İçimdeki duygular öyle kabarık ki bir sahile çarpsa, tsunami olur. Facebook’a girip insanlara laf attım. Herkes bir havada; kimileri birileri ile ilişki durumu yaptı diye sevinirken, bir diğeri aşk acısı çekerek feryadı figan etmektedir.

O Leyla’nın aşkı için çöllere düşen Mecnun, aşkı iki paralık edenlere ne derdi?  Zamane aşıkları der geçer miydi Yoksa bize kinle mi bakardı? Orasını bilemiyorum.

Ya Ferhat bu zamanda yaşasaydı gene Şirin için dağları deler miydi yoksa O da bizim gibi sosyal paylaşım sitelerinde aşk denilen bilinmezi kirletir miydi?

Ya da Kerem ile Aslı o saf,  tertemiz aşklarını karşılıksız sevmeye devam mı ederdi yoksa o da iki öpücük niyetine aşkı kirli mendil gibi çöpe mi atardı?

Aslında ben o insanların nasıl yapacaklarını merak ediyorum. Ama gene de kendi kanaatimi söylemekten duramıyorum bu çağa gelselerdi yaşayamazlardı, tahammül etmeleri zor olurdu. Çünkü onların sevgisi; beden sevgisi değil onlarınki gönül sevgisiydi. Ve adını AŞK koydular. Onun uğrunda yılmadan, her zorluğa göğüs gererek hakkını vermeye çalıştılar ve verdilerde.

Biz acaba yaşadığımız bu kepazelikleri başka bir kelime ile mi telaffuz etsek yoksa bu şekilde yaşamasak mı? İsmini değiştirsek bir şey değişmeyecek. Yaşamayalım desem beni dinleyen olmayacak herkes gene bildiğini okuyacak. En iyisi biz kendimizi değiştirelim biz bu anlattığımız gibiysek. Yoksa halimiz aşağıdaki örnekteki adamın haline döner. Adamın biri ben dünyayı değiştireceğim demiş. Gel zaman, git zaman bakmış bir gelişme yok. Aradan aylar, yıllar geçmiş kafası, aynı Newton’un kafasına elma düşer gibi bir gün dank etmiş. Eyvah! Demiş. Ben hata ettim.  Önce kendimi değiştirmem gerekti diye üzüntü duymuş. Ben kendimi değiştirirsem; ailemi,  mahallemi, şehrimi, ülkemi ve nihayetinde dünyayı değiştirirdim demiş.

Gelin kendimizi değiştirelim, dünya değişsin.

 

2 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın