oluşu,bunların sonucunda daha da katlanılması zor telafisiz acılar….Hayır yapamazdım…….Kendimi onun yerine koyunca da yapamazdım.Onu, onun gibi anlıyordum.Dewrilen yıllarımız olmasada eşim Caner’de benim yaşama sebebim nefes alma şeklimdi.Çok acil verilmesi gereken bir karar noktasındaydım.Döküldü birden irade dışı düşüncemde var olayan bu cümle gurubu.

-Tamam dedim. Tamam üzülme hadi gidelim yalnız bana beş dakika ver..

Alalacele koridorun ortasında duran masama, bir not  düştüm.”ÇOK ACİL ÇIKMAM GEREKİYOR BEŞ DKK GELİRİM.”Yapılabilecek en mantıklı şey buydu, şu an hemen üstüme bişeyler alıp;Nalan hanım’ada bir battaniye kapıp koluma girmesini sağladım.Onu uçurur vazitte çok hızlı olmasada sağlam, seri adımlarla koridordan geçirdim.Asansör kattaydı.O, üç kattan aşağı inmek bir ömür gibi geldi.Zavallı kadın, yarı türkçe yarı yugoslavca dualar ediyor, devamlı olarak ”bırzo, bırzo” diyordu.Yugoslavca bilmeye gerek yoktu, çabuk olmamı istiyor; o yığılmış bedenini adeta sürüklüyordu.Aşağı inmemizle beraber, kapıdaki güvenlik engeli beni iyiden iyiye telaşlandırmıştı.Ohh neyseki; kapı boştu, güvenlik görevini askıya almıştı.Tereddütsüz hemen taksi çağırdım.Nalan hanımı bindirdim.Bende hemen yanına oturdum.O  beynimin taa her hücresini alev alev eden bakışlarıyla gözlerime baktı.

-Geliyormusun sende ? dedi.Nasıl gitmezdim…

-Geliyorum; dedim.Taksiciyi adrese yönlendirmemiz, hiç te zor olmadı.Belki kırk dakika sürecek yolu, yirmi dakikada tamamladık.Endişe bizden ayrılmayan tek şeydi.Tüm beden dilimiz, kısa ama telaşlı konuşmalarımız, bizi adrese en acil şekilde ulaştırmıştı.Artık sokakları çıkartma, bu gece karanlığında, olası bir tanıdık resim, bir işaret bulma, tedirginliğiyle biraz dolaştık. Nalan hanım,heyacanla……

-Dur dur.İŞTECİK ŞU EV  dedi.Aslında ne çok ayrıntı vardı, telaşında, ve ne çok korku.Öle sıkı sarılıyor du ki kollarıma, benim ve benim daha üstümde bir kuvvet için, hırpalanıyorduk ikimizde; ben onun için, o da Devrilen Yıllarının sahibi için…. 

Boyası  dökülmüş, sarıyla yeşil arasında kalmış, üç katlı bir binanın girişinde, kapı açılması için her zile ısrarla basıyorduk.Sonunda geceyi yaran bir ses geldi.

-Kim o, dik durmaya son bir kuvvetle doğrultuğu belini zorlayıp,

-Ben  Nalan hanım Fikribey oğlum. Nazif, Nazif’e bakmaya geldik.Dedi.Başımı onaylar bir şekilde salladım.

-Nalan teyzeymiş aç, aç, açç kapıyı diye seslendi; içeriden gelen -kimmiş, sesine…Açılan kapıyla biraz irkilip, kat çıkmadan karşımızda ki ilk kapıya yöneldik.Kırık dökük plastik bir ayakkabılığı kurcalamaya çalıştı.Anahtarı bulmanın zaferiyle,  kilide yöneldi.Oysa ben bu ayrıntıları hiç hesaba katmamıştım.Düşen battaniyeyi yorgun omuzlarına koyup, anahtarı ben aldım.Şimdi adrenalin tavan yapmıştı.Nihayet son anı yaşıyorduk bu gece; kıyametten önce ki….

Kapı açıldı, her yer çok karanlıktı, olduğundan fazla  karanlık, daire sanırım yolun arka güneş görmeyen tarafına düşüyordu.Işığı açtı.O; çatallı naif sesiyle, bir çocuğun bayram sabahını andıran heyecanıyla işte bağırıyordu.

-Nazif, Nazif, Nazifbey…..İçeriden öksürükle karışık bir ses geldi.Nalan hanımın, yöneldiği taraftan. Ordaydı, boyluboyunca yatıyordu.DEVRİLEN YILLAR, aşığı,adamı,can yoldaşı….Kadınlık başka şeydir…Durum vaziyet ne olursa olsun, kendine çeki düzen vermenin, erkeğine güzel görünmenin, desturu yeri yoktur.Nalan hanım’ da saçlarını elleriyle şöle bir düzeltikten sonra;

-İyimisin Nazif ?.. iyimisin ?Seni çok merak ettim, tam iki gün oldu gelmedin.Bak, hemşire hanım kızımızıda zor durumda bıraktım.Seni çook merak ettim.

-Boşa telaş yapmışsın canım, turp gibiyim.Biraz üşütmüşüm de çıkmiyim dedim.Yarın ben sana gelecektim.Bak, hemde istediğin lokumlarıda aldım: güllü, gül kokulu lokumlar orda,ben iyiyim ama sen” iyiki geldin.”…..

-Kızmadın mı?.. ÇOK  ÇOK MERAK ETTİM SENİ.

-HIH, KIZMADIM TABİ; ARADA BİR GENÇ OLMAK LAZIM.

– SEN YAŞLI MI DİYOSUN BANA?

