Kategoriler
Çevre Konuları Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Kitap Tanitimlari Öğrenci Konuları şiir edebiyat Yazar

Okumazsan Okuma !! (BEYZADE)

Kapıyı yavaşça kapatıp çıktım.Şimdi bide apartman engeli vardı.Parmak ucunda yürüyerek inmeliydim.Son bir kat kaldı, ha gayret derken….Beş numaranın kapısı açıldı.Yaşlı teyze bir deniz subayı olan oğlunu yolcu ediyor ” hoşçakal kuzum” diyordu.Neyseki  beni görmediler.Sonunda ulaşabildim dışarıya.Haftanın üç günü bu ruh taşıma marotonu, epeyce zor oluyor, bide şuursuzca sabahlayınca .Kendimi elimdeki ağır  çantayla dışarıya yine kimseye görünmeden atabildim.Komşuların beni görmesi hiç te hoş olmazdı; değişik yakıştımalar, yersiz dedikodular, herşeyi, herşeyi mafedebilirdi.

Çok soğuk bir kış günü arkadaşlarla her zaman takıldığımız mekandaydık, herkez yapacağını yapmış artan saatlerini ki bu saatler” artan değil zamanın ta kendisiydi ”kendini buraya atmıştı güzel bir  mekan sayılırdı aslında. Üstelik  okuduğumuz okulun hemen yanındaydı.BOMBOŞ GEÇEN BOŞLUĞU DOLDURDUĞUNU SANDIĞIMIZ .Bir avuntu mekanıydı her tip insan vardı.Daha çok salaş tiplerdik.Bir bananecilik vardı.Hepimizin en büyük ortak noktası buydu sanırım.Üniversiteli olmanın gereği  bu gibi, blue çağının ilk dönemlerini tekrar yaşıyormuşuz havalarında, asi bir kimlik arayışındaydık.Hep takıldığımız mekanın köşesinde; hayli yaşlı, çok uzun boylu,uzun saçlı ve sakallı,fakat eskimiş yıpranmış kıyafetlerine rağmen temiz bir BEYZADE duruyordu.Adını hiç bilmediğimiz için, kızlarla adını BEYZADE takmıştık.Asil bir görüntüsü vardı.Entellektüel falan deildi.Farklıydı çok farklı…Bir o kadarda kibirli ve hazır cevaptı.Az konuşur en ufak kelime katlenmende o sivri diliyle cezayı basar, kısa bir cevapla insanı mat ederdi, kalakalırdık.Eminim ki hepimize öyle bir ebeveyn lazımdı.Sopasız dayak hiç yediniz mi? bilmem ama ben, BEYZADE’DEN çok yedim; diğer arkadaşlar gibi…Ne zabıta, onu ordan alabildi ne hakim, nede bir başkası, eminim ki o olağan üstü kelime hazinesiyle istese dünyaya hakim olabilirdi.O bu köşeyi seçmiş, paşa gönlü ne zaman isterse o zaman gidecek ti!..

Hep bir gün diye başlar ya o can alıcı olaylar, evet yine bir gündü.Bizim mekanın cam kenarındaydım.Sabah BEYZADE’ NİN tezgahına uğramış, o çok eski kitaplarına  epeyce bakmış, aradığım kitabı maalesef bulamamıştım.BEYZADE ile muatap olmak zorunda kalmıştım. Alay-ı Hümayun:İsveç elçisi Ralamb’ın İstanbul Ziyareti ve Resimleri 1657-1658 adlı kitap sizde varmı? Diye çarçabuk sormuştum.”Var” dedi ve verdi.Hiç aramadı bile hemen bulup verdi.Kitabı bulamamıştım, hatta tezgahını bu kadar karıştırmış olmama rağmen, belki ilk defa bana birşey demedi. Garip oysa çoktan hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir cümle kurup, kelimeleri can evinden seçip, laf topunu patlatması gerekirdi.Her zaman ki gibi çok küçük bir paraya kitabı satmıştı..Arkamdan bagırdı. Tamam dedim jetonu anca düştü. Oysa o” işin bittiğinde getir sattığımın iki katı fiyatına geri alırım. Sakın yıpratmaaa” dedi.Hep bunu yapardı yine yapmıştı.Bende tüm gücümü topladım, ona döndüm”, zaten okumam bile ödev için BEYZADE ödev için dedim.” ”OKUMAZSAN OKUMA” sağlam getir dedi..Hıh çok bilmiş bide” OKUMAZSAN OKUMA” diyor.Elimde o kitap, sayfasını bile çevirmeden masamda oturup onu izliyordum.Hep yaptığım gibi arada arkadaşların uğultusuna katılıyor,yarım kalmış bir şiir gibi tekrar ona dönüyordum.Camlar buğulanmış, olmasına rağmen o  hayli uzun, genelde beyaz giyinen gizeme ona bakıyordum.Yağmur tüm hızıyla yağıyordu.Üşüyordu, biliyorum.Ona  sıcak bir çay bile ikram edemezdim.Çok sert olan kabuğunu kırmak imkansızdı…

