Kategoriler
Genel Konular İslam Dini

Allah Sürekli Olan Salih Davranışları Beğenir

Salih amel, yalnızca Allah’ın rızası gözetilerek ihlasla yapılan her iştir. Burada yapılan işi zorluğuna ya da kolaylığına göre ayırmak ya da derecelendirmek çok doğru olmaz çünkü önemli olan insanın halis bir niyetle, Cenab-ı Allah’ın rızasını hedefleyerek bir iş yapmasıdır. Mesela, ihtiyaç içinde olan birisine yardımda bulunmak çok güzel bir davranıştır. Fakat yardımı yapan kişi bunu gösteriş için, insanların beğenisini kazanmak için yapıyorsa bu samimiyetsiz bir davranış olur. Fakat, yine yardımda bulunan kişi, bu işi sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapıyorsa, bu davranış, Allah’ın izniyle salih amel olur . Yani ameli kıymetli kılan “niyet”tir. İnsan eğer Allah’ın rızasını değil de, insanların rızasını aramak için çabalarsa, o zaman şirke girmiş olur Salih amel de insan, hiç bir çıkar gözetmeden, sadece Allah’ın rızasını, hoşnutluğunu hedefleyerek hareket eder. Yaptığı her amelin karşılığını da, Allah’tan bekler.

…Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.” (Kehf Suresi, 110)

Fakat, önemli olan insanın hayatı boyunca Allah’ın rızasını hedefleyerek sürekli salih amelde bulunmasıdır. Çünkü Allah, insanı sadece Kendisi’ne kulluk etmesi için yaratmıştır. İnsanın sadece “ben Allah’a inanıyorum, ben iman ediyorum” demesi yeterli değildir. Eğer Allah’a inanıyor ve iman ediyorsak, bunu fiili olarak da göstermemiz gerekir. Cenab-ı Allah da sadece “iman ettim” demenin yeterli olmadığını ayette şöyle bildirmiştir.

İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir. (Ankebut Suresi, 2-3)

Yani Allah’a duyulan imanla birlikte yapılan her salihane davranış, insanın Allah’a olan sadakatini ve imandaki kararlılığını ortaya çıkarır. Müslüman hayatı boyunca namaz ,oruç,zekat gibi önemli olan ibadetlerinin yanında, sabır ve kararlılıkla dini tebliğ etmeli ve Kur’an’a sıkı sıkıya bağlı olmalıdır. Müslüman hayatı boyunca, imanını, işleyeceği salih amellerle birleştirip, kuvvetlendirmelidir. Böylece hem bu dünyada hem de ahirette huzurlu ve mutlu olacaktır.

“İman edip salih amellerde bulunanlar ve ‘Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar’, işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.” (Hud Suresi, 23)

Kategoriler
İslam Dini

Aklın Temelinde Allah Korkusu Vardır

İnsanda bulunan her güzelliğin kaynağı Allah korkusudur. Allah’tan korkan bir insan, fedakardır, sevecendir, cesurdur, itidallidir, yalan söylemez, vefalıdır, sadıktır, helale harama dikkat eder, zekidir ve sadece Allah’tan korkanlara has bir özellik olarak akıllıdır. Bir insanı insan yapan en önemli özellik olan akıl, sadece Allah’tan çok korkan müminlere verilir. Bir insan çok zeki olabilir ama Allah korkusu yoksa akıllı değildir. Allah sadece Kendisi’nden korkanlara akıl, anlayış ve feraset verdiğini Enfal Suresi’nde şöyle bildirir:

“”Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.” (Enfal Suresi, 29)

Yani bir insan, Allah’tan gerektiği gibi korkup samimi iman ederse bu büyük nimete sahip olabilir. Çünkü sadece samimi iman sayesinde insan akıl sahibi olabilir. İmanın kazandırdığı bu güzellik insanın tüm hayatını da kapsar. Bu nimete sahip olan bir insan, sadece Allah’ın vicdanına ilham ettiğine uygun yaşantısını sürdürür. Allah’ın doğru ve akıllıca olan ilhamını yani vicdanını dinler. Allah’ın ilhamına uygun hareket eder. Nefsinin hoşuna gidecek davranışlardan sakınır. Nefsine uyarsa, Allah’ın gazabına uğrayacağını bilir ve bundan şiddetle sakınır, sadece Allah rızası için yaşar.

