Kategoriler
Öylesin Esti

DÜZELTİLMESİ GEREKEN ALIŞKANLIKLAR

Aslında başlıkta “klişe” kelimesini kullanacaktım ama son anda aklıma yabancı kelimelerin artık dilimize iyice yerleşme “klişesi” aklıma geldi ve bu alışkanlığında düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum.Daha başlıktan düzeltmeye başladım anlayacağınız hayatımdaki alışkanlıkları…Yani balık başLIKtan kokar.:)

Gelelim yazmama sebep olan o kötü alışkanlıklarımıza.İlk olarak ülkemizdeki kitap okuma azlığının sebebinin ne olabileceğini düşündüm son zamanlarda ve bunun sebebini de kötü alışkanlıklarımızda saklı olduğunu zannediyorum.Sokağa çıksak “Kitap okuyor musunuz?” diye değilde “Neden kitap okumuyorsunuz?” diye sorsak herkesin cevabı aynı:”Hiç boş vaktim yok.”… Okuyan kesime de şu soruyu soralım:”Boş vakitlerinizde neler yaparsınız?”… Alacağımız cevaplardan biride “KLİŞEDİR” yine:”Kitap okurum”… Yani toplumumuzda kitap okumanın tv izlemek , sinemaya gitmek , tatile gitmek gibi boş vakitlerde yapılan bir faaliyet olduğu önyargısı var.İşte nadir boş vakitlerimiz(!) geldiği zaman da bu saydıklarımızın arasında okumak en arka planda kalıyor. Oysa ki okumak insanın günlük yaşamında ki planların başında gelmeli bence.Yani ne zaman kitap okumayı boş zamanlarımızda değilde yemek yemek , su içmek gibi ihtiyacımız olduğu için yaparsak işte o zaman tam anlamıyla OKURUZ …

Dikkatimi çeken bir diğer alışkanlık ise kendimize toz kondurmama hastalığı… Tv de ünlü birisine sorarlar:”En sevmediğiniz huyunuz nedir?” , cevap hep aynı:”Asla kimseye hayır diyemiyorum şekerim.”… Ne kadarda masum bir cevap demi?Sanırsınız ki melek…Bunun üzerinde çok durmak istemiyorum ama bu konuyu tamamen bir yazıma ayırmak istiyorum.

Sizde yorumlarınızda dikkatinizi çeken değişmesi gereken alışkanlıkları yazabilirsiniz.Yazımda bazı yerlerde “KLİŞE” kelimesini kullandım.Eee alışkanlıklardan öyle kolay vazgeçilmiyor hemen…

Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

Alışkanlık Mekanizmaları

Sürekli cildimizle temas halinde olan giysilerle muhatabız. Ancak onları her an hissetmeyiz. Bunun önemli bir sebebi var. Derimizdeki alıcılar belli bir süre sonra, cildimize temas eden maddeye ilişkin duyu sinyallerini beynimize iletmeyi durdururlar. Bunun nedeni cildimizin, kendisine temas eden maddeye karşı alışkanlık kazanmasıdır.

Bir an bedenimizdeki bu ‘alışma’ mekanizmasının olmadığını düşünelim; ne olurdu?.. Üzerimizdeki giysileri sürekli olarak hissetmek kuşkusuz bizim için eziyet haline gelirdi. Dikkatimiz her an çorabımızın sıkan lastiğinde ya da gömleğimizin sert manşetinde yoğunlaşırdı. Hatta bu yüzden, dokunduğumuz diğer cisimlerden gelen sinyalleri algılamakta zorluk çekerdik. Yaşamımız, bu sıkıntılı ayrıntılar nedeniyle zor bir hal alırdı. Dahası geceleri bile rahat uyuyamaz, dinlenemezdik.

Merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah, sonsuz rahmetiyle kullarını kuşatır. Çok küçük bir detay gibi görünse de, bu mekanizmanın olmadığını düşündüğümüzde, gerçekte ne denli hayati olduğunu anlayabiliriz.

Burada, ‘alışma’ mekanizmasına benzeyen ancak fiziksel değil ruhsal olan bir durumdan söz etmek isterim. Kuşkusuz Yüce Allah’ın tüm evrene olan hakimiyetinin kanıtları çok açıktır. Ancak birçok insan yukarıdaki örnektekine benzer bir alışma mekanizması nedeniyle, çevresindeki uyarıcı güzellikleri göremez ve kavrayamaz.

Bazı insanlar ilk kez karşılaştıkları bir yaratılış delili karşısında etkilenebilir hatta kısa süreliğine de olsa detaylı inceleyip, üzerinde düşünebilir. Ancak bir süre sonra hissettikleri o heyecanı yitirerek, alışkanlık duymaya başlarlar. Hatta zamanla, gördükleri onlara ‘sıradan’ gelir.

Alışkanlık anlamına gelen ülfet, insanların, varlıklardaki muhteşem detayları, mucize ve güzellikleri fark etmelerini engelleyen bir perdeye benzer. Bu kimseler evreni saran ihtişama, Allah’ın benzersiz yaratmasının delillerine alışkanlık gözüyle bakar; gaflet ve ülfet perdelerinin altında yaşarlar. Zamanla Allah’ın eşsiz yaratmasındaki gerçekleri unutur, bu mucizevi olaylar üzerinde hiç düşünmezler. Bu durum onları, Allah’ın gücünü gereği gibi takdir etmekten engeller. Kur’an’da bu kişilerin durumu, “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.” (Yusuf Suresi, 105) ayetiyle tarif edilir.

Oysa yeryüzündeki tüm varlıklarda sayısız yaratılış mucizesi vardır. Detaylardaki mucizeler, tüm canlılığın yapıtaşı olan atomlarda başlar, olağanüstü denge ve düzene sahip gökyüzü, galaksiler, Güneş, insan vücudu, bitkiler, dağlar, denizlerdeki sayısız detay ve özelliklerle devam eder. Tümünün sahip olduğu özelliklerde bir sanat vardır. Akıl ve hikmet gözüyle bakabilen bir insan, detayları da gördükçe, Allah’ın üstün ilmine, sonsuz gücüne ve benzersiz sanatına daha yakından şahit olur.

Tüm evrene hakim olan Allah, yarattığı tüm canlılara dilediği şekli vermiş, hepsine ayetlerini yerleştirmiş, varlığının delillerini insanlara göstermiştir:

“Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.” (Casiye Suresi, 4)

Mucizevi delilleri göremeyen, ülfet perdelerinin altında yaşayan kişinin, yaşamındaki bu perdeleri tek tek kaldırması çok önemlidir. Samimi bir kalple her an Allah’a yönelmeli, gördüğümüz her şeye hikmetle bakmalı ve üzerlerinde derin düşünmeliyiz. Ancak şuurumuzu açtığımız ve Rabb’imizin sanatını görebildiğimizde gerçek mutluluk ve huzuru bulabiliriz…

Fuat Türker