Kategoriler
Aklımdan geçenler Hayat üzerine Şair Sevgi ve Ask Dünyası şiir edebiyat Şiirler

___________lazım !

HASSASİYETE EL SÜRÜLDÜĞÜNDE   BIÇAK GİBİ KESKİN OLMAK LAZIM   AŞAĞISI   HİÇ  KURTARMAZ BİR TIR DOLUSU HÜKÜMLER YEMİŞ BENLİK___________ ÖN AYAKLARINI ŞAHA KALDIRMALI İPE DİZİLMİŞ KUŞLAR MANALI BİR   HÜRMETLE _________BEKÇİLİK YAPAR   GÖĞÜN VAADİNE__________ ŞU SAATLERDE _____ ÜRKÜTMEMEK LAZIM …   KİRPİK UÇLARIMA KADAR HİSSETTİM   ÇARESİZLİĞİ ____TÜTÜN KOKARKEN ELLERİM ŞEFFAF BİR ŞEY LAZIM___ SU__ GİBİ SEVMELERİ CİDDEN GEÇMEK LAZIM   BENCİL BEKLEYİŞLERİ ASMAK   ALFABEYE GİRMEMİŞ HARFLERİ HİÇ OKUNMAMIŞ BESTELERİ   ŞEHİT DÜŞÜRMEK________ LAZIM
LUZUMUNDAN AZ ACI VAR   KATMER KATMER DEŞİLMEK LAZIM   AMA ŞİİT SUS ______________   YAZARI BİLE BELLİ OLMAYAN BU OYUNU   SAMİMİYETİN EN ÜCRA YERİNDE   SAMİMİ BİR DUAYA_____ ÜFLEMEK LAZIM
SİTEM ETME YETKİM BİLE YOK   HİÇLİĞİMİN_________ MEŞHUN TAŞKININI   BALON HABER OLARAK ____ GELİN YAYALIM   ALIŞIĞIZ DEVŞİRME BARINAKLARA   ALIŞIĞIZ KAĞITTAN GEMİLER BATIRMAYA   YADA ALIŞIK DEĞİLİZ DE _________BELKİDE   ALIŞIK ROLU YAPMAK LAZIM
BİR MADAM  VE BİR BURJUVA   ONALTINCI YÜZYILDAN KALMA   HATTA BİR KUTUDA  KURŞUN ASKER   LİMONCU BİR ÇOCUK EKŞİ EKŞİ GÜLÜMSEYEN   GÖZLERİ BAKAN GÖRMEYEN ÜSKÜDAR DA BİR BALIKÇI   BU DÜNYA VE  LİSANINI EZBERLEMEYİ REDDEDEN   BİR DEV____  DEVİN VARLIĞINA ŞÜKRETMEK LAZIM
BENDE UMUT DİYE BİR İKLİM YOK   ACİZLİKLE İSTENEN  KALDIRILMIŞ ARZA____ İKİ EL TELAŞI   DÜNYAYA NAZIR HIÇKIRIKLI BİR ___DUA   TIĞ GİBİ KALAN BİR ___BAŞ GAMMIN EN UZUN MA_KA_MI ŞİMDİ VE ŞİMDİ BİR ŞİZOFREN SIFATIYLA   TARİHTE YENİDEN ANILMIŞ OLMAK LAZIM
İSTEM DIŞI KAS HAREKETLERİ DUDAKLARININ TİTREMESİ ELLERİNİN UYUŞMASI   YADA BOĞAZINA MÜHÜRLÜ BİR GÜLLE______ OTURMASI   AKLI HESABA ÇEKTİĞİNDE   MANTIĞINA DÜŞEN ________KOCA BİR SIFIRIN YANSIMASI   KADAR NET_____________   SONRASI YEDİ DÜVEL _KLİŞE   BU KADAR SESSİZ BAĞIRMA_MA_LI   ÇIKMAZLARA SES ÇIKARMAK LAZIM
DER___UN DİYE BİR OSMANLICAYA YELTENİRKEN   KENDİNDEN SONRA Kİ GELECEK KELİMENİN   BİTHAP DÜŞMÜŞLÜĞÜ__________ VAZGEÇİRDİ
LUZUMUNDAN FAZLA ŞEYLER LAZIM İŞTE   YAŞANMIŞ___ SAVAŞLAR ___________AKLIN SINIRINI ZORLAYACAK DİRENİŞLER________EZİYETİN TAZE KOKULARI   BİR FİLM SENARYOSU BELKİ OSCARA ADAY ______ SIKI BİR GERİLİM LAZIM
ULVİYET LAZIM TAM MANASIYLA   KIYAM _RUKU_ SECDE_ BUNA  HAZIR GÖNLÜM  YARADA NAZIR   GENİŞ BİR UFUK LAZIM   SABIR LAZIM _AF LAZIM   ANLAYIŞI HATMETMEK LA__ZIM   DÜNYADA EKSİK BİTMEZ !!! ŞİKAYET BİTMEZ_____ UZAK BİR MABED LAZIM   DAHA NELER NELER ___MABEDE PENCERE, PENCEREYE PERDE   ____________________________________   YARADANA NAZIR MUHATTAB OLMAK LAZIM   ____________________________________   BİTMEZ İŞTE BİTMEZ____ GELDE GÖR ÜSTADIM   LAZIMDA LAZIM…
sevda
  ” La havle vela kuvvete illa billah ! “
Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Bırak(ma) Beni, Bana

