Kategoriler
Günlük hayat Hayat üzerine Kişisel makaleler Resimli anlatım

Simurg

   Kanatlarım rüzgarı hissedene dek uçmak zorunda olduğumu bilmesem, Simurg’a ulaşabilmek için hisarlar,bahçeler aşmazdım.Tüylerim liğme liğme yolunana dek solumazdım heyecanla kışı ve baharı.Ben bülbül.Gülü bırakmazdım.Ağzımda bir parça diken taşımazdım ondan bihaber.Ondan bir koku,bir tat.Avare olduğum yuvayı doğa parçalayıp yağmurun nefretiyle dövüp,toprağa yedirene dek yüreğim çırpınacak,kanatlarım gibi çaresiz.Üşümüş küçücük bedenim soğuyup yere düşene dek gözlerimi kısıp sislere daldım.Kara dokundum.Yutuldum.Yoruldum.Dondum ve yandım.Nice bahçeler geçtim.Hiçbiri alagülüm gibi kokmadı dokunmadı.Uçtum.Hiç durmadan.

 

   Sonunda Simurg’u uzaktan görebilir miyim,hisseder miyim Hüdhüd’ün renklerini diye çığlık çığlığa,hasta ağladım.Ta ki gözyaşlarım bir avuç bedenime sığmayıp vücudumun suyu çekilene,tüylerim kuruyup dökülene kadar.Sonra düştüm aniden.Anladım.Bendim Simurg.Ona dokunma,hissetme isteğimdi.Uçup gelmemdi her şeyi bırakıp.Çünkü terk ettiğim her şey aslında banaydı.Zaten bu yolculuğun adı neydi ki?Bir avuç aşktı…

 

mustafa şenay

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Ölümsüz Aşk (gülkız)

“Artık kapıları “sen misin” diye, ümitle, heyecanla açmalarıma hiç gerek kalmadı. Öyle bir geldin ki, tüm hüzünlü bekleyişlerim karda kalmış ayak izleri gibi kayboldu! Sanma ki bu gönül seni unuttu; sen, senliğinle geldiğin sürece, ben hep seni yaşatacağım içimde.”

Sen giderken zaten, elveda dememiştik. Çünkü bitmemişti bu iş; sen kafandaki soru işaretlerine aldanmıştın ki, kendince kadınsal içgüdülerinde haklıydın. Sen, gittiğin gün, gölgene-gölgemi bağladığımı anlama diye, aydınlığa anlattım güzelliğini. Ben, senden vazgeçmediğimi kendime bile söyleyemezken, nasıl da bağlandım yaradana, anlatamam. Hem içimde öyle ayrılığın vermiş olduğu bir hüzün çöküntüsü de olmamıştı; daha aksine sonsuz sevmelere yol alıyordum ki, ben hiçbir kadına böyle inanmamıştım. Şimdi gelişine söyleyebilecek tek sözüm “yaşarken cenneti yaşattığın için çok mutlu ol kadınım…”

Ölümsüz Aşk (gülkız)
Ölümsüz Aşk (gülkız)

Oh be, uzun zamandan beri ilk defa bu kadar sevinçli yüreğim. Kalemimin dili olsa, hatta ayakları, kolları, gözleri nasıl da sarılırdı sana bir bilsen. Yani sevgilim, ne yazsam boş şimdi… Çünkü sen geldin, ötesi yok hiçbir şeyin.
Biliyor musun, söz vermiştim kendime ne olursa olsun asla senden nefret etmeyeceğim diye. Duygularını çok belli bir adam olamadım bir türlü. Ki bu benim en büyük eksikliğimdi kadınlar açısından. Kaybetmelere hükümlü gibiydim. Ama asla sevgime ihanet etmedim. Çünkü kendine ihaneti suç saymayan biri asla sevemez hiç kimseyi gerçekten.

Şimdi, sevdiğim papatyalardan ilkbaharda saçlarına yaptığım taç durur odamda ve hatta küçük kelebekler konar üzerine. Ama işte bilirsin üç gündür kelebeklerin ömrü bu yüzden her üç günde bir yeni kelebekler misafir oluyor odama. Şimdi aşkımıza şahit binlerce kelebek var diyebiliriz. Hani artık doğa da bizden yana… Şimdi bütün canlıların yüreğinde yerimizi sağlamlaştırma zamanı. Şimdi “biz” olma zamanı…
(Gerçek bir aşkta çok sevmişseniz, yüz kere de ayrılsanız, asla kaybetmezsiniz.)

Hem ben seni susarak seviyorum. Susarak özlüyorum. Susarak bekliyorum. Sustuğumda anlıyorum içimde dolaştığını, kanım gibi gezerken bedenimde, ne garip dönüp-dolaşıp yine kalbime geliyorsun. Temizleniyorsun, dinleniyorsun sonra yine gidiyorsun. Ama dönmeyi de iyi biliyorsun. Çünkü senin evindir artık kalbim. Öyle ya kalbi olmadan nasıl yaşar insan!

