Kategoriler
Aile bağları İslam Dini

Çocuklarımızın Ruhunu Nasıl Besleyelim? [Yaşamında Çocuk Bulunan Herkes İçin]

‘Çocuklara Allah’ı ve dini anlatma’ konusunda daha önce yazdığım yazılardaki önemli detaylara bazı ilavelerde bulunarak yeni bir yazı hazırladım. Umarım anne babalar ve yaşamında çocuk bulunan arkadaşlar/okurlar için yararlı olur.

Doğduğu andan itibaren, öğrenme isteği içinde sürekli etrafını araştıran çocuk, bilgiye ‘aç’tır. Allah, insanı din fıtratı üzerine yaratmıştır. Batılı psikologların, “doğal dinsel işlev, dini eğilim ve duygu, dini inanç tohumları, insiyaki temayül, dini potansiyel” adını verdikleri kavramlar, İslam inancındaki fıtrat prensibinin karşılığıdır. Son dönemde birçok psikolog, tarafsız ve önyargısız yaptıkları araştırmalar sonucunda dinin, çocuğun ruhuna seslendiği ve onun ruhsal yapısına uygun düşeceği görüşünde birleşmiştir.

Anne ve çocuğu arasındaki ilk hayat köprüsü plesentadır; anne bebeğini bu yolla besler. Doğduktan sonra da sütüyle onu doyurur.

Ama hep sevgiyle doyurur. İletişimin en güzel dilidir sevgi. Hazırladığı yemeği, verdiği suyu sevgiyle sunar. Ancak bedenini sevgiyle beslediği gibi, çocuğun ruhunu da beslemeli. İmam Gazali’nin ifadesiyle çocuk kalbi bomboş ve saftır, ne verilirse onu alır. Anne sevgiyle versin ki, onun ruhu lezzete doysun. Sevgiyi, şefkati, merhameti ve dostluğu versin ki çocuğunun ruhu açılsın.

İlk Öğretmen: Anne

Eğitimde ilk aşama ailedir ancak çocuk babadan çok annesiyle bir aradadır. Bu nedenle çocuğun ilk öğretmeni annesidir. Bediüzzaman Lem’alar’da, insanın en etkili öğretmeninin annesi olduğunu söyler ve annesinin önemini şu cümlelerle ifade eder:

“Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.”

Çocuk İnancını Kendisi mi Seçmeli?

Anne babalar çocuklarının hangi sosyal faaliyette bulunacağı konusunu dahi genellikle çocuğa sormaz kararı kendileri verirken, neye inanacağını çocuğun kendisine bırakırlar. Oysa çocuk bu önemli konuda kafasındaki soru işaretlerinin cevaplarını kendi kendine bulamaz. Kaldı ki inanç, yaşam için en değerli ve öğrenilmesi en gerekli şeylerdendir ve çocuk da bu önemli şeyi kendi çabasıyla bulmaya itilemeyecek kadar değerlidir.

İnançlı yetiştirilen çocuk ruhsal yönden dengeli olur. Çocuk zaten cevabını bilemediği/anlayamadığı olayları, göremediği bir güce bağlar. O güç bazen izlediği çizgi filmdeki bir karakter bile olabilir. O halde ‘gizemli’ bir gücün olduğunu düşünen çocuğa, bu sorunun birden fazla değil, yalnızca bir tek bir gerçek cevabı olduğunu anlatmak gerekir.

Çocuğa Neler Nasıl Anlatılmalı?

Dinin özü güzel ahlaktır. Allah katında beğenilen üstün ahlak özellikleri, özellikle çocukluk döneminde şekillenir. Çocuk, fıtrat itibariyle gerçekleri kabullenmeye yetenekli ve Allah’ı bulup kavrayacak güce sahip olduğundan, Allah inancı küçük yaşlarda öğretilmelidir.

Çocuklar; derin sevgiyi yaşatan Allah’ın güzel tecellileridir. Çocuk muhabbetle, aşkla sevilir. Değer veriyorsanız, yaşına rağmen saygı duyuyorsanız, ona Allah’ı tanıttıysanız, sevdirdiyseniz, Allah’ın koruması altında olduğunu söylediyseniz çocuk dünya tatlısı olur.

“Çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras güzel ahlaktır” buyurur Peygamberimiz(sav). Çocuğumuza güzel ahlakı tanıtmaya Allah sevgisini ve Allah’ın onun için yarattığı güzel nimetleri hatırlatarak başlayabiliriz. En sevdiği meyveleri Allah’ın yarattığını, örneğin iç açıcı sulu portakalların çamurlu topraktan çıktığını, kocaman bir portakal ağacının tüm özelliklerinin tek bir portakal çekirdeğinin içinde saklı olduğunu… Ufacık bir çekirdeğin toprağa atılmasıyla devasa bir ağacın oluştuğunu; onlarca dal, yüzlerce çiçek ve meyve verdiğini… On yılda büyüyen bir ağacın, gözlerimizin önünde on saniyede büyümesinin nasıl büyük bir mucize olacağını. Yıllara bağlı olarak büyümesinin de aslında mucizevi bir olay olduğunu ve bu mucizeyi Allah’ın yarattığını…

Çocuğa hayvanları sevdirebiliriz örneğin. Çevresinden başlayarak kedilerdeki sevimliliğe, kuşlardaki çeşitliliğe, kelebek kanatlarındaki yanar döner renklere dikkatini çekebiliriz. Kendi yüzü ve bedenindeki oran ve simetriyi anlatır, “bütün bunlar kendiliğinden meydana gelebilir mi?” sorusunu yöneltebiliriz. Çocuk böylece aklını kullanır, mantık örgüsüyle kendiliğinden oluşamayacağını anlayabilir. Bu şekilde bir anlatımla çocuk daha dengeli ve tutarlı olur, çevresini saran yaratılış gerçekleriyle bu muhteşem düzenin bir sahibi olduğu gerçeğine ulaşabilir. Bu anlayışa sahip olan çocuklara, Kur’an ahlakının anlatılması daha da kolaylaşır.

Çocuğa güzel ahlakı anlatırken, sevginin yanı sıra saygılı olmalı ve ona değer verdiğimizi hissettirmemiz de önemlidir. Büyük bir insan gibi davranırsak o da saygılı olacaktır. Çocuk olduğunu hissettirecek tarzda konuşmak, ona, kendisine değer verilmediğini düşündürür. Çocuk yerine konmak kimi zaman hoşuna gitse de sorumluluk duygusunu ortadan kaldırır; her şeyi artık size yüklemeye başlar.

Çocukla bire bir konuşmak kadar güzel ortamlarda konuşmak da önemlidir. Çocuk, hoşuna gidecek bir yerde, sevdiği yiyecekler eşliğinde daha güzel eğitilir. Güzellikleri kapsamlı anlattıktan sonra ona, dünyada kötülüklerin de olduğunu ayrıca anlatmalıyız. İyiliği, kötülüğü ve akılcılığın ne olduğunu anlatmalı, iyi ve kötü insanları tanıtmalıyız. Kendisi akıllı, olgun ve güzel davranışlar sergilediğinde onu ödüllendirebiliriz. Örneğin akıllı konuştuğunda, akılcı bir seçim yaptığında sevdiği bir yiyecek ya da istediği bir oyuncak alabiliriz.  Akıllı ve güzel davrandığında, temiz ve düzenli olduğunda ödüllendirmek, onun ruhsal yapısını güçlendirir.

Ölüm konusu ise çocuğa çok dikkatli anlatılmalıdır. Çocuk, kendisinin, anne ve babasının bir gün ölerek yok olacağını düşünürse, psikolojik açıdan dengesini yitirir. Ölümü yok olmak olarak anlaması çocuk için yıkımdır. Annesini ya da babasını kaybeden bir çocuk için, onların bir daha asla gelmeyecek olması dehşet verici bir düşüncedir. Dolayısıyla “bizleri Allah yarattı, ahirette, cennette yine hep birlikte olacağız” denildiğinde, çocuk ruhen ve bedenen sağlıklı olur.

Çocuk Eğitiminde Yapılan Yanlışlar

Çocuğa özenle, şefkatle, akılcı bir şekilde ve samimi ilgiyle yaklaşmak güzel sonuç verir. Bağırıp çağırmak olumsuz etki yapar; çocuk hem bize hem kendisine saygısını yitirir.

Çocuklara din, gerici ve tutucu bir üslup ile anlatılmamalıdır. Hurafe dolu bir anlatım, çocuk için din değil, aklının alamayacağı bir kâbus olacaktır. Dini Kur’an ve sünnet çizgisi dışında hurafelerle yorumlayan kişiler, kendi ruhlarındaki karanlığı ve şirk düşüncesini Kur’an’a ve Peygamberimiz (sav)’in hadislerine uygulamaya çalışırlar. Bilim ve sanat dışarıda bırakılarak, çocuğa “oturma, bakma, yapma!” emirleriyle dini eğitim vermeye çalışmak konuyu açmaza götürür. Çocuğa baskı, dayak, şiddet uygulanmamalıdır. Şiddet işe yarayan bir unsur olsaydı Hz. Nuh (as), peygamber olduğu halde kendisine inanmayan ve Allah’a iman etmeyen oğluna şiddet uygulardı.

