Kategoriler
Web Site Tanıtımları

Dizi dünyasına açılan pencereniz

Diziler günümüz dünyasının büyülü kutusu olan televizyonlarımızın en çok izlenen programlarından. Öyle ki dedikodularımıza bile şekil vermiş, yönünü değiştirmiş durumda. Mutlaka fark etmişsinizdir, toplu ortamlarda artık dizilerden haberler daha çok konuşulur oldu. Hoş ben şuan bu yazıyı yazarken bile takip ettiğim diziler aklımdan çıkmıyor.

Kategoriler
Günlük hayat iletişim Toplumsal Konular

Televizyon Etkisi

Moda olan deyimiyle, bilgi ve enformasyon çağında bulunuyoruz. Teknoloji ilerliyor. Birçok şeyi artık daha kısa sürede, daha hızlı, daha kolay yapabiliyoruz.

Aslında, müthiş bir iletişim aracı olan insanı eğitmede; bilinçli, kültürlü, ,inançlı kılmada, iyi olana yöneltmede dengi bulunmaz bir alet olan televizyon cihazı şu haliyle insanlığın beynini ve kalbini hedef almış bir silah, düşman elinde bulunan bir bombardıman aracı gibidir.

Daha önce de belirttiğim üzere televizyon 20. Yüzyılın en önemli teknoloji buluşlarından biri hatta en birincisidir. Onun müthiş gücü elbette tartışılmaz ve hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Fakat bizim için önemli olan o müthiş gücün hangi yönde ve ne işlerde kullanıldığıdır.

Televizyon Türkiye’de yayına girdiği yıllardan itibaren (1970’li yıllar) müthiş bir hızla yayılmaya başladı. Beş-altı sene gibi kısa bir süre içinde TV’siz ev nerdeyse kalmadı. Ardından renkli TV üretimi başladı ve sadece tüketmeye alıştırılmış toplumuzda renksiz televizyonlar kötü görülmeye başladı, yok fiyatına hurdacılara satıldı. TV teknolojisinin de bu şekilde hızlı gelişmesiyle birlikte yayın saati ve kanal sayısında da önemli bir artış meydana geldi. Televizyonun ilk izlenmeye başlandığı yıllarda günde bir-iki saat yayın yapılırken artık özel TV kanalları 24 saatin tamamını işgal ediyorlar.

Ev, hastane, kahvehane, lokanta vb. her yerde TV var. Öyle görünüyor ki bu sihirli kutu sayesinde ‘televizyon nesli’ diyebileceğimiz bir nesil üretildi. TV yayınlarına baktığımızda; yarışmalar, kadın programları, haberler, diziler, eğitimler vs. vs. vs. dediğim gibi yayın 24 saati dolduruyor. Ama şöyle bir gerçeği göz ardı etmemek lazım. Yayınlanan yarışma programlarına baktığınızda, yabancı ülkelerde yayınlanmış yarışmalardan kopya edilmiştir. Öyle kopya edilmiştir ki biraz dikkat ile incelerseniz sunucuların kurduğu cümlelerin bile aynı olduğunu göreceksiniz. İşte bu şekilde üretimden de uzaklaşıyoruz.

İngiltere, Fransa vb. gibi Avrupa toplumları televizyonun çıkmasından önce kitap okuma çağını yaşamışlardı. Türkiye ise kitap çağını yaşamadan ve idrak etmeden TV’ye yakalandı. Türk toplumu, medya rüzgarı sayesinde kitap okumayan, kitap bir tarafa hiçbir şey okumayan bir toplum haline geldi.

İnsan beyninin misyonu olan tefekkür, fikir üretme, görüş beyan etme elbette ilimle, bilgiyle, kitap okuma alışkanlığıyla çok yakından alakalıdır. Yani kültürsüz, bilgisiz, kitapsız, fikirsiz ve kritersiz bir toplum ile yetkin ve yetişkin toplumların ve fertlerin televizyona bakması ve ondan etkilenmesi arasında çok fark vardır. Çünkü kültürlü ve anlayışlı kesim hiç değilse doğruyu yanlışı birbirinden ayırır ve içinden de olsa reddetmesini bilir. Yanlışı görür ve en azından ona tepki gösterir. Birinci kesimde ise bu kadar çok hassasiyet dahi bulunmaz.

Bir de ‘televizyon nesli’ dediğimiz nesle bakalım. Büyüklerimizin ‘yeni nesli başka’ vb. sözlerini hepimiz duymuşuzdur. Evet yeni nesil sizin deyiminizle başka. Ben bu noktada suçu büyüklerde yani anne ve babalarda arıyorum. Çünkü biz artık çocuklarımızı TV karşısında yemek yedirir olduk. TV karşısında çocuğun, algıladıklarını seçme, ayıklama ve değerlendirme zamanı yoktur. Böylece hayal ile gerçeği ayıramaz ve her şeyi gerçek zanneder.

