Kategoriler
Genel Konular

Rutinin Dayanılmaz Cazibesi

Rutin yetişkin hayatında sıkıcı ve kırılması gereken bir zincir gibi algılansa da bebekler ve kediler için güvenlik hissini uyandırdığı için büyük bir önem taşır. Aynı saatte uyanma, aynı saatte beslenme, aynı ninniyi bin kez dinleme, bunlar hep bebeğin kendini güvenli bir alanda , bildik , tanıdık bir ortamda yaşıyor hissetmesini sağlar. Kediler için de durum aynı sabahtan akşama istisnasız aynı düzenin sürmesinden yanadırlar. Evdeki tek bir eşyanın yeri değişse ya da eve yeni bir şey gelse hemen bir huzursuzluk hissine dönüşebilir.

Kategoriler
Fransa uzerine Genel Konular Güncel Haberler İslam Dini Toplumsal Konular

İSLAMAFOBİNİN BİLİNMEYEN YÜZÜ

 

Dünyada son yıllarda özellikle çok fazla terör olayları gerçekleşiyor.Bu olaylara baktığımızda bir kısmının El Kaide ve İşid gibi örgütler tarafından gerçekleştirildiğini görüyoruz. Peki bu örgütler nasıl ortaya çıktılar? İdealleri neler ? Felsefeleri düşünceleri nedir ? Nasıl bir bilgi alıyorlar da bu eylemleri gerçekleştirebiliyorlar ?

 

Şimdi bu adamların düşünce yapısını daha iyi anlayacağımız bir örnek verelim ;

“Ureyne kabilelerinden bir kaç (7-8) kişi, Medine’ye gelmişler; biraz hastalanmışlardır. Kır insanları olduğu için Medine’nin havası kendilerine yaramamıştır. Muhammed’e başvururlar. Muhammed, “tedavi” için kendilerine “deve sütü” ile “deve sidiği” içirir. Sonra da “zekât develeri”nin bulunduğu yere (kırlara) gönderir. Burada da “deve sütü” ve “deve sidiği” içeceklerdir. Kırda iyileşir adamlar. Sonra develerin çobanını öldürürler; develeri de önlerine katıp götürürler. Hz Muhammed bunu öğrenir. Onların ardından, yakalasın diye adam gönderir. Sonunda katil ve hırsızların tümü yakalanır. Ve Hz Muhammed’in verdiği ceza:

Hz Muhammed, yakalananların ellerini, ayaklarını kestirir; gözlerini oydurur ve Harre denen (son derece sıcak) yere attırır. Adamlar sızlanırlar, su isterler. Su verilmez. Adamlar taşları kemirirler. Ve sonunda ölürler. (Buhari’nin 7 yerde ve 9 yoldan aktarıp yazdığı bu hadis için bkz. Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’z-Zekat/68; Tecrid, h. no: 172; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’l-Kesame/9-14,h. no: 1671; Ebu Davud, Sünen, Ki-tabu’l-Hudud/3, hadis no: 4369.) “

Şimdi bu hadisler İslam’ın en önemli kaynakları Buhari,Müslim,Ebu Davud ve Ebu Sünen’de geçiyor. Yani Kütüb-i Sitte denen kaynaklarda. Bu hadislere benzeyen daha yüzlerce hadis var. Hz Muhammed’in işkence ettiği, gözlerini oyduğu,aç susuz bıraktığı gibi birçok konu anlatılıyor. Ayrıca Kütüb-i Sittede, kişinin öldürülmesi için o kadar çok fazla konu var ki. Sakalını kesmek, dinden çıkmak, namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi bir çok meseleninin karşılığı direk kafası kesilerek öldürülmek olarak geçiyor.