Dini tam olarak yaşamayan birçok aile çocuklarına Allah’ı -haşa- “Allah Baba” olarak tanıtır. Onlara göre Allah her şeyi yaratmış, sonra bir köşeye çekilmiştir. (Rabb’imi tenzih eder, yüceltirim) Adeta Hristiyanlıktaki teslis (üçleme) inancına benzeyen bu ifade İslam dışıdır, çocuğu yanlış yönlendirecek uygun olmayan bir üsluptur.

Ülkemizde geleneksel tarzda bir eğitim uygulayan ailelerin bir kısmı ise çocuklarına bilinçli bir eğitim veremezler. Çocuklara ilk dini bilgileri verenler genellikle aile büyükleridir. Allah’ı, Peygamberimiz (sav)’i, Kur’an’ı tanıtmadan, yalnızca dua ezberletir, yaptıkları her hatayı “günah” olarak nitelendirir ve sık sık cehennemi hatırlatırlar. Çocukları Allah ile korkutur, “Allah seni taş eder”, “Allah seni cehennemde yakar” gibi tehditlerle ıslah etmeye çalışırlar. Çocuklar bu yüzden Allah sevgisinin ne olduğunu bilmeden hatta Allah’ı tanıyamadan büyük bir korku duyarlar. Bu hatalar nedeniyle çocuk, ileride inancını yitiren ya da ibadetlerini yapmayan bir insan haline gelebilir.

Çocuğa, Cehennemde yakan Allah değil, Cennetinde güzellikler sunacak olan Allah anlatılmalı. Çocuk öncelikle Allah’ı sevmeli. Allah’ın sevgisini ve rahmetini kaybetmekten korku duyulması gerektiği daha ileriki yaşlarda anlatılmalı.

Çocuklarımızı Allah’a Adayalım

Din ahlakı sevgidir, şefkattir; özveri, merhamet ve dostluktur. Allah, insanları, bitkileri, hayvanları, tüm yarattıklarını aşkla sevmemizi ister. Kur’an ahlakı, sevmenin sanatıdır. Çocuğa bu bakış açısıyla yaklaşırsak – Allah’ın dilemesiyle- çok güzel sonuç alırız.

Güzel ahlaka sahip insanların yaşadığı çevreler, özlem duyulan, huzur ve güven içindeki ortamlardır. Bu güzel ahlakın yaşandığı evlerde, anne- babaya itaatli, onlara “öf” bile demeyen, kötülüklerden uzak duran vicdanlı çocuklar yetişir. Bu ailelerin anne babaları çocuklarının hayırlı insanlar olmaları için çaba harcayan, birbirlerine de sevgi ve saygı gösteren, davranışları ile örnek insanlardır.

İman yaşanmıyorsa önce insanların, ardından ailelerin, daha sonra da toplumların sağlığı bozulur. Çevremize baktığımızda, insanların ne kadar mutsuz olduğunu görmemek mümkün değildir. Bu, toplumda din eğitiminin gerçek anlamda ve yeterli düzeyde yapılmamasından kaynaklanır.

Çocuğa yapılan en büyük iyilik, Allah’ı dost edinmesini sağlamak yönünde eğitmektir. Çocuk inançlı yetiştirilirse karakteri sağlam olacaktır. Tek güç sahibinin Allah olduğunun bilincinde olmayan çocuk, yaşamı süresince insanlardan korkacak, insanlara hoş görünmeye çalışacak, Allah yerine onlardan yardım umacaktır. Allah’a yakın yetiştirilen çocuk, yaşı küçük de olsa, olgun bir mümin aklına ve ahlakına sahip olur. Yaşadığı her şeyin Allah’tan geldiğinin bilincinde yaşar ve olaylar karşısında güzel tavır sergiler.

Kur’an’da, İmran’ın karısının, “Rabbim, karnımda olanı, ‘her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak’ Sana adadım, benden kabul et.” (Ali İmran Suresi, 35) diyerek dua ettiği haber verilir. Hz. Meryem’i annesi nasıl Rabb’ine adadı ise, bizler de çocuklarımızı Allah’ın rızası için Allah’a adayalım. Çocuk henüz hiçbir şekle girmemiş temiz toprak gibidir. O toprağa hangi tohumu ekersek, onun meyvesini alırız.  Ne kadar iyi bakarsak, meyvesini kat kat fazlasıyla verir; Rabb’imizin dilemesiyle güzellik, nimet, bereket, sağlık ve sıhhat gelir.

“Cennette ferahlık ve sevinç evi denilen öyle gösterişli bir yer vardır ki, oraya yalnız çocukları  sevindirenler girebilir.” Hz. Muhammed (sav)

Fuat Türker

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi iletişim İnternet Dünyası Teknoloji Toplumsal Konular

Ne Ekersek Onu Biçeriz

Çocuklarımız, bilgisayar, şiddet içeren oyunlar, ve ruhsal durumu bozuk yetişen bir nesil!!