Kendisine sadece Kur’an’ı Kerim’i rehber edindiği için yanlış öğrendiği tüm bilgilerden arınarak açık bir şuur sahibi olur. Yaratılış amacının yalnızca Allah’a kulluk etmek olduğunun bilincinde olarak, berrak bir akılla, bu amaca uygun yaşar. Dünya hayatının bir gün son bulacağını ve Rabbi’nin huzuruna çıkarak hesap vereceğini hiç unutmadan, sonsuz hayatında, sonsuz mutluluğu yaşamak için çabalar.

Bu nimetten yoksun olan insanlar ise,  akılsız kimselerdir. Bu insanlar, sadece cahiliye toplumunun kurallarını benimserler. Bundan dolayı çok zor bir hayatları vardır. Allah rızası yerine insanların rızasını gözetirler. Ahiretteki sonsuz yurtlarını düşünmeden sadece dünya hayatı için çabalarlar. Para kazanmak, iyi bir okulda okumak, makam-mevki sahibi olmak o kişinin tek amacıdır. Ama bu isteklerinin ahiretine bir faydası olup olmayacağını hiç bir zaman düşünemez. Çünkü samimi iman edip, gerektiği gibi Allah’tan korkmadığı için aklı kapanmıştır. Allah’tan bir bela olarak, basireti, feraseti kapalıdır. Bencil, egoist, acımasız, sevgisiz, menfaatleriyle çatıştığında her türlü kötülüğü yapabilecek bir insan olarak yaşamını sürdürür. Çok zeki de olabilir fakat zekası ahireti için ona bir fayda sağlamamaktadır.

Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 32)

Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız? (Kasas Suresi, 60)

Ayetlerde de açıkça belirtildiği gibi kimi insanlar, dünya hayatının bir oyun ve oyalanma yeri olduğunun farkında olmadan boş bir amaç için uğraşıp dururlar. Ve içinde bulundukları durumun farkında olmadan, kendileri gibi olan insanların akıllı olduğunu düşünürler. Yüce Rabbimiz ise bir başka ayetinde bu kişilerin durumundan şöyle bahsetmektedir;

Gerçek şu ki, Allah Katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir. (Enfal Suresi, 22)

Yine bu kişiler, Allah’tan bir bela olarak,  Kur’an’ı Kerim’i de okuyup kavrayamazlar. Çünkü Allah’a karşı büyüklüğe kapılıp, Allah’tan gerektiği gibi korkmadıkları için kalpleri ve anlayışları Allah tarafından mühürlüdür. Ayetlerde de bu kişilerin, kalplerinin, gözlerinin, kulaklarının mühürlü olduğu açıkça anlatılır.

Onlardan seni dinleyenler vardır; oysa Biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar, hangi ‘apaçık-belgeyi’ görseler, yine ona inanmazlar. Öyle ki, o inkar etmekte olanlar, sana geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: “Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir” derler. (Enam Suresi, 25

Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar. (Kehf Suresi, 57)

Kur’an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık. Ve onların kalbleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kuran’da sadece Rabbini “bir ve tek” (İlah olarak) andığın zaman, ‘nefretle kaçar vaziyette’ gerisin geriye giderler.” (İsra Suresi, 45-46)

Aklın tek sahibi Allah’tır. Rabbimiz ,sonsuz akıl sahibidir. Allah’tan bir nimet olan bu güzelliğe de sadece derin Allah korkusu olanlar sahip olabilirler. Akıl sahibi bir insan, canlı ya da cansız yaratılan her şeyde Rabbimiz’in aklını ve sanatını görüp, kendi acizliğinin farkına varır. Her şeyin tek sahibinin Allah olduğunu kavrayıp, Rabbi’ne teslim olur.

 “… Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.” (Bakara Suresi, 32)

Kategoriler
Toplumsal Konular

“Dindar” Gençlik

Teens.jpg“Gençlik bir kez yaşanır; özgürce yaşa” sloganı da diğer birçok slogan gibi her akşam beynimize kazılıyor. Aslında gençliğin bir kez yaşandığı da, tutsak olarak değil özgürce yaşanması gerektiği de doğru. Yanlış olan, her iki kavramın da yaşadığımız “modern” zamanlar nedeniyle içinin boşaltılmış olması. Evet gençlik bir kere yaşanır ancak boş yere yaşanmaz.

Gençlik, toplumun telkinleri yönünde “delidir ne yapsa yeridir” mantığıyla deli dolu, sorumsuzca geçirilecek, asabi ve her an patlamaya hazır bir ruh hali ile yaşanacak bir dönem değil, Allah’ın insana lütfu olan en güzel çağdır. Özgürlük ise toplumun var ettiği onlarca puta tutsaklıktan sıyrılarak yalnızca Allah’a kulluk etmektir.