Çıplaktım seni sevdiğimde. Öyle sıradan, öyle yalındım ki sığınacak bir liman arıyordum kendime. Korkuyordum birazda sevmelerden, ayrılıklardan, ihanetlerden… Ama sen, sadece sevme duygusunu yaşattın bana, bunca yıldan sonra aklımda kalan gözlerin, sözlerin, gamzelerin… Üzerine yakıştırdığın elbiseleri bile çok özledim. Hani rabbim seni özenerek yaratmış bu belli de, asıl tuhaflık o güzelliği daha çok sevme yeteneğine sahip olamayan bende. Kusura bakma seni daha çok sevemediğim için… Öyle çok sarılmak istiyorum ki sana, öyle çok istiyorum ki gözünde gözümü görmeyi ve hatta hapsolmayı. Seni istiyorum yaşadığıma inanmak için… Allaha yaklaşmak için…

Her şey bir yana senden sadece “seni seviyorum’u” duymak istiyorum! Sonra seninle yaşlanıp, seninle ölmek…

EMRE ONBEY (sizden biri/belki sen)

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Gül’ün Derdi Aşktır!

“Yazmalıyım dedim kendi kendime… Bir adam gibi oturup masanın başına, sevdiğim kadına sevgimi, hasretimi, mutluluğumu, hüznümü anlatmalıyım dedim!”

Şu günlerde en çok gül satanlara kızıyorum. Böylesine narin, zarif, naif bir çiçek nasıl maddi değerle ölçülenebilir ki? Dikenlerinden arındırılıp, en çok kökünden, bahçesinden, yağmurundan, güneşinden… Yanlış anlaşılmasın, ben papatya aşığıyım! Feryadım, sevgililere parklarda, deniz kenarlarında zavallı âşıkların son paralarını almaya çalışanlara bir isyan! Malum hayat şartları o kadar iyiye gitmiyor. Artan nüfuslar, tüketilen doğasal nimetler, unutulan duygular… Daha neler neler! Garibin bir Allah’ı var, bir de yüreği. Aslında Allah’ı olanda garip sayılmaz ama oradaki gariplik hakkı yenilmiş anlamında. Yani demem o’dur: “artık güller satılmasın!” birbirlerini seven gençleri gül’le vurmayın! Gül’ü dalından, toprağından ayırmayın! Daha aksine güllerle donatın parkları, sahilleri, bahçelerinizi…

Yazmalıyım dedim sevgilim güzelliğine, şirinliğine, ruhuna… Bilirim, sen çok seversin gülleri, en çok açtıklarında, rengârenk güzelliğe büründüklerinde bahçede onlarla konuşmayı sevdiğini çok iyi bilirim. Farkındayım ben de gülü seven bir kadının yokluğunda nasıl da asileştiğimin, etrafa sataştığımın; senin sevdiğin her şeyi satmaya çalışanlara karşı ne denli onurlu durulması gerektiğini ve yapılması gerekenin gayet farkındayım. Çünkü severim seni-tıpkı beni sevdiğin gibi!

Çok önceleri, hani ruhunun güzelliğini bedeninde aramaya çalıştığım o ilk günlerde; senin sıradan, şımarık, kendini beğenmiş tavrının arkasında ki gizemi araştırmaya gerek duymamıştım. Çünkü inanmıyordum bedensel güzeli olan bir kadının ruhunun da güzel olabileceğine. İnandırmıyordu bir şey beni. Böyle olduğumdan ya da düşündüğümden değil, bu dünyanın aldanışları beni yanıltıyordu. Şimdi yağmur yağsın sonra güneş, gökkuşağını bize göstersin diye dua ediyorsam- bu senin sayendedir. Hani yağmur damlacıklarıyla daha bir kırmızılaşan gülleri koparmıyorsam birini kandırıp-etkilemek için-bunlar hep senin sayendedir. Kandırmıyorsam kimseleri yalan doğrularla ve ortak etmiyorsam bedenimi hain bir düşünceyle… Artık senin gibi sevebildiğimdendir!

Bu hayat yolculuğuna başlarken hiç tahmin edemezdim, huzurun bu denli yüreğimde saklandığına. Çocukken “yağ satarım, bal satarım…” oyununda arkasına mendil koyduğum kızlarda arardım ruhumun güzelliğini. Silgisini alıp-geri vermediğim kızların gözyaşlarında arardım değerimi, sevgimi… Ne yapsam hep eksikti! Birileri öfkeyle bakardı, sonraları hepsi ağız birlikçiliği yapmış gibi hiç konuşmazlardı. Yani ne yapsam yıllar sonra-hepsi sendin! İlk önceleri adamlığın oldun sonraları insanlığım, dürüstlüğüm, cesaretim ve vicdanım. Şimdi adını koyamadığım, binlere tanımsız duyguların hepsinde özgürlüğünle dolaşıyorsun. Hani dolaşıyorum sayende sokaklarda, caddelerde başım dimdik. Ve herkes “seven adam” diye gösteriyorsa beni- gülleri koparmadığımdandır bu/ ama en çok sende kendimi bulduğumdandır! Ve ben seni bir güle borçluyum! Bahçemde ektiğim binlerce gülün tek derdi ise sadece sensin/sadece aşk!
Bir gülü satmak “seni seviyorum’u” satmak gibidir…

(anneme…)

EMRE ONBEY