Kategoriler
Bilimsel Makale

Evrimciler ve Bilim [-Kurgu Senaryoları]

fred_flintstone_barney_wilma_betty_dino_in_glowing_mousepad-p1441106740683241027pdd_325.jpg
Mısır Piramitleri

Evrim literatürü bilim-kurgu film senaryolarını hatta çocuk öykü ve masallarını aratmayacak “işte öylesine hikayeler”le doludur. Bu senaryolar her ne kadar bilim-kurgu tarzında olsa da hemen hepsinde mizahî ve absürd lezzetler bulabilirsiniz. Örneğin çağımızın tanınmış evrimcilerinden Louis Leakey’nin 20-30 bin yıl önce yaşayan sözde ilkel insanın günlük hayatını anlattığı senaryoya bir bakalım. Okuduğunuzda Leakey’nin adeta senaryodaki “esas çocuk”un günlüğünü bulmuş ve okumuş olabileceğini düşündüren hikaye şöyle:

“Bir an için 20-30 bin yıl kadar geriye giderek bir kaya sığınağında yer alan olayları birbiri ardından izleyebildiğimizi farz edelim: Taş devrinde yaşamakta olan bir avcı, vadide o günkü avının peşindeyken birden tepedeki dik yarın yanında bir kaya sığınağı görür. Burası bir arslan veya mağara ayısının ini olabileceğinden veya buranın başka bir aile tarafından iskan edilmiş olma ihtimali bulunduğundan, büyük bir dikkat ile buraya tırmanır. Epey yaklaşıp, buranın boş olduğunu gördükten sonra içine girer ve iyice araştırır. Buranın şimdi ailece oturmakta oldukları ufak sığınaktan çok daha elverişli olduğuna karar veren avcı, ailenin diğer kişilerini de alıp buraya getirmeye gider. Bundan sonra ailenin yeni evlerine gelip, yerleştiklerini görürüz. Bu yeni evin ateşi, ya eski evden büyük bir dikkat ve itina ile getirilen birkaç kor parçasından veya tahtayı tahtaya sürtmek suretiyle yakılır. (Taş devri insanının ateşi nasıl elde ettiği tam olarak bilinmiyorsa da, en eski devirlerden beri ateşten yararlandıkları ve onu kullandığı bir gerçektir. Çünkü mağara ve kaya sığınaklarındaki hemen hemen bütün yerleşme katlarında, ocaklar, günlük hayatın bir parçası olarak karşımıza çıkar.) Belki bundan sonra, ailenin bazı kişileri üzerlerinde yatacakları döşekleri hazırlamak üzere ot toplamaya gideceklerdir. Ailenin diğer kişileri ise civardaki çalı ve fundalıklardan dal kesip yerleştikleri bu yeni evin ön tarafına kaba bir çit yaparlar. Bu arada evdeki eşyalar yerleştirilir ve çeşitli hayvan postları getirilip, yerlere serilir. Bundan böyle artık aile yeni evlerine yerleşmiş olup, hayat devam eder. Yiyecek temini için erkekler vahşi hayvanları avlarlar. Kadınlar, av esnasında erkeklere yardım ettikleri gibi, yenecek meyveleri, kabuklu yemişleri ve kökleri toplarlar. (L. S. B. Leakey, İnsanın Ataları, Türk Tarih Kurumu Yayınları: Ankara, 1988, sf.8)

Bu anlatılanlar bir bilim-kurgu roman yazarı ya da film senaristine ait olsaydı itiraf edeyim yazarın hayal gücü nedeniyle beğenilebilirdi bile. Ancak bu cümleleri bir bilim adamından duymak insanı hayrete düşürüyor. Elde ettiği bazı bulguları evrimci ön yargıyla değerlendiren bir bilim adamı, kendince birçok yorum yapabilir. Ancak bu yorumlar net bulgularla ve verilerle desteklenmediği sürece bilimsel değil bilim-kurgu hikayeler olarak kabul edilir. Dahası bugüne dek evrimcilerin yukarıdakine benzer hikayelerini destekler tek bir bilimsel bulgu yoktur. [*]

Konuşamayan, hırıltılar çıkaran, mağarada yaşayan, giysi olarak post giyen, kaba aletlerle avlanan yarı insan yarı maymun varlıklar da yalnızca evrimcilerin hayallerinde ve hikayelerindedir. Bilim, insanın her zaman insan olarak var olduğunu gösterir. Dolayısıyla taş devri, maden devri gibi dönemler insanın evrim geçirdiği görüşünü empoze edebilmek için evrimcilerin kurguladığı senaryolardan biridir.