“Biliyor musun, sende hakkım olmasını isterdim. Mesela ayrılabilirdik, en azından ayrılıktan önceki sevinçleri, el-ele tutuşmalarını, gülüşmeleri tatmak isterdim… Şimdi imkânsızlığın gölgesine sığınmış, bu koca karanlığın orta yerinde bir ışık bekliyorum senden-hani güneşi hiç saymıyorum!”

Böylemi olmalı sevdalar. Neden her devrin aşkları bir başka derde kurban giderler. Çok mu zor sevmek, sevilmek; hiç mi tanımak istemedin beni, mesela gözlerimin içine bakarak “hayır” demelerine bile razıyım. Sahi hiç mi adam yerine koyamadın beni/seni görebilmek için her sabah aynı köşe başında beklemelerimi hiç mi fark etmedin, yoksa hepsine kaderin bir tesadüfümü dedin. Sahi nedir senin derdin-suskunluğun asaletine mi inanıyorsun, neden bir kerecik de manalı bakışlarınla anlatmıyorsun her şeyi. “çıkma karşıma, istemiyorum seni” demek bu kadar mı zor! Anlamıyorsun değil mi, ansızın karşına çıkan sokak hayvanlarına bile bir tepki gösterirken-bana bu kadar tepkisiz kalman, ağırıma gidiyor. Acaba diyorum “ o da hoşlandı da, utangaçlığından mı susuyor” yoksa “ benden sana yar olmaz” demeyi istemediğin mi, hani beni üzmek istemiyorsan-bunu anlarım, alır yüreğimi giderim sonsuz zamanlara… Ama konuş be bir kere! Sesini duymak istiyorum, gözlerinin rengini, kokunu, dudak burkulmalarına şahit olmak istiyorum. Omzuna konan uğur böceği kadar hakkım yok mu bunlara?

Soğuk terler altında hiçliğine mıhlanıyorum. Gecelerimi, artık nasıl güneşe emanet edeceğimi düşünmüyorum. Eskisi gibi yağmur sonrası gökkuşağına bakıp, hayretler içerisinde bakakalmıyorum. Aynalara bakıp-bütünlüğüme sevinemiyorum. Yaşam denen bu yanılsamalarda ölümden başkasına hayallerimi bırakamıyorum. Eskisi gibi çok kitapta okumuyorum, inanmıyorum kitapların büyüsüne, bilgisine, dostluğuna… Müzik denen o ruhun gıdasını ihtiyacım yok artık. Çünkü hiçbir ruhun öğününde müzik denen bir tatlı yok! Meğer gönül aşka, sevgiye, çok değil be bir tatlı gülüşe muhtaçmış. Nasıl da kandırmışlar yıllarca safsatalarla bizi… Nasıl inanmışız sahte bedenlerin ihtişamına, yazık görememişiz toprak kadar gerçekleri… Yazık ne kadar aptalmışım!

Bana ölümden gayrisi yalan be güzel kız! Neden diye sorma/ çünkü senin bana, yanına günde yüzlerce kez yaklaşan ve hatta içine giren iblis kadar ayıracak vaktin yok! İnan çok ağırıma gidiyor bu zamansızlıkların… Milyonlarca hayır’a razıydım-olabilseydim birazcık yanında.

Hadi git(me) sende… Bırak(ma) beni, bana!

EMRE ONBEY

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Dalgalar Kıyıya Vurdukça

“sen ne kadar iyi bir insansın! Hiç kimsenin yapmadığını yaptın bana. Benden daha kötü duruma düşmüşken, bana yardım elini uzattın… Şimdi gözümden yaş akıyorsa bu hiç kimsenin dinlemediği derdimi, anladığın içindir. Sen ne kadar iyi bir insansın!”