Ancak insanlık son yıllarda inkara teslim oldu ve şeytanî/deccalî sistem, gençliğe çağdaşlık ve özgürlük söylemleriyle böyle bir dünya sundu. Bu belâyı kaldıracak olan ise inançtır. Bir araştırma sonucunun Associated Press’te yer alan ifadesiyle; “Birçok çocuk için inanç mutluluğun anahtarıdır.”

Önyargısız batılı psikologlar tarafından da dile getirildiği gibi , “doğal dinsel işlev, dini eğilim ve duygu, dini inanç tohumları, insiyaki temayül, dini potansiyel” adını verdikleri kavramlar, İslam inancındaki fıtrat prensibiyle açıklanabilir. Din, insanın ruhsal yapısına uygundur.

Yazılı ve görsel medya ise bilinçli bir sistemle sorumsuzca yaşamaya gençleri özendiriyor. Toplumda cahil olan kesimler, medyanın örnek gösterdiği marjinal kişileri kendilerine örnek alıp, giyimlerini, yaşam felsefelerini, konuşma tarzlarını taklit ediyorlar. Birçok genç, -hatta birçok anne baba- aklını kullanamıyor ve gerçeği göremiyor. Gençliği nereye sürüklediğinin farkında değilmiş gibi aynı medya, bir başka gün “gençlik nereye gidiyor?” şeklinde başlık atıyor, kendince gençlerin sorunlarına eğiliyor.

Gençlik çağı, açık zihinle derin düşünülebilecek çok değerli bir yaşam dilimi. Gençler çevrelerine dinsizliğin getirdiği önyargılarla bakmadıklarında, yaşamlarının amacını fark edebilir, ailelerine ve topluma yararlı, güzel ahlâklı insanlar olabilirler.

İçinde yaşadığımız döneme en büyük katkıyı sağlayacak olanlar, özellikle, imanı kalbine yerleştirmiş olan “dindar”gençler. İçinde Allah sevgisi ve korkusu taşıyan, Allah’a karşı sorumluluğunu kavrayan, milli ve manevi değerlere saygılı ve bunun için çaba gösteren genç, dünyanın en büyük gücü haline gelir. Allah’a dayanan bu gücün önünde ise kimse duramaz.

Dindar Olmak Güzel Ahlaklı Olmaktır

“Sizin imanca en güzeliniz, ahlâkça en güzel olanınızdır” buyurur Peygamberimiz (sav). Her binanın bir temeli vardır. İslam’ın temeli de güzel ahlâktır. Güzel ahlak güler yüzlü olmak, cömertlik, kimseyi üzmemek, eziyet vermemek, kimseyle çekişmemek ve kimseyi çekiştirmemektir.

Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir. Güzel ahlak genişlikte ve darlıkta insanlara karşı şefkatli olmak, iyi davranmaktır. Yapılan iyiliklerden karşılık beklememektir. Yaratanı düşünerek, yaratılanları hoş görmektir.

Güzel ahlâk, güven vermektir. Kızınca, öfkesini yenerek yumuşak davranmaktır. Zulmedeni affetmek, gelmeyene gitmek, kötülük edene iyilik etmektir.

Güzel ahlak, aile bireyleriyle iyi geçinmek, onlara karşı sevgi, şefkat ve merhamet hissetmektir. Kuşkusuz güzel ahlâk, güneşin buzu erittiği gibi günahları eritir.

Güzel ahlak, aleyhine de olsa mutlaka doğru konuşmaktır, adil olmaktır. Yükselen bütün insanlar ancak güzel ahlâkları sayesinde yükselmişlerdir.

Hayatı Lezzetli Kılan İnançtır 

Allah’ı ve kullarını saran muhteşem sıfatlarını takdir edememek, ümidi, neşeyi ve iyimserliği yok eder. İmanın getirdiği güzellikleri görememek, Allah’ın çok esirgeyen ve çok bağışlayan olduğunu bilememek, adeta ahiretten önce azabı yaşamak gibidir.

Bediüzzaman, hayatı lezzetli kılanın iman olduğunu şöyle ifade eder: “Ey zevk ve lezzete mübtelâ insan! Ben yetmiş beş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hâdiselerle aynelyakîn bildim ki, hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imândadır ve imân hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır…”

İslamiyet pırıl pırıl aydınlık bir dindir. Kur’an ışıl ışıl aydınlıktır; karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Ve bize sevgiyi, şefkati, özveriyi, merhameti, dostluğu öğretir. İnsanları sevmemizi, bitkileri, hayvanları, Allah’ın bütün yarattıklarına aşkla sevgi duymamızı ister.