Bugün olduğu gibi geçmişte de aynı dönemde yaşayan toplumların teknolojik, medeniyet, sosyolojik ve kültürel düzeyleri birbirinden farklı olması doğaldır. İnsanlık tarihi boyunca tıpta, sanatta, mimarlıkta çok ileri düzeyde olan toplumların yanı sıra diğer toplumlarla hiçbir bağlantısı olmayan toplumlar da bulunur.

Evrimci bir dergide gördüğüm bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Yazı Ender Helvacıoğlu’na ait. Geçmiş çağlardaki teknoloji ve bilime işaret eden bilimsel bulguları yazıyor ve teorisine ters düştüğü içindir ki kendince hepsini alaya alıyor. Yazısındaki bilimsel gerçeklerin bir kısmı şunlar:

Geçmiş medeniyetlere ait kalıntılar incelendiğinde, hava ulaşımının bildiğimiz tarihten çok daha eskilere kadar uzandığı anlaşılmaktadır. Mayaların kalıntılarında, Mısır piramitlerindeki resimlerde, Sümer yazıtlarında ve Japonya’da bulunan kalıntılarda çeşitli uçak, planör, helikopter benzeri araçlara, pilot giysili heykellere sıkça rastlanmaktadır. Geçmiş medeniyetlerin hava ulaşımını kullandıklarına işaret eden delillerden biri, Mısır’da bulunan planör modelidir. Abydios Tapınağı’nın (Mısır) duvarlarında Dr. Ruth Hiver tarafından bulunan bu resimlerdeki araçların, günümüzde de kullanılan helikopter, jet ve uçak gibi araçlarla olan benzerliği dikkat çekicidir.

Antik Mısır’daki tıp sistemi:

– Çeşitli dallarda uzman hekimler bulunmaktaydı.
– Mısırlı doktorlar tam teçhizatlı laboratuarlarda çalışmaktaydılar.
– Antibiyotiğin farklı çeşitleri biliniyor ve tedavide kullanılıyordu.
– Ameliyatlarda yaralar dikişle kapatılıyordu.

Ayrıca cerrahi alet kutusu içinde büyük metal bir makas, cerrahi bıçaklar, testereler, sondalar, spatulalar, küçük kancalar ve pensler.

Bazı toplumlar ise günümüzde hayal dahi edemeyeceğimiz yüksek teknolojiler kullanmıştır:

– MÖ 3200 yıllarında inşa edildiği söylenen Dublin yakınlarında Newgrange’deki taş yapıt yüksek inşaat teknikleri ve astronomi bilgisi gerektirmekteydi.
– İngiltere’deki Stonehenge (5000 yıl önce) belki de bizim bile tahmin edemeyeceğimiz bir teknoloji kullanılarak inşa edilmiştir.
– 11 bin yıl önce Göbekli Tepe’de yaşayan taş ustaları, eğe, levye, rende gibi metal aletler kullanıyordu.
– Peru’daki duvara ait taş blokların nasıl kesilip birbirlerine monte edildikleri anlaşılamamıştır.
– Muhtemelen İnkalar döneminde bizim bugün hayal bile edemeyeceğimiz ileri bir teknoloji kullanılmıştır.
– Yunanistan’da Jupiter Tapınağı’ndaki büyük taşların madenden çıkarılıp taşınması, kullanılan inşaat makinelerinin gelişmişliğinin göstergesidir.
– Antik Mısır’da büyüteçle sayılabilen dokumalardaki ipliklerin inceliği, bugün makine ile dokunan ipek kumaşlar ayarındadır
– Mısır piramitlerinin inşasıyla ilgi sırlar bugünkü bilgiyle bile çözülemedi.