 

Şimdi şunu düşünelim ; Bu uydurma hadisleri okuyan ve bunun gibi yüzlerce hurafeyi, fetvayı,icmayı okuyan ve bunlarla yetişen bir insan nasıl bu eylemleri gerçekleştirmesin ? Hemen her konunun cezasının kafa kesmek olduğu bir İslam dini olduğu inancında bu insanlar. El Kaide ve İşid, kendilerine taraftar toplarken bu hadisleri gösteriyor ve okutuyor. İşte diyor (haşa) peygamber böyle söylüyor. Kendi inancımız dışındakileri Müslümanların dışındakileri hatta hatta kendi mezhebimizin dışındakileri işte bu bu nedenlerden dolayı asmalıyız kesmeliyiz işkenceler etmeliyiz diyor. Bu şekilde tam bir takva müslüman olursunuz diye telkin veriliyor bunlara. Düşünebiliyor musunuz alınan bilginin vahşiliğini ve yanlışlığını. Bir insan bu bilgileri aldıktan sonra eline silahı verirsen neler yapmaz ? Yapılanları görüyoruz. Suriye’de Fransa’da Nijerya’da ve dünyanın bir çok bölgesinde kafa kesmeler, işkenceler, masum insanları katletmeler gerçekleşiyor.

 

 

Demek ki burada büyük bir yanlışlık var. Hepimiz demiyor muyuz İslam barış dinidir sevgi dinidir merhamet dinidir şefkat dinidir. Rabbimiz bir çok ayetinde insanlara affı, merhameti, barışı, kardeşliği, dostluğu, güveni,neşeyi,huzuru anlatıyor. Kuran’da Rabbimiz şöyle diyor ;

“Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla ne yapsın ? “ (Nisa Suresi, 147)

Allah bize azap etmek istemiyor. İnsanlar kendi kendilerine azap ediyorlar şu an. Kuran’ın dışındaki uydurma bilgilerle, peygamberimiz sav’e atılan iftira dolu sözlerle bunları yapıyorlar. Kuran’ın dışına çıkmak bir felaket oluyor Müslümanlar için. Kuran’ın bütünlüğüyle,içeriğiyle hiçbir alakası olmayan bu iftiralar Müslümanlar için ve dünya için bir fitnenin doğmasına sebep oluyor. Şu anda dünyada büyük bir fitne var. Kuran’ın nuruyla dikkatlice baktığımızda bunu fark edebiliyoruz. Kuran nurdur, hidayet kaynağıdır. Müslümanlar Kuran’a yönelmeliler artık. Kuran’ın sevgiye, kardeşliğe,barışa,affa yönelten çağrılarını dikkate almalıdır. Müslümanların birlik olmalarını ve bir arada olmalarını öğütleyen Rabbimiz bir ayette şu şekilde bildirmiştir ;

Eğer siz bunu yapmazsanız (birlik olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)

 

O halde Müslümanlar artık birlik olmayı konuşmalı, İslam Birliğini Cenabı Allah’tan istemelidirler. Müslümanlar için ve dünya için huzurun tek kaynağı Kuran’dır. Ve ahirette yalnızca Kuran’dan sorulacağız. Bunu unutmamalıyız !

 

Sevgi ve Saygılarımla

Hüseyin Uçkun

 