Kendi oğluna uzak yaşayan bir adamın hikâyesi bu; öyle yazın denizde, kışın kayak merkezlerinde yaşayan insanların hikâyesini hiç benzemez. İstersen hiç okuma! İstersen oku ve düşün neden insanların kaderinin başka insanlar tarafından çiğnendiğini, değiştirildiğini…

Hayat vurmaz insana… Vurulacak kadar güçlü değiliz bu dünyada, çok zayıfız ve hayat her halükarda bağrına basar yaşadıklarımızla. Buna inanmayanlara söyleyebilecek pek bir sözüm yok! Güzel yaşamak, güzel ölmek demektir. Aslında ikisi de aynıdır. İyi insan mutlu ölebilir mi, demek geliyor içimden, ya da hiç dememeliyim mi ne. Kabullenmek zordur ölümü, fakat yaşarken neleri kabullenmiyoruz ki. Kaçımız yenilen hakkımıza sahip çıkabiliyoruz. Kuyruğumuza basılmadıkça, kaçımız yılana sarılıyoruz denize düşünce. Belki de yazmamalıydım bu yazıyı…

Aslında farklı iki adamın hikâyesini anlatacaktım. Ama hayat girdi yine bir taraftan, kaç gündür bekliyordu bu hikâye gözümün önünde, “yaz artık beni” diye gözümün içine bakıyor gibiydi adeta. Ne çok kızıyorum kendime bilemezsiniz. Yıllarca yazamadığım romanım geldi aklıma, kim bilir o ne düşünüyordu benim için. Ve daha hakkını yediğim birçok kişi, nerede-nasıl konuşuyordur arkamdan. O kadar iyi bir insan değilim ben, kaldım ki iyi bir insanın hikâyesini yazayım. Bu sefer çok zorlanacağım, çok…

Günlerdir gökyüzü isyanlarda; fırtınalar azalsa, yağmurlar aşındırıyor toprağı. Ev de artık boğmaya başlamıştı beni, üzerime bir şeyler alıp, gümüş renkli havaya merhaba dedim. Daha kapıdan çıkınca anladım, sanki ilk defa yaşıyormuşum gibi bu hayatı. Üzerime gelen kışın ayazı beni bekliyormuş gibiydi.

Sahile doğru yürümeye başladım, önümde birkaç adım ileride yürüyen garip bir adam vardı. Devamlı söyleniyordu, anlaşılan derdiyle yıpranıyordu. Sahile kadar o önde, ben arkada devam ettik yürüyüşümüze. Hava soğuktu, sahilde kimselerin olmaması normaldi. Artık sahile yaklaşmıştık. Arabasını park eden güzel giyinimli bir adamda yüzündeki hüzünle sahile gelmişti besbelli. Ama benim ne işim vardı o soğuk havada bilmiyorum. Belki de yazmak için malzeme aramama hiç gerek kalmayacaktı. Üç adam birer tur attık sahil boyunca. Denizin havası bir başkaydı, dalgalar kıyıya vurdukça, kayalar aşınıyordu.

…sonra dalmışım küçük bir sandalın çırpınışla ayakta kalışına; meğer bizim iki kafadarlar çoktan sohbete koyulmuşlar. Kader bazen böyle bir şey işte, öyle engel falan tanımıyor. Zengin adamın, fakir biriyle ne işi olabilirdi demek çok yanlış. İnsan bazen hayatta en çok geçmişini arıyor. Huzur başka bir boyut, başka bir rahatlık… Adı yok bunun, olmamalı zaten de. İnsanların konuşabilecekleri, birbirlerine sırtlarını yaslayabilecekleri o kadar paylaşım var ki, hemde neler neler…

Uzaktan izlediğim kadarıyla, sorunları aynı gibiydi. Şimdi bana, nereden biliyorsun başka bir şey konuşmadıklarını diyebilirsiniz. Bir insan gözü yaşlı derdini anlatıyorsa, çaresizliğini dışarı vurmuştur bir kere. Gülecek hali olan adam, o havada orada olamazdı zaten.

