Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat İslam Dini

GERÇEK İYİLİĞİ KAZANMAK ELİNİZDE…

Her gün yazılı ve görsel medyada pek çok haber yer alıyor…. Cinayetler, terör eylemleri, hırsızlıklar, kıskançlıklar, çocuk tacizleri, tecavüzler, şiddet eylemleri, adaletsizlikler ve  hayvanlara yapılan eziyetler…… Aslında bu tür davranışların tek bir ortak bir adı var: Kötülük… Peki kötülük sadece bu saydığımız davranışlarla mı sınırlı? Ya da kapsamı daha mı geniş?  İnsan doğduğunda veya  çocukluk yıllarında saf ve masumken, nasıl oluyor da zaman içinde acımasız ve gaddar bir kişiliğe bürünüyor? Niçin kendi çıkarları söz konusu olduğunda intikam hissinin, öfkenin, kinin, kıskançlığın, bencilliğin, yalan söylemenin mümkün olacağını düşünebiliyor? Ya da  başka insanların hakkı yenirken, eziyet görürken, işkence ve katliamlara maruz kalırken “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığını savunabiliyor? Peki, katil veya hırsız olmak kötülük olarak kabul edilirken nasıl oluyor da duyarsızlığı, vurdumduymazlığı kimse kötülük olarak algılamıyor? Bir kişi ister eli kanlı bir katil, ister kendi çıkarları uğruna zaman zaman güzel ahlak özelliklerinden taviz veren biri, isterse kendisi dışında kimseyi düşünmeyen bencil biri olsun, aslında, kötülük kavramına dahil edilecek tüm bu davranışların ortak bir  noktası var… Ruhlarda oluşan boşluk… İnsanı kötülük işlemeye açık hale getiren ve kötülüğün kapsamını genişleten ruhtaki bu boşluğun ise tek bir sebebi var. Sevgisizlik…

Sevgisizlik kişinin kalbini zaman içinde adeta kemikleştirir. Nihayetinde de bu kişiler kendilerini merhametsizliğe, öfkeye, nefrete, kine hatta şiddete coşkun bir şekilde kaptırabilirler.

İşte sevgisizliğin getirdiği gaddar ruhun etkisiyle kimseye değer vermeyen bu kişiler katil de olabilir,  hırsız da… Merhametsizliğin sardığı kalbiyle acı çeken insanlara karşı umursamaz da…. Aslında kötülüğün en sinsi olanı bu sonuncudur. Yani acı çeken insanlara karşı duyarsızlık…

Duyarsızlık, adeta salgın bir hastalık gibi, toplumları sarmış çok tehlikeli bir beladır. Çünkü bu hastalık bazen kendi evlatları için canını vermekten çekinmezken, başkalarının açlıktan, katliamlardan ve savaşlardan acı çeken çocuklarına  karşı kayıtsız kalan bir anneye, bazen sosyal medyada paylaşılan şiddet görüntülerini tıpkı bir film gibi izleyip kısa bir süre sonra unutan ve kendi günlük işlerine dalan bir babaya, bazen de öfke dolu yorumlarıyla, paylaşımlarıyla, sivri diliyle herkesi incitmeye çalışan genç kız ve delikanlılara kadar herkese sinsice bulaşabilmektedir. Yani hergün günlük hayatta karşılaştığınız sıradan insanlar kötülüğün bu sinsi tehlikesine kapılabilmektedir.. Bu insanlara sorulsa her biri çok iyi insan olduğunu büyük bir gururla söyler. Öyle ya ne kimseyi öldürmüş, ne hırsızlık yapmış, ne de herhangi bir şiddet olayına karışmıştır. Oysa ki şefkate, merhamete, iyiliğe dair yaptıkları pek bir şey  yoktur.

