Kategoriler
Genel Konular

Baba’ma

Şimdi öyle bakıyorsun çerçeveden
benim olan dünyaya. Bense sana bakıp acaba bu dünyamı varlığınla doldursan
nasıl rengârenk olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Hayata olan küskünlüklerim,
kırgınlıklarım, sevdalarım ve yalnızlıklarımı hep o çerçeveden izliyorsun
öylece rengini bile bilmediğim gözlerinle. Sadece gözlerinin rengi değil,
kokun, bakışın, belki ağzından çıkacak peşi sıra küfürler veya o dolu dolu
gülüşün. Hiç biri ama hiç biri yok bende. Ne rüyalarımda ziyaret ediyorsun beni
nede bir nefeste yaşadığım hayatın bir noktasında var benliğin. Neden yoksun?
Neden? Senin yokluğuna olan tüm öfkemi Tanrı baba’dan alıyorum aklıma düştükçe.
“Anne karnında birkaç aylık bir bebeğin ne günahı vardı da onu sensiz bıraktı
bu yaradan? O en emekçi Azrail yoldaş neden mesaiye kaldı o günlerde?” cevabını
bulamadığım peşi sıra soruların en başında gelenler bunlar. Ve cevabı olmayan
öylece sessizce gözlerimi buğulandıran sorular. Kimdin sen? Neydin? Neredesin?
Neden yoksun?

 

Kısa
kısa hikâyelerini anlattılar bana. Kimi zaman hiddetini, kimi zaman masumluğunu
ve kimi zamansa o beklentisiz yardımseverliğini. Üç beş hikâye ile aldım seni
hayatıma. Üç beş hikâyenle seni yaşadım ama sen olmaya çalışmadım. Biliyordum
çünkü eğer sen olmaya çalışsaydım senin oğlun olmazdım. Hep sana benzettiler
beni, hep yok işte seni bıraktı arkasında dediler. Yaşasaydı yaptıklarını
yapardı yada anlaşamazdın dediler. iki dik kafalı insana bu dünya dardı
dediler. dediler de dediler. Kimi zaman gülerek dinledim söylenenleri kimi
zamansa yüreğim parçalandı. Hep şanslı gördüm kendimi benimle aynı kaderi
paylaşan milyonlar arasında. Hiç olmazsa dokunmamıştım sana, koklamamıştım,
sıcaklığını bir kez bile duymamış bir kere olsun azarını işitmemiştim.
Bilmiyordum bu duyguyu nedir ne değildir bilmiyordum işte. Bilmek istemez
miydim? Yada seni yaşamak istemez miydim? Seninle yaşanmış hatırladığım bir
anım olmasını ve o anı rüyamda görmek için uykuya dalmayı ne kadar isterdim.
Ömrüm kim bilir kaç yıl sürecek bilmiyorum ama şimdiden yaşadığım otuz yıl
kadar hibe ederdim Azrail’e. O kısacık anı yaşamak için.

 

Şimdi
ise öylece elimde sigaram, bir yanımda tanrının yasaklı şerbeti o siyah beyaz
çerçeveye bakıp gözlerimin buğusunda gecenin bilmem kaçında küfürler
savuruyorum bu düzenini bu adaletini ve sistemini kargalara kovalattığımın
sonrada eşeklere havale ettiğimin dünyasına. Ve o dünya içinde bu adaletsizliği
var edene de sesleniyorum. İsyanım yüreğimden beynimden taşıp miraca
yükseliyor. Yılardır kendime sorduğum sorunun cevabı yok yine bu gece beynimde.
Neredesin? neden erkenden gittin? Neden direnmedin? Neden ha neden? Seni bana
ilk anlattıklarında Azrail denen o muhtereme kafa tutacak bir deli Dumrul
demiştim oysa ben sana o çocuk aklımla. Ama değilmiş işte. Yoksun dün olmadığın
gibi bugünde yoksun ve yarında olmayacaksın. Hep olduğun yerde kalacaksın siyah
beyaz bir çerçevenin içinde öylece bakacaksın benim olan bu dünyaya ve ben her
sabah ve her akşam senin bu dünyada neden olmadığını sorgulayacağım aynı
bilinmezliklerle.