Zamanla bir şey dikkatimi çekti. Her ikiside diğerini dinlerken ağlıyordu. Birbirlerini hiç tanımamalarına rağmen, sanki çokta iyi tanıyorlar gibiydi. Onları izlemek bana epey hüzün yüklemişti. Neler konuştukları önemli değildi hiç. Önemli olan birbirlerini yürekleriyle dinlemeleriydi, sanki o anı yaşıyormuş gibi çaresizliklerini vurmaları yok mu, işte bu beni çok duygulandırdı. Dünyanın böyle yürekli insanlara ihtiyacı var, hemde her çağda. İnsanların statüsü ne olursa olsun, çoğu zaman dertleri benzer oluyor. Ve insan en yakınından bulamadığı çözümü, hiç tanımadığı bir insanda da bulabiliyor. İşte yaşamı anlamlaştıran olaylar böyle gelişiyor.

Bu her şeyleri farklı iki onurlu insanın, aynı olan yüreklerini yazmak bana onur veriyor. Bu zamanda da böyle insanların yaşıyor olmalarını görmek çok güzel. Aslında insan olmanın da zamanı yok, yeter ki karşındaki kişiyi dinlemesini bil, inan öğreneceklerinin sonu yok.

Hava daha da esmerleşiyordu. Güneş zaten yoktu, deniz coştukça coşuyordu. Sonra bende o iki güzel insanın arasına dâhil oldum. Aralarında geçen konuşmaları nihayetinde öğrendim. Ama bunu anlatmayacağım tabi ki. Ama ikiside haklıydı, ikiside cefakâr babaydı! Birbirimize telefon numaralarımızı verdikten sonra ayrıldık. Eve hızlı yürüyerek geldim ve tek yaptığım şey, babamın elini öpüp onu ne kadar çok sevdiğimi söylemek oldu!

Hayatıma anlam katan o cesur iki adama çok şey borçluyum. Bir ömür boyu sürecek pişmanlığımdan onların sayesinde kurtulmanın inanılmaz hafifliği var üzerimde. Şimdi benim onların yanında ne işim vardı, daha iyi anlıyorum. İnsan, insana hep muhtaçtır ve muhtaç olacaktır da. Çünkü dünya ortak bir yaşam alanıdır. Sorunlarımız o kadar benzer ki ve bunun çözümü de çok uzaklarda değil. Bir tebessüm, bir sıcak merhaba bazen her şeyi hallediyor.

Olurda bir gün içiniz hüzünle dolarsa, kendinizi sokağa bırakın ve yaradana değin ki “ Allahım emanetin senindir, huzura götürsün beni bu ayaklarım, bu gözlerim güzeli görsün ve bu yüreğim dengini bulsun!” gerisi çok önemli değil. Önemli olan gittiğiniz yerin sıradan olmadığını bilmek… Yaşadığınız yer deniz kenarıysa eğer, en kötü havada dışarıya çıkmanızı tavsiye ederim. Nedenini gidince anlarsınız.

İyi insanlar hep aynı yerde mi buluşurlar? Evet, her koşulda ve her yerde…

Emre onbey

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim İnternet Dünyası Türkiye üzerine

Yiğit Bulut yaziyor: Edirne’de dün yaşananlar çok önemli!

Bu yazı Yiğit Bulut‘un HaberTürk sitesindeki köşe yazısından aynı şekilde buraya aktarılmıştır. Beğendiğim ve yazılarını herzaman takıp ettiğim bir yazar hocamızdır. Bu ülkede ne oluyor ne bitiyor sansürsüz, gerçek ve makyajsız bu kişiden öğrenebilirsiniz. Sizede tavsiyem Yiğit Bulut’un yazılarını takip etmeniz, çünkü her yazdığı ülkedeki gerçek konulardan ibaret, diğerleri gibi abartı ve taraflı değil..

Edirne’de dün yaşananlar çok önemli!

