Seneler sonra ilgimi çeken, bana yıllar öncesi küçük yaşlarda izlediğim “İner Misin Çıkar Mısın?” tarzı yeteneklerin sahne aldığı o güzel yarışmayı hatırlatan yarışmalardan bir tanesiydi. Bahsettiğim Yetenek Sizsiniz yarışması. Yarışma bildiğiniz üzere Türkiye’nin farklı farklı yerlerinden bir araya gelmiş yeteneklerin hünerlerini sergilediği, bunun sonucunda kazananın, güzel az kaçar mükemmel denilebilecek miktarda bir para kazanacağı, başta da söylediğim gibi ilgimi çekmeyi fazlasıyla başarmış yarışmalardan biri. Fakat Acun Ilıcalı’nın, yaptığı işleri zaman zaman haddim sınırları dahilinde olumlu veya olumsuz eleştiren biri olsam da ve kazandığı paranın zerresine kadar hakkı olduğunu düşünsem de pazar akşamı izlediklerim beni bir hayli şaşırttı. İzleyeniniz vardır yarı finale çıkacak yarışmacılar halk oylarıyla belirlendi. Ve en çok oy alarak ilk üç sırayı paylaşan yarışmacılar sahnedeki yerlerini aldılar.

İlk üç sırayı alan yarışmacılarımızı şöyle bir kenara koyarak geride kalanları düşündüğümde, hiçbir yanıltıcılık, ezber dahi olmadan İstanbul’un fethi tablosunu beş altı dakika gibi kısa bir süre içerisinde yapan yarışmacı ağabeyimizi, hele ki seyyar satıcılık gibi para kazanması garanti olmayan; yağmur, kar yağdığında o günü nasıl kurtaracağının, ailesine ekmek nasıl götüreceğinin derdinde olanlardan birinin yani bu ağabeyimizin bu yeteneğini takdire şayan görüyorum. Elbette yarışmacılar halk oylamasıyla belirleniyor fakat bu ağabeyimizin ilk beşte dahi sıra alamaması kafamda soru işaretlerinin birikmesine sebep oluyor. Aradan belli bir zaman geçiyor ve birbiri ardı kesilmeyen reklam yağmuru yağıyor odamıza. Birden tüm halkın sevgilisi, görmesek nerede acaba diyebileceğimiz başörtülü bir teyze çıkıyor bir gsm operatörünün reklamına. Gülüyorum kendi kendime ve düşünüyorum…

Bu ağabeyimizi bir kenara bırakarak diğer performansları değerlendirecek olursam, inanın şarkı söyleme dışında hiçbir vasfı bulunmayan kişilerin oraya kadar dahi gelmelerini büyük bir şans olarak nitelendiriyorum. Çünkü bana kalırsa kazanma kriterinin en başında, yeteneğin yanında; yapılmamış hünerlerin, gizemli yeteneklerin ön sıralarda bulunması gerekir.Yarışmayı şarkı yarışmasından ibaret sayarak, duygusala bağlayarak ağlamak ne yazık ki finali getirmiyor bunu izleyeniniz vardır çok iyi gördük. Yanılmıyorsam Didim’den yarışmaya katılarak dans gösterisi sunan kardeşlerimizi, eğer ki yapılan işin kıstasına göre değerlendiriyorsak, yarı finalde jüri oylarıyla ikinci olarak görmeyi, en azından trambolin üzerinden potaya basket atmaktan, yanlarına bir bisiklet ile bir de paten alarak aynı haraketleri tekrarlamaktan başka birşey yapmayan gruptan daha çok isterdim. Ha kolaysa sende yap diyenleriniz olacaktır, onların da yaptıklarına saygım sonsuz fakat sonuçta kazanacak birtek yetenek olacak. İşin yapımcısı veya erbabı olmadığım için daha fazla eleştirmek bana düşmez ama benim kendi penceremden bakış açım böyle…

