“Bize ne oldu sevgilim? Hangi canlının ahını aldık, kimin sevgisine nazar eyledik. Yoksa bilmeden bir fakirin ekmeğiyle mi oynadık. Günlerdir soruyorum bu soruyu kendime, biz nerede hata yaptık.”

Sevgilim sen bir yere güzel diyorsun ya, benim için orası vazgeçilmez oluyor. Hani bir gün çok üzmüşlerdi ya seni, hani bana gelmiştin! İşte yastığıma gözyaşını bıraktığın o günden beri, o yastığa sarılıp uyuyorum. Yokluğundan sonra her gece o vazgeçilmez yere gidip, dert yanıyorum!

Biliyor musun, gittiğin gün ellerinden sıkıca tutup “gitme” demeyi çok istemiştim. Bunu şimdi itiraf etmek, elbette geçmişi geri getirmez. Belki o an ilk defa cesaretimle sınamıştı hayat beni. Şimdilerde bunu anlamak çok kolay, onca yıl sonra gelmeyen mutluluktan belli zaten ne halde olduğum.

Bana, senin kadar samimi gelen hiç kimse olmadı. Belki de seni unutmak istemedi yüreğim. Mantığım bazen reddetti seni, kalbime ise hiç güvenmezdim. Ama yüreğim var ya, işte o hep senden yanaydı! Mantığım para dediğinde, kalbim sağlık dediğinde, yüreğim hep sen derdi. Bende zaten hep buna güvendim, inanmak yürekten gelirmiş. İnandım yüreğime, yüreğine, yüreğimize… Bizi yaşatan en güzel duyguya hep inandım!

Altı üstü bir ayrılık deyip geçmek ne kolay değil mi? Ödediğimiz bedelin ağırlığı altında kalmak tesadüfmü acaba? Neden kavuşmalar bu kadar zor ki, neden uzaklığımıza bir çare bulamıyoruz, neden ha! Mutlu olmaktan mı korkuyoruz, yoksa olamamaktan mı? Saatler ne kadar çabuk geçiyor, yokluğun hiç bu kadar düşmemişti içime. Yokluğun diyorum, işte ben tam orada yaşıyorum hayatı…

Günlerdir ta şuramda bir acı, çırpınıyorum yatakta. Hani o gözyaşını bıraktığın yastığa döktüğüm gözyaşları var ya, korkuyorum çürütecek yastığımızı. Nasıl bir özlemdir bu içimde günbegün çoğalan, nasırlı kaldım bu hayatta. Ruhum evliyalar gibi huzuru ararken, bedenim senli bir hayatın izlerinde kalıyor. Yıkılmaktan korkuyorum, her şeyimi yitirmekten, seni kaybetmekten. Hani biliyorum bir daha kavuşamayacağımızı da. Sevmek böyle ağır bir şey işte!

Bize ne oldu sevgilim? Hangi canlının ahını aldık, kimin sevgisine nazar eyledik. Yoksa bilmeden bir fakirin ekmeğiyle mi oynadık. Günlerdir soruyorum bu soruyu kendime, biz nerede hata yaptık.

Şimdi iki göz iki çeşme haldeyim. İtirazım yok buna ama yoruyor artık hayat beni. Bir gün düşeceğimde kalkamayacağım ondan korkuyorum. Göremeden seni, ellerini tutamadan, sıkıca sarılıp “kadınım” diyemeden yitip gitmekten korkuyorum. Azalmıyor sana olan sevgim, günbegün artarak çoğalıyor. Belki de beni hayata bağlayan en yüce olgudur bu! Belki de uzakta da olsan, hayatın her türlü mutluluğundan daha çok sen mutlu ediyorsundur beni. Sana inanıyorum sevdiğim, yolunda ölmek bile bir başka güzel ama yinede gel lütfen!

Sahi bize ne oldu sevgilim? Nedir ödeyemediğimiz bedel?

Emre onbey

PAYLAS
Önceki İçerikOnuR KoÇ – ßiR ReSMiN ßiLe YoK
Sonraki İçerik“Evlilik Müessesesi”
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

Bir Cevap Yazın