Yiğit Bulut
Yiğit Bulut

DÜN, tatil günü olması nedeniyle gündemi kaçırmış olabilirsiniz. Bana göre çok önemli toplumsal bir olay yaşandı ve detayları “insanı huzursuz” eden cinsten…
İlk etapta ne olduğunu aktarayım… Edirne’de tutuklanan 5 sol örgüt üyesinin arkadaşları, şehir içinde tutuklamayı protesto etmek için gösteri düzenlediler. Küçük çaplı bu gösteri şehir halkı tarafından “PKK’ya destek olarak algılanınca” şehirde binlerce kişi merkezde toplandı. Bu arada tutuklamayı protesto etmek için “üç otobüsün TEM’den Edirne’ye girdiği” haberi yayıldı. Kalabalık, TEM’e yöneldi ve TEM otoyolunu trafiğe kapatarak şehri ablukaya aldı… Bu arada şehre dışarıdan gelenler de TEM’de gösteri yapmak isteyince, ortalık karıştı, sivillerden ve polisten yaralananlar oldu.
Sevgili dostlar, yukarıdaki olay “toplumun nasıl kamplaştığını” göstermekle birlikte, yetkililerden aldığım bilgiye göre; “normal olmayan” detaylar içermekte. Şehrin içinde “o bölgede halkın konuya ne kadar hassas olduğu bilinmesine rağmen, birileri herkesin göreceği şekilde” gösteri yapıyor. Gösteri sırasında yine Edirne’nin şehir merkezine yakın mahallelerinde “PKK gösteri yapıyor” diye bağıranlar sokaklara çıkıyor. Bu da yetmiyor, kalabalık öfkeli bir şekilde tam toplanmış beklerken; biri yüksek bir yere çıkıyor ve “sade kızgın bir vatandaş” rolünde; “PKK’lılar TEM’den üç otobüsle Edirne’ye geliyorlar” diye bağırıyor. Şaka gibi ama gerçek! Daha “normal” olmayan ve “olayın” şehre sızanlar tarafından “bir oyunun sahneye konması gibi” tezgâhlandığını gösteren birçok detay var.
Sevgili dostlar, yaşanan süreçte “birileri kaybetti”. Şimdi onların “tek çıkışı” var; provokasyonlar ile Türkiye’yi birbirine düşürmek. Türk-Kürt, Alevi-Sünni kavgası çıkarmak. Bu çatışmaya çok yakın olduklarını “yapabileceklerini” düşünüyorlar. Yol almaları için “tek bir olaya, tek bir büyük çatışmaya” ihtiyaçları var. Zincirleme reaksiyonu “kışkırtacak” tek bir vuruşa!
Sonuç: Türkiye’de bugüne kadar her şeyi yapabildiler ama “iç savaşın mayasını asla tutturamadılar”. Hatta o kadar yol aldılar ki; “iç savaş başladı” şeklinde gazete manşetleri attırmayı bile denediler, başardılar. Şimdi tek bir adım ile bunu yapabileceklerini düşünüyorlar. Bu noktada bize düşen çok önemli bir görev var: “Hangi etnik kökenden olursak olalım”, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma” kavramına daha sıkı sarılmak ve “asla ama asla bu ülkede bizim gibi vatandaş olan kimseyi” düşman olarak bize “pazarlamalarına” izin vermemek! Gün “birlik” olma günüdür! Uyanık olalım ve tuzağa düşmeyelim. Unutmayalım; bu ülkeyi bize babalarımız-dedelerimiz bırakmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık!

Bu dünyada “ilahi adalet” gerçekten var !

TÜRK basınında son bir haftada tasfiye olanlara bakıyorum, bu arkadaşların neler yaptığını geçiriyorum ve en önemlisi onların yerine geçen “gerçekten iyi diyebileceğim insanları” düşünüyorum… Aklıma tek bir cümle geliyor; “ilahi adalet” gerçekten varmış… İnanılmaz bir olay! Türk basınına on yıllarca uğraşarak yerleşen “organizasyon” bir haftada çöktü! Türk basını adına inanılmaz umutluyum, Türkiye adına çok mutluyum… Kalan “safralar da” kısa sürede dışarı atılınca; haber alma özgürlüğünün “siyaset-para-güç” üçgeninden kurtulduğu bir basınımız olacak…

Çete uzantılarının “Enis Berberoğlu gidecek” yaygarası…

BAZI gazetelerde ve internet sitelerinde hatta Hürriyet’in yazarları arasında “tasfiye edilen çetenin” son kalanları, “Enis, geçici” söylemini yayma çabasındalar… Çok iyi biliyorlar ki; Berberoğlu, “kurdukları rant düzenlerini” yıkacak… Çabaları boşuna… Tasfiye çoktan başladı, “çete başları yani sahip muhtar ve sanço pançosu çoktan gitti” şimdi sıra onlarda…

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Sensiz Bu Dünya Haram Bana

“hayatına her şeyi ortak ettin de, bir beni çok gördün. İhaneti, kibiri, günahın tek anlamı iblisi bile yaşantına dâhil ettinde, beni hep görmezlikten geldin. Sana ahım yok sevgili; ama bilesin ki, her yağmur yağdığında pencere düşeceğim. Tıkırtılarım kâbusun olacak, beni işte o zaman biraz anlayacaksın… Biraz!”