Noluyodu!!! O koca adam, hayır çınar, yook o köşenin, o caddenin, en büyük, en yalın, en can alıcı noktası düştü.Yere düştü, durdum, dondum, herkez gibi kaldım.Tuttu onu tanımayan büyüklüğünü hiç bilemeyen yoldan geçen alalade insanlar ya ölürse dedim, ya ölürse? Gitmekle kalmak arasında kalmıştım.Gittim peşinden tek bendim onun için kalkıp dikilen  ve peşinden giden.Başındaydım saçlarına dokunabilirdim.Ellerini tutabilirdim.Kapanmıştı o maviyle yeşil arası gözleri…..

Öldü, öldü, öldü dediler. Hastane, morg derken kalp krizinden diye ölüm raporu hazırlandı.Gömüldü ve gitti….Kimdi tabiki  kimliksiz değildi.Adının ne önemi vardı ki artık BEYZADE  idi zaten adı.Köşesi boştu artık sahipsizdi.Dağılıyordu her yere kitapları dağılan kitaplarını topladım.Her dokunduğum kitap onun yüreğiydi bunu iyi biliyordum.Orayı dağıtmaya pek meraklı olanlar geldi. Sanki kaç metrelik yerdi ki durun dedim durun. Bir gün verin bana sadece bir gün zorda olsa bir gün verdiler.”Yarın bu döküntüler burdan kalkacak diye bağırdılar.Tamam söz dedim.O nun tezgağında başkaları tarafından basit kelimelerle epeyce azarlanmıştım.Acele etmeliydim. Evini buldum bir kaç macera arayan arkadaşıda yanıma alıp.Hep bir köhne baraka hayal ederken kitapları taşımak için, güzel bir apartmanın üçüncü katında buldum kendimi evi sütüdyo daireydi.Temizdi bir kadın okşamışcasına her yer düzenliydi.Evinde alabildiğince kitap vardı.Her türden, her yıldan,her dilden .Komşuları hüzünlü yarı ağlamaklı gözlerle yutkunarak ”iyi insandı, yıllardır yanlız yaşardı, kimsenin kalbini kırmazdı, hatırşinazdı,osmanlı torunlarındandı bildiğimiz kadarıyla saraylıydı.Küçük çocuklarımızla pek ilgilenir, hep kitap okuturdu.Zaman zaman bir masal gibi çocuklara tarih,  coğrafya anlatırdı ;” dediler… Sanki  bizeydi öfkesi yada onu anlatmaya kelimelerin yetmediği hali.İçten içe kıskanmıştım, o çocukları….Sonra ne mi oldu ?Evi devlete kaldı.Devlet evi satmadı. Onca kitap  telefte olmadı.Duyarlı duyarsız, toplayabildiğim kadar arkadaşı küçük düşme, alay edilme, pahasına zorda olsa yanıma  aldım.Defalarca ince bir uslubla paylandığım.BEYZADE’ DEN kalan her şeyi yaşatmalıydım.Bunu anlamadığım bir ihtirasla istiyordum. O dönemin önce Kaymakamı sonra Milli Eğitim Müdürüyle görüştük.O köşede kalacak tı.O evde.Okulumuza bağlı olarak hemde sevinçten ölebilirdim.Dileyen, hevesli herkez sırasıyla birbirini idare ederek, o köşede durdu.Aynı onun çizgisinde satarken kitaplar ucuz geri alırken ödediğin ücretin iki katı olarak.Azda olsa toplanan paralarla, eski yıpranmış onun mukaddes ellerinin tamirini bekleyen kitaplar alındı.Okulun edebiyat bölümü bu duruma çok hevesliydi.Onun evinde toplanılıyor, kitaplar tamir görüyor en geç 17:00 evden çıkılıyordu.Bu saaten sonra evde kalmak resmi olarak yasaktı.Okuldan mezun oldum çevrem çok değişti.BEYZADEM benim yönümü belirlemişti.Keşke onun istediği bir küçük  çocuk olsaydım; daha ham hiç ateş görmemiş, onun için çocuklarla ilgiydi. Yön verme çabasında idi.Banada ayırsaydı vakit, banada anlatsaydı masal gibi tarih olmadı…Aslında sert olan onun kabuğu deildi, kibirli olan da o deildi, bizdik.Yüksek okul okuyoruz edalarında yönsüz kalmış biz.Bunu şimdi şimdi idrak edebiliyorum…

