TÜRK’ÜN GÖREVİ
TÜRK’ÜN GÖREVİ

Roma, 452

Papa’nın huzuruna koşarak panik içerisin de gelen Agustus, Papa’nın sakin halini görünce sinirlenir ancak belli etmez. Yanına geldiğin de durur.

– Leon hazretleri…
– Ne oldu Agustus? Ne bu telaş?
– Atilla… Atilla Roma’yı almaya geliyor efendim!
– Yüce İsa…

1.Leon fenalaşır. Olduğu yerde tahtına çöke kalır. Ardından elini alnına götürüp usulca;

– Atları hazırlayın, yola çıkıyoruz…

Ardından Roma’da hazırlık başlar. Papa’nın atlıları, Romalı askerler, altınlar dolusu sandıklar yola çıkarılır. Çok sürmeyen bir yolculuk sonucu, Papa 1.Leon ile kafilesi, Atilla’nın huzuruna gelir. Atilla’nın Otağı’na girmeyi başaran sadece Leon’dur. Atilla, sakin ve huzurlu bir görüntü vermektedir. Papa, daha fazla dayanamayıp Atilla’nın ayağına kapanır. O söyledikçe, Roma dilini bilen Hun askeri tercüme eder;

– Başbuğum, Papa sizden af diliyor. Roma’yı affetmenizi diliyor.
– Sadece barış mı, sor bakalım?

Hun çerisi soruyu sorduktan sonra cevabı tercüme eder;

– Hayır. Aynı zaman da barışta istiyorlarmış.
– O halde, Papa’yı ve Roma’yı affettim.

Bütün Avrupa’ya diz çöktüren Başbuğ, “ Barış “ denilince, Papa’yı ve Roma’yı affetmiş, geri dönmüştür.

***

Yukarıda ki öykü, gerçekte yaşanmış olduğuna inansam da, benim yazdığım öyküdür. Türk’ün tarihsel misyonunu ( görevi ) daha iyi anlatabilmek için bu yolu seçtim.

Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları adlı eserin de, “ İl “ kelimesinin tanımı vardır. İl, barış demektir. İlçi, barışçı anlamına gelir. İlhan’da, Barış Kağanı anlamını taşır. O halde, Başbuğ Atilla’nın diğer sıfatının, Roma’yı affetmesi olayı ile “ İlhan “ olduğunu anlamış olduk.

İlçi, Elçi’nin kelime kökeni olabilir ancak. Bugün de Türkler’de ki “ Elçi “ anlayışının, af dileme amacı taşımayan, barışı sağlayan şerefli bir anlayış olduğunu gördük. Aynı zaman da, son derece yiğit savaşçılar olan Türkler’in, barışa verdiği önem, dikkat çekmek istediğim noktadır.

Türkler barışı niye ister?

TÜRK’ÜN GÖREVİ
TÜRK’ÜN GÖREVİ

Başbuğu Atilla’nın bir sözü vardır; “ Biz Türkler Tanrı’nın kırbacıyız, Tanrı nerede azmış bir kavim varsa, bizi onun üzerine gönderir. “

Türkler’in hiçbir şeyi boşa değildir. Ne savaş isteği, ne barış isteği, ne dini inancı ne de dünya üzerinde ki görevi boşa oluşmamıştır. Tanrı’dan alınan kut anlayışı da buna örnektir. Tarih boyunca görevimiz, Dünya’da barışı sağlayana kadar savaşmak olmuştur. Türklük’ten ne kadar cayarsa caysın Osmanlı’ya kadar da böyle gelmiştir.

Önce Cengiz’in tüm Asya’ya, sonra Timur’un Avrasya’ya, ardında da Kanuni’nin Avrupa’ya söyleyeceği bir başka söz de bu duruma örnek olarak verilebilir;

“ Gökyüzünde tek bir Tanrı olduğu gibi, yer yüzünde de tek bir Kağanlık olabilir! “

Yani, tek hakim olma isteği de boşa değildir. Dünya’da, kaosu oluşturan yegane etken ikiliktir. Eğer, bir yerde birden fazla hakimiyet olursa, o yerde hakim güçlerin birbirleri ile çatışmaması beklenemez. İlla ki bir neden bulunur. Mesela, Timur ile Yıldırım’ın birbirleri ile savaşma süreci kolay olmamıştır. Bu süreçte, iki tarafta “ soydaşlık “ diyerek sabırlı davranmıştır. Ancak, iki taraftan birisi soydaşlık diye ne kadar söylerse söylesin, soyuna diğerinden daha az bağlı olunca, bir savaş çıktı. Ve bu savaş uzun da sürmedi. Tek sefer de olan savaşı Timur kazandı.

Peki bu durum da Timur “ İlhan “ olabilir mi?