 

Kimi
zaman kızıyorum sana, seninde baba’na kızdığın gibi. Kimi zaman öfkem taşıyor
kabından ve düşünüyorum. Acaba gözlerini kapatırken hiç düşünmüş müydün geride
kalan senin olan emanetlerine sahip çıkacaklarını? Acaba hiç yüreğinden geçti
mi sensiz kalınca senin emanetlerinin de seninle öleceğini? Senin kanından
olana kimin ne kadar sahip çıkacağı? Kimin ona destek olacağı? Duyar gibiyim
seni. Ama olmadı işte. Yaşadım gördüm. Baba yarısı diye bir gerçek yokmuş bu
dünyada. Sadece insanlar beni görünce seni hatırlayıp gerçek mi, yalan mı
olduğunu bilmediğim gözyaşları arasında kucakladılar beni. Ve sadece
gördüklerinde ve sadece beni görüp seni hatırladıklarında. Şimdi nerede
olduğumu ne yaptığımı, nasıl yaşadığımı, yüreğimden nelerin geçtiğini ve ne
zaman gülüp ne zaman ağlayacağımı kime neye nerede ve ne zaman kızacağımı bilen
senin kanından daha doğrusu bizim kanımızdan olan tek bir Allah’ın kulu yok. Ne
oldu bence biliyor musun? Bir büyüğün hatta senin ve benim hayatımda yeri olan
büyüğün ağzından çıkan bir cümle “ÖKÜZ ÖLDÜ, ORTAKLIK BİTTİ.” Kusura bakma ben
söylenenleri paylaşıyorum seninle. Ve biliyormusun, annem o sana deli gibi
bağlı kadın ve senin emanetinin tek bekçisi Annem bana kızınca genelde “ÖKÜZ”
diyor. Yok ben bu durumdan şikayetçi değilim neticede annem söylüyor, nede olsa
seninde atan söylemişti. Kızacak darılacak bir şey yok. Baba’mın oğlumun ben o
hayata veda ettiğinde öküz sıfatına sokulduysa, ben hayli hayli yaşarken öküz
olmaya hazırım.

 

Kızabilirsin
bana BABA. Yada ne bileyim bunları karşında söylesem ki şayet öyle bir
alternatif olur muydu bilmiyorum ama neler olacağını tahmin edemiyorum. Ama
gerçekler bunlar. Ve ben bu lanet olası ben senin oğlunsam ve varsa bir parça
senden bana kalan bir şey gerçek buysa dikilirim arkasına. Gerçek bu. Kısa ve
öz, herkes kendi dünyasında kendi hayatını yaşarken bir kez bile dönüp
bakmadılar hadi bakmadıklarını boş ver de ne hal sordular nede hatır. Nerede ne
halt yediğimi bile bilmeyen bu şahsı muhteremler, hadlerini ve hudutlarını
zorlayıp hayatımda bir emek harcamadıkları halde beni yargılamaktan da geri
kalmadılar. Beni, beni ben yapan yanlışlarımla beni orada burada yargıladılar,
kendileri bir kez olsun aynaya bile bakmadan. Evet kızıyorum sana BABA, neden
adam edemedin çevrendekileri yoksa zamanın mı yetmedi BABA?

 

Her
şeyi boş ver. İnan bana hayatımda olmayan insanların ne söyledikleriyle bu
denli ilgilenip karanlıklara teslim edemem yüreğimi. Sadece anlatmak istedim
sana. o bana bakan siyah beyaz resimdeki keskin gözlü adamla hayatımda ilk kez
paylaşmak istedim düşündüklerimi. İşte bu noktada dayanamıyor yüreğim. Oysa
oysa gecenin bir vakti kapımı çalsan, otursan karşıma saatlerce ben sana
anlatsam anlatamadıklarımı, saatlerce konuşsak ve artık kimsenin görmediği o
yüreğimde birikmiş gözyaşlarımı akıtsam omzuna öylece seni koklayarak
sıcaklığını duyarak olmaz mıydı? Sevdalarımı anlatsaydım sana, korkularımı,
öfkemi ve hayata bakışımı yargılasaydın sabaha kadar. O bilindik cümleler
dökülseydi ağzından, biz senin yaşındayken ile başlayan. Sonra bir
hiddetlenseydik, bir gülseydik bir sarılsaydık birbirimize. Öylece dolu dolu
sarılsaydın bana. Hiç bir şey söylemeden, ben işte o kucaklaşmada anlasaydım
her ne yaparsam yapayım bu adam benim yanımda arkamda diyebilseydim
cesaretlenseydim. Evet cesaretliyim arkada olan ve beni bu güne kadar taşıyan
kocaman yürekli bir Annem, dev gibi gördüğüm dedem ve o masum gözlerini
üzerimden ayırmayan Anneannem ve benim kimi hallerimi bilen benimle dertleşen
ve bana kızan bağıran kızsa da bağırsa da kıyamayan güzel yürekli insanlar var
hayatımda. Var, var ama sen yoksun be Adam sen yoksun. Yokkkkk.

