Kategoriler
Kişisel makaleler Makale Yazıları - Yarışma

İÇİMİZDEKİ TERÖR

                                                                        "İÇİMİZDEKİ TERÖR"

          Hepimizin, birçoğumuz gibi, hatta tüm dünyanın esefle kınadığı terör, yalnızca; kendi kişiliklerini kaybetmiş, kendi benliklerini gereksiz vede anlamsız amaçlarına hedef etmiş, sevgi yoksunu bu zavallı insanların kendi benzerleri olan mahluklarla örgütlenmek adına, ancak ve ancak tek başlarına bir şeyi başaramamanın korkaklığından sebeple, toplanarak yapmış olmaya çalıştıkları can ve mal kıyımı değildir !

          Kelime anlamı çok yönlü olan terör, geçmişte uzun seneler önce başlayıp  , günümüzde hala süregelip ve maalesef  gözyaşlarımızın akmasını durduramadığımız  bu boş ve acizkar beyinlerin, anlamsız anlam bütünlüğü içinde, öncelikle yalnızca kendilerini yok edebilmeyi başarabilmiş bu bedbaht sefillerin, kalleşçe kurulmuş terör eylemlerini engelleyebilmemiz mümkün de olmayabilir …

         Sevgi yoksunu, mutluluğun adını bile bilmeyip, öncelikle kendi özüne, kendi ailesine ve ne yazık ki , etraflarında kendi hayat mücadelesi içerisinde filizlenip dal budak salan özü-soyu gür olan biz insanların, bu gereksiz amaçları doğrultusunda gönül gözü kör olmuş, katranla yıkanmış bu kalp sahiplerinin kurbanları olmaktan kendimizi alıkoyamayabiliriz de !

          Fakat bir düşünün !

         Evvela kendi benmerkezciliklerimizi, varolmak adına yok etmeye çalıştıklarımızı, menfi çıkarlarımız uğruna üstüne bastığımız bedenlerde çıkan o kamburun, bir gün yüreğimizin ortasında kurularak kendi özümüzü, soyumuzu vede en verimli topraklarda özenle büyütüp sonsuzluğa kattığımız geleceğimizi yok edebileceğini düşünün !

         Lütfen elimizi vicdanımıza koyarak, merhamet duygularımızı en masum sevgi iksirleri ile karıştırarak ve salt saflıkları o hiç bitmez rüzgar esintilerine katarak bir düşünün …

         Hatta mantığınızı zorlayarak bir düşünün !

         Ve düşünün ki ;

         En büyük terör’ ü değil durdurmak, onu yok edebilme şansı sadece bizim, herbirimizin elinde …

         Ayşe ‘ nin, Fatma ‘ nın, Mehmet ‘ in, Ahmet ‘ in vede tüm dünyada yaşamlarını sürdürmekte olan her bir bireyin …

         Nasılmı !?

        İçimizde büyüyen terör filizini kopartalım öncelikle;

       Gülümseyerek !

       Kendimizi sevmeyi öğrenelim bir an önce vede ne kadar değerli olduğumuzu ! Hemen ardından ise, ne istediğimizi !

        Vede öğretelim tüm çevremize … Gerekirse yine kendimize .

       Saygıyla davranalım çevremizdeki insanlara. Özümüzdeki değerlerle sahip çıkalım dünyamıza, yaşamımıza, varlığımıza, aldığımız nefeslere ve nefes verelim kırılgan dallarını barındıran koca Çınar ‘ ların rüzgarlarda savurduğu tohumlara…

       Yardım edelim !

       Sadece elimizden geldiğince , yok olmadan ! Varederek …

       Uzaklara yetişemeyebiliriz !

      Fakat komşumuza !  Arkadaşımıza ! Ailemize ! Sevdiklerimize …

      Pekala yapabileceğimiz pek çok güzelliğin ve başarının varlığını doğuralım içimizde !..

      Öncelikle ailemizde kuralım düzenimizi. Sevgiyle, saygıyla ve bizi engin denizlerde sonsuz gezintilere çıkmamızı sağlayacak hoşgörüyü unutmadan ;

      Gülümseyerek hep tebessümle…

      Dürüstlüğümüzü hissettirelim gözlerimizle !

      Çıkarlarımızı ayaklarımızın altındaki çamur birikintilerinin içinden, hiç çıkmayacak şekilde gömerek en derinlere, denizlerden ve gökyüzünden bulandığımız mavilikleri çırpalım ellerimizle, çevremize …

      İyi günlerde aldığımız tadları hatırlayarak, kötü günlerde de var olalım gerektiğince.

      Kararınca desteğimizi sunalım, karşılıksız.

      Hep hatırlayarak gelecek nesillerimizin aynası olduğumuzu,

      Ve hiç unutmadan geçmişimizin asıllarını,

      Hep düşünerekten atacağımız adımların gerisinde, birer filizlerin boy verip Koca Çınar ‘ lara dönüşeceğini,

      Sevgiyle açaraktan kollarımızı Güneş ‘ e koşarcasına durmadan adımlarımızı ,

      Yürüyelim… yürüyelim

      Hep elele !   Hep elele …

      Ve sonra ,

     Bırakalım Terör kendini yok etsin !!!

  Saygılarımla,

                                                                                                                        arzu koç.

Kategoriler
Şiirler

Bırak Yağmuru

Bırak !
Bırak yıkasın yağmur herşeyi …
Toprak kokusu yayılsın her yere …
Yok etsin gözyaşların izini .
Uçarı çarşaflar ıslansın !
Rüzgarlarda götürsün !
En uzaklara …
Yaprak gibi,
Kırılan dallarıda !
Biz gibi …
Enn uzaklara !
Gel !
Ürkmeden …
Henüz çok erken .
Şiştt …
Durmalı bu titreyen beden …
Islak ağaçları seyredelim.
Çiğini düşürelim yaprakların üstümüze …
Çam kokusunu sereceğim tenine …
Bırak !
Bırak dokunsun yağmur …
Yok etsin giysilerimizi …
Yavaşça olmalı !
Hırçınlığımız birleşmeli önce !
Geçkin vekitleri yayalım toprağa ,
Acısı çıkmalı biten zamanların …
Yudum yudum içmeli hazzı !
Sensizliğe inat !
Bensizliğe inat !
Günler şimdi ağlamalı …
At artık hüzünlerini !
Şimdi titreyebilirsin !
Bırak !
Bırak doğa kıskansın ,
Bedenlerimizin çizgisini …
Çam devrilsin diriliğimizden  !
Saçlarım örtsün biten yalnızlığımızı,
Islansınlar yağmurla, her bir teli …
Birbirine karışsın !
Tenlerimiz gibi …
Çamurların yumuşaklığı sarsın bedenlerimizi …
Sen kokan !
Ben kokan !
Rüzgarlar dolsun içimize …
Ve !
Sen ,"ben"
Ben "sen" olan
Şu yitmiş vakitte !
Gelecek tüm saatlerde …
Akreple yelkovana inat !
Bir olan bedenimize ,
Bırak !
Bırak yağmuru !…

Saygılarımla, arzu koç

Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler

Torpil Sen Nelere Kadirsin !!

Bilirimki emek verilerek gelinen yerde terfi etme durumu, alın teriyle bütünleşerek  filizlenip dal budak salıp kendini gösterirdi. Bu belki 3-5 yıllık bir deneyim sonucu  yahut 10-13 yıllık bir tecrübe ile yada bölüm mezuniyeti karşılığında alınan bir ödül misali terfi edilir , sonucunda maaşları katlanırken , yüksek sırtlı koltuklarının bulunduğu odaları genişler ve artık misafirlerini ağırlayacakları kanepe türü deri koltuklar odalarının zevkli döşenmiş ahengini gözler önüne serer.

               Kimi hakkıyla !

               Kimi ise …

       Bunların artık tartışmasının bile yapılmaktan vazgeçildiği günümüz ortamında terfi edilmek adına verilen emekler, uğraşlar ve hatta birbirinin sırtına basarak terfi kuşağına sahip olup beline sarmak için koşturan insanlar…

                Ah o güzelim vede zavallı insanlar !

       Biryerlere gelebilmek adına çirkinleşmeleri vede iğrençleşmelerinin etrafına bıraktıkları o resimleri nasılda görmezler vede bilmezden gelebilirler…

                Zavallılar !

       Zavalılar diyorum çünkü az bir gayretle güzel güzel  harcanan emeğin karşılığı olan,  alınteriyle yutkunarak elde edebilecek ken , malesef bu yola baş koyarak kendi acizliklerini sergileyen bu insanlara zavallı dan başka ne denilebilir ki !

       Her birinin ayrı hikayesi , her birinin ayrı mecburiyeti ve her birinin ayrı hırsı uğruna kurban edilmişler günümüz gerçeğinin damgasını Türkiye ye silinmeyecek bir iz bırakarak öylesine vuruyor ki , bunu görememek ve de bunlardan korunabilmek ne mümkün !

     Bir zincirin halkalarını oluşturan bu zavallılar kervanına katılmak için malesef ki koşar adımlarla ustaları kabul edip ardlarından büyük bir istekle ve hatta aynı trajedi ile karşılaşabileceklerini bile bile hayatla, yaşamla, onurlarla,ve nefeslerle kumar oynar gibi oyun oynayanlar günden güne çoğalıyor ve sayılarını tavizkarlılarıyla sergilemekten çekinmiyorlar da…

    Ve yine bunlardan biri daha bu zavallılar kervanında yer etmek için kendi acizkarlığını hırsına katarak koşar adımlarla ilerliyor , ayaklarındaki sivri topukları ile kurbanlarını ezmaktan hiç ama hiç çekinmeden , gerek evli bulunduğu zavallı  işçi eşini ,  büyük bir mevki sahibi evli sevgilisini  ve rütbenin makamın boy gösterebildiği şekliyle kullanılarak çiğnenen , gerek devlete bağlı özel sektörleri  yahut tümüyle özelleşmiş büyük kurumların , kah müdürleriyle kah yöneticileri ile günümüz Türkiye ortamındaki gönüllü kurbanlarıyla kumar oynarcasına hayat oyununu oynamaktan çekinmeyen bu zavallı acizkar mahluka iğrenerek bakakaldığımız şu ortamda ;

       2  yıllık bir işletme yada farklı bir bölüm mezuniyetiyle sınavına girdiği en basitinden bir kamu yahut banka memuriyetliliğinin bu oyunlarla kazanılıp , tecrübesini bile edinmeden bu torpil kabiliyeti ile garibim müdürleri teftiş etme denetmenliğini ele geçirmesi , sizinde ağzınızdan  

              Torpil sen nelere kadirsin

     Kelimelerini döktürtmüyormu !!!