Yine büyüklerimizin hayatlarını dinlediğimizde altı yaşlarında çobanlık yaptıklarını, 12 yaşlarında büyük şehirlere gidip çalışmaya başladıklarını söylerler. Yeni nesil çocuklara baktığımızda 10 yaşındaki çocuk bakkala bile tek başına gidemiyor.

ABD Pediatri Akademisinin ve Türkiye’deki çeşitli kuruluşların yaptığı araştırmalara göre bir çocuk haftada ortalama 25 saatten fazla televizyon seyrediyor. 18 yaşına gelinceye kadar ise 15 bin saat yani 3 yıl sürekli televizyona bakıyor. Bu süre içinde 1 milyondan fazla reklam, haftada 150 cinayet, 160 cinayet girişimi ve birkaç toplu katliam görüyor. Bu cinayet sayısı 18 yaşına gelinceye kadar 15 bini buluyor. TV, çocuğu çok kolay etkiler ve onda kalıcı izler bırakır. Bu sebeple TV çocuğu tek yönlü etkiler, düşünmesine fırsat vermeden, onu egemenliği altına alır.

Bilinçli bir TV seyredicisi olmak dileğiyle…..

 

 

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat iletişim Teknoloji Toplumsal Konular Türkiye üzerine

DİZİLERLE HAYAT

Bihter,Ferhunde,Polat,MarazAli ve diğer dizi starları. Farkındaysanız bir süredir bunlarla yaşıyoruz. Giyim tarzları,kullandıkları eşyalar artık günlük yaşamda tercihlerimize bile yansımaya başladı.

Bihter ve Ferhunde’den insanlarla oynamak ve fettanlık konusunda çok etkili fikirler alırken, Polat’la da kabadayılığın ve korkusuzluğun sınırlarını zorluyoruz.

Dizilerin çekildikleri mekanlarsa genelde oldukça şık villalar, yalılar. Yaşanan hayatlar mutsuz ama eşyalar son model, giyilenlerse ona keza. İzleyenler, o ihtişamın içindeki mutsuzluğu göremeyip, farkında olmadan lükse özenip artık kendi yaşantılarını beğenmez oluyorlar. (herkes için geçerli değil tabiî ki.)

Geçenlerde günlük bir gazetede Aşk_ı Memnu ve Kurtlar Vadisi Pusu dizilerinin yayın akşamında ki her ikisi de Perşembe akşamı yayınlanıyor. İstanbul’da 112 acil vak’alarında oldukça büyük bir azalma olduğunu okudum. Yani insanlar evlerinden çıkmıyor bu dizileri izliyor. Yollar serbest tabi. Bu haberi okuduğumda ‘’pes yani’’ dedim. Neyseki bu diziler bir işe yaramış sonunda. Zaten bazıları da devletin perde arkasında dönen konuları işlediği için faydalı da sayılabilir.

Ama ben dizilerin (Çocuklar Duymasın dizisi gibi gibi herkesi güldüren sidcomlar hariç) bir faydası olduğuna inanmıyorum. Hatta zararlı. Bu kadar çok ve de konusu birbirine benzer diziyle beyinlerimizi uyşturuyorlar adeta.  Ne var içeriklerinde? Yalan, ihanet, entrika kavgalar, daha birçok sevimsiz şey. Hiç mi iyi bir şey yok? Var. Ama çok az.

Günlük hayatımız zaten yeterince stresli. Akşam olduğunda şöyle hoş bir şeyler seyretmek, rahatlamak isterken hangi kanalı açsak karşımıza bu dizilerden biri çıkıyor. Bir de kendi derdimiz yetmiyormuş gibi dizidekilere üzülüyoruz. Geçici de olsa.

Televizyon, görsellik yönü olan bir eğitim aracıdır aslında. Sadece eğlence için icat edilmemiştir.Ama şahsen ben, eğitici hiçbir program bulamaz oldum. Geçmiş yıllarda belgeseller, yörelerimizi, farklı ülkeleri tanıtan yapımlar, genel kültür yarışmaları gibi programlar olurdu. Şimdiki yarışmalarda soru yok. Sadece kutu açma var. Nasıl yarışmaysa?

Peki ne yapacağız? ’’koyuyorlar, izliyoruz’’ diyeceksiniz. Ama yapımcılar öyle demiyorlar’’. Arz talep meselesi, halk bunları istiyor biz de yayınlıyoruz diyorlar ’’. AGB isminde izlenme oranlarını tesbit eden bir kuruluş var. Bizler izlemezsek bu programların reytingi düşecek. Farklı yapımlara ister istemez kayacaklar. Bu bizim elimizde. İzlediğimiz müddetçe bu diziler ekranlarımızı kaplamaya devam edecek.

Lütfen artık karşımıza çıkan her diziyi izlemeyelim. Bunlar bize bir şey kazandırmıyor. İzlemezsek bunu fark edecekler ve mecburen değişecekler. Karşımıza da kaliteli yapımlar çıkacak. Sizce TÜRK HALKI içiboş dizileri mi hak ediyor, yoksa bizi eğiten, bilgilendiren, bunu yaparken de aynı zamanda eğlendiren yapımları mı? Cevabı siz verin…

SEVGİLERİMLE