Kategoriler
Güncel Haberler İran üzerine

İran’da Kadınlara Eğitimde de kısıtlama

İran devleti, kadınlara karşı kısıtlamalarına bir yenisini daha ekledi.

İran Bilim ve Yüksek Eğitim Bakanlığı, ‘mezun olduklarında iş bulamadıkları’nı öne sürerek 77 lisans bölümünde kadın öğrencilerin eğitim almasını yasakladı.

İran’daki 120 devlet Üniversitesinde kız öğrencilere  77 bölüm yasaklandı.. İran’da Üniversitelerde okuyan 3,5 milyon öğrencinin üçte ikisini kızlar oluşturuyor. Başta ingilizce olmak üzere fen bilimleri ve tıbbın bir çok dallarının yasaklanması kızları eve kapatmak amaçlı olarak değerlendiriliyor.. Eğitim hakları gasp edilen kızlar Birleşmiş milletler insan hakları komisyonuna şikâyette bulundular.

Kontenjanların yüzde 65’ini doldurarak üniversite giriş sınavında daha başarılı olan kadınlara getirilen bu kısıtlama insan hakları savunucularının yanı sıra milletvekillerinin de tepkisini çekti.

Yeni düzenlemeye göre İran’ın 36 üniversitesinde İngiliz edebiyatı, İngilizce tercümanlık otel işletmeciliği, arkeoloji, işletme, bilgisayar bilimi, nükleer fizik, elektrik ve endüstri mühendisliğinin de aralarında bulunduğu 77 lisans bölümü sadece erkek öğrencilere açık olacak.

Devlet dini lideri Ali Hamaney  İran nüfusunun kısa sürede 75 milyondan 150 milyona çıkması gerektiğini söylemişti. Korunmasını bilen eğitimli kızlarla bu hedefe ulaşılmaz !

Bir toplumu eğitebilmek ve yetiştirebilmek için önce kadınları eğitmek gerekirken sırf nüfusu arttırabilmek için toplumu iyice eğitimsizleştirmek doğru bir şey mi?


Kategoriler
Kadın ve Erkek Yazıları

Hayata Kocasının Penceresinden Bakan Kadın

Toplumdaki yoğun telkinler sonucu insanların büyük çoğunluğu, cinsiyetlerine göre farklı/garip bir kişilik ve ruh hali benimser. Oysa Kur’an’daki mümin karakteri, kadın ya da erkeğe göre değişiklik göstermez; Kur’an tek bir ideal mümin karakteri çizer.

Toplum ve bireylerin yönlendirmesiyle kadınlar, zayıf ve beceriksiz bir karakter edinirler. Kur’an’ın mümin tanımlarında bildirdiği cesaret, akıl, kararlılık, beceri, sıkıntı ve zorluklara karşı dayanıklılık gibi özellikler kadınlarda bulunmamalıdır. Tüm bu özellikler erkeklerin karakter özellikleridir. Kadınlara kalan kıskançlık, haset, kapris, acizlik ve duygusallıktır.

Bu batıl görüşlere göre kadın, akıllı ve güzel ahlaklı olmak yerine güzel, çekici, bakımlı ve “havalı” olmalıdır. Bu yüzden kadın, bulunduğu ortamda kişiliğiyle değil, dişiliğiyle ön plana çıkmaya çalışır. Dahası bu durum en cahil çevreden en kültürlü kesime kadar, büyük çoğunluk tarafından kabul görür, doğal karşılanır. 

Kadın bekarsa babasının ya da ağabeyinin, evliyse kocasının fikir ve görüşlerini, hayata bakışını, zevklerini, hazır model olarak alır ve bu modele uygun bir yaşam sürer. Çok ilginçtir; inancı bile kadına kocası tarafından hazır olarak sunulur. Kadın evleneceği erkeğin inancına göre tavır alır. Eğer evleneceği kişi dinine bağlı ise kadın da dinle ilgili olur, eğer dine ilgisiz ya da ara sıra ibadet eden biri ise, kadın da eşi gibi yaşamaya başlar. Doğruları kocasının doğrularıdır; değer yargıları kocasının değer yargılarının aynısıdır. Evli olmayan kadınlar da yine evliler gibi hayatlarındaki erkeklerin dinini yaşar, ya babalarının ya erkek arkadaşlarının dinine tabi olurlar.

Toplumun dayattığı kadın karakterinin önemli özelliklerinden biri de düşünmemektir. Bu yüzden kadın günlük hayatta düşünmediği gibi, bir sorun karşısında da çözüm üretmez. Eşi, kocası ya da erkek kardeşinin çözüm önerilerinden yararlanır; çünkü bu “erkek işidir”. Yaşanan sorun tüm aileyi kapsıyorsa yine bir alternatifi yoktur; izlenecek yol kocasının yoludur. Sadece sorun ekonomikse,  “saçlarını süpürge ettiğinden” şikayet ederek ve kocasını suçlayarak olayların içinde olur.

Toplumda birçok kadın kültür, görgü ve bilgisini artırmak için gayret etmez. Gelişme ve ilerleme de erkeklerin işidir. Bilim, teknoloji ve politika gibi konular kadınların değil, erkeklerin ilgilendiği konulardır. Kadın yalnızca güzellik, bakım, moda ile ilgilenir, “elinin hamuruyla” börek açar, kurabiye yapar. Ya da varsa mesleği ile ilgili konularda kendisini geliştirir.