Kategoriler
Genel Konular

Tatil açılımı

Kara kışın yerini tatlı serinliklerin aldığı; onların da pabucunu dama atacak olan iç ısıtan bazen bunaltan ama sebepsiz mutluluk veren yaz günleri kapıda. Birçok insan eminim ki şimdiden kara kara düşünmeye başlamıştır: Nereye tatile gitsem? Kiminle gitsem? Nasıl gitsem? Uygun fiyata nasıl tatil yaparım? vs vs. Kara kara düşünmeye başlarlar derken tam da bundan bahsediyorum; bu düşünceler tamamen sıkıştırılmış bir tatili nasıl en kullanışlı hale getiririm duygusundaki düşünceler ki yaptıkları tek şey o sımsıcak yaz günlerinin tatlı havasını daha gelmeden cehenneme çevirip içimizi soğutmak. Tatil planlarından önce eğer ki bir soru sorulacaksa o da kesinlikle “Tatil nedir?” olmalıdır; daha güzel ifade etmek gerekirse “Bana göre tatil nedir arkadaş?”. Plan yapmaya bu şekilde başlarsa potansiyel tatilciler eminim ki o birkaç günlerini daha çok içlerine sinecek şekilde yaşarlar. Belki size biraz klişe gelecek ama hakikaten o kadar konservatif ve faydacı bir toplumda yaşıyoruz ki tatil dediğimiz şeyi bile sürü psikolojisiyle, kısıtlı bir zamana en fazla ne kadar aktiviteyi(!) sıkıştırabilirim mantığıyla yaşamaya çalışıyoruz. Çalışan kesime aslında bu lafım açıkçası. Hepiniz Antalya’da, Alanya’da, Marmaris’te konserve şekline getirilmiş tatil köylerine gidip bir ton para verip Afrika’yı doyuracak zenginlikteki(!) açık büfelere mahkûm olup zoraki aktivitelere katılmak durumunda değilsiniz. Silkelenin ve kendinize gelin derim ben. Şahsen bu tarz tatilleri de yaşamış görmüş daha doğrusu tecrübe etmiş biri olarak yazıyorum; amacım sakın yanlış anlaşılmasın bu tarz yerleri kötülemek gibi bir amacım yok asla. Peki gelgelelim fasulyenin faydalarına.. Nedir tatil? Kısaca sözlük anlamıyla dinlenmek amacıyla çalışmaksızın geçirilen süre. Aslında olay çok net… Çok insan gördüm: Kimisi tatillerini yurtdışında geçirip gezip gören ki bu sandığınız kadar pahalı bir tatil değil sadece önceden planlamak gerekiyor; kimisi sözünü ettiğimiz tatil köylerine gidiyor; kimisi daha ege sahillerinde; kimisi de Caddebostan sahilde bisiklet sürüp yürüyüş yapıp püfür püfür esen bir ağaç gölgesine çöküp kahve-kitap-tatlı üçlemesini tercih ediyor veya şehrin yazın boşalmış sokaklarında avare avare gezip tozup eşiyle dostuyla vakit geçirmeyi tercih ediyor. Buradaki asıl önemli nokta şu ki ne yaparlarsa yapsınlar hedeflerinin hayattan öyle ya da böyle ufak bir ısırık alıp biraz huzur, eğer şanslılarsa biraz da mutluluk kazanabilmek olduğunu hatırlamalılar.

Gelgelelim birkaç ufak tatil alternatifine: Açıkçası denizsever bir insan olarak daha çok deniz kıyılarını tercih edebiliyorum. Hatta eğer hem deniz olsun hem sessizlik hem de doğa derseniz Antalya-Olympos’u şiddetle tavsiye ederim. Olympos deyince aklınıza hemen yahu ben kamp insanı değilim gelebilir; çok da haklısın ben de hiç değilim ama araştırınca gördüm ki otel konforunda olan ama doğasını sessizliğini huzurunu koruyan birkaç ufak butik yer kesinlikle var. Son yıllarda popüler olan Alaçatı’dan biraz bahsedecek olursak en başta şunu belirteyim denizi bana oldukça soğuk bir o kadar da tuzlu gelmişti ama yine de Alaçatı’nın büyülü havası asla hiçbir yerde yok. Zaten deniz için de Alaçatı merkezde kalıyorsanız eğer biraz yol yapmanız gerekecek. Konaklama için Kemalpaşa caddesindeki yerler açıkçası revaçta ama yok ben o kadar gürültüyü kaldıramam derseniz biraz daha içerde kalan hatta biraz daha uygun fiyatlı oteller bulmak mümkün. Alaçatı’dan sonra aklınıza gelen yer eminim ki Bodrum olmuştur. Kişisel fikrim geçen sene itibariyle inanılmaz soğudum oranın curcunasından. Ama yanılmıyorsam geçen sene tamamlanan Yalıkavak Palmarina kesinlikle görülmeye değer yerler arasında. Konaklama için Yalıkavak merkezi tavsiye edebilirim; henüz Bodrum’un diğer yerleri kadar yozlaşmadı ve hem de merkezinde uygun fiyatlı konaklanacak yerler rahatlıkla bulunabilir. Ama yine kendi sahili olan bir yerde kalmayacaksanız deniz için biraz yol yapmanız gerekir; lafı açılmışken Ortakent taraflarındaki denizi asla tavsiye etmem, zemine paralel yüzmeniz gerekiyor çünkü iskeleden bile girince nerdeyse boyunuzu aşan yosunlar sizi kucaklıyor. Umarım az da olsa fikir verip naçizane yeni ufuklar açabilmişimdir hepinize. Şimdiden herkese huzurlu tatiller…

Kategoriler
Genel Konular Kişisel makaleler

Sizce Huzur Nerededir?