 

Baba
ne demek? Hiç eksikliğini duymadım, duyurmadılar ama bu kavramı da bilmiyorum
be BABA. Kimi zaman bir dost babasıyla sorunlarını anlatıyor bana öylece
dinliyorum ve çözümsüzlükler içinde sadece dinlemekle yetiniyorum. Nasıl bir
BABA olacağımı bile kestiremiyorum çünkü bilmiyorum be bilmiyorum. Bilmediğim
anda ilkkez anlıyorum seni bu gece. Bana o çerçeveden öylece bakıyorsun ve ben
dinliyorum seni. Hiçbir zaman ama ne olursa olsun zalime boyun eğmeyeceğim,
doğrularımın peşinden yürüyeceğim kim ne derse desin ben ne olduğumu bildiğim
sürece adımlarımı sağlam atacağım. O yalancı göz yaşlarına hiçbir zaman
kanmayıp sadece gerçeğin yanında var olacağım. Senin olana sahip çıkmayan
yüreklere yüreğimi ve beynimi kapatacağım. Kimseye yalancı tebessümlerle
yaklaşmayacağım. Evet sen olamam ama sana layık olmayı başarabilirim BABA.
Zaten benzer özelliklerimiz var yukarda dem vurmuştum o yüzden sen bana öküz
diyeni saygıyla selamlayıp ama o öküzle senin olana sahip çıkmayan sana öküz
diyeni bir sorgulayalım istersen BABA.

 

İnsan
tanımadığını, görmediğini yada paylaşmadığını sevemezmiş. Varlığımdan beri
hayatımda yoksun BABA ama seni tanımasam da, bilmesem de üç beş hikâyeyle var
olsan da bende kısa bir ses kaydı dâhilinde ben seni çok seviyorum. O siyah
beyaz çerçevenin içinde olsan da olmasan da ne olursa olsun seviyorum. Dedim ya
hayatımda ilk kez seninle dertleştim bu denli keskin. Kimilerine bu cümleler
mızrap olup batsa da batmasa da inan artık önemli değil. Umurumda hiç değil.
Ben bunu başarabildim ya ve seninle yüzleşebildim ya yıllar sonra üç satırda da
olsa işte ben bu gece hep sana sarıldım hem seni içtim hem seni yaşadım BABA.
Hayatımda sadece bir kere keşke dedim ve o keşkenin içini dolduranda sendin. Keşke
var olsaydın, keşke bizimle kalsaydın.

 

Kategoriler
Genel Konular

Baba!..

Dünyayı yeni tanımaya başladığım
günlerde tanıdım O’nu. Karşımda anlamsız hareketler yapan , kocaman elleriyle
bana dokunan ve benim her kıpırtımla yüzünün rengi değişen ,ufacık bedenimi
ellerinin arasına alıp o yana bu yana savuran ve her sızlamamda beni havalara
atan O’ydu.

Kimdi bu ,beni doyuran iri ve
yumuşak memeleri yoktu, yada altımı hiç değiştirmiyordu. Hiçbir menfaatim
yoktu. Ama karşıma çıkınca neden kanım hızlı akmaya başlıyor , neden içim
ısınıyor ve neden anlam veremediğim bir güç beni O’na delice çekiyordu?Kimdi
bu?Görevi neydi? Neden beni görünce yorgun yüzü neşeye boğuluyor, Gözleri ışıldıyordu.
Ve neden sakalları vardı?

Ellerimin üzerinde durmaya
başladığım ve ayaklarımla kendimi o yandan bu yana sürüklemeye başladığım
zamanlarda, siyah beyaz bir gazete okuduğunu görürdüm. Gazete’ye her uzanışımda
o’nu benden saklar ve yine benimle debelenmeye başlardı.Bana Oğlum diyordu.
Kanım çok kaynıyordu bu insana. Hele kollarında uyumak varsın sakalları olsun,
önemli değildi. Güç veriyordu bana. Bakışları beni görünce yumuşardı.Ama çok
sertti.Çekinirdim.Ayaklarımın üzerine yeni basmaya başladığım zamanlarda, sehpa
adı verilen bir cismin üzerindeki, kırmızı renkli şey dikkatimi çekti.Adı
vazoymuş..

Sert ve keskin bakışlarıyla hiç
alışkın olmadığım bir ses tonuyla o vazo denilen şeye yöneldiğimde
haykırmıştı..”Cıs” diye.