Samimi, mütevazı, ince düşünceli, şefkat ve merhametli, güzel sözlü, hoşgörülü ve nezaketli olmak İslam âdabıdır; müminlerin Kuran’da övülen önemli özelliklerindendir. Kaynağında insana saygı, hürmet ve değer verme vardır.

Tüm bu nedenlerle vicdan sahibi dindar bir nesil için, çocuk ve gençlere Allah’ın beğendiği güzel ahlak tanıtılmalı. Kur’an’da bildirilen eğitim anlayışının kapsamı oldukça geniştir. Gençler bilimsel konularda kendilerini geliştirmeli. Çünkü bilim, evreni ve içindeki varlıkları incelemenin ve Allah’ın sanatındaki kusursuzluğu, yaratışındaki üstünlüğü delilleriyle açıklamanın yoludur.

Allah, yarattığı her varlıkta sonsuz ilminin, aklının, gücünün kanıtlarını insanlara gösterir. Yarattığı varlıklar üzerinde derin düşünmeye çağrıda bulunur. Vicdanını dinleyen insan için Allah’ın varlığı çok açıktır. Ancak birçok genç aldığı telkinler nedeniyle bu konuda kuşku içinde. Önyargılarını kırmak için onlara, varlıklardaki mucizevi detayları anlatmalı, Allah’ın varlığına dair kanıtlar göstermeli. İman hakikatleri, insanın, Allah’ın kudretini takdir etmesine vesile olur. Böylece genç, Allah’a karşı sevgi ve yakınlık hisseder ve bu sevgiyi yitirmekten içi titreyerek korkar.

Gençler okuyan, araştıran, derin düşünen, akıl sahibi, vicdanlı ve dürüst insanlara özendirilmeli. Genç zihinler boş konular yerine hem kendilerine hem de çevrelerine ve topluma yarar sağlayacak konularla meşgul olmalı. Böylece gençler doğruları araştıran ve bulabilen kişiler olurlar. Beyinleri berraklaştıran, insanları izledikleri karelere daha duyarlı hale getiren ise yalnızca inançtır. Güzel ahlakı ve erdemli özellikleri kişiliğinde taşıyan gençten korku duyarak, dindar gençlik yetiştirme düşüncesini dayatma olarak görmenin akla ve mantığa uygun bir yanı olmadığı açıktır…

Fuat Türker

Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

Yeni Bir Yıla Girerken Yeni Bir Sayfa Açalım

Bu gece yeni bir yıla başlarken bir kez daha niyetimizi tazeleyebilir, yeni bir sayfa açabiliriz. Daha bilinçli, daha samimi, daha düzgün ve çok daha dikkatli bir şekilde, maddi ve manevi olanaklarımızı kullanarak, gücümüz yettiğince zamanımızı en hayırlı şekilde geçirmeye yeniden niyet edebiliriz.“Bu yıl çok güzel ve hayırlı işler yaptım, bu kadarı yeterli” ya da “etrafımdaki insanlara göre ben çok daha fazla gayret içindeyim, birçok kişiye oranla ben çok daha iyiyim” diye düşünmeden, yeni bir adım daha atabiliriz. Allah’a kulluğumuzu çok daha büyük bir coşkuyla yerine getirip, fırsatları çok daha iyi değerlendirebiliriz.

Her yeni gün Allah’ın O’na yönelmemiz, yakınlaşmamız ve hoşnutluğunu kazanmamız için lütfettiği bir fırsattır. İnsan Rabb’ine duyduğu aşkı kanıtlaması için tanınan fırsatları değerlendirmeli, her yeni gün O’nun doğru yoluna yönelme çabası içinde olmalıdır. Umulur ki Rabb’i onu bu çabası karşılığında sonsuz kurtuluşa ulaştırır.

Yaşadığımız günden eksilen her saat, her dakika, hatta her saniye ölüme, yeniden dirilişe ve Allah huzurunda verilecek hesaba yaklaştırır bizi. Bu ilerlemeyi yavaşlatmaya, durdurmaya ya da geri çevirmeye kimse güç yetiremez. Bütün insanların izleyeceği yol budur ve her geçen gün bu kaçınılmaz sona doğru akar.

