Kanatlarım rüzgarı hissedene dek uçmak zorunda olduğumu bilmesem, Simurg’a ulaşabilmek için hisarlar,bahçeler aşmazdım.Tüylerim liğme liğme yolunana dek solumazdım heyecanla kışı ve baharı.Ben bülbül.Gülü bırakmazdım.Ağzımda bir parça diken taşımazdım ondan bihaber.Ondan bir koku,bir tat.Avare olduğum yuvayı doğa parçalayıp yağmurun nefretiyle dövüp,toprağa yedirene dek yüreğim çırpınacak,kanatlarım gibi çaresiz.Üşümüş küçücük bedenim soğuyup yere düşene dek gözlerimi kısıp sislere daldım.Kara dokundum.Yutuldum.Yoruldum.Dondum ve yandım.Nice bahçeler geçtim.Hiçbiri alagülüm gibi kokmadı dokunmadı.Uçtum.Hiç durmadan.

 

   Sonunda Simurg’u uzaktan görebilir miyim,hisseder miyim Hüdhüd’ün renklerini diye çığlık çığlığa,hasta ağladım.Ta ki gözyaşlarım bir avuç bedenime sığmayıp vücudumun suyu çekilene,tüylerim kuruyup dökülene kadar.Sonra düştüm aniden.Anladım.Bendim Simurg.Ona dokunma,hissetme isteğimdi.Uçup gelmemdi her şeyi bırakıp.Çünkü terk ettiğim her şey aslında banaydı.Zaten bu yolculuğun adı neydi ki?Bir avuç aşktı…

 

mustafa şenay

1 YORUM

Bir Cevap Yazın