Kütahya’nın Simav ilçesinden yarışmaya katılan, ilk üçe girerek büyük iş başaran, ismini yanlış söylemiyorsam Mustafa Erdem ağabeyimizi kendi isteğimle en sonda dile getirme gereği duydum. Onun yaptığı herkesin yaptığından farklıydı ve diğerlerine göre gösterişsiz dursa da akıllarda “Nasıl Yapıyor Acaba?” sorusunu bırakacak derecede mükemmeldi. İki tane altı haneden oluşan rakamlar dizisini akıldan çarparak, Matematik dahilerini bile pes dedirtecek kadar gizemli bir işe imza atan kendi halinde bu ağabeyimiz, ayrıca gösteriş isteyenlere karnında tepsi taşıyarak, başında şişe tutarak, bir kap içerisinde bozuk para döndürerek; bunları yaparken de gözlerini oynatarak dalga geçercesine ne kadar kolay yapabildiğini gösterdi bizlere. Ödülü ne mi oldu? Finale dahi kalamadı. Jüri oyları; sabahtan akşama kadar işsizlikten kahvede oturarak çay içen, kazanırsan ödülü ne yapacaksın sorusuna okul yaptıracağım ya da daire alacağım diyecek kadar mütevazi, parayı gerçekten hak edecek yetenekte olan, birileri gibi ağlamayan ve kelime oyunları yapmayan biri yerine, başta eleştirdiğim dans grubuna gitti.

Elbette ki sonuçlar tartışılır, fakat hak edenin kazanmadığını pazar akşamı bu yarışmada bir kere daha görmüş olduk. Reyting uğruna yapılan işten de daha fazlası beklenemezdi haliyle. Sekiz dokuz kişiden oluşan bir dans topluluğunun; aile, arkadaş vs göz önünde bulundurduğumuzda atacakları sms sayısını düşünecek olursak bu işin baya karlı olduğunu düşünebiliriz kanımca. Sonuçta yine olan garibana oldu. Ve program sonunda atılan Mustafa tezahüratları herşeyi çok iyi açıklar nitelikteydi jüri üyelerine. O ise hiçbirşey demeden teşekkür ederek oradan ayrıldı. Teşekkürler Mustafa ağabey, bizlerin gözünü açtığın, gerçekleri bir kere daha gösterdiğin için. Bu yüzden sitem olarak Yetenek Sizsiniz yarışmasının isminin, Yeteneksizsiniz yarışması olarak değiştirilmesini gönülden istediğimi belirtmek istiyorum…

Saygılarımla!

6 YORUMLAR

  1. şunu gördük keyif alarakda yazar arkadaşın söylediği gibi ayrımcılık var gariban ve zengin fakir kesim gibi bundan önce ki finaldede zengin cocugu sectiler kiz kalmisti mustafa gibi yani var böyle durumlarda.

  2. ee kambersiz düğün olur mu hiç :)

    bizim ülkede böyle yarışmalarda kendni acındır kesin birinci olursun, allah bir de, iki de cuma namazına git kesin başbakan olursun :))

    hocam naif yazınız için çok teşekkürler, saygıyla selamlarım…

  3. Kesinlikle katılıyorum fıratcığım ama bu bence ne formatla alakalı nede programla bu biraz bizim halkımızın zihniyle, düşünceleriyle,araştırmacılıklarıyla alakalı.Hatırlıycaksın mutlaka , bizim halkımız bir dönem 24 tane kutu ve bu kutuların başında ünlü olma sevdası, hayaliyle deyim yerindeyse şebeklik yapan 24 tane insana kilitlendi televizyon kanalının birinde.Tek merak ettiğim ve kendi kendime sorduğum ne fıratcığım biliyor musun? acaba o programdan insanlar ne anlıyorlardıda izliyorlardı.Birden insanlar artık bıraksınlar ya bu tür programlarda yazık ya diyerek oy vermeyi.Bilal göregen tamam bende takdir ediyorum iyi bir çalışmaydı ama bu insanın şarkı sölemekten başka var mı? yeteneği.selamlarımla kardeşim yazılarını lezzet ve haz alarak okumaya devam edicem..

Bir Cevap Yazın