Saygılarımla,

                                                                          arzu koç.

Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler

Süzgeç Süzümleri

Hani vardır ya !

Ya hayatımızdadırlar  yada raslantı eseri görüp hayatımızda olmaları adına, bizleri koymak istedikleri yere razı gelip sessizliğimizde haykırışlarımızla vede hüzünlerimizde kendimizi boğarcasına mutlu görünüp, özünde zamanla nefret tohumlarını birer filize vede ardından koca koca ağaçlara dönüştürüp, hemen ardından da en sivri baltalarla acimadan kurtulmak adına darbeleri sakınmadan savurup yıkmaya çalışır ve hemen ardından yine o mükemmel sanıp hayranlıkla sil baştan varettiğimiz o " süzgeç süzümleri " ni hayatımızda var etmelerimiz …

Mutlaka hepimizin hayatında en az 1 tane mevcut değilmidir  süzgeç süzümleri !

Yaşamımın her bir köşesinde rastladığım bu özünde kendinden aciz , kendini var etmek uğruna bir kopyacilığın , gerek geçmiş dönemlerde yaşamış bir filozof yahut ,belleklerimizde kalıcı olmak uğruna , evvela baş döndürücü fikirleri ve ardından can sıkıntısı gerçeklerle bizi bunaltarak kendimizden bile vazgeçtirecek düzeyde kendi yolunda ilerlememizi görme tatmininine kendilerini eriştirmek adına kişiliklerimizden vazgeçecek kadar soyutlanıp birer kocaman at gözlüğünü güneş gözlüğü yerine takıp zevk-i sefalarda kaybolup, gerçek kuyularının  en diplerinde çığlıklarla yokoluşumuz …

Yaş kemale erdikçe daha bir anlamını kavrayabilip sakındığımız bu süzgeç süzümlerinin artık etrafımızda değilde yeni beyinlerin erdemleri ve olguları içerisinde filizlenip dal budak saldığını gördükçe yaşadığımız kahroluşlar ise kendi acılarımızın kat be kat artışları bizlere geleceğimizin nasılda çökertmeler içinde yok olduklarını seyre daldırıp, oskarlık filmler misali her bir hikayeyi belleklerimizde hüsranlarla oturttuklarını ve ağırlıklarından ise artık bilimsel istatikler sonucu yaş ortalamasının 50 ye düştüğü söylensede , bizi asıl erken göçtüren değilmidir bu süzgeç süzümleri !

Her köşede, her hikayede , sağlıkta, adalette, iş hayatında ve hatta eğitimde kendilerini asla kalkmayacakları koltuklara çivilemiş bu sevgi,inanç,doğruluk ve bilgi yoksunu bağnaz mahlukların bizleri eşimizi, dostlarımızı vede çocuklarımızı öncelikle yok etme amaçlarında yeni birer kendilerini var etme hedeflerinde olduklarını ve bu doğrultuda artık adım adım ilerlemek değilde koşar adımlarla yeni birer süzgeç süzümleri yarattığı gerçeğini nasılda görmezden gelebilir ve istedikleri desteği büyük bir gönüllülük ile teklifsizce kendilerine sunabiliriz !

Hepimizin yaptığı ve içinde bocalama evresini bir an önce üstümüzden büyük bir gönül rahatlığı ile kendi menfi çıkarlarımız için attığımız ve yanlarında olmak adına gösteri ziyafetinde boğduğumuz bu süzgeç süzümlerinden bir farkımız olmadığını nasılda açık beyan ortalara savurarak yaşamlarımız idame ederiz…

Nasıl bir hayat bu diye sızlanmalarımız karşısında evvela yenik düştüğümüz bu zavallılıkların  bizi nerelere getirdiğini görüp seyre daldığımız bu yangınların ateşinde utanmadan sigaralarımızı yakıp keyifle içer ve napalım hayat bu deriz !

Neden !

Çünkü iyi bir yaşam isteriz…

Çünkü iyi bir aşk isteriz

Çünkü iyi bir eş  isteriz

Çünkü iyi bir iş isteriz

Çünkü iyi para isteriz

Peki bunları kendi emeklerimizle ve güzel mücadelelerle kazanıp veretmenin keyfinde boğulup engin denizlerde yelken açmanın sefasını sürmek varken neden herşeyi en basitinde sahibi olmaya koşarız

Çünkü herşey zaten o " süzgeç süzümlerinin " elindedir değilmi !

Ellerindeki güç kırıntılarından yararlanmak uğruna sarfettiğimiz çaba ,gösterdiğimiz gayret ve uğraşlar zaten en doğru hareketlerle vereceğimiz  emeklerden fazla değilmidir !

Öyleyse neden bu güzellikler kervanında geçmiş tarihimizdeki o güzel isimler gibi varolup evvela kendimizi sonra eşimizi ardından çevremizi vede çocuklarımızı solmayacak ve hiç bir baltanın kesemeyeceği koca çınarlar gibi varetmeye çalışmıyorda ,

O hiç bir zaman ne etrafımızdan nede hayatımızdan kalıcı olarak yok edemeyeceğimiz  ucuz ve kendilerini var etmek adına bizlere şirin görünüp mahkumiyetliklerimizi kanıtlamak adına boyunlarımıza birer pranga takmalarına müsade ettiğimiz o "SÜZGEÇ SÜZÜMLERİN" den olmaya gayret gösteriyoruz…

Lütfen yeter artık !

