Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

Gerçek Kurtuluşa Nasıl Ulaşırız?

Kur’an’da birçok ayette söz edilen “kurtuluş” kelimesi, inanan insanın Allah’a itaatle boyun eğmesi, O’nun buyruklarını yerine getirerek hem dünyadaki nimetlere hem de ahiretteki sonsuz güzelliklere ve mutluluğa kavuşması anlamındadır. İşte bu gerçek kurtuluştur.

Kur’an ayetlerinden, Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenlerin, O’nun ayetlerini yalanlayanların, zalimlerin, dinden dönenlerin, Allah’ın emirleri dışında helal ve haramlar koyanların, Allah’a ortak koşanların, suçlu günahkarların kurtuluşa eremeyeceklerini anlıyoruz.

Allah’ın kurtuluş müjdesi verdiği kulları, nefislerini arındıranlar, namazlarını kılanlar, takva sahibi olanlar, Allah yolunda mücadele edenlerdir.

İnsanın yaşama amacı, nefsinin bitmek tükenmek bilmez tutkularını tatmin etmek değil, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Bencil tutkularının tutsağı olmuşken insan nasıl kurtuluşa ulaşabilir? Yalnızca Allah’a kul olduğu ve vicdanını tam kapasite kullandığında insan, kendisini tutsak alan bütün dünyevi putlarından kurtulur, özgürleşir. Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olmak, onlarca puta kulluktan kurtulmak; işte bu, insanın tüm bağımlılıklardan gerçek özgürlük ve kurtuluşa ulaşmasıdır.

Müminun suresindeki ayetlerden, boş şeylerden yüz çeviren, huşû içinde namaz kılan ve zekatlarını veren müminlerin kurtuluşa ulaştıklarını anlıyoruz.

Mü’minler gerçekten felah bulmuştur;

Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır;

Onlar, ‘tümüyle boş’ şeylerden yüz çevirenlerdir;

Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir; (Müminun Suresi, 1-2-3-4)

Diğer Kur’an ayetlerinde ise gayba inananların, peygamberlere ve ahirete kesin bilgiyle inanan, iyiliği emredip kötülükten sakındıran, Allah’a şirk koşmayan, kulluk görevlerini yerine getiren, namuslu, ahde vefalı, faiz yemeyen, içki ve kumardan uzak duran insanların felâha/kurtuluşa erenler oldukları haber verilir.

Allah için ve O’nun sınırları içerisinde yaşamak, hem dünyada güzel bir yaşama, hem de ahirette sonsuz kurtuluşa kavuşturur. Mümin her işini Allah’ı rızasını hedefleyerek yapmaya çalışır. Yaptığı her davranışta Allah’ı hoşnut edip, O’nun sevgisini kazanma hissiyatı taşır. Kur’an ayetlerinden bilir ki; Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış olmak, en büyük kurtuluş ve mutluluktur.

Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (Tevbe Suresi, 72)

Fuat Türker


Kategoriler
Anma Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Milli Görüş Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Onbeş Yaşında ki Cengâver

“kan akıyor Sakarya nehri… Düşman milyonlarca pusu kurmuş, güneş bile kızıl renkte-gel de yiğitleşme! Peygamberimizin şehitleri de Mustafa kemale yardıma geliyorlar! Bu bir sıradan savaş değil, burada bugün cennetin kapıları açılıyor! Cehennem, düşman askerlerini bekliyor! Ortalık yangın yeri-atam emrediyor “ileri!”