Kanımın donduğunu, yüzümün buruştuğunu
ve ağlamaya başladığımı hatırlıyorum.Ben ağlıyordum. Havalar atmasını,
debelenmesini, benimle oynamasını bekledim ama.. istifini bile bozmuyordu.
Korkmuştum Bir daha Adını bilmediğim ve sehpa üzerinde duran hiç bir şeye
yaklaşmadım.beni öpmüştü,anlamadım. Aslan Oğlum demişti bana.”Aslan neydi?”

Sabahları arardım onu her odada.
Usul usul kafamı uzatıp bakardım kapıların aralığından odalara, bulamayınca
içim acır, kendimi güçsüz hisseder buruk buruk oyuncaklara sarılırdım.Hava
kararmaya başlayınca giriş kapısının önünde bekler, beni kucaklayıp ,havalara
atmasını bana “Aslan oğlum” demesini beklerdim. Her kapıyı açışında beni görür
görmez gözleri ışıldar, yüzümün şekli değişir bana sarılırdı.O’nu görünce
yerimde duramaz delice hoplamaya başlardım.Kanım kaynar içime bir güç dolar ve
önceleri, sevmediğim sakallı yüzünü öpmek için can atardım.İri ve yumuşak
memeli kadından anne demeyi öğrenmiştim,ama bu kimdi?”Baba” diyorlardı.Baba
neydi? Anne o’na koca diyordu.Baba!.. Bu lafı ilk söylediğimde kulaklarımı
sağır edecek bir ses tonuyla haykırıp, beni o güne kadar hiç sarmadığı şekilde
sarmıştı kollarına. Beni, sırtına alıp gezdirmiş ve katıla katıla gülmüştü.Beni
kollarında uyutmuştu. Kokusunu duymak, sıcaklığımı hissetmek ve o yorgun yüzün
o denli içten ve sıcak ve benden daha çocukça gülmesine hayretle
bakmıştım.”Baba” keşke daha önce deseydim dedim hep. Beni hep bu denli
sarmalasa dedim. Ama mutluydum.O gece ufak bir hareketinde uyandım hep, beni
güçlü kollarından her bırakışında delice ağladım.Ogün beni doyuran sıcak ve iri
memeli annemden kıskandım. Sabaha kadar o siyah beyaz gazetesini okuduğu
koltukta ben babamı okudum. Kalbinin her atışında, her nefes alıp verişinde
Anne’den ve gazeteden ayırmıştım o hırçın adamı.Benden daha küçük olmuştu.
Benim olmuştu

Gözlerimi açtığımda yine yoktu.
Ve ben yine akşamı giriş kapısının önünde delice BABA demeyi bekledim.
BABA……

Kategoriler
İslam Dini

İslam’da Anne

Günümüzde pek çok ülkede şiddet gören, işsiz, bakıma muhtaç, yaşlılar evinde bırakılmış çok sayıda kadın vardır. Bu toplumsal sorunun gerçek çözümü Kur’an ahlâkının yaşanmasındadır. Yüce Allah Kur’an ile kadını ve kadın haklarını koruma altına almış, toplumda olması gereken saygın bir yer kazandırmıştır. Tüm bunlar Allah’ın kadınlar üzerindeki sonsuz rahmetidir.

Bir Kur’an ayetinde Hz. Meryem’den, “Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi…” (Ali İmran Suresi, 37) ifadesiyle söz edilir. Bu ayetle kadının adeta bir çiçek gibi korunması gerektiğine dikkat çekilir. Bir çiçek cereyan yapan yere ya da güneşe konduğunda soluverir. Güzel bir çiçeğe bakmak özen ister; yukarıdaki Kur’an ayeti adeta bunu hatırlatır. (Doğrusunu Allah bilir)

Kur’an’da kadına gösterilmesi gereken özenin yanı sıra, anneye karşı gösterilecek olan güzel ahlâkın önemine de dikkat çekilir.

İnsanın annesi, çocuğunun güzel bir ahlak kazanabilmesine yardımcı olacak ilk öğretmendir. Anne ve baba, evladının kendisine ve toplumdaki insanlara yararlı bir insan olabilmesi için büyük çaba harcarlar. Yıllar boyu bu amaçla maddi manevi pek çok özveride bulunurlar. İnsan da, anne babasının verdikleri emeği takdir etmeli ve bu özveriye sevgi, saygı ve hürmetle karşılık vermelidir. Kuran’da inanan insanların bu konudaki sorumlulukları “Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik…” (Ankebut Suresi, 8) ayetiyle bildirilir.

Bir başka Kur’an ayetinde ise Allah insanlara, anne babalarına, “De ki: “Gelin size Rabbiniz’in neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, …” (Enam Suresi, 151) ayetiyle bildirildiği gibi iyilik yapmalarını buyurur.