Kendimize gelelim !!!

Saygılarımla,

arzu koç.

Kategoriler
Şiirler

ÇEYREK KALA

 "ÇEYREK KALA"

Kar olsam gökyüzünden savrulan,

Saçlarına düşsem !

Kırağı gibi…

Sevmek zamanı şimdi !

Sevişmek zamanı …

Vakit , hayli geçkin.

Oysa ,

Geçmiş zamandaydık senle…

Ayışığı dolu kadehlerimiz ,

Dudak izinle mühürlenmekte…

Delikanlı ömrümün sonu gelmez yüzünde,

Çağlayanlar dökülür saçlarımdan…

Beyaz kanatlı gemiler götürür seni !

Ufuklarda kaybolursun adım, adım …

Gemiler batar !

Gemiler yok olur …

Seni seviyorumdan öte bir şey var !

Kor kor alevler yanar sığlarda …

Acı sokaklar ıssızlaşıyor,

Yapraklar düşüyor kaldırımlara ,

Şiddetli yağmurcasına …

Adım adım ateşlere basıyorum.

Çatlaklar yayılıyor nasırlarda…

Kaldıkça yüreğim kanıyor,

Sesim , dilimi acıtıyor

Tenin aklıma gelince…

Canıma can katılan saatlerde ,

Gözlerindeydi kayboluşum !

Ve !

O akşam kalabalık yutmuştu bizi…

Topladığım parçalarını birleştirirken,

Fısıltıların döndürür başımı !

Titrerim …

Damla damla hayat akar nefesinden !

Yutkundukça tomurcuklanırım…

Serseri bakışlar uçuklar …

Çam filizlenir !

Kaktüsler , çiçek açar yedi güne …

Gün , bugündür işte .

Bak !

Bahar gelmiş şimdi …

Çiçeklerin özündeysen,

Bekle !

Arı olup konacağım …

Ser olup yok olsan ,

Ardından koşacağım …

Vaktidir şimdi …

Bekle !

Sensizliğe çeyrek kaldı ..!!!

 

Saygılarımla,

arzu koç.

Kategoriler
Şiirler

BEN SEN GİBİ

"BEN SEN GİBİ"

Vazgeçti evren ısıtmaktan !

Sönmüş gün.

Herşey sönmüş…

Acılı bir yığıntı,

Bulunmazda yok olmuş…

Salt zamanımın…salt hayatı

Ya evimi !

Seni..!

Hislerinde uçarı,

Ötüşen kuş gibi.

Sevişen !

Serseri !!!

Şiddetli bir kasırga !

Savrulan bakışlar …

Ve !

Dudaklarının koru,

Tınlıyordu o boş kuyuda …

Akşamın karanlığında,

Karanlığın ufkunda,

Mavilerin açmazında,

Sınırsızlanıyordum…

Yavaş yavaş,

Usulca,

Sabırsızlanıyordun…

Tenin sıcaklığında !

Yudum yudum,

Elimde olmadan,

Senin oluyordum …

Ve sen !

Tıpkı "ben" …"sen" gibi

Sende "ben" oluyordun !!!

 

 

            Saygılarımla,

                 arzu koç

Kategoriler
Şiirler

Yalnızlığın Senfonisi

 
                                                           YALNIZLIĞIN SENFONİSİ
 
Kal demeyeceğim artık sana !
Çağırmalarım boşuna…
Yıkılmaz kaleler altında,
Bu yitik şehirler kucaklar beni !
Dost edindim şimdi bunları…
Şu hoyrat elleriyle,
Namussuz akşamlarda !
Sensizlik heceler, gözleri kapalı …
Bensizlik sona erer.
Bir melodi tınlar aydınlıkla !
Elinde asası , yol arar…
Gözler kördür şimdi !
Gözler ferini yitmiş…
Bir rüzgar eser dünden kalma…
Saçlarının savrulduğu yerde,
Kumlar cilveleşir tenime çarptığı köşelerde !
Sevişmeler serpilir şimdi !
Tüm bedenimde gezinir.
Tüm bedenim titrer…
 
Gel demeyeceğim artık sana !..
Haykırışlarım boşuna …
Kapının eşiğinde bir kuşluk vakti,
Bir anlık bakış ve küçük bir sükut !…
Kendi benzerini buldum sandığım bakışlarında,
Tutup da  güneşi bir akşam saatinde ;
Bu siyah gecede doğan aşkımızla,
Hani bizim o sır gecemizde!…
Mavi kanatlı gemilerin bocalayarak götürdüğü
İncir dikenlerinin uçuştuğu sığlarda,
YALNIZLIĞIN SENFONİSİ çınlar !
Ezelinden çizilmiş, alın yazımızda …
 