Bu gece gireceğimiz yeni bir yıl yeni bir başlangıç olsun. İmanımızı tazeleyelim; iman bebek gibidir, bakım ister. Onu besleyip derinleştirmeye niyet edelim. Allah’ın şanını, kudretini, gücünü gereğince takdir etme gücü isteyelim Rabb’imizden. Ve dua edelim:

 “Allah’ım, Sana karşı derin muhabbet ve iman ver bana. Seninle kesintisiz ve güçlü, kopmaz bir bağlantım olsun. Seni hiç unutturma; uyanıkken de unutturma, rüyamda da unutturma. Sürekli seninle bağlantı halinde olayım ve her şeyi Senin yaptırdığını bileyim; bana bunu unutturma Rabbim. Senin sonsuz gücünü hakkıyla takdir etmemi, Senden gücüm yettiğince korkmamı ve Seni gereği gibi sevmemi bana ilham et… İlmimi artır Allah’ım ve imanımı derinleştir.”

 

2011 dünyaya barış, huzur ve kardeşlik getirsin; İslam dünyasında birlik ruhu canlansın; İttihad-ı İslam’ın ciddi adımları atılsın inşaAllah.

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular İslam Dini Kişisel makaleler Toplumsal Konular

SAMİMİ İMAN

Samimiyet ve içtenlik, kişinin güvenilir ve saygın olmasına vesile olan çok önemli bir özelliktir. Samimi olan insanlar hayatlarının her alanında bu güzel ahlakı sergileyerek topluma örnek olurlar.

Samimiyetsiz insanlar ise çevreye güven telkin etmediği gibi, kendisine her zaman kuşku ile bakılan, ahlakından hiçbir zaman emin olunamayan kişilerdir. Bu karaktere sahip insanlar, İslam ahlakının gereği olan samimiyeti sosyal yaşamlarında hayata geçiremedikleri gibi, dini vecibelerini yerine getirirken de tam olarak yaşayamazlar.

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat İslam Dini Kişisel makaleler Toplumsal Konular

İmtihanı Unutmak?..

Yaratıcısından uzak yaşayan insanların mutlu olamamalarının önemli bir nedeni, dünyada varoluş amaçlarını unutmuş olmalarıdır. İnsan, “O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı…”(Mülk Suresi, 2) ayeti gereği imtihan için yaratılmıştır.  Yüce Allah’ı, O’nun sonsuz aklını, eşsiz gücünü ve muhteşem sanatını gereğince takdir edebilecek mi, yoksa sorumluluklarını, hatta yaratılış amacını unutup dünya hayatına mı yönelecek diye denenir.

 Her insan, içinde kendisine her an doğru olanı fısıldayan vicdanına uyup uymayacağıyla denenir. Vicdanının sesini dinlemek yerine nefsinin bencil tutkularını tatmin için yaşayan kişi imtihanı kazanamayacaktır.

 Bu imtihan, insan yaşamının her anında devam eder. Her insan her sözünü, her davranışını ve aklından geçen her şeyi ahirette karşısında bulacaktır. Hayırdan ya da kötülükten yana yaptıklarıyla karşılık görecek, hiç kimse ‘hurma çekirdeğindeki iplikçik’ kadar dahi haksızlığa uğratılmayacak, amellerinin ağırlığına göre hak ettiği sonsuz ‘barınma yurdu’nda yerini alacaktır.

 Dünyada olup biten her olayın bir deneme olarak yaratıldığını unutan kişi tevekkülsüz davranışlar gösterir. İmtihanı kavrayamayan kişilerin söyledikleri “keşke böyle yapmasaydım” “işim hep ters gidiyor”, “şunu yapmasaydın böyle olmazdı”  gibi pek çok söz, çarpık kader anlayışı sonucu yaşadıkları tevekkülsüzlüğün göstergesidir.

İnsan tevekkülsüz ahlâkı nedeniyle parası, yiyeceği, içeceği, serveti de olsa bir türlü mutlu olamaz. Sürekli korku içinde, huzursuz yaşar. Her an evinin yanmasından, ekonomik yönden açmaza girip batmaktan, sahip olduğu malları yitirmekten korkar. Rahatsızlandığında en zor hastalıklar aklına gelir; acaba kanser mi olmuştur? Kalp atışı hızlanır; acaba enfarktüs mü geçirmektedir? Karnının ağrıyor olması acaba apandisit belirtisi midir?…Her an yeni bir endişe ve yeni bir acı yaşayan kişi, yalnızca kendisi için değil, ailesindeki tüm bireyler için de aynı korkuları tek tek yaşar. Dolayısıyla sinirleri çok bozuktur, sürekli gergindir. Bu yüzden sigara, alkol hatta uyuşturucu kullanır;  hırçın ve saldırgandır.