Yeni dönem öğrencileri geldi.Köşede duracak olanlar birkaç ay içinde okul idaresi tarafından seçilecek ben haftanın üç günü genelde ilgilene biliyorum.Şimdi bir kaçak gibi kaçtığım bu ev onun dairesi kitaplara dalmış resmi izin verilen saati çoktan aşmıştım.Elimde hazırlanan tamir görmüş kitaplarla dolu çantayla zorda olsa çıkabilmiştim.

”Herşeyin nakli olabilir günümüzde, tüm organların,  belki tüm bedenin,ama ruh: ruhu nakledemezsiniz.Kişiyi özel yapan üsün kılan ruhudur.Bu kitaplarda yazarlarının ruhuyla doludur” demişti.İlk tanıdığım yıllarda ona gülmüştüm arsızca” ruhmu satıyosun bize” demiştim üstüne üstlük şimdi elimde ruh dolu çantayla ”OKUMAZSAN OKUMA” KÖŞESİNE GİDİYORUM.Sabah oldu sayılır acele  etmeliyim…!

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Komedyen Söyleşiler - Röportajlar

Yavuz Seçkin ile Özel Hayatı ve Okul Yılları Hakkında Röportaj

Okul zamanında biz Yeni Karamürsel'e kaçıyorduk. Nişantaşı Meslek Lisesi'nin önüne gidiyorduk. Nişantaşında gezerdik. Taksimdeki sinemalara giderdik, Zincirlikuyu Yapı Meslek Lisesi ile kapışıyor Maçlarımız çok kavgalı geçiyordu. Bunun nedeni de belli değildi. Futbol anlamında motor meslek çok iyiydi, 1987-1988 yılı mezun olmuştum yanlış hatırlamıyorsam.

Öncelikle bu röportajı kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Dergimiz gerçekten, verilerek çıkarılan bir dergi. Şuan Şişli' de sadece birkaç okulda düzenli olarak, çıkartılmaktadır. Bunun içinde özel okullar da dahil. Çok emek vererek yaptığın çalışma ve özellikle bizim okuldan mezun olan sizin gibi sanatçıları görmek bizi\ sevindiriyor; çünkü öğrencilerimiz meslek lisesinin vermiş olduğu bir sıkıntıyla noktalara gelme anlamında biz özgüven sorunu yaşıyorlar. Sizleri gördükleri vakit o / genişliyor, inşallah çok iyi bir noktaya gelecekler.

….Tabi canım, yani bizim biraz öyle örnek alınan bir durumumuz var. Mesut YAR olsun ULUEREIM, ben tabi; hepimiz aynı yıl jenerasyonuz. Öyle bir enerji veriyorsak öğrencin mutlu bize.Temelinde eğitim var bu işin. Eğitim almadan hiçbir meslekte başarılı olur Biz de bu işin temelini iyi bir okulda aldık. Benim zamanımda Şişli Motor Meslek Lise şimdi Endüstri Meslek Lisesi olmuş. Güzel bir okul, enerjisi yüksek bir okul. Daha böyle yetenekler çıkacaktır.

Siz kendinizi bu toplumda hangi noktada görüyorsunuz? Kişilik anlamında, yaşantı anlamında Yavuz SEÇKİN dediğimiz vakit nasıl tanımlayabilirsiniz kendinizi?