Buraya bir kısmını alabildiğim yazının altında, evrimci bir bilim adamının karşı tez olarak yazabildiği ise yalnızca şu cümle:

“Doğrusu insanın Firavunlar dönemine dönesi geliyor! ”

piramit.jpg[/caption]Bilimin ortaya çıkardığı gerçekleri kendince alaycı bir dille anlatarak, altına sadece “Bu bir mizah yazısı değil. Benim öyle bir yeteneğim yok” diyebilmiş. Kendisine haksızlık yapmış Sayın Helvacıoğlu, çünkü bilime “rağmen” savunduğu evrimci görüşlerini anlatırken mizah yeteneğine yakından tanık olduk, olmaya devam ediyoruz.

Ancak yazının üslubu çirkin olan bölümleri de var. Örneğin Helvacıoğlu’nun bir paragrafta Hz. Süleyman dönemindeki gelişmiş teknolojiye, Hz. Davud’un demiri işlemeyi ve zırh sanatını çok iyi bildiğine, Hz. Zulkarneyn’in de betonarme teknolojisinden faydalandığına işaret eden Kur’an ayetlerini yazdıktan sonra altına düştüğü not.

“Bütün bunlardan, Nuh’un gemi inşaat, Süleyman’ın uçak ve petrol, Davut’un metalürji, Zulkarneyn’in de inşaat mühendisliği eğitimi aldıkları anlaşılıyor!” ifadesiyle, Kur’an ayetlerini kendince alaya alması.

Tarihin her döneminde gelişmiş ve geri kalmış toplumlar yaşamıştır. Bu da söz konusu gelişimin evrim süreci sonucu olmadığının kanıtıdır. Kuşkusuz zaman içinde bilim ve teknoloji dahil her alanda büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Sürekli bir gelişim doğaldır. Ancak günümüz insanı ile binlerce yıl önce yaşayan insan arasında, fiziksel farklılıklar olmadığı gibi zekâ ve yetenek yönünden de farklılık yoktur.

Evrim yanlıları her bulguyu evrimsel gelişim ön yargısıyla değerlendirirler. Buldukları bir diş üzerine Nebraska Adamı adını verdikleri yarı insan yarı maymun bir canlıyı, ailesiyle birlikte yaşadığı ortamı da çizerek evrime delil olarak gösterecek kadar. Ancak bu hikayeyi, yazımın başında da söz ettiğim gibi bilimsel veriler ışığında değil, ideolojileri gereği anlatırlar. Diğer onlarca örneğinde de olduğu gibi.

“Mağara Adamı” Evrimcilerin Delice Senaryolarından Biridir

Evrimcilerin iddia ettikleri insanın evrimine dair cevaplayamadıkları binlerce sorudan biri ruhtur. İnsanı insan yapan, Allah’tan bir parça taşıyan ruhudur. Gördüğü manzaradan haz alan, dinlediği müziği beğenen, yediği tatlıyı lezzetli bulan insanın ruhudur.

Ruhun varlığı insanı Allah’a götürür ve evrimcilerin iddialarını tamamen çürütür. Onlar her ne kadar bilincin açıklanamayan bir gizem olduğunu söyleseler de ruh konusu apaçık bir gerçektir. Ve madde ile asla açıklanamayacak bir gerçektir.

İnanan insanlar için ölçü Kur’an’dır. Allah Kur’an’da, insanı düzgün bir şekilde yarattığını bildirir. Dolayısıyla mağarada oturan, homurdanarak ses çıkaran, ilkel ve maymun benzeri insanlar asla yaşamadı.

Bilimsel gerçekler, canlılığın tesadüfler sonucu ortaya çıktığını ileri süren evrim teorisini ve ilkelden gelişmişe doğru bir evrim sürecinin gerçekleştiği iddiasını tamamen geçersiz kılar.

Fuat Türker

[*] : http://evrimteorisi.info

 

Kategoriler
Deneme Yazıları

Cennet’e Özlem

‘Yarattığı herşeyi en güzel yapan’ Allah, insanın ruhunu güzelliklere karşı bir duyarlılıkla yaratmıştır. İnsanın imanı ve imanı vesilesiyle kazandığı akıl, bu estetik anlayışının açığa çıkması ile doğrudan ilişkilidir. İmanının olgunlaşması ve cennete duyduğu özlem, kişinin Allah’ın benzersiz sanatıyla yarattığı güzelliklerden alacağı zevki de artıracaktır.