Ve böyle yaşayan bir insanın hayatının her anı adeta cehenneme benzer. Kişi boğulma olasılığı nedeniyle su içmekten dahi korkacak hale gelir. Örneğin, insanların bir dönem yaşadıkları deprem korkusu yaşamı zehir etmiştir. İnsan zayıf yaratılmış bir varlıktır ve bu kadar korkuyu kaldıramaz, hepsi kişiye azap olur. Oysa Allah’a tevekkül etse bereket, bolluk, huzur ve mutluluk içinde yaşayacaktır. Rahman-Rahim olan Allah’ın koruması altında olduğunu bilmek zaten Allah’a imanın önemli koşuludur. Kişi Allah’ı dost edinmiyor ve O’na güvenmiyorsa imanını tekrar gözden geçirmelidir.

Allah’ın imtihan amacıyla yarattığı görüntülerle yüzleşme zamanında sabır ve tevekkül gösterememenin kesin sonucu, sıkıntı ve mutsuzluktur. Allah’a teslim olup, tevekkülü yaşamayan kişiler, ardındaki hayır ve hikmetleri düşünmedikleri için aleyhlerinde gibi görünen her olayda şikayet ederler. Sonucunda da devamlı huzursuz, mutsuz ve sıkıntılı bir yaşam sürerler. Oysa insan, Rabb’inin kendisi için yarattığı her andan hoşnut olmalıdır. Zorluk durumlarında da, güzel ahlâkta ve Allah’a sadakatte kararlı olmalıdır. En önemlisi de yaratılış amacını ve yaşadıkları karşısındaki tavırlarıyla imtihan olduğunu unutmamalıdır.  Allah’ın beğendiği güzel ahlâkı yaşayanlar, gösterdikleri sabrın kendilerine sonsuz güzellik olarak döneceğini bilmenin mutluluğunu yaşarlar.

Fuat Türker

 

Kategoriler
Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Günlük hayat iletişim İslam Dini

“Kalplerin Yumuşaması Zamanı Gelmedi Mi?”

İnsanı dünyada mutlu ve huzurlu bir yaşama, ahirette de gerçek kurtuluşa kavuşturacak olan tüm bilgiler ve her sorunun yanıtı Kuran’dadır. Her insan, Rabb’inin Kur’an’la haber verdiği gerçekleri düşünmeli, dünyaya ve ahirete bakış açısındaki yanlışları düzeltmeli ve sonsuz ahirete yönelik ciddi/samimi çaba içinde olmalıdır.

Yaşadığı kayıtsızlığa karşılık kişi, vicdanındaki duyarlılığı kaybedebilir, kalbi katılaşabilir. Allah bu konuya inananların dikkatini çeker ve “İman edenlerin, Allah’ın ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin ‘saygı ve korku ile yumuşaması’ zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı.” (Hadid Suresi, 16) ayetiyle önemini hatırlatır. Ne amaçla dünyada bulunduğu insan için en önemli sorudur. Yüce Allah bu sorunun yanıtını Kur’an’da açıklar. Yaratılmış her şey gibi, insanın da yaratılış amacı vardır; yalnızca Allah’a kul olmak. Yapması gereken de, O’nun uyarıcı olarak görevlendirdiği elçilerin ve kitaplarının bildirdiği gerçekler üzerinde derin düşünmektir: (Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye. (Nahl Suresi, 44)

Hüküm verenlerin hakimi Allah Kuran’ın indiriliş nedenini, “(Bu Kur’an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sad Suresi, 29) ayetiyle bildirir. İnananlar Allah’ın insanlığa yaşam rehberi olan mesajını okur, ayetleri üzerinde derin düşünür, “okunduğunda imanlarını artırır” (Enfal Suresi, 2) ve yaşamlarını Kur’an’daki gerçeklere uygun olarak düzenlerler. Allah, Kendisini tanıttığı, sınırlarını bildirdiği Kur’an’ı gereği gibi okumamızı ister. Ancak insanların çoğu Allah’ın bu buyruğunu göz ardı eder..