Üzgünüm bugünde sana yazacağım. Belki de bugünü takip eden tüm günlerde, en çok sen olacaksın kalemimin ucunda. Kolay olmuyor hasretine sarılıp, özlemine saldırmak. Hangi harfi bacağından tutsam, ismini haykırıyorlar. Ben şimdilik seni sevme halindeyim. Uzun bir süre daha da aşkınla yaşayacağım…

Ölene kadar sürecek bu sarhoşluğum. Sokaklarda avazım çıktığı kadarıyla bağıracağım. Bir elimde resmin olacak, diğer elim dualarda… “Uyanın ülkemin güzel insanları diyeceğim, yârim benden çok uzakta, uyanında görüm şu halimi ve göründe düşmeyin benim gibi bu hallere.” Sonra sızacağım, bıçakla kazılmış bir bankın yanı başına. Martılar konacak sensizliğime, anlayacağım bu kuşlar aşkımızın sessiz tanıkları, işte o zaman dökülecek güz yaprakları saçlarıma. Kar taneleri olmayacak, kardelenler açarken ve sende benim gözlerimde…

Bir şarkı sığdıracağım hasretine. Sözlerini tekrarlayacağım ha bire… “Şimdi o ne yapıyordur, sağlığı yerinde midir, mutlu mudur?“ diye geçireceğim aklımdan. Sonraları her zaman yaptığım gibi cebimden kalemimi çıkarıp, yokluğunun huzuruna harfleri sıralayacağım. Seni öyle bilindik her şeyden sakınacağım. Kalbine bir zarar gelmesin diyedir ki susturacağım nefsimin hainliğini. Aklımda sadece sana dair güzel anılarım olacak ve onları anlatacağım yalnızca… Sende mutlaka okuyacaksın yazdıklarımı, biliyorum okuyacaksın ve sahipleneceksin. Sana da bu yakışır zaten.

Dışarıdan görenler korkmayacaklar benden. Çünkü seven adamdan korkulmaz, bir kadına tüm sevgisini veren adam en delikanlı adamdır. Bunu bilirler ve bildiklerinden de asla selam vermeden geçmezler. Şimdilerde seni sevmenin en güzel zamanını yaşıyorum. Sayende dostlarım çoğaldı. Kuşlar bile dizlerimden simit tanelerini yiyebilecek kadar güveniyorlar bana. Daha ne olsun ki her şey yerli yerinde, eksik olan sadece sensin!

Bakma “sensiz dünya haramdır” dediğime, yanlış anlarsın sen şimdi bu sözlerimi. Demek istediğim seni halen sevmemiş olsaydım, hani unutsaydım; işte o zaman yaradanın en inançsız kulu olurdum ve yaşamak inan haram olurdu bana. Sensiz hayatın en anlamlı yeri ne biliyor musun, halen seni sevebilecek bir yüreğin himayesinde yaşamam!

Görüyor musun nasılda düşüyor yağmur taneleri pencerelere. Hani belki hatırlarsın o sözümü “sana ahım yok sevgili; ama bilesin ki, her yağmur yağdığında pencere düşeceğim. Tıkırtılarım kâbusun olacak, beni işte o zaman biraz anlayacaksın… Biraz!” şimdi sen söyle sevgili, seni kim böyle yürekten sevdi?

Dön gel sevgilim! Sensiz bu dünya haram bana… Ama daha ölmedim, peşindeyim!

Emre onbey

Kategoriler
Günlük hayat Komedyen Söyleşiler - Röportajlar

Mesut Yar ile Söyleşi

Benim için tüm anılarım unutulmaz; ama matematik dersinde hoca son notu verecek. Beni sözlüye kaldırdı. Ondan sonra takıldım kaldım bir formülde, çıkamıyorum. Kafaya bir tebeşir yolladı. Hemen aklıma geldi nasıl olduysa. Öyle geçtim dersi. Sonra gittim elini öptüm. Belki de ondan sonra açıldı benim öğrencilik hayatım.

Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz Biz ve Söz adına. Sempatik bir insan olmanız ve bizim okuldan mezun olmuş olmanız size ulaşmamızda en büyük etken oldu; ancak Mesut Yar’ı biraz araştırdık ve karşımıza çok yönlü bir insan çıktı. Kendi Web sitenizde “Ben sahici bir adamım, Kurtuluşla yürürken beni her an görmeniz mümkün.” demişsiniz. Gerçekten de kendinizi bu yaşamın ve halkın içinde hissediyor musunuz?

Mesut Yar ile Söyleşi
Mesut Yar ile Söyleşi
Kategoriler
Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Senin Ruhuna Küs Bu Adam

“inansaydın bana yanımda kalırdın. Gözlerimde yaşlar yerine, gözbebeklerin olurdu. Belki güzel bir evimiz olmayabilirdi, sıkıntılarımızla kederlenip üzülürdük. Ama sevgilim bunların terside olabilirdi. Neden farklı düşünmedin ki, neden yüreğinle sevmedin, neden?”