Kuran’da, samimi iman sahiplerine vaat edilen cennet ortamındaki güzellik ve estetik anlayışı detaylarıyla bildirilir. Sonsuz güzellikleri sanatının içinde yaratan Allah, cenneti insan ruhunun en çok hoşlanacağı, en çok lezzet alacağı ve en çok etkileneceği nimetlerle donatmıştır. Allah’ın ‘en güzel surette’ var ettiği insan, her türlü güzellikten, estetikten ve sanattan zevk alacak yaratılışa sahiptir. İnanan insan da dünyada, cennet ortamlarının benzerleriyle karşılaştığında büyük zevk ve haz alır.

İnsan ruhu doğada yaratılmış sayısız türdeki çiçeklerden, muhteşem görünümdeki ağaçlardan, dinginleştiren denizlerden, eşsiz manzaralardan tarifsiz haz alır. Bu saydığımız doğal güzellikler, cennetin muhteşem nimetlerindendir. Eşsiz barınma yurdu cennetteki köşklerin ve gölgeliklerin, bahçelerin içinde, pınarların yanı başında, nehirlerin üzerinde kurulmuş olması da ayrı bir güzelliktir.

Cennet, “… ne (yakıcı) bir güneş, ve ne dondurucu bir soğuk…” (İnsan Suresi, 13) şeklinde bildirilen; insanı rahatsız etmeyen ferah bir iklime sahiptir. İnsanı sıkan, bunaltan sıcaklar ya da üşüten, titreten soğuklar orada yoktur. Yüce Allah müminleri cennette, “… ne sıcak-ne soğuk, tam kararında bir gölgeliğe…” yerleştirir.  “Tam kararında” ifadesi, ikliminin yanı sıra, cennetteki bütün ortam ve koşulların da insan ruhunun gerçek anlamda tatmin bulacağı, rahat edeceği şekilde hazırlandığına işaret eder. Cennetteki her koşul ve ortam, mümin için ‘tam kararında’ olacaktır.

Cennetle ilgili ayetlerde en çok haber verilen doğal güzelliklerden biri de, “Durmaksızın akan su(lar)”dır. (Vakıa Suresi, 31) İnsan ruhu sudan, özellikle de akan sudan büyük keyif alır. Bir akarsu veya bir şelale, ormanın içinden akan bir ırmak, hatta durgun bir göl insana büyük haz verir. Akan suyun görüntüsü, çıkardığı ses insanın yüreğini doyuma ulaştırır. “İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan iki pınar vardır.” (Rahman Suresi, 66) ayetiyle bildirilen de bir başka cennet güzelliğidir. Yükseklerden akan şelalenin görüntüsü ve sesi insanı ferahlatır. Sarayların, konakların ya da villaların bahçelerindeki göletler, havuzlar, yapay akarsuların yapılma amacı, genellikle ruhtaki bu estetik özlemi nedeniyledir. Estetik görüntülerin hoşa gitmesinin gerçek nedeni ise, inanan insanın ruhunun cennete göre yaratılmış olmasıdır.

İnsan ruhunda güzel duygular uyandıran bir başka güzellik de sestir. Müzik de insan ruhunu derinden etkiler ve her dönemde insan yaşamında önemli bir yere sahip olmuştur. Bu nedenlerledir ki insan ruhu, müzikten, güzel insan sesinden, akan suyun ve dalgaların sesinden coşku, huzur ve haz duyar. Güzel görüntü ve güzel seslerden haz alan insan ruhu, kötü görüntülerden ve kötü seslerden de sıkıntı duyar. Yüksek insan sesi, parazitli bir müzik, gürültülü ortam, trafikteki sesler kısa da sürse kişiyi rahatsız eder. Bunlar da insanın cehennem ortamını hatırlatan seslere verdiği olağan tepkidir. Yüce Allah Kuran’da, “İçine atıldıkları zaman, kaynayıp-feveran ederken onun korkunç homurtusunu işitirler.“ (Mülk Suresi, 7) ayetiyle, cehennemdeki ürkütücü seslere insanların dikkatini çeker.

İnsanda güzel duygular uyandıran güzelliklerden biri de temizliktir. Temizlik, Allah’ın bir buyruğudur ve “…Allah arınanları sever. (Tevbe Suresi, 108)  Müminler din ahlakının getirdiği berrak akılları vesilesiyle temizliği bir ibadet olarak uygularlar. Ruhlarına ve yaratılışlarına uygun bir tutum olan temizlik, onlara çok büyük bir huzur ve rahatlık verir.

