Kategoriler
Deneme Yazıları Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

‘Kentlerin Dini’

Gerçek din samimiyet, doğallık ve içtenlik içerir; mensupları da samimi, içten ve doğal insanlardır. Günümüz büyük kentlerinde ise din dışı, samimiyetten uzak, çoğunluğun karakterinin adeta bir parçası olmuş, yapay tavırlarla kendini gösteren, sessizce yaşanan bir ‘din’ oluşmuştur.

Allah’ı gereğince takdir edemeyen bu kişiler, yalnızca Allah’tan korkup sakınan müminlerin aksine sürekli korku, endişe, güvensizlik ve kişilik bozukluğu içindedirler. Toplumda küçük düşmek, ezilmek, dikkate alınmamak gibi endişeler yaşamlarının en önemli sorunudur. Bu zaaflarını gizlemek amacıyla da, “en iyi savunma saldırıdır” mantığına uygun davranışlar sergilerler.

Yaşanan bu dinin bireyleri yapmacık davranışları, mimikleri, samimiyetsiz bakışlarıyla kendilerini hemen deşifre ederler. Tek kelime etmeden mesaj verir, ilgi çekecek davranışlarda bulunur, gösteriş yaparlar.

Konuşarak değil de, bakış ve davranışlarla duygularını açığa vurmalarının nedeni, hissettiklerini açıkça ifade etmeyi kendilerine yedirememeleridir. Sinirlendiklerinde, bozulduklarında, kıskandıklarında sözle dile getirmez, ‘trip’ yaparlar. Kapı çarpma, sinirli bakış atma, cevap vermeme, sesini kısarak dişlerinin arasından konuşma, ortamı aniden terk etme gibi imalı anlatımları tercih ederler.

Bu basit kişiler üstünlük elde etmek için, karşı tarafı ezmenin zorunlu olduğunu, ancak bu şekilde yükselebileceklerini zannederler. Karşısındaki insanı ‘adam yerine koymamak’ çok sık görülen davranışlarındandır.

İlgisizlik, yaşamın her safhasında büyük bir özenle uygulanır. Bu kimseler için selam verilen kişi olmak oldukça önemlidir. Karşılarındaki insan selam vermeden kendileri selam vermezler. Bazı durumlarda verilen selamı da duymazdan gelir, bunun bir aşağılama yöntemi olduğunu düşünürler. Oysa Kur’an’da, selam vermek çok önemli bir ahlâk özelliğidir. Ve yaşanan bu kent dinindeki kurallardan çok farklıdır.

“Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin…” (Nisa Suresi, 86)

Birey, bulunduğu ortamda aykırı tavırlarla herkesten farklı görünmeye çalışır, neşeli ortamlarda ciddidir fazla konuşmaz, kimsenin sevmediği müziği sever gibi yapar; kısacası ‘cool’ takılır. Ya da olaylara bazen normalden fazla tepkiler verir bazen de aşırı tepkisiz davranır. Değişik durur, farklı oturur, mimiklerinde ve el kol hareketlerinde abartılıdır; bu davranışların tümü ilgi çekmeye yöneliktir.

Bu kişiler farklı ve özel bir ilgi görebilmek için, zaten ‘tiyatro sahnesi’ olarak adlandırdıkları dünya hayatında sürekli rol yaparlar. Perdeleri hiç kapanmayan bir oyun oynarlar.

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ‘çoğalma-tutkusu’dur. (Hadid Suresi, 20)

Gösteriş yapmak da bu insanlar arasında oldukça yaygındır. Gerçekte yaşamın en önemli amacı Allah’ın hoşnutluğunu kazanabilmektir ancak yaşanan bu dinde tek hedef insanların rızasıdır. Bu nedenle beğenilen, özenilen hatta kıskanılan insan olmak en büyük amaçtır. Bu kişiler en son modaya uygun giyinir, en popüler mesleği seçer, en çok satan kitabı okurlar. Pahalı ve göz alıcı mobilyalarla döşedikleri evlerinin salonuna girmez, ancak hava atabilecekleri konukları geldiğinde salonda otururlar. İslam ahlâkında konukları güzel ağırlamak beğenilen bir özelliktir. Ancak bu kişiler gösteriş amacıyla davet verir, en pahalıya mal olacak yemek çeşitlerini hazırlarlar.

Çocuklarının iyi bir kolejde okuması, birkaç yabancı dil bilmesi, marka giyinmesi bu dinin mensubu anne ve babanın saygınlığı açısından oldukça önemlidir. Çocuklarını Allah’ın beğendiği ahlâk gereği sevgi, şefkat ve merhametli insanlar olarak değil, girecekleri ilk sınavda yaşıtlarını geride bırakacak birer ‘yarış atı’ gibi yetiştirirler.

Kent dininin bireyinin her konuda bir fikri vardır. Her sorunda çözüm olacağını düşündüğü bir fikir yürütür. Ancak amacı sonuca varmak değil, büyüklük isteğini tatmin etmektir. Bir konuda ukalalığı ya da haksızlığı anlaşılsa dahi asla kabullenmez; çünkü o yanılmaz, hata yapmaz.

Çarpık görüşleri nedeniyle bu kişiler ‘deli cesareti’ne sahiptirler. Bazen canlarını bile tehlikeye atabilirler. Ölümden korkmadıklarını kanıtlamak için delice davranışlar sergilerler. Sözde cesaret gösterisi yapan kişiler ciddi anlamda ölümü hissettiklerinde ise delilik, yerini korkuya bırakır, Allah’tan yardım ister, kurtulmak için O’na dua ederler.