15 yaşında bir genç yalvarıyor komutana, “beni de alın askere” diye, bütün köyün erkekleri ellerinde baltalarla savaşa katılacaklar. Çocuk ben artık oyun oynama yaşını çoktan geçtim komutanım diyor. Annesi oğluyla gurur duyuyor, nasıl duymasın ki, buna hangi ana mani olur. Onbeş yaşında bir yiğit bir kez olsun bile dönüp-arkasına bakmıyor! Yüreğinde bir iman, dilinde Allahın ismi, gözünde inanılmaz bir bakış… “gel düşman, gelebildiğin kadar-senden öncekilerde gelmişti-hani nerede onlar-hiç mi sormadın bu ülke Türklerin…”

İki gün boyunca yürüyorlar, uyku haram, yorulmak en büyük günah… Bir dilim ekmekle, üzüm hoşafı gayrisi fazla gelir bu cengâverlere. Yağmurlar yağıyor Anadoluya, gözlerde bir damla yaşla eller semaya kalkıyor, “ya rabbi bugün dönemezsem buradan, ne olur al beni kollarına; eğer kalırsa bu topraklar düşmanlara, ne olur at beni cehennemine…”

Toprağın nemli kokusu, kan kokusuyla karışıyor. Vatan aşkı-ilahi aşkla dolu! Bugün bu topraklarda bir ülkenin en büyük sınavı verilecek, bir ulusun kaderi yeniden yazılacak kan ile… Analar dualarda, babalar en yüksek tepelere çıkmış sanki yüzlerce kilometre ötesini görüyormuş gibi düşman bayrağının yerine dikilecek al bayrağı gözetlemekte! Artık vakit daralıyor, boğazlardan aşağı inmeyen su, gözyaşına karışıyor. Öksüz kalan çocukların ağlamaları duyuluyor. Postacının getireceği er mektupları bir ulusun şerefi olmakta artık!

Onbeş yaşında bir oğul ilk defa görüyor düşmanı, içinde bir nefret taşmakta artık. Ruhu bedenini yırtarcasına dar geliyor. Komutanın ağzından çıkacak o söze kilitleniyor, “ileri…” ve meydanda sadece bir ses “Allah-Allah” nidaları inletiyor ortalığı. Düşman askerleri ürkmüş, birbirlerine bakıyorlar. Onbeş yaşında bir oğul daha bıyığı terlememişken, inandığı bir gerçek için savaşıyor: özgürlüğe… Sanki otuz yaşında bir yiğit! Düşmanlar görünce cengâveri korkuyorlar, artık anlıyorlar ki normal bir savaş değil bu. Olmaları gereken en son yer belki Anadolu toprakları çünkü Sakarya nehri normal renginde değil, üç gündür kan akıyor kan!

Bugün düşman geri çekiliyor. Mehmetçikler üzülüyorlar buna çünkü alışkın değiller korkak düşmanla savaşmaya. Kovalamak hiç hoşlarına gitmiyor. Hepsi öfkeli ve hepsi vicdanlı! Yaralı düşman askerine yardım ediyor bizim cengâver ve ağabeyleri… Düşman askerleri şaşırıyorlar! “Burası savaşılacak bir yer değil. Bu insanlar melek, hiç meleklerle savaşılır mı?” diye söylenip duruyorlar, hani haksızda değiller.

Bugün burada bir zafer kazanılıyor. Tarih Türklerden bahsetmeye devam ediyor. Çünkü her kazanılan zaferle birlikte insanlığın sevgisi, onuru, özgürlüğü bir daha değerleniyor! Onbeş yaşında bir cengâver köyüne dönmek istemiyor. Ama komutanı öğreniyor ki ailenin değil, sülalenin tek oğlu sadece o kalmış. Akrabalarındaki tüm erkekler şehit olmuş. Komutan “git yiğidim. Bu ülke bugün kurtulmuştur. Gelecek günler için yiğitler yetiştirmeye git” diyor, aslan parçası köyüne olgunlaşmış bir yiğit olarak, başı önde gidiyor ama ruhu halen cephede. Bunca yıl yaşadığı bedeni onu köyüne sürüklüyor; aklı, yüreği halen dağların o kurşun deryasında savaşmakta.

Ve bilinsin ki bedenin ulaşamadığı yerlerde sadece ruh yaşar! Bu yüzden şehitler ölmez ve bizde de yiğitler tükenmez!

Saygılarımla…

EMRE ONBEY