Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Günahlarla oynamak!

Önce, annem babam ve çıngırağım vardı; oynadığım. Biraz zaman sonra kardeşim oldu, çok istemiştim bir kardeş. Olağan üstü sevimliydi. Bir sürü oyuncaklarımız oldu sırasıyla arabalar, bebekler, legolar, peluş hayvanlar daha neler neler. Daha sonraları yaşımıza göre her çeşit  bisiklet. Büyüyordum, büyüdükçe vakit geçirdiğim eğlendiğim her şeyde değişiyor, beni mutlu kılma çabası farklılaşıyordu. Her gördüğüm, her istediğim anında yapılıyordu. Bir gün evdeki pc, cd  çalar v.b hiçbiri bana yetmez öfkemi bastırmaz oldu. Ailem, sevgisinide fazlaca veriyor, hatta o kadar çok seviliyordum ki, bu sevgi bile beni boğuyor, sıkıyordu.

Onaltı yaşımın sonlarındaydım. Genelde herkez onsekizime gireceğimi sanıyordu. Yalandı tabi ama yalan benim için çokta utanılası bişey değildi. Gerekince kullanılan bir ilk yardım çantasıydı.

Her türlü çevrem  vardı. Deathmetalciler, koministler, varoşlar, sporcular, sofiler, minimalistler, serseriler, vs… Aslında hepsiyle ortak bir paydada buluşuyordum. Genelde hepsi birbirine çemkirirken, ben anlaşabiliyordum. Sevilirdim çevremde, konuşmaktan çok insanları dinlerdim….

Yetmiyordu, yetmiyordu, yaşadığım o fırtınalı aşkım bile bir yere kadardı. Hep eksikti bir yanım, derin bir boşluk vardı. Hatta çukur içimde  dolmuyordu. Sonra bir şey girdi hayatıma, değişik ve  çok zevkliydi. Günahlarla oynamaya başladım daha mutluydum. Heyecan vardı hayatımda, endişeli bir huzur, bazen vicdanım çıksada karşıma çabucak yol veriyodum. Çevremde daralıyordu akabinde, olsun diyordum olsun, bir sürü kuru kalabalık ben mutluydum ya!!! Annemin akan gözyaşları, bababımın öfke perdesi altına gizlediği hüzün bile beni durdurmaya yetmiyordu. Kardeşim, büyüklük oyununa girmiş hiç durmadan akıl veriyordu. Sonu belli bir oyun içindeydim…..

Okul berbattı ailem benden ümidi kesmiş, sadece olan kan bağının hatırına, Allah korkusuna yanımdaydılar. Beni  boğan sevgiden kırıntılar kalmıştı. Böle olmamalıydı, ters gidiyordu herşey ben mutluysam herkez de mutlu olmalıydı. Buna alışmıştım. Günahlarla oynamak ta artık çekici gelmiyordu. İçimde ki boşluk daha derin, dahada canımı acıtıyodu. Yalnız ve çok öfkeliydim. Tamiri imkansız hatalar yapmıştım. Cevabını bulamadığım bir sürü soru beynimde yarışıyorlardı. Hatalarımı elimden geldiği kadar telafi yoluna girmiştim. Kimse üzülmesin, kırılmasın en önemlisi yalnız kalmayayım derdine düşmüştüm. Çok yoran, yıpratan bir o kadar da tecrube  sahibi yapan yılllar şimdi geride kaldı. Su akıp, yolunu havzasını bulmuştu. Şuan ki aklım olsa muhakkak farklı bir yere akardı ya o su neyse, şimdi buna bile çok şükür ediyorum.

Hep şunun cevabını aramıştım. Beni, aklım iradem yerindeyken, başkaları gibi kandırılmadan, her hangi bir tuzağada düşürülmeden, bile bile, istiye istiye bu günah oyuna iten tetikleyen  neydi? Kaybedeceğimi de bilerek. Sebep neydi?, sebepsiz olamazdı. BUNUN CEVABINI ARTIK ÇOK İYİ BİLİYORUM : Ailemdi bu sebebi bulunca en az ben de sizin kadar şaşırdım evet ama gerçek buu…

Her insanda olduğu gibi bendede bulunan nefsimi öle bir azdırdılar ki  evlat ne isterse yapılmalıydı. Buna şartlanmışlardı. Annem hep ”çocuğumun gözü hiç birşeyde kalmasın bey” öle çok kullanırdı ki bu lafı, ahhh anne; doğal olarak, herşeyi hakkım olarak görmeyi öğrendim. Yokluğu bilmeli insan, yokluk terbiyesiyle yoğrulmalı. Sevgi dahil fazla olan herşey azgın nefsimin dahada azmasından, bana devamlı olarak hata yaptırmasından başka hiç bir işe yaramamıştı. Oysaki nefis terbiye edilebilir, istekler erteletilebilir yada olmaz alamam denilebilinirdi. Küçükten başlamalı terbiyeye maya bozulmadan, sonra zorlaşıyor. Ne kadar güzel bir ülkede, ne güzel bir coğrafyada yaşıyoruz. Bilincini yitirse bile insan, etrafı onu bilinçlendirmeyle öyle ilgili ki, beş vakit okunan ezan bile tek başına yeter. Farkında olmak için, niye, neden yaratıldığının, mesele farkındalıkta.

Günahlarla oyunum biteli, çoook oldu nefsimede gem vurdum sayılır. Lakin   insanım iştee, canım şu tekerlekli sandalyeyi atıp, akülü bir sandalye de istemiyor değil hanii… Beş senedir kahrımı çekiyor. Kendim için değil canım, onu emekli etmek derdim, desemde inanmayın, her halukarda nefis rahatı arzuluyor. Abdulkadir Geylani Hz’ lerinin dediği gibi ‘İsyanınız NEFSİNİZE itaatiniz RABBİNİZE OLSUN.”