Sevgime ihanet etmedim. Senden önceki aşklarımda da böyleydim ben. Nedensiz sevenlerdenim. Verdiğim kadarıyla almak isteyenlerden olmadım, yani güzel sevgilim karşılık beklemedim hiç. Ama küçük bir mutluluk kapımı çalsaydı ve sen olsaydın o gelen, inan evimin kapısını kırardım. Bekleme diye, gelindiğini bil diye… Ama olmadı güzel sevgilim. Her olmayışlarda kendimi sende kaybettim. Olsun, inan ahım yok sana bilesin.

Güzel sevgilim hüzünlü adam diye söylerdin hep bana. Bense karşı çıkardım buna. Ne diyebilirim ki, şimdi çok hak veriyorum. Ve sahip çıkıyorum bu halime, belki de senden kalan, seninle anlam kazanan bir yönüm olduğundandır ki çokta seviyorum. Aramıza giren bu zamanla beraber yaşantımda nelerin değiştiğini gördüm. Sevmek aslında hiçbir şey değilmiş çok şeyin yanında, ama hiçbir şeylerde çok şeymiş. Kaybedince anlıyor insan, çok şeyden hiçbir şey olduğunu görünce, yazıyor işte böyle!

“beklediğim bir yolun başındayım. Aslında beklenilen bu yolda, bir durak bu geçilmesi gereken, belki hep durulması… Dönülmesi pek mümkün olmayan, ara sıra ardına bakıp küçük mutluluklar, heyecanlar ve pişmanlıkların olduğu… İçimdeki kadına, bir ömür verdim. Şimdi o ömre, ömür katmanın emeği bu. Kalbimin ömür törpülüğünün en güzel durağı, hoş geldin olgunluğum, ilk günkü gibi.” çok istemiştin bu cümleyi benden, yazmam gerekeceği zamandaydın çünkü. Yazdıran sendin. Sahi neden çok istedin ki?

Ama inanmadım ki bana hiç. Bahçene diktiğim gülfidanlarını büyütmediğini görünce anladım. Birde gülleri çok severim, bahçemde sadece onların olmasını isterim diye diretmelerin… Neden değiştin ki bu kadar. Yüreğine ihanet etmelerine en çok ben üzülmüştüm. Biliyor musun, onca hatana rağmen seni sevmelerime bazen çok kızıyorum. Dürüst bir insan değilmişim bende. Yanlışlarını söylemeliydim sana, kızmalıydım. Ama sen eleştiriyi hiç sevmezdin, gurur yapardın. Yazık oldu güllerimize, o bahçemize… Çok yazık!

Şimdi sana varan sokaklardan geri dönüyorum. Ne zaman anılarımız çıksa karşıma, gerisin geriye emirler yağdırıyorum bedenime. Ruhum belki orada kalıyor, hayallerim bataklığa girer gibi, sokuluyor sana… Ama ben bedenimi alıp-gidiyorum her defasında, biraz istemiyorum seni. Ben en çok sende kendimi görmeyi istemiyorum. Durup-durup tekrar sana dönmeyi düşünsem de, hep yarım kalıyorum hayallerde. Bir işaret gibi sonlanıyorum, çoğu kez nokta oluyor bu.

Artık sende at beni içinden. Gecelerinden, gündüzlerinden, o akşam olunca güneşin batımından… Unut beni, sanki bir filmdi bitti san! Yeni filmlerine yeni kahramanlar ara, bulursun sen en güzelini. İstediğin gibi oynatabileceğin oyuncular elbette bulursun, ikimizde biliyoruz bunu. Yürekten sevemezsin sen hiç kimseyi. Ruhunu yoramazsın bir adam için, aşkı bir uğraş olarak görmelerinden belli değil mi? İnan boş ver sevmeleri, senin hep daha önemli işlerin oldu zaten… Sana son sözüm:” yeni bir bahaneyle çıkma aşkın karşısına, olur mu?”

Artık senin ruhuna küs bu adam, bedenini öldürdüm içimde… Ama yine de çok sevdim be!

Emre onbey

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Kararsız Gün Batımı (isimsizler parkından)

“yaşadığım yerlerin hiçbiri, onun yanında olduğum kadarıyla mutlu etmedi beni. Böylesine rahat olduğum, huzura sarıldığım başka bir yer hatırlamıyorum. O benim ruhum, sırdaşım; o benim kararsız gün batım!”