Dünyanın ‘en çok satan kitabı’dır Kur’an, ancak en çok okunan kitabı değildir. Çok sayıda insan Kur’an’dan habersiz yaşamaktadır. “Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır. Kim de onu inkar ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara Suresi, 121) ayetindeki ‘Kuran’ın gereği gibi okunması’ buyruğu, ayetlere sımsıkı sarılarak, samimiyetle okumak anlamındadır. Kuran’ı gereği gibi okuyanlar da, Allah’ın sınırlarını koruma konusunda titizlik gösterenlerdir. Dinden uzak toplumlardaki bireylerin din anlayışı ise oldukça çarpıktır. Kur’an dışındaki kaynaklardan edindikleri ya da bazı kimselerden duydukları bilgilerin din olduğunu zanneder, gerçek dinin güzelliklerinden yoksun yaşarlar. Herkesin doğruları farklıdır, bu yüzden toplumda birden fazla din yaşanır. Oysa dinin gerçek kaynağı, “Gerçek, Rabbinden (gelen)dir. Öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma.” (Al-i İmran Suresi, 60) ayetiyle ifade edildiği üzere Kur’an’dır. Bu yanlış yolda yürüyenler, Allah’ın insanlara kurtuluş rehberi olarak indirdiği Kur’an’da neler yazılı olduğunu merak bile etmezler. Sorularının yanıtlarını ise, “Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır. (Ankebut Suresi, 51) ayetiyle de bildirildiği gibi Allah’ın hiçbir şeyi eksik bırakmadığı Kur’an’da değil, farklı kaynaklarda ararlar. Bu durum, Kuran’da, “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran’ı terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktı” (Furkan Suresi, 30) şeklinde ifade edilir.

Çoğu insan Allah’a inandığını söyler. Kur’an’ı hiç bilmeyen kişilerin yanıtı da genelde aynıdır. Oysa Allah’ın Kendisini tanıttığı Kur’an’dan yüz çeviren kişi, Allah’ı nasıl tanıyıp, gücünü kavrayabilecektir? Bir yaprak bile yaratamayan insan için Rabb’ini tanımak, gücünü takdir edip O’na teslim olmak en doğru olandır. Kuran, düşünen insanlar içindir. Okuduğu her kitapla kibirlenen kişilerin aksine, Kuran okuyan insan, Allah’ın eşsiz kudreti karşısında kendi aczini anlar, boyun büker ve O’na kul olur, teslim olur!

İman eden insan Kuran ahlakı ile cahiliye yaşamı arasında orta bir yol aramaya çalışmaz. Bir insan ya Allah’ın dosdoğru yolundadır, ya da sarp, engebeli ve tehlikelerle dolu şeytanın yolundadır. Kur’an’a, yani en doğruya uyan kişiler, Allah’ın hem dünyada hem ahirette mutluluk müjdesi verdiği iman sahipleridir. Asla zarara uğramayacak en kazançlı ticaret, “Gerçekten Allah’ın Kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.” (Fatır Suresi, 29) ayetiyle müjdelendiği gibi, samimi inananlar içindir.

[email protected]

Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Günlük hayat İslam Dini

Allah Dilediğini Yaratır Ve Seçer

Yüce Allah her insan için bir kader belirlemiştir ve bu kaderi ne insanlar ne de olaylar değiştiremez. İnsanın ne zaman, nerede, hangi ülkede, hangi ailenin bir ferdi olarak doğacağını belirleyen ve yaşamı boyunca hangi olaylarla karşılaşacağını bilen ancak Allah’tır. İnsana sahip olduğu aklı, düşünceleri, görüşleri, bilgiyi ilham eden de yine Allah’tır.

O halde insanın iman etmesi, kendinde olan herhangi bir özellikten kaynaklanmaz. İmanı veren yalnızca Rabbimiz’dir. Allah Hadi’dir; hidayet verendir. Rab’dir; eğitip yetiştirendir. Cebbar’dır; dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olandır. Rafi’dir; yukarı kaldıran, yükseltendir. Hafıd’dır; yukarıdan aşağıya indiren, alçaltandır. Kaim’dir; idare edip ayakta tutandır. Mukallib’dir; kalpleri çevirendir. Saik’dir; cehenneme sürendir. Mutahhir’dir; şirkten, kötülükten temizleyendir. Müzekki’dir; her kusur ve ayıptan, manevi kirlerden kullarını temize çıkarandır. Müzil’dir; zillete düşüren, hor ve hakir edendir. Latif’tir; lütuf sahibi, lütfedici olandır. Rakıb’dır; bütün işleri kontrolü altında tutandır. Rahman-Rahim’dir; ezelde bütün yaratılmışlar hakkında hayır, rahmet ve irade buyurandır.

Yüce Allah hayır, hikmet ve irade buyurarak dilediği kulunu doğruya yöneltir. Kuran’da bu gerçek bize Hz. Musa’nın,  “Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir.” (Taha Suresi, 50) sözleriyle haber verilir.