Yüce Allah insanlara, anne babaya karşı her zaman hoşgörülü, anlayışlı, şefkatli ve saygılı davranışlar sergilemelerini “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Nisa Suresi, 36) ayetiyle öğütler.

Peygamberimiz’in (sav) de annelere nasıl davranılması gerektiği konusundaki bir hadisi şöyle rivayet edilir:

Bir adam, Peygamberimiz’e (sav) gelip, şöyle der: “Ey Allah’ın Resulü! Kendisine iyilik yapmaya kim daha layıktır?”

Allah Resulu; “Annen, sonra annen, sonra baban, sonra yakınlık derecelerine göre diğer yakınların, ” buyurur. (Ebu Hureyre (ra) Buhari)

Anne çocuğunu dünyaya getirebilmek ve büyütebilmek için büyük zorluklar göğüsler. Rabbimiz bunu hatırlatır ve annenin çocuğu üzerindeki emeğine dikkat çeker: “Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. “Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.” (Lokman Suresi, 14)

Kur’an’dan İki Anne

Rabbimiz Kuran’da, Hz. Meryem’i seçtiğini ve onu tüm kadınlara üstün kıldığını, “Hani melekler: ’Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı’ demişti.” (Al-i İmran Suresi, 42) ayetiyle bildirir.

Hz. Meryem’e ,”Hani Melekler, dediler ki: ’Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ’seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır…” (Al-i İmran Suresi, 45) ayetiyle bildirildiği gibi Cebrail aracılığı ile Hz. İsa müjdelenmiştir.

Hz. Meryem, Allah’ın bir mucizesi olarak, insan eli değmeden hamile kalmış ve böylece Hz. İsa doğmuştur. Allah’ın yarattığı kadere içten boyun eğen Hz. Meryem, tüm iftiralara karşı Allah’a teslim olmuştur. “… ’Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi.” (Meryem Suresi, 27-28) şeklindeki ağır sözlere rağmen insanların düşüncelerini önemsememiştir. Tevekkülünün ve sabrının karşılığı olarak Rabbimiz, Hz. İsa’yı beşikte konuşturmuş ve Hz. Meryem’i iftiralardan temizlemiştir.

Kuran’da Hz.Musa’nın annesinden ve yaşadığı imtihandan da bahsedilir. Allah, Firavun’un zulmünden korumak için Hz. Musa’yı bir sandıkla nehre bırakmasını ona vahyetmiştir. Allah’a teslimiyetini kanıtlayan Hz. Musa’nın annesi, bu zor imtihandan sonra, Allah’ın vaadi sonucu çocuğuna kavuşmuştur.

Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (Kasas Suresi, 13)

Yaşlandıklarında…

İnanan insanlar, anne ve babalarının maddi yönden de en ufak bir eksiklik hissetmemeleri ve sıkıntısız, rahat bir yaşam sürmeleri için tüm imkânlarını kullanırlar. “Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.” (Bakara Suresi, 215) buyruğu gereği, hayır olarak infak edecekleri mallarında anne ve babalarının da hakkı olduğunu bilir, Kur’an’a uygun davranırlar. İhtiyaç içerisinde olan anne babalarının ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılamaya, onların huzur ve güven içinde yaşamalarını sağlamaya çaba gösterirler.

Yüce Allah, özellikle çocukluk dönemine işaret ederek kişiye, anne babasının gösterdikleri sevgiyi, şefkati ve özveriyi unutmamasını tavsiye eder. Onlar yaşlandıkları ya da muhtaç duruma geldiklerinde de alçakgönüllü davranmalı ve güzel söz söylenmelidir.

“Rabbin, O’ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: “Öf” bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: “Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge.” (İsra Suresi, 23-24)

Annelerine sevgi ve saygı gösteren, davranışları ve konuşmaları ile çocuklarına örnek olan anne babalar da sevgi, saygı ve dayanışma içinde birbirine bağlı aileler oluşturacaktır.

Kategoriler
Günlük hayat Hayvanlar Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Tüylü, Sıcacık,Yumuşacık

Hayatımızda bazı renkler vardır. Tüylü,sıcacık,yumuşacık. Sevgiyi hemen fark eden ve sizi sahiplenen. Kimileriniz anladı değil mi? Hayvanlardan bahsediyorum.

Bazıları evlerimizi renklendirir, bazıları da malımıza mülkümüze bekçilik eder. Bazıları da adına ‘’hayvancılık ‘’ denen sektörün sermayesini oluşturur.