Elbette kimse bilinçli olarak bu ruh hali içinde olmaz. Sevgisizlik, adeta bedeni saran bir kanser gibi, günümüz toplumlarında insanların çoğunun ruhunu öylesine boşaltmıştır ki, onları duyarsızlık ve vurdumduymazlığa sezdirmeden sürükler. Peki, bir insan kötü olarak doğmadığına, kötülüğün bu sinsi tuzağına zaman içinde düştüğüne göre bundan  kurtulabilir mi? Allah’ın beğendiği gerçek iyiliği hemen kazanabilir mi? Elbette, hem de çok kolay olarak….

Gerçek iyiliğe ulaşmanın tek bir yolu vardır: “İman”

İman beraberinde Allah sevgisini getirir. Allah sevgisi insanın üzerinde çok güzel ve pozitif bir etki yapar. O zaman kişi Allah’ın beğenisini kazanabilmek için güzel ahlak gösterir, hiçbir menfaat beklentisi olmadan, samimi niyetle ve yalnızca Allah rızası için sever, Allah rızası için şefkat duyar, Allah rızası için merhamet gösterir, Allah rızası için dost olur. İnsanları Allah’ın yarattığını, bilir. Allah’a olan muhabbetini, sevgisini O’nun tecellisi olan tüm varlıklara gösterir. İşte gerçek iyilik budur.

Unutmayalım, Allah dünyayı sevgi, güzellik ve iyilik için yaratmıştır. İslam’ın ve Kuran’ın ruhundaki  ana konu da budur. Allah’ın tüm evreni, dünyayı yaratma amacı da budur. Dünya hayatındaki imtihanımız sevgi ve Allah’ın beğendiği iyi insan olma imtihanıdır. Sevgi dolu bir kalp, bırakın bir insanı incitmeye, Allah’ın yaratttığı küçücük bir böceğe dahi  zarar veremez. Sevgisiz, kirli, paslı kalpten arınan bir insan için iyilerden olmak tıpkı ekmek, su gibi hayatının vazgeçilmez bir  gıdası olur.  Üstelik Allah’ın beğendiği gerçek iyiliği  kazanmak için sadece Kuran Müslümanlığını yaşamak yeterlidir. Yüce Rabbimizin bir ayetinde bildirdiği gibi gerçek iyiliği yaşamak ve Yüce Yaratan’ı hoşnut etmenin tek yolu budur:

Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.(Bakara Suresi, 177)

 

Hürmetler

Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler İslam Dini Toplumsal Konular Türkiye üzerine

HÜKÜMETLE CEMAATİN ARASI BULUNMALI

 

Bir düşündüm. Baktım ki herkes bir taraf oluyor. İşte Cemaat şöyle haklı böyle haklı. Bir kısım da Hükümet haklı vs…  Daha öncesinde birbirlerinin dostu, arkadaşı, kardeşi olan bu insanları, kardeşlerimizi neden barıştırmak için gayret sarf etmiyoruz ? Kavgayla, hakaretle, yıkmakla, nefretle, sevgisizlikle sorunlar çözülebilir mi hiç ? Ya da daha önce hiç çözüldüğü oldu mu ?  Elbette ki hayır….  Dünyada hiçbir sorun sevgisizlikle çözülemedi. Allah insanların fıtratını sevgi,dostluk,kardeşlik,iman bağı üzerine kurmuş.Bunlar zarar gördüğünde hemen sorunlar başlıyor. Şu anda da olan budur.

 