Dön demeyeceğim artık sana !..
Adınla başlayan çizgiler çizerim gökyüzüne.
Karanlıkta şekillenen, bulutlar aydınlanır …
Topladığım yıldızları iliştiriveririm kenarına,
Gümüşten bir çerçeve varederim !
İçinde hayalden silüetin belirir…
Uazatamam ellerimi !
Dağılırlar…
Kalabalığın yuttuğu şu mavi akşamlarda,
Aç avuçlarını gökyüzüne !!!
Şerefsizliklerinden kaçışlarımda
Nefes nefese durduğum,
Bu taş kaldırımlarda
Vedalaşmaların ilminde kalışım !..
Yok artık düşlerim !
Bir ıssız kaktüs dolu çölde,
Yahut !
Terkedilmiş köhne bir limanda,
Küçük bir batık gemiyim…
Ay denizinde kayıp kıta gibi gömülü !
Zamansızlığın venüsü ağlar…
Kahpeliklerin hüküm sürdüğü ,
Alfabesi çürümüş şu kaldırımlarda,
YALNIZLIĞIN SENFONİSİ çınlar !,
Kokuşmuş  hayatların,  donuk  bakışlarında …
 
Gitme demeyeceğim artık sana !
Sinsi bakışlar acıtır canımı…
Haykırır  feryatlarım !
Vurgun yemiş şu istasyon ağzında,
Bir temmuz günüdür beklediğim !
Temmuz sıcağı ağzında…
Senden !
Arda kalan artıklarımla
Sürgünlerin uzmanlığında ,
Adım adım ateşlere basıyorum !
Hasretinin üzerimde uçtuğu sonsuzlukta ,
Hayasızca !
Söverim,
Doğrulara…yalanlara !
Bir titrek yazı çağırır tüm kahpelikleri,
Eski köprülerden geçmeye !
Duyulan karanlık çığlıklar korkutur…
Açlığımın  !
Susuzluğumun !
Vede,
Yalnızlığımın mahkümüyetindedir izlerin !
Dizginlenmez merhametlerim kucaklar …
Sabrımın ucunda kopan fırtınayla savrulur.
İsyanlarımda !
Can çekişen açmazlarımda,
Namussuzca ;
Gelmişime…geçmişime sövdüğüm
Bu batık gemilerde !
Kuzey kutbunda bir kayıkla,
Kürek çekerken
Ekvator ortasında;
YALNIZLIĞIN SENFONİSİ  çınlar !…
Üşürüm !
Amansız rüzgarlarda …
 
Neden demeyeceğim artık sana !
Kalleş fikirlerden sıyrılamadığın,
Fırtınaların aşındırıp kırış kırış yaptığı ;
Beklediğin…
Toz  zerreciklerinin kavuşmasını ,
Asırlar süren !
Hayasız , zavallı toplulukların insafsızlıklarını,
Karanlık maceranın kemendine tutsak
Peşi sıra , ardına koştuğun
Geceler uzuyordu şimdi !
Geceler ,
Sivri dişleri parlayarak ;
Karanlık koridorlarda büyüyordu !..
Çocuk yüreklerde ağlıyordu…
Yıldızların erişilmezliğinde ,
Gözü dönmüş korkaklığın
Çırılçıplak iniltileri geliyordu…
Ay bedenimi ısıtmaktan vazgeçti !
Kaygısız  tarlalarda  başıboşluğum …
Ufuk çizgisinde , kıvranan bileklerim !
Kavrulan yitmişlikle,
Yüzü sonbahar düşünceliyken !
İnce çizgilerin sessizliğinde ,
Haykıran bakışların düşleriyle ,
Yaban güvercinlerim, kanat çırpar …
Sevginin ışıltısıyla çoğalan meyvemle,
Şu 30 haziran gecesinde !
Temmuza 5 kala,
Sana yaslanıp uzanaraktan ,
Gözlerim kapalı !
Dinliyorum…
Beynimin içinde bir melodi !
Asırlar sürecek tutsaklığımla ,
Damarlarımdaki kanın
Her bir zerresinde ;
YALNIZLIĞIN SENFONİSİ çınlıyordu !
Bedenimde zincirli prangalarla…
 
Ve ben !
Zamanın yittiği şu saatlerde ,
Umutlarımı !
Sevgimi !
Hatta kendimi !…
En kalın urganlarla ,
Soktuğum bu çuval ağzını bağlarken;
Ağlamadan !
Ama …
Ağlayamadan !
Kal! demeyeceğim kadar ,
Bir zavallıyken…
Namussuzca !
Vede ,
Ahlaksızca !
Tüm kalıntılarını gömerek yanardağlara;
Ve bir gün !
Lavlarını fışkırtabileceği ihtimaliyle ,
Git diyebileceğim kadar ,
Terbiyesizce !
YALNIZLIĞIN SENFONİSİ ni haykırırım !
Bu şerefsiz gecelerde …
 
Saygılarımla,
arzu koç
 
Kategoriler
Şiirler

PALMİYEM !!

PALMİYEM

Kime  küstün !

Yaprakların  sararmış…

Gelmezmi  oldular  kuşlar !

Kurtlar , böcekler  terk  mi  ettiler !!!

Bir  kampanyada  dikilmiş  gövdene ,

Neydi  ihanet  eden ?!..

Kah  rüzgarın  yardımıyla ,

Kah  varettiğin  rüzgarla  kımıldadığın  günlere ,

Verilen  damla  suyuyla  büyüttüğün  gövdene ;

Aldırmazdın  sopalarla  vuran  küçük  ellere !…

Soğuktan  titreyenlere ,

Sobalarına  katık  olmaya,  gönüllü  gittiğin  çaresizlere …

Son  demine  kadar  tutupta ,  düşürmeyip  yaprağını ,

Acıdığın  çöpçüye !