Toplumun erkeğe yüklediği rol cesaret, kadının rolü ise korkaklıktır. Hatta kadın bu rolü öylesine benimser ki, korkmadığı zaman bile heyecanlanmış gibi davranır, elleriyle yüzünü kapar ya da çığlık atar. Kadına korkunun yakıştığı gibi batıl bir görüşün hakim olduğu toplumda, bu özellik kadının adeta bir parçasıdır. Oysa Allah’tan başka korkulacak hiçbir varlık ya da güç yoktur. İnanan kadın yalnızca Rabb’inden, O’nun sevgisini ve rahmetini yitirmekten korkar.

Yaşadıkları korkular nedeniyle kadınların, kendilerine yardımcı olacak bir desteğe ihtiyaçları vardır. Bu, sırtını “cesur” bir erkeğe dayamış karakterdeki kadın, etrafındaki zayıf, çaresiz, yoksul kişiler için hiçbir şey yapmaz. Allah, kadın ya da erkek tüm Müslümanlara zayıf bırakılmışlar için mücadele etmeyi buyururken, kadın bir çaba içinde olmaz. O korumaz, korunur.

Toplum, insanları cinsiyetlerine göre ayrı ruh yapıları ve psikolojiye iterken, Kur’an’da tarif edilen din, tam aksine, insanları kadın-erkek ayırt etmeksizin ideal ve üstün ahlaka yönlendirir. “Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir… Allah, karşılığın (sevabın) en güzeli O’nun katındadır.” (Al-i İmran Suresi, 195) buyurur Allah ve bu gerçeği haber verir.

Kadın ve erkek arasında, fiziksel farklılıklar nedeniyle- örneğin kadının güç gerektiren işler yapamaması gibi- bazı farklı sorumluluk paylaşımları olabilir. Ancak bunlar toplumun öngördüğü yemek, çamaşır, bulaşık gibi çok bilinen sorumluluklar değildir. Saydığım bu işleri erkek de yapmalıdır. Dinin, kadına erkekten farklı olarak yüklediği bir görev yoktur.

Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)

Elif Türker

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular İslam Dini Kişisel makaleler Toplumsal Konular

İslamda Kadın

Toplumda kadınların ikinci plana atılması, değer görmemesi, ezilmesi, şiddete maruz kalması tüm dünyada yaşanan önemli bir sorundur. Kadınları düşük akıllı ve zayıf karakterli görmeleri kadının toplum içerisinde erkekten daha az değer görmesine neden olmaktadır.

Oysa Kuran’a göre kadın ve erkek eşittir.  Kuran ayetlerine bakıldığında Allah’ın, kadın ve erkeğe aynı şekilde hitap ettiği ve her ikisinin de aynı sorumluluklara sahip oldukları görülmektedir.  Allah Kuran’da, “Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir ‘çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar’ bile haksızlığa uğramayacaklardır.” (Nisa Suresi, 124) ayeti ile, samimi iman ettiği sürece kadın ya da erkek hiç kimsenin haksızlığa uğratılmayacağını haber vermiştir.

Kuran ahlakından uzak toplumlarda kadınların karşı karşıya kaldıkları en büyük sorunlardan bir tanesi boşanma sonrası yaşanan sıkıntılardır. Eşleri tarafından çalışmaları engellenen ve bu nedenle maddi yönden eşlerine bağımlı yaşamak zorunda kalan kadınlar, boşandıkları zaman son derece zor durumda kalabilmektedirler. Boşandıktan sonra her iki tarafın bazı taleplerinin olması, tarafların yalnızca kendi çıkarlarını düşünüyor olmaları sorunların artmasına neden olmaktadır.

Kuran ahlakını yaşayan bir toplumda ise bu gibi sıkıntılar görülmez. Kişilerin evlilikleri gibi boşanmaları da gönül rızasıyla olur. Evlenirken eşler arasında var olan sevgi ve saygı, boşanırken de aynı şekilde devam eder. Kuran’da kadınların boşanma durumunda sıkıntıya düşmelerini engellemek için kadınlara nasıl davranılması gerektiği ayetlerde şöyle tarif edilmektedir:

(Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru) bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu, sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır. (Bakara Suresi, 241)

‘Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında, maruf (meşru ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik edenler üzerinde bir haktır. Eğer onlara mehir tespit eder de, el sürmeden boşarsanız, bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın bağışlaması hariç- tespit ettiğiniz (mehr)in yarısı onlarındır. Sizin (tümünü veya fazlasını) bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görendir. (Bakara Suresi, 236-237)

Geniş imkanları olan nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah’ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir. (Talak Suresi, 7)

Kadınlara evlilik sırasında verilmiş olan malların boşandıktan sonra geri alınmaması gerektiği ,barınma ihtiyaçlarının sağlanması, kadınlara zorla mirasçı olunmaya kalkışılmaması da ayetlerle bildirilmiştir.

Yüce Rabbimiz Kuran’da ayrıca annelere karşı gösterilecek güzel ahlakın önemine de dikkat çekmiştir. “Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik…” (Ankebut Suresi, 8)

“De ki: “Gelin size Rabbiniz’in neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, …” (Enam Suresi, 151) Allah, annenin çocuğu dünyaya getirebilmek ve büyütebilmek için büyük zorluklara göğüs gerdiğini hatırlatarak, onun üzerindeki emeğine de dikkat çekmektedir: “Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. “Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.” (Lokman Suresi, 14)

Kuran ahlakını yaşayan bir insan için önemli olan, kişinin kadın ya da erkek olması değil, Allah’a derin bir iman ve korkuyla bağlanmış olmasıdır. Allah katında değerli olan ise, Kuran ahlakını en güzel şekilde yaşamaya çalışan ve Allah’ın emir ve yasaklarını titizlikle yerine getirmeye çalışan insandır.