Mesela ben durup biraz düşündüm ve nacizane kendi aklımca çözüm için birkaç düşüncem oldu. Mesela,  Cemaat, kendi içerisinde bir durum değerlendirmesi yapabilir. Biz daha önce bu hükümeti destekliyorduk. Ne oldu da içimizden bir kısmı hükümete karşı değişik organize faaliyetler içine girdiler. Kim bunlar vs…. gibi sorular sorarak bir oto kontrol sağlanabilir.Çok çok az bir kesmin yaptığını, çok büyük bir cemaate mal etmek doğru olmaz. Hükümeti destekleyen kardeşlerimiz de bunu iyi fark etmelidir. Yıkıcı, nefret ve kin dolu sözlerden özenle kaçınılmalıdır. Bir hata yapan var ise onun tespit edilmesini beklenilmelidir. Her kim fitne çıkartmaya çalışıyor ise aklı selim davranılarak bu kişiler uzaklaştırılmalıdır. Hükümet, nurlu imanlı bu kardeşlerimizi topyekün silen tarzda ifadelerden kaçınmalıdır. Derin bir yapılanma olduğu hissediliyor. Bu çeşitli birimlerin içine sızmış olabilir. Bu fitnecilerin temizlenmesinin üzerine özenle gidilmelidir. Ayrıca daha fazla şefkat,merhamet ve sevgi içeren bir üslupta olunmalıdır. Bütün Müslüman kardeşlerimiz şeytanı sevindirecek hareketlerden özenle uzak durmalıdır.  Her Müslüman barış için bir adım atabilir. Bir insan bir insanla birleşerek büyük bir güç doğar ortaya. Ben ne yapabilirim dememeliyiz.

 

 

Bakıyoruz ki iki grupta Müslüman. İkisi de aynı Allah’a aynı kitaba aynı peygambere iman ediyor. O halde çok hızlı bir şekilde aradaki sorunları akılla,sevgiyle,merhametle,şefkatle çözmeye gayret etmeliyiz. Allah bizim bunu yapmamızı istiyor,bizim kardeş olduğumuzu bildiriyor ;

 

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” (Hucurat Suresi 10)

 

Unutmayalım ki bu dünya geçici. Yarın ahirette pişman olacağımız bir duruma sokmayalım kendimizi.  Rabbimiz, sevecen, şefkatli, sevgi dolu ve merhametli insanları sever.

 

Sevgi ve Saygılarımla

Hüseyin Uçkun

 

Kategoriler
Anlamlı Resimler Biyografi Genel Konular Görsel Sanatlar Müzeler Resim galerileri Ressam Ressamlar Sanat Tarihi

Ressam Kiera Malone

Fransız ressam Kiera Malone,ye aşk, şefkat, masumiyet, iyilik, kırılganlık, bir gülümseme, bir bakış, bir gözyaşı ilham kaynağı olmaktadır. Yani ressam her ifade şekli ile besleniyor. Ressamın yaşamı, iç dünyası vahşi, alıngan, dayanıklılık ve güven açığı, hafif ve derin bir ruh haline de sahip. Sanatçı Kiera Malone eserleri, özel ayar gerektiren türlerden ve çıplaklık yani şeffaflık önde bulunmaktadır. Onun diğer insanlarla ortak bir özelliği her yaşayanda olduğu gibi onda da saflık olabilir. Kiéra Malone,nin eserleri müdahaleci, kışkırtıcı olmakla birlikte onların hareket ettigini çoğu zaman seyirci derinden hisseder fakat kendisi görülmez. Kiera,nın bakışı “su kadar temiz”. Onun resimleri gözleri temizlemek için ve ruhu taze tutmak içindir. O nazik bir güzelligin etkilerini tuval üzerine bezer. Her model için farklı pozlar önerir kalbi. Kiera gözünde her biri için yeni bir doğuş vardır, onun güzel gözlerini bir ayna yücelterek, başka hiçbir kadın gibi giyinir. Klasik bir cazibesi, bir yansıma ile ikinci Grace resimlerinde vücut bulur.

Kiéra Malone Tr_Art-1Kiéra Malone Tr_Art-3Kiéra Malone Tr_Art-2

Arastirma: Yakup Icik

Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini Sevgi ve Ask Dünyası

Gerçek İyilik

Kur’an’da bildirilen iyilik inanan insanın tüm yaşamını kapsayan bir ahlak şeklidir ve sadece kişinin aklına geldiğinde değil, yaşamı boyunca uyguladığı bir ibadettir. Kur’an’ın “… İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah’tan korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.” (Maide Suresi, 2) ayetiyle inanan insanlara iyilik konusunda birbirlerine yardımcı olmaları buyrulur. Ayetteki buyruk gereğince, iman edenler yaşamları boyunca bu konuda samimi bir çaba içinde olurlar. Kur’an’da haber verilen iyilik şu şekilde tarif edilir:

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve Peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve mücadelenin kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. “(Bakara Suresi, 177)

İnanan insan kendi ihtiyacı olsa bile yoksula ve yetime yardım eden, sevdiği şeylerden özveride bulunan samimi bir kuldur. İyilik ve yardımı karşılıksız yapar ve tek hedefi, “Biz size, ancak Allah’ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz.” (İnsan Suresi, 9-10) ayetiyle de bildirildiği gibi, Rabb’inin hoşnutluğudur.