Ne güzeldir yumuşacık bir kediyi kucağına alıp, yanağına dokundurmak. Ya da uyurken başını okşayınca şöyle bir gerinmesi. Önüne bir ip yumağı atılınca bizi kahkahalarla güldüren oyunları.

Ya da bir köpek. Sahibine sadakati en fazla olan varlık. Sevdiklerini görünce kuyruk sallamaları, zıp zıp zıplayışı ne tatlıdır.

Ama ne yazıkki  birçok insan, hayvan sevgisinden o kadar uzakki. Onları, sadece ortalığı batıran, pisleten, hastalık yayan varlıklar olarak görüyorlar. Bilmiyorlarki onlara dokunmak, gözlerine baktığınızda ‘’seni seviyorum’’ dediğini görebilmek ve sevgiyle iletişim kurabilmek ne özel bir duygudur.

Unutmayınki onları da bizi olduğu gibi Allah yaratmış ve tüm insanlığın hizmetine sunmuş. Sineğinden filine kadar hepsinin doğada bir görevi var. Biri olmasa, zincirin eksik halkası gibi düzen bozulur.

Hayvanları sevmeyenler bence gerçek anlamda insanları da sevemezler. Ve ne gariptirki kendileri sevmedikleri gibi çocuklarına da sevdirtmezler. Korku hissi çocuklukta belli bir yaşa kadar oluşmaz. O yaşa kadar da çocuklar hayvanlara korkusuzca yaklaşır. Eğer anne-baba ‘’dokunma, hastalık kaparsın, seni tırmalar’’ gibi kelimeler sarfederse çocuk da hayvanlardan ta  en başında uzaklaşmaya başlar.

Siz sevmiyorsanız bile bırakın da çocuğunuz sevsin. Hayvan sevgisi, merhameti arttırır, iyi ilişki kurma yeteneğinin, sorumluluk duygusunun ve daha birçok sevginin de gelişmesini sağlar. Ve dikkat ederseniz hayvan seven anne-babaların, çocukları da hayvansever oluyor. Çünkü her şeyde olduğu gibi bunda da temeller ailede atılıyor.

Ben hayvansever bir aileden geldim. Tabiki ben de kedim kaybolduğunda onu, ağlayarak ve de dua ederek arayacak ve bulduğumda da dünyalar benim olmuş gibi sevinebilecek, sabah 5 ‘te acıksa uykumu bölüp  ona mama verecek kadar hayvanseverim. Bu sevgi sadece kendi kedim için değil tabi.

Ben bu hayvan sevgimden dolayı, kendimi hep özel hissetmişimdir. Her insana bahşedilmeyen bir sevgi olmasından dolayı. Hayvanları seven her kişi de yine benim için özeldir..Yolda, kenarda gördüğünüz kedi, köpek vs. hayvana bakarken iğrenir gibi bakmayın. Onlar da can taşıyor. Bizim gibi. Sanıldığı gibi hastalık filan da yaymıyor. Asıl, hayvan sevmeyenlerin ruhları hasta bence.

Bu dünyada mahlukat üçe ayrılmıştır. İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler. Ailemizi, arkadaşlarımızı, mor bir menekşeyi ya da sümbülü sevdiğimiz gibi hayvanları da sevelim. Ve lütfen kavga esnasında sinirlendiğimiz insana  ‘’hayvan’’ deyip hayvanlara hakaret etmeyelim. Unutmayalımki bir köpeğin sadakatine bile erişemeyen çok insan var bu dünyada.

Kategoriler
Anma Yazıları Genel Konular Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Fedakâr Bir Baba İçin

“Seninle konuşurduk baba, bazen lambanın etrafında dolanan bir kelebek için, yeni bir hayat kurardık, yemyeşil bir kırda… Güneş parmaklarıma dokunduğunda, öperdin yanaklarımdan, bıyıklarından anlardım senin olduğunu; seninle, tekrar çocukluğumu yaşamayı çok özledim baba! Adam olmayı sen öğretmiştin bana, senin tarafından takdir edilmek, inan hiçbir şeye benzemiyor.”

Ruhundan haber bekliyorum, yokluğuna olan inancım günbegün artıyor. Yoksun baba, neden gelmiyorsun, neden susuyorsun, her ağladığımda… Ağır aksak adımlarla karşılıyorum, sensiz geçen her günü, çok umursanmadığımı iyi biliyorum. Yabancı bakışlar dolaşıyor bedenimde, çoğu menfaat uğruna hırpalıyorlar oğlunu! Uykudan uyandığımda boynum bükük oluyor her defasında, kaldıramadım daha hiç başımı, dimdik duramıyorum bu hayatta. Ne yapsam, hep eksik kalıyor bir taraf… Ama baba, ben, işte o tarafla hayata tutunuyorum. Ruhundan haber bekliyorum, yoksa yanına geliyorum baba!