Mevsimlerde  değişen  giysilerine …

İlham  verdiğin  şair’ lere!

Aşıkların  bedenine  kazıdıkları  gerçeğine…

Güneşten  sakınanlara  olduğun  gölgene …

Toprağında  saklanan  hazinelere …

Söyle !..

Söyle  bana ,

Aa  PALMİYEM !..

Kime  küstün  böyle !!!

Ne  sarartırsın  yapraklarını ?!

Hangi  acı  çaresiz  kılar  seni  böyle …

Neyi  bekler  gözyaşların  sessizce …

Suskunluğun  boğar  beni !!!

PALMİYEM !..

At  artık  şu  kabuğunu !

Dök  veremediğin meyveni…

Düzelt  şu  eğik  duran  gövdeni !

Küskünlüğün  çare  etmez  gördüklerine …

İsyanın  çözüm  vermez  gerçeğe .

Sen  dur  bari !

Sen  dur  ki  dimdik ,

Ben  yıkılmayayım …

Sırtımı  yaslayacak  seni,  yok  etme  benden !

Senin  kımıldamadan  ettiğin  isyana ,

Benim  ayaklarımla  dolandığım  bozguna !

Bizi  naletleyen  toprağa !

Ver  filizlerini  sayısızca…

PALMİYEM !…

Kendi  soyunu  acımadan  yok  eden !

Kardeşi  kardeşe  düşman  eden !

Aldıkları  nefesi  acımadan  kirleten !

Neşeyi  gözyaşlara satan !

Sevgiyi dostluğu  hiç bilen !

Güveni  kabuğundan  yapılan  parada  gören !

Biz  zavallı  insanlara  inat !

Sen !..

Sen , dimdik  dur !

PALMİYEM !!!…

arzu koç.

Kategoriler
Kişisel makaleler

BATAN GÜNEŞİN ARDINDAN

Hayatın  cilveleri ,  hatta  kader  deyip  hep  bir  kenara  attığımız  yada  malesef  ki görmezden  geldiğimiz  olumsuzluklarla  doludur  yaşamımız….

Çoğunlukta  bilinçli  olupta , sonucunda  yüz  yüze  kaldığımız  durumlarda  ise  en masum  halimizle  sığınacak  vicdan  ve  yürek  arar  dururuz.!

Yaşam  bu  ya !  Kendimide  çoğu  zaman  bu  çoğunluğun  içerisinde  bulmuşumdur.  ” ah  keşke şöyle  yapsaydım,  vah  keşke  bunu  demeseydim “  gibi  bazen  itiraflar bazende  başağrıları  saplanır  fikrimize…

Kimbilir  dostluklarımızı  nasılda  tek  taraflı  dinlenmeye,  yardım  görmeye  vede  ihtiyaç  olunduğunda  açılmış  kucağa  sarmalanmaya  koşmuş,  ihtiyaç  denen  o melun  şehvetten  silkindiğimizde  nasılda  uzaklaşmışızdır  dostu  bilindiğimiz dostlarımızdan…

Yada  kimbilir  yine,  kaçımız  evliliklerini  düşünmeden  yapmış  ve  karşılaştıkları  durum  karşısında  ne gibi  yokoluşlara  silinmez  imzalar  atarak  kararlar  almış,  yada başımıza  gelen  vede  gelmeye  hep  devam  edecek  felaketler  den  kimi,  kimleri sorumlu  tutmuş  ve  kötü  düşünceler  zincirinin  birer  halkası  olmuşuzdur !  Sonrasında  ise …

Bizler  sanırım  biraz,  hatta  yok  biraz   az  düşünmenin  kurbanlarıyız   sadece…  yada malesef  ki  hiç  düşünmeden  hareket  edebilme  cesaretini  gösterebilmenin cezasını  çekmekteyiz !…

Karar  verdiğimiz  her  bir şey  in  sonucunda,  işin  özüne,  öz  kaynak  pınarlarına indiğimizde  ise  üşüyen  ayaklarımızın  içinde  donacağını  düşündüğümüz  bu pınarlardan  hep  bir  kaçış  içindir  yine  aldığımız  yeni  kararlar.

Kimilerimiz  aileden  kaçışta  kimilerimiz  ise  etrafımızdaki  tümsekleri  oluşturduğuna inandığımız  dost,  arkadaş,  sevgiliden  aman  boşver  diyerek  kaçışlarımıza  geçerli sebeblerle  kendimizi  avutmuş  ve  sonrasında  hep;

Gözyaşı  dökmüşüzdür  BATAN  GÜNEŞİN  ARDINDAN …

Peki  ne  yapmalı !  diye  düşünmeye  başladığımız  an , elimizde  kalanların  yahut karşımıza  daha  neler  çıkabilir  ki  diye  düşünmeye  başladığımız  o  an;

Yıldızların varlığını unutmayıp en azından gözlerimizi düşünebiliriz !

Mutlaka düşünmeliyiz . Yapacağımız bir işi, yapmadan !

Gideceğimiz bir yeri , gitmeden !

Ve de söyleyeceğimiz bir kelimeyi…

Biraz  düşünmeyle  kazanacağımız  olumlu  ve  bizi  gerçek  pınarlarda  gezintilere çıkartacak  güzellikler,  bize  yaşam  içerisinde  GÜNEŞİN  hiç  bir  zaman batmayacağını ;

YILDIZLARI  ise  gözlerimiz  kapalıyken  bile  görebileceğimiz  kanısındayım.