….Ben komedyen, insanları güldüren, eğlendiren adam durumundayım şuan. İnsanlara pozitif elektrik vermeye çalışıyorum. İnsanların maddi sıkıntılarını, geçim sıkıntılarını bir nebze de olsa yaptığımız işle hafifletmeye çalışıyoruz. Aslında çok büyük bir yük var üzerimizde. Komedyen olmak çok büyük bir zanaat; çünkü sizdeki enerjiyi veriyorsunuz, siz de negatif kalıyor, karşı taraf pozitife geçiyor. Sevilen karakter olarak işte Avrupa Yakası'ndan kaynaklanan bir Sertaç olayı, yani her halde elektriği yüksek bir oyuncu olarak görünüyorum

Biraz farklı bir açılım yapmak istiyorum. Tiyatronun tarihi süreç içerisinde hem güldürme hem de toplumu düşündürme eğitme misyonunu taşıdığını görüyoruz. Sizin böyle bir gayeniz var mı?

…Hayır düşünmüyorum. Ben direk güldüreyim bitsin, yani elimde ne varsa hepsini vereyim bitsin. Öyle bir amacım yok; çünkü bir yandan da düşündürmek yorucu olur yani.

Tabi biraz da toplumumuzun sürekli dinamik ve değişken bir piskolojiye sahip olmasının etkisi var diye düşünüyorum. Gülme ihtiyacımız tamamen böyle anlık reflekslerden kaynaklanıyor.

…Böyle hemen anında tüketilen ayak üstü verilen espiriler artık gündemde ve dolayısıyla insanlar böyle çok ağır espirilere artık gülmüyor. Yani daha anlaşılır, daha bir anda ver gülsün bitsin, yoksa onu saatlerce gülmek için beklemeyi sevmiyor bizim halkımız. Bir esplri yap gülsün geçsin.

Farklı bir espiri anlayışımız var değil mi? Bir İngiltere'ye oranla Amerika'ya oranla veya bir Avrupa toplumuna oranla bizim kendimize has, farklı olan neyimiz var sizce?

…Bence samimi olan her şeye gülüyoruz. Sıcak olan samimi olan; yani birisi kötü bir fıkra anlatsa da anlatırken düştüğü o zor duruma dair gülebiliyoruz. Anlatıcı olmasının yanı sıra mimiklere daha çok güldüğümüzü düşünüyorum. Yıllar yılı Kemal SUIMAL, Şener ŞEN, Perhan KUTMAIM, Ayşen GRUDA sayesinde biz bunları gördük.

…hemen anında tüketilen ayak üstü verilen espriler artık gündemde ve dolayısıyla İnsanlar böyle çok ağır esprilere artık gülmüyor. Yani daha anlaşılır, daha bir anda ver gülsün bitsin, yoksa onu saatlerce gülmek İçin beklemeyi sevmiyor bizim halkımız. Bir espri yap gülsün geçsin.

Oyunculuktan çok tip, duruş, sıcaklık… Sanatçıyı halkın benimsemesi ve bir kere benimsediği zaman da asla bırakmaması. Türkiye'deki seyirci bir kere sevdiği zaman sonuna kadar seviyor, bir kere de sevmediği zaman asla sevmiyor.

Biz çok farklı bir toplumuz dünyadaki toplumlara göre. : Bir çok değişik inanıştaki insanın bir araya geldiği, dostça yaşadığı ve sıcak, iç İçe yaşadığı bir ülkedir Türkiye. Bu anlamda şimdi aslında herkese hitap edilebilecek espri tarzı diye bir şey yok. Birisini güldürebilirsin yaptığın bir espri İle. Mesela bir Karadeniz esprisi ile güldürürsün; ama Karadenizliyi belki güldüremezsin; çünkü ona mesela soğuk gelebilir veya itici gelebilir. Onun için daha bir evrensel, daha ortaya esprilerle ilerlemeye çalışıyoruz.

 

Peki şuan gördüğünüz, hani bu işin iyilerinden dediğiniz komedyen Türkiye'de kimdir?