Önemli bir soru gibi geldi bana. Timur, savaşı barış için istemiştir. Barışı ne için istedi? Tabi ki barışı koruyabilmek için aynı bölgede var olan ikili hakimiyeti bir arada tutan soydaşlık bağının çözüldüğünü görünce, Timur kalıcı bir savaş istedi. Sonucu, Türklük açısından ağır olsa da, yine de dünyanın barış için de, yani adaletli bir şekilde yaşaması amacı güdüldü.

Türkler, bu dönemden sonra da dünya da hakim olma isteğini sürdürdü. Ankara savaşından sonra tekrar toparlanan Osmanlı, yeniden Türk Dünyası’nın önderi oldu. Ancak bu önderliğin yanına, Yavuz dönemin de bir de Hilafeti, yani İslam dünyasının önderliğini de ekledi. Böylelikle, sınır ötesi hakimiyet alanımız genişlemiş oldu. Fakat İslam dünyasının liderliği, Osmanlı Uygarlığının oluşmasına “ Acem ve Arap “ kişilerini de ekledi. Böylelikle, anlayışta bir miktar değişiklik oldu. Ancak, temel değiştirilemedi. Çünkü Osmanlı’nın da temel amacı Türk’ün barış görevi için dünya hakimiyeti idi. Böyle de kaldı.

Biraz daha gerilere dönelim. Selçuklu hükümdarı Tuğrul Beğ, 1058 yılında Türk laik yapısının temelini attı. Halife’yi, Devlet işlerine karışmaktan alı koydu. Barış görevine böyle devam edilse de, Selçuklu’nun diğer dönemlerin de doğrudan Halife ile birlikte çalışılmak zorunda kalındı. Türk istese idi, çöl için kan dökmezdi. Ancak kendisine Atasından kalan bir “ Barış Görevi “ vardı. Bunu da başarı ile yerine getirdi.

Peki atalarımızın temel amacı İslam sancağını taşımak mıydı?

Tabi ki hayır. İslam sancağı, Türk ülküsü uğrun da kullanıldı. Bu da, tamamen “ stratejik “ bir hamle idi. Türk, zaten İslam’dan önce dünyaya Tanrı egemenliğini yayma amacı taşıyordu. Türk Milleti’nin idarecileri de, İslam sancağını hakimiyet görevini daha rahat yürütebilmek için kullandılar.
Bugün de Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk Dünyası’nın en güçlü Devleti’dir. Ancak bu gücü kullanabilmesi için, soydaşları ile birlik olmasından başka yolu yoktur. Bu birlik düşüncesinin son Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK döneminde ki gibi hakim olabilmesinin yalnızca bir yolu vardır; “ Türklük Bilinci “

Bu bilinç, hem Devlet’in hem de halkın beynin de hakim olması gereken bir bilinçtir. Türk olmasam ne çıkar demeyin! Bu bilince sahip olan herkes, unutmamalıdır ki kazançlı çıkacaktır. Ve yine unutulmamalıdır ki Türklük bilinci ile kazancın olur ancak bilinç yoksunluğu ile zerre kazancın olamaz. Türklüğün tam tersi davranan bu yaratıklar, “ Tembel ve Cahil “ olarak yaşamaya devam edecekler ve bu da onların kaybı olacak.

Herkes bilsin ki, Türklüğe kimse ne anlam katabilir, ne de şan. Türklük kişilere anlam ve şan katabilir! Bireyin zaferi, Türk’e şan katmaz çünki birey Türk bilincine sahip değil ise o zaferi elde edemez!

Olmalı senin bir ülkün Ey Türk evladı,
Sen uyurken satıyor birileri Vatanı!
Yurdunu koru, “ yazıktır incitme atanı “,
Turan’dır bizlere en güzel ata mirası!

Esenlikle…

Yusufhan Güzelsoy / 07-01-2010

8 YORUMLAR

  1. Emre Bu yazara dikkat edin :) Turkiyede ki olaylar hakkinda bir cok kaliteli yazisi mevcut, uzun suredir yoktu, iyiki dondun yusuf, yazilarinla sereflendirdin bizi ve sitemizi.. Tesekkurler..

  2. burada yazdığım günden beri hayretler içerisindeyim zaten. her yazarın farklı bir yazım tarzı ve konusu var. kimse, kimseye özenip ya da ne bilim ortamı çirkinleştirmiyor. çok özel bir site oldu burası, kalite çok yüksek. ama amaca giden yol hep aynı. herkes doğruluk peşinde, insanlık peşinde. bağımsız gazetesinin köşe yazarları gibi olduk valla. inş. gazete çıkarırız, sesimizi duyan işadamı yok mu?

    • ins emre yurtdisinda bir kac yerel gazete ile gorusme halindeyiz zaten zamanla sitemiz uzerindeki yazarlar icin daha iyi imkanlar hazirlamaya calisiyorum, en basindan beri amac para olmadi bizm icin, amac kaliteli yazarlari tum dunyaya gostermek, tanitmak icin cabaladik. ins benim hayalim bu. cok degerli yazarlarsiniz hepiniz, tek istedigim sizeleri cok iyi bir yerde gormek.

Bir Cevap Yazın