Ya siz ?

Saygılarımla,

arzu koç.

Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler

Nasihat ve Nasihat!!

Merhabalar.

Şu anda ne kadar öfkeli ve ne kadar betbaht olduğumu size hangi kelimelerle anlatmaya çalışsam diye düşünüyorum az biraz, çok ama baya bir zamandır.

Öfkeliyim çünkü ne zaman elime bir kalem alsam peçete yahut ufak bir not kağıdı yahut hiç çekinmeden ve de usanmadan o kocaman çantamın içinde taşıdığım ajandayı çıkarır ve en başta içinde bulunduğum ortamın öncelikle kokusunu içime nüfuz eğler taşına ,ağacına,  yaprağına, açmış çiçeğine yada tomurcuğuna ve hatta size şu anda sıralamakla bitiremeyeceğim ve yazdıkça içinizi cızlatacak , yüce yaradanın hepsini birden bahşettiği o seslerini uğuldamalarla ,kokularla, renkleri ve şaheser boyutundaki namı güzellikleriyle bize duyurmaya çalışıp kendini gösteren bu yüce varlıklar sayesinde ve allahın izniyle büyülenir kendimi rüya alemlerinin en üst katındaki dinlenme odasında bulur ve kalemin o kağıtlar üzerinde gezinmesine müsade ederim .

Çoğu zaman kendiminde yutkunmamı sağlayan bu güzellikleri tanımlamadaki yetersizliğime hayıflanır kalemi masa üzerine brakıp o etrafımdaki güzelliklerden özür dilerim.

Fakat uzun zamandır yaradanın bize bahşettiği bu güzelliklerden sadece af diliyor ve ben dahil tüm tanıdıklarım , tüm komşularım, tüm arkadaşlarım, tüm sevdiklerim, vede görüp te tanımadığım o tüm insanlar adına onlardan binlerce milyonlarca kez özür diliyor ve bağışlanmamız için onlara yalvarıyorum.

Evet dağlardan, taşlardan, kuşlardan,ağaçlardan , yapraklardan, özdeğerlerimizi kazanmamızı sağlayan geleneklerimizden, öf ve adetlerimizi var edip oluşturan  büyüklerimizden, hatta geçmişte uğruna kanlarını döküp canlarını veren şehitlerimizden , rabbimin izniyle cana can katıp doğuran analarımızdan, geleceklerini kuramadığımız çocuklarımızdan vede sağladığı eşitlik ve daha satırlara sığmayacak ilkelerini bize armağandan ziyade emanet eden dünyaya bi eşi daha gelmez atam ATATÜRK ten hepinizin huzurunda özürdiliyor ve bağışlanmam için yalvarıyorum.

Her şey bir nasihatle başladı desem eminim garipsiyecek vede şaşıracaksınız.

Evet bir nasihat; yurt dışında çok güzel başarılara imzasını atan çalışkan ve gencecik bir arkadaşımıza bir nasihat ettim haddim olmayarak. Kısa bir zaman önce bulunduğu yerden sıkılarak ülkemize canım vatanıma gelecem artık diye sitemkar bir serzenişte bulunduğunu görünce dayanamayarak kenidisine aman ha diye bir nasihatta bulundum ama siz benim yerimde olsaydınız ne yapardınız diye sormak istiyorum.

Geçmişi,  en geçmişi ve günümüzü birbirine karıştırma kusurumu bağışlamanızı temenni eder naçizane anlatma yolum olarak kabul eğlemeniz beni bahtiyar edecektir.

Bizler daha doğmadan yapılan savaşlarda dedelerimiz ve ninelerimizin kah bir kağnı ile , kah omuzlarda taşınan cephanelerle, kah dökülen kanlarını helal ettikleri zamanlarda asla vazgeçmedikleri o birlik duygusu  ve sonrasında ülkemizde  varolmak  adına kardeşçe bütün dinlere sahip insanların yine birbirleriyle kardeşçe dostça kendilerine armağan edilen o emanetlerin vatana sahip çıkma adına evvela öncelikle dostça yaşamı birbirlerine öğretip güzel olan vatanımızı daha bi güzel ama dahada bi güzel hale getiren o sımsıcak insanların , hatır bilen , komşuluk bilen, başarıları takdir etmesini bilen. kendi çocuklarına başarılı olmaları yolunda desteğini esirgemeyip , örf ve adetlerinide unutmamalarını sağlayıp özünü unutan adam olamaz diye hep nasihatlarda bulunup takdire şayen bir nesil yetiştirmeye çalışıp sadec hep varolmamın tatalılığını güzellüğini vede mutluluğunu gösterip öğretten o güzelim insanların ve vatanı bize tüm bu sınırsız güzellikleriyle karşılıksız sadec armağan edip aynı durumda fakat gelişme göstererek bize emanet eden atamızın bıraktığı bu ülkeyi ne hale getirdik diye hiç kendimize soruyormuyuz.