Bir gün daha bitti; çaresizliğimde, yorganımla örtülmüş bir haldeyim. Kadınsal içgüdülerin hesabını soruyorum bedenime ve cezamı gözyaşlarımla yıkayıp, bırakıyorum zamana… Öyle kolay değil yaşanmışlıklarla yaşlanmak, inan ölüm, her anı başka bir kefen anı; günlerdir, susmayan bir haykırış içimde, sussam-daha da bağırıyor “sen” yanlarım.

Kararsız Gün Batımı
Kararsız Gün Batımı

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular iletişim Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Sensiz Kaybolmak Zor

“artık gitme zamanıdır. Kirlendik, nemli yastıklara bıraktık derdimizi. Biliyor musun hiçbir yenilgi, yokluğun kadar ezik bırakmadı beni. Sen, güneye gidiyormuşsun, git! Korkma, bir daha karşılaşmayacağız; ben de toprağa gidiyorum…”

Ne tuhaf, gidenin ardından sözler mırıldanabilmek. Yazmak ne kadar zor; kimi ayrılınca mı kıymetini bildin diyor, kimileri gitmekte haklıydı. Ne onların demesi bitiyor, ne de yokluğun acısı biraz hafifliyor, sadece sensiz bedenimden takvimler geçiyor. Yüzümde ıslaklığın kaldı birtanem. İçimde dudağının kıvrımları, saçlarının sonbahar hüznüne benzer türküleri. Ve yüreğimde gülümseyen esmer küçük bir kız…

Unutacak kadar hiç nefret etmedim senden, çok sevdim. Gittikçe azalan ömrümde, keşkelere inan hiç sığınmadım. Belkilerle uğraşmadım. Yandığımda, ağlamadım; yanmaksa, sadece yandım. Alnımı toprağa dayadığımda, kokunun gülüşünü duydum, mutlu olduğunu hissedince, inan bende çok mutlu oldum. Şimdi toprağa gidiyorum, daha da çok görebilmek için seni, mutlu olduğunu daha çok duyumsamak için gidiyorum, senin için…

Sensiz Kaybolmak Zor
Sensiz Kaybolmak Zor

Kategoriler
Anma Yazıları Genel Konular Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Fedakâr Bir Baba İçin

“Seninle konuşurduk baba, bazen lambanın etrafında dolanan bir kelebek için, yeni bir hayat kurardık, yemyeşil bir kırda… Güneş parmaklarıma dokunduğunda, öperdin yanaklarımdan, bıyıklarından anlardım senin olduğunu; seninle, tekrar çocukluğumu yaşamayı çok özledim baba! Adam olmayı sen öğretmiştin bana, senin tarafından takdir edilmek, inan hiçbir şeye benzemiyor.”

Ruhundan haber bekliyorum, yokluğuna olan inancım günbegün artıyor. Yoksun baba, neden gelmiyorsun, neden susuyorsun, her ağladığımda… Ağır aksak adımlarla karşılıyorum, sensiz geçen her günü, çok umursanmadığımı iyi biliyorum. Yabancı bakışlar dolaşıyor bedenimde, çoğu menfaat uğruna hırpalıyorlar oğlunu! Uykudan uyandığımda boynum bükük oluyor her defasında, kaldıramadım daha hiç başımı, dimdik duramıyorum bu hayatta. Ne yapsam, hep eksik kalıyor bir taraf… Ama baba, ben, işte o tarafla hayata tutunuyorum. Ruhundan haber bekliyorum, yoksa yanına geliyorum baba!

Kaderin çoğu oyununa hiç aldırmadım. Doğum günümde almış olduğun saate bakıp, geceyi batırıyorum, ömrüme. Dinliyorum gündüzün sesini, bir hayallerde çoğaltabiliyorum seni, birde o gün işte! Eve geldiğindeki ayak seslerini, bir görsen nasıl arıyorum. O yaramaz küçük kedinin tıkırtıları yokmu, her defasında geldiğini sanıp, uyumuş numarası yapıyorum. Ama ne yanağımdan öpen biri oluyor, ne de bıyıkların batıyor! O yokluğun varya, alay ediyor baba, inan o yokluğunun acısı fena batıyor kalbime. Ben gülemiyorum artık, o eskisi gibi, kahkahalar atıp-çatlatamıyorum bedenimi. Küçük kuzenleri eğlendirmek için yalancı gülümsemelerimi saymazsak, sensiz hiç gülemedim bu hayatta!

Fedakâr Bir Baba İçin
Fedakâr Bir Baba İçin