Kaderin çoğu oyununa hiç aldırmadım. Doğum günümde almış olduğun saate bakıp, geceyi batırıyorum, ömrüme. Dinliyorum gündüzün sesini, bir hayallerde çoğaltabiliyorum seni, birde o gün işte! Eve geldiğindeki ayak seslerini, bir görsen nasıl arıyorum. O yaramaz küçük kedinin tıkırtıları yokmu, her defasında geldiğini sanıp, uyumuş numarası yapıyorum. Ama ne yanağımdan öpen biri oluyor, ne de bıyıkların batıyor! O yokluğun varya, alay ediyor baba, inan o yokluğunun acısı fena batıyor kalbime. Ben gülemiyorum artık, o eskisi gibi, kahkahalar atıp-çatlatamıyorum bedenimi. Küçük kuzenleri eğlendirmek için yalancı gülümsemelerimi saymazsak, sensiz hiç gülemedim bu hayatta!

Fedakâr Bir Baba İçin
Fedakâr Bir Baba İçin

Kategoriler
Dünya ülkeleri Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Milli Görüş Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Pkk açılımı, molotof atılan otobüsteki kız yandı

İnsanın kanını donduran olay 20:00 sıralarında Küçükçekmece Yeni Söğütlü Çeşme Yolu Kanarya Mezarlığı yakınında meydana geldi.İçinde 25'e yakın kişinin bulunduğu Söğütlüçeşme-Zeytinburnu hattında çalışan 89-A kodlu İETTotobüsü Kanarya Mezarlığı yakınındaki Papatya Durağı'na yolcu indirmek için yanaştığı esnada 6 kişi olduğu iddia edilen bir grubun molotoflu saldırısına uğradı. İçindeki yolculara aldırmadan otobüsemolotof yağdıran grup ara sokaklara kaçarak izlerini kaybettirdi.

YANAN KIZA İLK MÜDAHALEYİ BABASI VE VATANDAŞLAR YAPTIOtobüse atılan molotof kokteyllerinden biri otobüsün içinde patlayınca dersane çıkışı evine giden Serap Eser (16) alevlerin arasında kaldı. Molotof dehşetinde elleri, yüzü, bacakları yanan genç kıza ilk müdahaleyi kızını karşılamak üzere durakta bekleyen baba Zübeyir Eser ile yoldan geçen araç sürücüleri yaptı. İddiaya göre olayı gören bir sürücü aracında bulunanyangın söndürücü ile genç kızı söndürdü. Dehşet veren olay sonrası acılar içinde kıvranan genç kız olay yerine gelen ambulans ile Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Aynı ambulans ile hastaneye giden baba baba Zübeyir Eser ise olayı soran polislere, "Benim çocuğum. Ellerim yandı" diyerek ellerini gösterdi. Yangın esnasında vatandaşların Serap Eser'e yangın tüpleri ile müdahale ettiği, babanın ise kızını elleri ile södürmeye çalıştığı esnada ellerinin yandığı öğrenildi.

GENÇ KIZDA 3. DERECE YANIK OLUŞTUMolotoflu saldırı sonrası alevler içinde kalan ve söndürüldükten sonra acılar içinde kaldırıldığı Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık ve Kronik Yara Tedavi Merkezi'nde tedavi altına alınan Serap Eser'e 3. derece yanık teşhisi konulduğu, elinden yaralanan baba Zübeyir Eser'in ise tedavi edildiği öğrenildi.

OTOBÜS SÜRÜCÜSÜ: ONLARI FARK ETTİMMolotof saldırısı ile şoke olan otobüs şoförü Cemal Keskin, "Durağa yanaşmadan ben onları fark ettim. Hazırlıklı olduklarını anladım . Fakat yolcu indireceğim için yolun öbür tarafına yani soluna geçtim. Hepsi yanaşarak attılar molotof kokteyllerini" dedi.

OTOBÜS İÇİNDE PATLAMAMIŞ MOLOTOF KOKTEYLİ BULUNDU
Yaşanan olay sonrası polis ekipleri çevrede güvenlik önlemi alırken, yaptıkları inceleme sırasında alev almamış molotof kokteyli buldu.

Polis ekipleri kaçan eylemcilerin alınan eşkalleri doğrultusunda bölgede geniş çaplı araştırma başlattı.