Samimi insan dünya hayatında yaptığı güzel davranışların asıl karşılığını, ahirette sonsuz adalet sahibi olan Allah’tan ödül olarak almayı umut eder. Çünkü dünya hayatı geçicidir, asıl yurt Allah katındadır ve yapıp ettiklerine göre barınacağı mekan sonsuz cennet ya da sonsuz cehennemdir… Yüce Allah bu kaçınılmaz sonu haber vererek inananları uyarır ve güzel davranışlarda bulunma konusunda onlara çağrıda bulunur:

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Nisa Suresi, 36)

İnsanın nefsi kıskançlık, bencillik gibi çeşitli kötü ahlak özelliklerine eğilimli bir yapıda yaratılmıştır. Nefsini eğitmeyen kişi, bu bencilce duygular nedeniyle her zaman, herkesten çok kendisini düşünür, her şeyin en iyisini, en mükemmelini kendisi için ister. Bu duygular kişinin tüm ahlakına hakim olabilir. Kullarına karşı iyiliği çok olan Rabbimiz, inanan insanların imanlarını güçlendirmek, bu nefsani zayıflıklardan kurtulabilmeleri için özveride bulunmalarını ve sevdikleri şeylerden vazgeçmelerini ister:

Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. (Ali-imran Suresi, 92)

Sevdiği şeylerden vermek, ayette de haber verildiği üzere iyiliğe ermenin sırlarından biridir. Bu üstün ahlak özelliğini üzerinde taşıyan mümin, iyilik yaparken niyetinde samimidir; Allah’ın hoşnutluğu dışında bir amaç gözetmez, çıkar beklemez. İnsanların “ne kadar yardımsever bir insan”, ya da “takva sahibi” demeleri için salih amelini şirke bulaştırmaz.  Allah’ın hoşnutluğu dışındaki başka bir beklenti nefsanidir ve insanın sonsuz ahiret yaşamını tehlikeye atabilir.

İnanan insanlar yalnızca kendi başlarının çaresine bakmayı asla düşünmez, diğer insanlar için de ciddi bir çaba gösterirler. Birçok insan peygamber kıssalarını ve yaşamlarını detaylarıyla okur, onların üstün ahlaklarını över, her türlü zorluk durumunda gösterdikleri kararlılıklarını, iyi ve güzel davranışlarını anlatır. Onlar Allah’ın sevdiği, cennetinde ağırlayacağını müjdelediği kutlu insanlardır. Yaşamları boyunca iyilik yapmış, iyilikte yardımlaşmış, iyiliği emretmişlerdir. Bugün bizlere düşen, yalnızca onların yaşamlarını okumak ve anlatmak değil, onları örnek almak, her an onlar gibi iyilikte yardımlaşmak ve birbirimize destek olmaktır. Kur’an’da örnek gösterilen peygamberler ve onlarla birlikte olan salih müminler gibi gerçek anlamda ‘iyi insan’ olmak için, birbirimizle yarış halinde olmalıyız. İyilikten yana tavrımızı açık ve net bir kararlılıkla ortaya koymalıyız. Aksi halde bu dünya hayatında tanık olduğumuz kötülüklerden, bozgunculuklardan, kavga ve savaşlardan bizler de sorumlu oluruz.

Bu tehlikenin şuurunda olur iyiliği artırırsak, Allah’ın samimi müminlerin güzel davranışlarına karşılık olarak vereceği en büyük ödülü umut edebiliriz…

“Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.” (Kehf Suresi, 30)