Evet ne hale getirdik değilmi! Kızmayın hemen şöyle bir arkanıza yaslanıp düşünün bir,

Enson kimi takdir ettik bir başarısı için yada nasıl kıskançlıkla bakıp ta için içinimizi yedi hasetle. ne zaman bir komşumuza evinde neyi var neyi yok diye değilde onu yanında komşusunun bir yerde ailesi gibi olduğumuzu hissettirerek gittik.ne zaaman torpille zar zor yerleşebildiğimiz işyerinde kendimizi üstün görerke biraz daha bizden az yalakalık yapan diğer mesai arkadaşımızı işten attırmak için yada gözden düşmesi için elimizden geleni yapmak yerine ele ele verip işlerin hakkından gelmeye başlayıp birliğimizi vede dirliğimizi ortaya koyarak çalışıp işyerimizi daha iyi bir duruma getirmeye çalışması keyifli bir hale getirdik. ne zaman yeni birşey üretme yolunda yaratıcı gücünü ortaya döküpte bizlerle paylaşan bu zeki beyinleri hakir görme başarısını sahiplenme yuhalama ve yok etme yerine sahip çıkıp ta destek vermek adına gerekirse kendimizde vazgeçebildik. ne zaman yeni bir kitap çıkaran yazarımıza adını duymadığımız için , aman eline kalem alanda yazıyor kardeşim ne yazacak saçma sapan bir hikaye yahut makale dir sakın almayın gereksiz demek yerine takdir edip acaba ne yazmış ve yazdığından ben kendime nasıl bir şey çıkartabilirim deyipte kitabını alıp destek verip yok olmasını değilde varolmasını sağladık, ne zaman bir sanatçıya bu affeyleyin yok cinsel tercihi böyle yok bu erkek ama kadın , yok bu kadın ama erkek vallah billah diyerek önyargılarımızı yok edip sadec icra ettiği sanatıyla ilgilenip takdir edip alkışlamasını bildik,  ne zaman dedikodu yapmaktan vageçtik. ne zaman boşanmış kadınlarımızı afbuyrun artık mal , ne yapsam da kullansam yok etsem banene demek yerine sahip çıkıp kendilerine namuslarıyla çalışabileceği korkmadan gülümseyerek hayatın daha bitmediğini yeni bir kısmetin kendisine elbet ödül olarak verileceğini yada çocuğu için kendi etini bedenini yok etmesine müsade etmeyipte huzurlu ortamlar sunabildik, ne zaman kendi kardeşlerimizi kiminin daha çok parası var diye benim olmadı deyipte onun yüzünden o hakkıyla değilde haksız yere malın mülkün sahibi oldu deyip tenkit etmekten iftira atmaktan vazgeçmeyip ömürleri boyunca sırtlarında taşıyacağı kanserli bir kambur olmaktan vazgeçtik, çevremize kötülük tohumlarını hiç kurumayacak birşekilde ekmek yerine neden güzellik pınarlarının sularını elimize bulayıp silkeleyerek varetmeyei denemedik, ve çocuklarımıza o geçmişimizin aslı olan hayalimizdeki geleceğimize neden ama neden sadece birbirleriyle yarışmayı , öfkeyi . kini , başarının ve gücün güçsüzü ezmekle kazanılacağını öğretmek yerine gerekirse bu iğrençliklerin içinde onlara hayatı bir oyun halinde sunup ta örf ve adetşerimiz de bulunan öz gerçeği yani sevgiyi saygıyı ,dostluğu , kardeşliği doğayı korumayı her başarıyı takdir edemezse asla başarılı olamayacağını öğretmedik.

Ve bakın etrafınıza o güzelim memleketimizi şu anda elimizde olan yada olamayan güç dediğimiz para ya denk tutup ta manevi olan güzelliklere dğişmedik. yada bir çay bahçesinde yahut bir kır kahvehanesinde oturp eski üstadlarımız aldığı keyf-i muhabbete erişebildik yahut hangi garson veya çalışan varlığımızı memnuniyetliliğini karşılığında alacağı bahşiş yada paradan ziyade kalbinin nurunun yüzüne verdiği ışıkla sizleri karşılayıpta aman ne olur hemen kalkmayın üstadım diye yakaran gözlerinde gönül gözüyle konuştu.

Ve daha satırlara sığdıramayacağım örnekleriyle hergün yüzyüze kaldığımız ve kendimizi var etmek adına birbirimizin sırtına basmaktan vazgeçmediğimiz vede asla vazgeçemeyeceğimiz bu canım vatanımda güzelim ve dünyada bir eşinin daha olmayacağını bildiğimiz bu memleketimizde bunları yaşarken , geçmişi hatırlayıp sadece bir ağ of çekerken ben şahsen kendi adıma malesefki her acısına rağmen bu vatanımı terkedip te başka bir ülkede yaşama düşüncesini asla kabul etmezken cesaret edemedim

Evet cesaret edemedim, be bu değer verdiğim ve başarılarını kat be kat artırma şansına sahip bir ülkede yaşarken takdir görüp yeni başarılara imza atmasına olanak tanıyan o yaşadığı yabancı ülkenin insanları arasında ülkesinin özlemini çekmemesi için kendisine  komşu, aile , arkadaş  olamaya gayret gösteren o saygı değer arkadaşıma yaşadığım ve yaşadığımız acıların içerisine gelip aynı acıları çekmesine gönlüm razı olamadı

Bu sebebten dirki uzakta olmanın verdiği çaresizlikle kendisine sunabildiğim açmam gereken kucaktan ziyade ettiğim NASİHAT tır.

Siz benim yerimde olsaydınız ne derdiniz?

 

                                                                                           SAYGILARIMLA,

                                                                                                     arzu koç