…Türkiye'de komedyen olarak çok fazla komedyen yok; ama Cem YILMAZ'ı, Engin GÜNAYDIN'ı çok beğeniyorum, onlar iyi komedyenler, iyi oyuncular. Beyaz olsun, Okan Bayülgen olsun onlar daha çok sunucu komedyenler. Yani showmen diyebiliriz aslında, böyle ayırabiliriz. Mesela ben sunucu komedyen değilim, ben komedyenim. Sunmayı sevmiyorum çok fazla; çünkü ben direkt başladığım zaman güldürmeyi istiyorum. Yirmi dakika, otuz dakika güldürüp inmeyi seviyorum. Yani onu böyle uzun saatlere yaymak hoşuma gitmiyor.

Ağırlıkta taklitten daha çok besleniyorsunuz değil mi? Çıkış noktanız taklit mi?

.. .Yani aslında imitator de deniliyor. Bunun bir çok ismi var yurt dışında da imitasyon. Yani bir hayvanı da taklit ediyoruz, bir maddeyi de taklit edebiliriz. Yani sadece ünlüleri değil, bir masa takliti de yapabilirim, araba takliti de yapabilirim; çünkü taklitçi biraz daha basite indirgenmiş bir kelime. Taklitçi diye birşey yok zaten o suç. Bizimkisi biraz daha başka, bir sanat yan Türkiye'de tabi çok fazla kişi de görülmeyen durumdur, İstisna kişilerden biri olduğunu düşünüyorum. Türkiye' de son elli yılda belki be kişi sayabiliriz. Ateş Böceği Ercan, Yalçın, Gaffur U; Ercan Akışık. Ata Demirel, o da başarılı. Biz biraz istisnayi bir durumdayız; ama benim branşım bu, yani tipi» yaparak güldürmeye çalışıyorum ve şu anda komedi elli tane tipleme yaptım. İsmail, Ali Tuncer de yanımda çok yetenekli. Onun da hakkını yemeye Onu da ben yetiştirdim; çok yetenekli bir arkadaş İzlediğim ve takip ettiğim herkesi canlandırabilecek kapasitede…

Hani gerçekten oynadığınızda haz duyduğuna hoşunuza giden tipleme hangisi?

…Şimdi Ahmet Çakar var mesela, çok fazla sevdiğim Bir de son dönemde Güneri Civaoğlu yaptım. Ben genelde çok severek yapıyorum. Mehmet Ali Birand tipleme çok severek yapıyorum. Hepsini severek yapıyorum Aslında öyle bir ayrım yapmıyorum. Daha doğrusu bir şov, sevmeden yapmanız zaten mümkün değil: tipe girmek İçin zaten iki saat boyunca makyaj yapmak zorunda kalıyorum.

Radyoda program yapmaya nasıl başladım

…Kadir Çöpdemir'in yanına gittim on iki sene evel,Bir  de yetenek yarışmasına girmiştim, iner misin Çı mısın. O yarışmadan çıktıktan sonra yeteneğimi kullanmak istedim radyoda ve Kadir'in yanına gittim orada başladı Klas'ta.

Komedyen ve taklit yeteneğinizi ne zaman fark etim

…Esnaftım, ben ticaretle uğraşıyordum. Benden  çok esnaf arkadaşlarım fark ettiler; çünkü müşteri olmadığı dönemlerde dükkana gelip benle şakalaşırlardı.  şunu yap, bunu yap diye. Gültepe'de dükkanım vardı benim. Esnaf keşfetti, daha çok onların gazıyla iner misin Çıkar mısın'a girdim. Çok acayip bir yerlere olay, yani bir hayaldi gerçek oldu.

Yavuz Seçkin'in bu kadar çok sevilmesinin nede sizce nedir?

Yavuz Seçkin'in sevilmesinde Avrupa Yakası'nın büyük bir. bir rolü var. Radyo programcılığı da yapıyorum. Birçok iş yapmam yüzünden sevildiğimi düşünüyorum. Radyoda: her akşam 2 milyon dinleyenim var. Avrupa Yakasını izleyen bir kitle var. Komediyi çok ayrı seven kişiler Yaptığım Show programını hiç izlemeyen de var, izleyen de… Bu işlerimle kişilere pozitif enerji verdi: düşünüyorum.