Huzur, hemen hemen bütün insanların ihtiyaç duyduğu bir ruh halidir. Huzurlu insan sağlıklı yaşar, sağlıklı düşünür ve stres gibi sıkıntı verici duygulardan uzak bir yaşam sürer.

Bazı insanlar iyi bir aile ortamını, doğayı, hoş bir müziği ya da yoga gibi bedensel aktiviteleri huzurun anahtarı olarak görür. Yoğun yaşam mücadelesinde kendilerine ayırdıkları ufak zaman dilimleriyle huzuru yakalamaya çalışır.

Oysa Allah’ın anılmadığı, hatırlanmadığı her ortamda şeytan, en sinsi planlarıyla insanları büyük sıkıntılara düşürmeyi hedefler. Amacı Allah’a güvenip dayanmayan, O’na şükretmeyen, hep daha fazlasını isteyen doyumsuz insanların çoğalmasını sağlamaktır. Nitekim şeytan, amacını şu şekilde dile getirmiştir:

“Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.” (Araf Suresi, 17)

Şeytanın esiri olan insanlar, her iki dünyaları içinde kendilerine ızdırap verecek sonuçlarla karşılaşırlar. Sadece ahiretlerini sonsuz cehennem azabına çevirmekle kalmaz, çok değer verdikleri dünya hayatlarını da sıkıntı ve stres içinde yaşarlar. Karşılaştıkları olaylarda gösterdikleri tevekkülsüz tavırları nedeniyle aradıkları huzuru asla bulamazlar.
Zor anlarda Allah’a güvenip dayanmanın insana verdiği huzur ve güven duygusu, Kuran’da geçen Hz. Musa kıssasında şu şekilde bildirilmiştir:

İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa’nın adamları: “Gerçekten yakalandık” dediler.
(Musa:) “Hayır” dedi. “Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir.” (Şuara Suresi, 61- 62)
diyerek Hz. Musa, yanındakiler gibi korkuya kapılmadan, huzur içinde Allah’a sığınmıştır.

Allah’ın kendilerine verdikleriyle yetinmeyen, şükretmeyen ve hep daha fazlasını isteyen insanlar da aynı şekilde hiçbir zaman mutluluğu ve huzuru yaşayamazlar. Her şeyin en iyisine sahip olsalar bile, sahip oldukları şeyler bir süre sonra onlar için değerini yitirir. Her zaman daha fazlasını isterler çünkü doyumsuzdurlar. Doyumsuz olan insan ise asla mutlu olamaz.

İnsan yaşamı boyunca yüzlerce olay yaşar. Kimi zaman çok üzülür, kimi zaman manevi yıkım yaşar ve hayatın sonu olduğunu düşünür. İnsanı tüm bu duygulardan koruyacak ve sonsuz huzuru yaşatacak olan, sadece Allah’a olan samimi imanı ve sonsuz güven duygusudur.

Kalbi tatmin bulan insan huzurlu insandır. Ve huzur ne parada, ne sakin bir hayatta, ne de başka bir şeydedir. Huzur sadece Allah’a olan yakınlıktadır.

Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur. (Ra’d Suresi, 28)

Altuğ ÖZTÜRK

Kategoriler
Deneme Yazıları Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Doğunun Sapkın Felsefelerinde Huzur Aramak

İnsanların büyük çoğunluğu, yeryüzünde yaşanan kargaşanın, kavgaların, savaşların, sıkıntıların, samimiyetsizliğin, bencilliğin sona ermesini, huzur, barış ve mutluluk içinde bir yaşama ulaşmanın yollarını arar. Bu arayış içindeki bazı kişiler özlemini duydukları yaşamı, insanlar tarafından oluşturulmuş batıl dinlerde bulabileceklerini düşünürler. Oysa yalnızca dünyada ve ahirette sonsuza dek sürecek bir yaşam, ancak Kur’an ahlâkının gereğince yaşanmasıyla umut edilebilir.
Söz ettiğimiz batıl dinler Doğu dinleridir ve pek çok sapkın inanç içerirler. Ancak insanların birçoğu, bu görüşlerin iç yüzlerini detaylı olarak bilmezler.