-Hiç bir şey demiyorum.Ömrüm, ömrüm diyorum.Hoş geldin.Hanım kızım, sende hoş geldin.Allah razı olsun; çok zorluk olmuştur,sana ama büyük iyilik ettin.Öle çok istedim ki Nalan ‘ımı bu gece, görmek seni vesile etti. Rabbim.Hamd olsun ki, gördüm, konuştum, en sevdiği lokumlarını sundum.

-Önemli değil Nazif amca iyi olmanıza sevindim.Fakat fazla vaktimiz yok hemen dönmeliyiz.Sizin varmı bir isteğiniz, yapabileceğim bir şey. lütfen varsa cekinmeyin,  söleyin? İlaçlarınızı aldınızmı?

-Nazif amca iyisin, dimi?

-İyiyimmm, ilacımıda aldım; yemeğimide yedim;Yok bir isteğim, saolasın kızım.

-Ben dışardayım, Nalan abla lütfen birazdan yola çıkalım.Kimse fark etmemiştir; umarım.Nasıl kızıyordum, kendime: işte boşa bir endişeymiş, adam sapasağlam duruyor.Ne diye gelirsin, hatta onuda böle saçma bir maceraya  cesaretlendirip,sürüklersin.Asistanlara, yada nöbetçi doktora söleseydim keşke ”offf ‘ diye hayıflanmalarla, bekledim.Elinde birkaç tanesi yenmiş, göğsüne sımsıkı bastırdığı, lokum paketiyle çıktı.Nalan hanım, aşağı yukarı onbeş dakika kadar kalmıştı içerideki odada gözleri yaşlıydı.

-Gidelim kızım dedi..Öfkem yerini endişeye bırakmış;

-İyimisiniz? Dedim.

-İyiyim hadi, gidelim.Dedi.

Ellerindeki, tüm güç eriyip bitmiş.Kolumda ki varlığı, hissedilmeyecek hale gelmişti.Çok üzgündü.Benle onun acısıyla üzgündüm….Kızdım kendime, ne beklıyordun; adam ölse yaptığına, geldiğine deymiş mi olacaktı!..Diye..Düşüncelerimde ayıpladım kendimi…

Hastanenin, o soğuk koridorlarına tekrar dönmüştük; yolda luzumlu olmadıkça hiç konuşmadık.Ne olmuştu o odada, cesaretimi toplayıp soramadım.Muhakkak, derin bir  aşk-ı muhabbet olduydu.Ardından hüzünlü bir veda.Yazdığım not, gözüme ilişti belli ki kimse okumamıştıi: sorun olmamasına, çok sevinmemle beraber, kolumda sürüklediğim bu bedenin bomboşluğuda içimi ürpertiyordu.Yatağına usulca yatırdım, üstünü örttüm,sesizce

-Birşey istermisin abla ?.. dedim.

ELLERİME UZANDI.ELLERİMİ ÖPTÜ.Bir kaç kez, Allah razı olsun, kızım, dedi.Acıma şefkat ve içtenlikle kır saçlarının başladığı yere bende, bir öpücük kondurdum.

-Yat dinlen, iyi ol ki çabuk kavuşasınız.

-BİZ KAVUŞTUK ; dedi

-Tebessüm ettim. Bu da kavuşmamı Nalan hanım, daha ne yıllarınız devrilir inşalllah dedim.Çıktım odadan, huzurluydum.Adrenalin son bulmuş. Taşlar doğru yerine konmuştu.İki gün sonra mesai saatim başladı.Uzun ve ilaç kokusu sinmiş, soğuk koridorlar bitince gözlerim, yüreğim, Nalan hanımı arıyor.Taburcumu oldu, endişesi de  beni meraklandırıyordu.

-Serpil, dur  biraz, bişey soracaktım.İkinci odadaki  hasta, nerede ?

-Hangisi??..

-Nalan hanım, vardı ya, hani çok yaşlı olan, yedi  numaralı yataktaki canım ?

Haberin yok dimi??.Sen yoktun.Önce ki sabah, senin nöbetinden hemen sonra, bize lokum verdi.Gayet iyiydi.Hatta bu lokumların, aslında senin olduğunu, senin ne zaman geleceğini ısrarla, sordu durdu.Ardından bir saat geçmeden, kadıncağız öldü.

– Öldümü? Olamaz!!!!!.

-Niye bu kadar şaşırdınki? Daha ilginç olan neymiş biliomusun ?

-Ne ne neymiş!!!

-Ondan bir gece önce, sabaha karşı kocası da ölmüş. Yazık ne acı dimi, peş peşe karı koca öldüler birbirleriyle vedalaşamadan, hayat işte, ne oldu  Ece, rengin gitti ?

-Yok bişey, tamam saol Serpil.Gitmem gerek görüşürüz.

Anlamalıydım, anlamalıydım, kahretsin nasıl anlamadım o gece ölmüştü: Nazif amca neden, YA RABBİM odaya son kez dönüp bakmadım.Pekii ama öleceğini nasıl  bilmişti?Aklım almıyor, nasıl bilmişti.Ahh, Nalan abla ahhh, demedin dimi, diyemedin, ama neden?Offf inanamıyorum, beni ve işimi tehlikeye atmamak için,  ayrıldın ordan, DEVRİLEN YILLARINDAN, CANINDAN,  ancak böyle  hassas hisedilebilir  bir sevgi, ölüm ancak bu kadar soğuk bir mesaj gönderebilir, iki  ayrı yarım, bir tam gönüle, ve ve böle seven  bir kadın,  yaşamının son mucizesini,d onuruna değiş edebilir…..

 -KADIN, ”SEVERSE” HER TÜRLÜ MUCİZE OLUR-