Kaynak

Buyrun size kùrtlerin ve pkk lilarin kardesligi. Herkes sussun, kimse G*tùnù kaldirmasin, sira eninde sonunda sizede gelecek.. Son olarak bu videoyu dinlemenizi istiyorum..

 

Irkçı Değil TÜRKÜM – Bazılarına Cevap

Youtube Video..

Kategoriler
Kişisel makaleler Makale Yazıları - Yarışma

Doğmamış Çocuk

Dünyada insanoğlunun erkek cinsinin, söylenişi yöreden yöreye, ülkeden ülkeye farklı da olsa herkesçe bilinen ortak bir ismi vardır;  baba. Baba, her erkek için bir çeşit lakaptır aslında. Abartırsak, ‘baba olmak’ her erkeğin rüyası, her erkek için gurur kaynağıdır.Baba, yaşamın köpüre köpüre akan ırmaklarının üstünde güneşin doğuşunu korkusuzca izleyebileceğimiz köprüdür. Baba, başımız dertte olduğunda yardımımıza koşan ‘superman’dir. Daha da abartırsak, baba karanlık dünyamızı aydınlatan gökkuşağıdır.

   Hayır, tabiki de bilinen ‘baba’ profili bunların hiç biri, hatta toplamlarının yüzde biri bile değildir, ki o sebepten abartırsak tabirini kullandım. Genellikle, korkusuzca durduğumuz köprüler yıkılır, hayaller kırılır, ‘superman’ hep geç kalır ve gökkuşağını arar dururuz da bir türlü bulamayız.
   Pollyannacılık oynamak gerekirse şanslıyız, hem de öyle böyle değil. Anne karnında nefes almış ama yeryüzünün eşsiz kokusunu içine çekememiş, daha tam oluşmamış gözleriyle gördüğü karanlığın adını bile koyamadan sadece zihinlerimizde dillenen çocuk bırakın gökkuşağını görmeyi gözlerini dünyaya bile açmamış ışık nedir bilmemiş. Tek gördüğü karanlık ise belki üç beş yaşlarına gelebilseydi "Doktor Amca" diye sesleneceği kişinin onu attığı pis kokulu lağım çukurununki…
  Züppe babasının çoçuk derdi çekemeyeceğini düşünüp anasını zorla, ölüm gibi soğuk odaya, birkaç dakika sonra içindeki yavrudan kopacağını bildiğinden ağlaya ağlaya soktuğundan  yitip giden bu doğmamış çocuk, vücudumuzun her hücresinde hissettiriyor kendini.
   İlk annesinden koparılırken ölüme değil de yaşama gözlerini açacağı sevinci bir dejavu yaşatıyor. Çok uzaklarda kalan; nasıl bir his olduğunu, hatta bir şey hissedip hissetmediğimizi bile net olarak hatırlamadığımız bir anı yaşatıyor. Doğumumuzu hatırlatıyor bize. Fakat biz hayata doğuyoruz, o ölüme…
   Sitem ediyor çocuk, sonuna kadar haklı olarak.
   -Niçin? Neden baba neden?
   Belki de ahirette sorması gerektiği hesabı soruyor, onu hatırlayıp hatırlamadığını bile bilmediği babasından.
   Bir yanda yaşaması gerektiği bedende hayat bulamamanın sebebini öğrenmek isterken, diğer yanda toprak ananın merhametli kucağında aldığı nefesle nasıl can bulduğunu anlatıyor, hevesle. O düştüğü karanlık lağım çukurundan, deli akan bir derenin buz gibi sularına nasıl karıştığını anlatıyor. Soğuk gecelerde anne kucağında ısınması lazımken, güneşin onu her zerresine kadar nasıl ısıttığını… Sonra toprak ananın onu bağrına basışını anlatıyor çocuk. Bir filizin tohumunda ona nasıl can verdiğini ve dünyayı çiçeğin yapraklarından ilk seyredişini anlatıyor.
   -Hadi baba, gel burdan da kopar beni. Ama bu kez biliyorum ki, insan insanın ellerinden ölmüyor. Ben hala yaşıyorum baba. Yine öldür, yine yaşarım. Sen bunu biliyor musun?
   İçimde fırtınalar kopartan bu çocuk, şükretmemi hem de hiç durmadan şükretmemi söylüyor bana gözükmeyen satırlarda, duyulmayan sesiyle. Onu sömüren babaya inat canım babacığıma kollarımı kocaman açıp sımsıkı sarılmamı söylüyor.
   Evet çocuk, bugün senin için en yüksek sesimle ‘baba’ diye haykırıp sımsıkı sarılacağım yaşamama izin veren ve beni terk etmeyen babama.