Herşeyin en mükemmeline sahip oldukları imajını vermek isteyen kişiler, hiçbir şeyi beğenmezler. Beğenseler dahi belli etmez, mutlaka olumsuz eleştirirler. Kimse bir başkasını kendisinden daha akıllı, daha güzel, daha yetenekli, kısacası daha üstün görmez. Kimse birbirini övmez.

Oysa güzel söz söylemek, Allah’ın insanlara verdiği çok önemli bir yükümlülüktür. Kur’an’da, “Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle…” (İsra Suresi, 53) ayetiyle inanan insanlara güzel söz söylemeleri buyrulur.

Güzel söz söylemek kalpleri ısındırır; dostluk ve güven oluşmasının ilk adımı atılmış olur. Sözleriyle Allah’a olan yakınlığı ve sevgisine tanık olunan kişiye, sevgi ve saygı duyulur. Bu durum insanlar arasındaki sevgi ve bağlılığı artırır.

Kent dininin kurallarının aksine, Allah’ın beğendiği ahlâkı yaşayanlar, her şeyi Allah’ın tecellileri olarak görür, çevrelerindeki insanları güzel sözle onore ederler.

O halde, Kur’an’da tarif edilen kötü ahlâk özelliklerini, kimin koyduğu belli olmayan ve uyulması zorunlu kurallar olarak yaşayan kişilere gerçek dini güzel sözle anlatmak sorumluluğumuz olmalı. Umulur ki, “…onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar…” (Zümer Suresi, 18)

Fuat Türker

Kategoriler
İslam Dini

Kur’an ve Kadın Hakları

Günümüzde pek çok ülkede şiddet gören, işsiz, bakıma muhtaç, yaşlılar evinde bırakılmış çok sayıda kadın vardır. Bu toplumsal sorunun gerçek çözümü Kur’an ahlakının yaşanmasındadır. Yüce Allah Kur’an ile kadını ve kadın haklarını koruma altına almış, toplumda olması gereken saygın bir yer kazandırmıştır. Tüm bunlar Allah’ın kadınlar üzerindeki sonsuz rahmetidir. Kadın ve erkek fiziksel anlamda birbirlerinden farklı yapılara sahiptirler. Ancak kadının fiziksel olarak daha güçsüz olması, onun toplumda erkekten daha az değer görmesi için bir gerekçe olamaz.

Bir Kur’an ayetinde Hz. Meryem’den, “Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi…” (Ali İmran Suresi, 37) ifadesiyle söz edilir. Bu ayetle kadının adeta bir çiçek gibi korunması gerektiğine dikkat çekilir. Bir çiçek cereyan yapan yere ya da güneşe konduğunda soluverir. Güzel bir çiçeğe bakmak özen ister; bu Kur’an ayeti adeta bunu hatırlatır. (Doğrusunu Allah bilir)

Kuran’da “Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın…” (Bakara Suresi, 231) buyruğuyla, insanlara boşandıkları eşlerini güzellikle bırakmaları bildirilir. Oysa toplumda boşanma, eşlerin birbirleriyle olan tüm çıkar ilişkilerini sona erdirmeleri anlamındadır. Evlilik bittiğinde karşı tarafa artık ilgi ve özen göstermek için bir gerekçe kalmadığına inanılır.

Allah Kuran’da ayrıca, boşanan kadının maddi açıdan güvence altına alınmasını “…Boşanan (kadın)ların maruf (meşru) bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu, sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır.” (Bakara Suresi, 241) ayetiyle bildirir.

Sağlanacak yardımın miktarı da, kadının içerisinde bulunduğu sosyal konum ve gereksinimlerine göre, vicdanlı davranılarak belirlenmelidir:

… Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında, maruf (meşru ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik edenler üzerinde bir haktır. (Bakara Suresi, 236)

Kur’an, boşanan erkeğin, evli olduğu süre içerisinde eşine vermiş olduğu hiçbir şeyi geri almaması konusunda da uyarır. Hatta bu malların geri alınmasının “… Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir;…İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin…” (Bakara Suresi, 229) buyruğuyla, helal olmadığına dikkat çeker. Bu Allah’ın sınırlarını aşmak olacaktır.

Yüce Allah, “(Boşadığınız) Kadınları, gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun, onlara ‘darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla’ zarar vermeyin…(Durum ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam’a uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun…” (Talak Suresi, 6) ayetiyle de, kadına güzel ve şefkatli davranması gerektiğini erkeğe hatırlatır.

Rabbimiz ayrıca, kadınların mallarına zorla mirasçı olunmaya çalışılmamasını, “Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık olan ‘çirkin bir hayasızlık’ yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle geçinin…” (Nisa Suresi, 19) buyurarak müminlere haber verir.

Kur’an ayrıca ‘yetim kadınlara karşı adil olunması’ gerektiğini bildirir.

Yüce Allah ayetlerden de açıkça anlaşılacağı gibi, kadına ve erkeğe dünya hayatındaki imtihan sürecinde eşit haklar tanır. “Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye.” (Kehf Suresi, 7) ve “Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya Suresi, 35) ayetleriyle Allah, kadını da erkeği de denediğini bildirir.

Ve bu imtihanın gereği olarak, kadın ya da erkek, güzel ahlak gösterip salih amellerde bulunanlar dünyada ve ahirette en güzel karşılığı alacaklardır:

… Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Bu,) Allah Katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah, karşılığın (sevabın) en güzeli O’nun Katındadır. (Al-i İmran Suresi, 195)