Ömrüme senden bir iz kaldı ve ben şimdi yalnız senin için acı çekmek istiyorum. Günlerdir en ağır bombalarla dövüyorum kalbimi. Bir mültecinin bedenine sığınıp senin ülkende esir olmak istiyorum. Ayağımda prangalar, elimde kazma sana varan yollardaki taşları un ufak ederken ki kölelerin acısına ortak olmak istiyorum. “Neden” diye sorma… Sen ayrıldığımız günün akşamı bütün nedenleri bana bırakmamış mıydın?

Bilirsin beni yıllardır yazı yazıyorum, yeri geliyor kandırıyorum insanları ama asla aldatmıyorum. İnanmadığı hiçbir şeyi hayatına sokanlardan olmadım henüz ve ne zaman kalbim vicdanıma yenildiyse orada oturup kendime ceza vermekten hiç sıkılmadım. Dualarım olurdu benim hep sevdiklerime, çünkü ben kırdığım kalpleri asla unutmadım ve şükürlerle olsun ki yüreğimi hiç uslanmaz rüzgârlara emanet edip de terk etmedim sevdiklerimi… Şimdi aynısını senin içinde diliyorum. Sen mutlu ol gül güzeli, mutluluk her kalbe yakışır ve sen onu değeri bilinecek en manevi duygu sandığın sürece, kapından hiç eksik olmaz! Hayatta en güzel şey güzel düşünebilmektir. Yoksa bu kadar derin bir ayrılıktan sonra bana güzel sözler yazdıran sen olur muydun hiç?

Hayatta aşk denen bağlılık duygusu en çok erkeğe yakışırmış. Bu sözü duyunca şaşırıp itiraz edeceğini çok iyi biliyorum. Bu yüzden tebessüm ederek yazıyorum. Ama biraz sabredip beklersen neden erkeğe yakıştığını da anlatırım. Çünkü aşk zaten kadın demektir. Kadınlar aşkla yoğrulup da dünyaya gelirler ve çok az erkek gerçek aşkı bulup da değerini bilmiştir. Kavuşamayanlar ise ya aşklarından efsane olmuşlardır ya da yıllarca farkına varmadıkları bir duygunun esareti altında yaşayarak kendilerini kandırmışlardır. Sana aşk deyip, sarılışlarımın sebebini soruyordun ya hep bana, işte hepsi bundandı. Ben sende gerçek aşkı bulmuştum. Yıllar sonra bana mahcup yüz hatlarını emanet eden iyi kalpli bir melek gibi karşımda sevimli konuşmaların yok mu, yaşadığımın en güzel mucizesiydi. Bana sessizce gitmeyi bıraktığın için biraz sitemli görünmek istesem de yapamıyorum çünkü hala içimde can çekiyor umutlarım. Ben sana kıyamıyorum ve gecelerimi de artık paylaşamayacaksam çok mu yaşarım sanıyorsun. Hani gel desem, dönelim eski gülüşmelerimize desem yine de susar mısın?

Yarım kaldık gül güzeli… İnan eksik duygularla yaşamaya çalışıyoruz. Ciğerimizden sökülüyor mutluluk ve biz nedensiz yere etrafımıza güzel görünmeye çalışıyoruz. Ne zaman yalnız kalsak içten içe kıyılmaların valsına ortak oluyoruz. Biz ayrılığı hiç beceremiyoruz. İnsan hiç tanımadığı bir duyguya bağlanır mı? Bizim onurumuz mutluluktan yana olmayacaksa hiç olmasın dediğimiz günlere şimdi ihanet mi edeceğiz? Tamam, ilk ayrılan biz değiliz belki ama nedensiz yere ayrılmayı seçen ilk çift olabilme de en güçlü aday olduğumuzu kalplerimize nasıl söyleyeceğiz ki, inanırlar mı sanıyorsun. Biz boş yere birbirimizi sevmede ısrar etmedik. Sabahlara kadar ellerime en güzel sözlerle mesaj yazması emrini hangi organım verdiyse, bir an önce geri dönme çağrısını da aynı organım veriyor bunu bilesin… Ve bil ki dönersen aynı yerden devam edecektir bu aşk!

Ayrılıktan vazgeçmemekte ne gibi çıkarımız olabilir ki… Seni seviyorum’dan ayrı geçen her günde aşkın masumluğunu bir darbede biz atmış olmayacak mıyız? Şunu unutma benim bir günüm bile seni görmeden geçmez! Kararın ne olursa olsun unutulmayacaksın!

Emre onbey (sizden biri/belki sen)

PAYLAS
Önceki İçerikSıkıldım… Yoruldum Hayattan!
Sonraki İçerikGerçek Kurtuluşa Nasıl Ulaşırız?
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

1 YORUM

Bir Cevap Yazın