Din ahlakında temizlik anlayışı, dinden uzak yaşayan bir toplumun kavrayışından ve uygulamalarından tamamen farklıdır. İnanan insan temizliği öncelikle ruhunda yaşar. Allah’ın Kuran’da tavsiye ettiği ahlaka uygun olmayan tüm davranışlardan ve yaşam tarzından tam anlamıyla uzaklaşmak ve çarpık mantık örgülerinden arınmak, insana manevi bir temizlik sağlar.

Manevi temizliği gerçekleştirmiş, arınmış bir insan, her an doğruyu fısıldayan vicdanının sesine uyar ve içinden tüm kötülükleri uzaklaştırır. Kuran ahlakının üstün özelliklerini üzerinde taşımayan kimselerin yaşadıkları kıskançlık, kin, acımasızlık, bencillik gibi çirkin özellikleri ruhunda asla yaşamaz. Sahip olduğu yüksek ahlak nedeniyle, toplumda genellikle normal karşılanan saydığımız bu özelliklerden arınmıştır, masumdur. Samimi ve arınmayı dileyen inananlar yalnızca görünen temizliği değil, içlerinde yaşadıkları temizliği de aynı oranda önemserler.

Allah Katından bir başka nimet olan iç açıcı, aydınlık, ferah ve estetik görünümlü temiz ortamlar, insanın ruhsal yapısını dengeli ve huzurlu hale getirir. Bu ruh hali karşısındaki insanlara da olumlu yönde yansır. Karanlık, kasvetli ve pis bir ortam ise farkında olmayan kişiye dahi sıkıntı verir. İnanan insan bu kasvetli ortamlardan sıyrılır ve o an cenneti düşünürse kalbi tatmin bulur.

İnsan ruhunun en çok zevk aldığı güzellik kuşkusuz güzel ahlaktır. Kuran ahlakı, Allah’ın hoşnutluğunu bildirdiği tüm güzel özelliklerin toplamıdır. Bu ahlak fedakarlık, ince düşünceli olmak, merhamet, sadakat, dürüstlük, adalet, sevgi, güzel sözlü ve ılımlı olma, barış, kardeşlik, hoşgörü, anlayış gibi birçok üstün ahlaki değerleri kapsar.

Kendisi ihtiyaç içinde olduğu halde, yemeğini yoksula ikram eden fedakar insana karşı, sevgi ve saygı duyulur. Yalnızca kendini düşünen benmerkezci kişiye karşı ise doğal olarak soğukluk hissedilir. Dürüst olmak da, insan ruhunu olumlu duygulara yönelten bir sebeptir. İnsan ruhu dürüst ve güzel ahlaklı kimselere sevgi ve yakınlık duyar. Bu Allah’ın yaratmasıdır;  Allah insan ruhunu güzel ahlakı yaşayan kişilere karşı sevgi ve muhabbet duyacak şekilde yaratmıştır.

Allah’ın, ruhlarının hoşuna gidecek şekilde tüm insanlara sunduğu bu güzelliklere karşılık yerine getirilmesi gereken tek sorumluluk, O’nun gücünü gereği gibi takdir edebilmek, O’na şükredebilmek ve O’nun istediği gibi bir yaşam sürmektir. O gün inanan insanların alacakları güzel sonuç, “Takva sahiplerine vaat edilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir.” (Rad Suresi, 35) ayetiyle haber verilir.

Gerçek güzellik için, içimizi temiz tutmamız gerek; nefsimizin bencil tutkularıyla birlikte olduğumuzda çirkinleşiriz. “…(Güzel) sonuç takva sahiplerinindir.” (Kasas Suresi, 83) uyarısını dikkate alarak nefsimizi arındırmanın ve temizlenmenin yollarını düşünmeliyiz. Çünkü cennette nefis kalmayacağı için, pislik de olmayacaktır. En önemli sorumluluğumuz, kapıları sonsuzluğa açılacak cennet yurduna layık güzel insan olabilmek için hazırlanmak:

“…Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: “Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin.” (Zümer Suresi, 73)