İman edenler, Latif olan Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu insanlardır. Rabbimiz bir ayette şöyle buyurur:

“Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir…” (Kasas Suresi, 68)

Kur’an’da Hz. Yusuf kıssasında bu gerçeğe işaret edilir. Hz. Yusuf, Mısır’da iktidar sahibi olduktan sonra kardeşleriyle karşılaşır. Onu önce tanımayan kardeşleri bir süre sonra onun kim olduğunu anlarlar. Bu durum ayetlerde şöyle açıklanır:

“(Yusuf) Dedi ki: “Sizler, cahiller iken Yusuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?”

“Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?” dediler. “Ben Yusuf’um” dedi. “Ve bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufda bulundu.

Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz.” Dediler ki: “Allah adına, hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir ve biz de gerçekten hataya düşenler idik.” (Yusuf Suresi, 89-90-91)

Ayetlerden de anlaşıldığı gibi, Hz. Yusuf’un kardeşleri, pişman olduklarını ve hata ettiklerini belirttikten sonra, Allah’ın Hz. Yusuf’u seçtiğini kabul ederler. Burada önemli bir gerçek vurgulanır; seçmek, Hadi olan, dilediğini Kendi dosdoğru yoluna yönelten Yüce Rabbimiz’e aittir.

Bir insanın sahip olduğu bilginin kendisinden kaynaklandığını zannetmesi de yüzeysel bir bakış açısıdır. Bu şekilde düşünen kişi, ilmin ve bilginin gerçek sahibinin Allah olduğu unutmuş demektir. Sahip olunan her bilgi Allah’ın öğrettiği bilgidir ve dilediği anda tümünü geri alabilir. Bunu göz ardı eden insan, kendisinin ve tüm insanların Allah karşısındaki aczini kavrayamamış demektir.  Oysa insanlar, “Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar.” (Bakara Suresi, 255)

Bir Kur’an ayetinde kendilerine tüm özelliklerini verenin Allah olduğunu unutan bu kişilerden şöyle söz edilir:

İnsana bir zarar dokunduğu zaman, Bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde, der ki: “Bu, bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi.” Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 49)

Bu yüzeysel düşünen karaktere dikkat çekici bir örnek de Kuran’da kıssası haber verilen Karun adlı kişidir. Karun, “Gerçek şu ki, Karun, Musa’nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu…” (Kasas Suresi, 76) ayetiyle bildirildiği gibi, Allah’ın büyük bir hazineye sahip kıldığı, ancak şükretmek yerine bundan dolayı ‘azgınlaşan’ biridir.

Elindekileri ‘hak ettiği’ni düşünen, Allah’ın gücünü takdir etmeyen Karun’un azgınlığının sonu ise yıkım olmuştur:

Dedi ki: “Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir.” Bilmez mi, ki gerçekten Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan-sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarlardan kendi günahları sorulmaz. (Kasas Suresi, 78)

Cennet de cehennem de Allah’ın adaleti gereği vardır. İnsanlar, cehenneme orayı hak ederek girerler. Çünkü kendilerine can veren, sayısız güzellikle nimetlendiren Allah’a isyan edenler o en büyük azaba ‘müstahak’ olurlar. Sonsuz şölen yurdu olan cennete ise, ancak Allah’ın lütfu ve bağışlaması sayesinde girilir. Yüce Allah, cennetine sokacağı müminleri seçer, onlara lütufta bulunur, onları eğitir, günahlarını bağışlar ve hatalarını örter.

Mümin, bu seçilmişliğinin her an farkında olmalı, kendisine verilen bu en büyük nimet olan iman nedeniyle her zaman Allah’a şükretmelidir. Bu şereflendirilme onun tüm davranışlarına yansımalı, güzel ve üstün ahlak özellikleriyle diğer insanlara örnek olmalıdır. Mümin yeryüzünde gaflette yaşayan insanlar arasında, ‘ziyanda’ olmayan pek az sayıdaki insandan biridir. Kur’an’da, ‘İman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler’ hariç diğer insanların ziyanda olduğu haber verilir.

Bu özellikleri taşımayan kişiler sonsuz azaba doğru giden bir ‘ziyan’ içindeyken, Rabb’i mümini kurtarmış, üstün kılmıştır; kuşkusuz bu en büyük ‘kazanç’tır.

Dünyadaki milyarlarca insanın Allah’ın huzurunda dizildiğini düşünelim. Ve Allah’ın bazılarını tek tek seçtiğini… Orada seçildiğimizi… Yaşanabilecek en büyük mutluluk bu olurdu. İnsan bundan daha önemli başka ne isteyebilir ki Rabb’inden…

[email protected]