Yaptığınız işten halktan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Tipleme yaptığım için tabi ki halktan çok olumlu tepkiler alıyorum. Yolda çevirip benim de takliti mi yapar mısın diye soranlar oluyor. Tabi bu tiplemeleri belli bir çalışma sonucu yapıyorum. Ünlü birini taklit etmek için 1 hafta 10 gün izleyip seslerini ezberliyorum. Bir kişinin taklitini 2.5 saatte hazırlanıp yapıyorum. Yolda karşılaştığım durumlar da var tabi. Hıncal Abi , Sertaç diyenler de oluyor. Benim adımın Yavuz olduğunu 5 kişiden 1 kişi tutturabiliyor. Bu durum zor; ama gene de güzel.

Okulda da böyle komik biri miydiniz?

Hayır değildim. Okulda durgun bir çocuktum. Orta ayar bir öğrenciydim. Çok çalışkan değildim, çok tembel de değildim. Sınıfta hiç kalmadım. Motor bölümündeydim. Çok eğlenceli bir okul hayatım vardı. Maçlar falan yapıyorduk. Sınıf çok keyifliydi. Hocalar da keyifliydi.

Şu andaki çocuklar Cevahir'e kaçıyorlar. Siz nereye kaçıyordunuz ?

Okul zamanında biz Yeni Karamürsel'e kaçıyorduk. Nişantaşı Kız Meslek Lisesi'nin önüne gidiyorduk. Nişantaş'ında gezerdik. Taksim'de sinemalara giderdik. Zincirlikuyu Yapı Meslek Lisesi ile kapışıyorduk. Maçlarımız çok kavgalı geçiyordu. Bunun nedeni de belli değildi. Futbol anlamında motor meslek çok iyiydi. 1987-1988 yılı mezunuyum yanlış hatırlamıyorsam.

Sizin zamanınızdaki Şişli E.M.L. ile şimdiki Şişli E.M.L arasında fark var mı?

Eskiden çok iyi öğretmenlerimiz, müdürümüz vardı. Şimdi de öyledir diye umuyorum. Diğer liselere göre daha anlayışlı öğretmenlerimiz vardı. Bizlere dostça yaklaşıyorlardı. Branş öğretmenleri, hele bizle arkadaş gibiydiler. Çok rahat derdimizi anlatabiliyorduk. Şimdiki öğretmenler daha sıcaktır diye tahmin ediyorum. Meslek lisesinde normal liselere göre daha iyi bir sıcaklık var diye düşünüyorum.

Mezun olduğunuz mesleği yaptınız mı?

Hayır yapmadım. Oto Marsan'da staj gördüm. Bir yıl boyunca otobüs kampanası yıkadım. Çok değişik bir tecrübeydi benim için. Ağabeyimin mesleği elektronik dalınçlaydı. Maçka Lisesinden kurs aldım. Hem motordan hem elektrikten anlıyorum, komedyenim de. Enteresan, yaptığım işle okuduğum bölüm uç noktalar. Evde elektrik işlerimi yapabiliyorum mesela, arabamda sorun olduğunda anlayabiliyorum ve bunlar benim çok işime yarıyor.

Lise döneminizde unutamadığınız bir anınız var mı?

Ben 2 gün görme yeteneğimi kaybettim. Kaynak atölyesinde kaynak yaparken koruyucu gözlük takmadığımdan görmemde sorun oluştu ve 2 gün göremedim. Bu durumu da aileme anlattığımda annem gözüme patates koymuştu. Bu anımı hiç unutmuyorum.

Okulumuzdaki öğrencilere iletmek istediğiniz mesaj var mı?

Meslek lisesindeki öğrenciler normal liselere göre daha çok çalışmalıdır; çünkü üniversitede biraz daha zor oluyor. Mutlaka bir dersane desteği alınması lazım. Önce eğitimi dört dörtlük alıp sonra üzerine katlayacaksınız. Ondan sonra istediğiniz yere geçmek daha kolay olur. Mesleğinde iyi olmak için öğrenciler kendilerini çok iyi yetiştirmeliler. Hepsine sevgilerimi ve selamlarımı yolluyorum. Size de başarılar diliyorum, derginiz çok güzel. Teşekkür ederim.

 

Biz ve Söz adına başarılarınızın devamını diliyoruz. Çok teşekkür ederiz; zaman ayırıp ilgi gösterdiğiniz için.

Dergi Tam İsim: Biz ve Söz
Sayı: 5