Ve biz bu nesile, ülkemizi, malımızı, hatta canımızı emanet edeceğiz. Nasıl edebileceksek?

Çağımız teknoloji çağı. Buna bağlı olarak da, bilgisayar oyunları, çocuklar ve gençler için vazgeçilmez bir eğlence modeli haline geldi. Fakat yanlış seçilen oyun türleri ve bunun için ayrılan süre konusunda anne, babalar  ne yazıkki oldukça bilinçsizler.

Bilgisayar, televizyon gibi araçları, çocukların gelişiminde başsuçlu olarak göstermektense, bunları doğru kullanmayı öğretmek esas alınmalıdır. Oyun da bir ihtiyaçtır. Lüks değildir. Hangi oyunların, ne kadar süreyle oynandığı önemlidir.

Yapılan araştırmalar, doğru seçilmiş oyunların, çocukların zihinsel gelişimi üzerinde olumlu etkileri olduğunu göstermektedir. Doğru oyunlar sayesinde zihinsel fonksiyonlar harekete geçip, stres altında soğukkanlı kalma, dikkatini uzun süre toplayabilme yetenekleri gelişir. Hatta okuldaki başarısı düşük çocuklarda kavrama, algılama, akıl yürütme gibi becerileri geliştirmede de kullanılan bilgisayar oyunları vardır.

Ama diğer şıkta ise, yanlış seçilmiş şiddet içeren oyunlar sayesinde, ileride her karşılaştığı sorunu şiddetle çözmeye kalkan, hakkını aramayı da bu yöntemle sağlamayı düşünen bozuk kişilikler ortaya çıkacaktır.

Üstelik bilimsel araştırmalar. şiddete yönelik oyunlar oynayan çocukların beyinlerinde, bazı bölgelerdeki faaliyetlerin olumsuz geliştiğini, beynin fizyolojisini ve çalışma biçimini kötü etkilediğini ortaya koymuştur.

Geçmiş yıllarda bazı çizgifilm kahramanlarının yaptığını gerçek  hayatta uygulamak isteyen ve pencerelerden uçan çocuk haberlerini üzülerek izlemiştik. Çocuklarda, gerçeklik duygusu 7 yaşından itibaren gelişir. Yani bu yaşa kadar daha dikkatli olmalıyız. Onlar olayları bizim gibi algılayamazlar. Örneğin: bir insanın uçamayacağını düşünemezler. Bu yaş grubunda çocuğu olan anneler bu açıdan da dikkatli olmalılar. Çünkü, çocuklar oyunlardaki ve çizgifilmlerdeki kahramanları kendilerine model olarak alırlar.

Kısacası ebeveyn olarak bizler, çocuklarımızın sadece maddi ihtiyaçlarını ve eğitim masraflarını düşünmenin yanısıra, ileride nasıl birer fert olacaklarını belirleyen bu hususa da artık önem vermeliyiz.

Aslında zaten en güzeli, dışarıda açık havada oynamaktır. Toprakla haşır-neşir olarak, vücuttaki elektriği toprağa boşaltarak.

Ne Ekersek Onu Biçeriz
Ne Ekersek Onu Biçeriz

Bu arada yeri gelmişken biraz nostalji yapmadan geçemeyeceğim. Eskiden, komşunun bahçesinde, duvarın dibinde, kıyıda köşede bulduğumuz her materyal (gazoz kapağı, atılmış kutular vb. ) bize oyun malzemesi olurdu. Bu sayade hayal gücümüz ve yaratıcılığımız da gelişirdi.

Bilyelerimiz vardı renk  renk. Doyamazdık oynamaya. Poşette biriktirir, arada sayardık. Saklambaç oynar, ip atlardık. Daha birçok sokak oyunu. Ve kızların vazgeçilmez oyunu: evcilik

Enerjimizi boşaltır öyle girerdik evlerimize. Ne dersiniz? Bizim jenerasyonumuz daha şanslıymış değil mi? Ama ben bunu şimdi görebiliyorum. Şimdiki çocuklar dışarı çıkıp bizlerin çocukluğundaki gibi oyun oynayamıyor. Yine küçük yerlerde yaşayanlar biraz daha şanslı. Büyük şehirlerde bu, imkansız gibi. Hep bilgisayar, hep televizyon. Devir de değişti tabiî ki. Sebep sadece çevre şartları değil tabiî.

Ama şu da bir gerçek ki, bilgisayarımız , çok kanallı televizyonumuz yoktu ama bizim çocukluğumuz bambaşkaydı…

SEVGİLERİMLE