Yaşadığımız dünyaya ait bütün bilgileri, duyularımız vasıtası ile öğreniriz. Duyu organlarımız aracılığı ile bize ulaşan bilgiler, bir dizi işlem sonucunda elektrik sinyallerine dönüşür ve bu sinyaller beynimizdeki ilgili noktalarca yorumlanır. Beynimizdeki bu yorumlamalar sonucunda bizler yediğimiz yemekten tat alır, bir kuşun ötüşünü duyar, gülün kokusunu hisseder, dikenin acısını bilir, çizdiği derimizi de görebiliriz.

Oysa yıllardır aldığımız telkinlerle, bedenimizin dışında gerçek bir dünyanın var olduğuna inanmışızdır. Bugün, bilimsel deliller sonucunda itiraza ve tartışmaya mahal vermeyecek kadar kesinleşmiş bir gerçek var ki, dışarıda var olduğunu sandığımız hayat, aslında sadece beynimizin duyu merkezine gelen elektrik sinyallerinden başka bir şey değildir.

Evinizin penceresinden çevreye baktığınızda, hayatınız boyunca aldığınız telkinlerden dolayı çevreyi gözlerinizle gördüğünüzü zannedersiniz. Oysa gözlerinizle, dışarıdaki manzarayı değil, beyninizin içinde oluşan manzaraya ait görüntüleri görürsünüz. Bu bir tahmin veya felsefe değildir. Bu, bilimsel bir gerçektir.

Ünlü filozof George Berkeley, algılarımızın sadece zihnimizde yer aldığını ve dış dünyada var olduklarını kabul ettiğimizde yanıldığımızı çok açık olarak ifade etmektedir:

Kendilerini gördüğümüz ve dokunduğumuz için ve bize algılarımızı verdikleri için nesnelerin varlığına inanırız. Oysa algılarımız sadece zihnimizde var olan fikirlerdir. Şu halde algılar aracılığıyla ulaştığımız nesneler fikirlerden başka bir şey değildirler ve bu fikirler, zihnimizden başka yerde bulunmazlar zorunlu olarak… Bütün bunlar mademki sadece zihinde var olan şeylerdir, öyleyse evreni ve şeyleri zihnin dışında varlıklar olarak hayal ettiğimizde, yanılmaların içine düşmüş oluyoruz demektir…1

İnsan, dış dünya olmadan da tüm algıları bütün gerçekliği ile yaşayabilir. Buna verilebilecek en güzel örnekse rüyadır. İnsan, sadece yatağında yatarak rüyasında, uyanıkken yaşadığı hayatla aynı gerçeklikte bir hayat yaşar. Rüyasında denizde yüzdüğünü görse, yüzerken aldığı zevki, ıslaklığı, su yuttuğunda tuzun tadını alır. Ya da bir yakınını kaybettiğini görse bunun üzüntüsünü, üniversiteyi kazandığını görse bunun sevincini hisseder. Bütün bunlar olurken kişi yatağındadır ve gözleri de kapalıdır. Demek ki gören gözleri değildir. Yattığı oda bomboş olmasına rağmen sesler duymuştur, insanlarla konuşmuş belki bir şarkı dinlemiştir. Demek ki duyan kulak değildir. Her şey beyinde oluşur. Ancak izlediğimiz her şeyin aslı varmış gibi gerçekçidir.

İnsan şuursuz uyku halinde iken rüyalarını kendi tasarlayıp göremez. Beyin ise, protein moleküllerinden oluşmuş bir et yığınıdır. Bu görüntü ve senaryoları bir et yığını da oluşturamayacağına göre, uyurken rüyadaki görüntüleri gösteren kimdir?  Elbette insanı uyutan, uyku esnasında ruhunu çekip alan, uyandıktan sonra iade eden ve uykuda rüya gösteren alemlerin Rabbi olan Allah’tır.

Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. 2

Aslında insan biraz düşünse, rüyada pek çok hikmetler olduğunu kavrayabilir. Çok uzun zamanlar geçirdiğimizi düşündüğümüz rüyalarımızdan uyandığımızda, aslında birkaç saniye süren bir hayalin içinde olduğumuzu anlarız. Rüyaymış dediğimiz hayal görüntüsünden, gerçek hayata döndüğümüzü zannederiz. Burada insanın aklına şu soru gelmelidir:

Peki, ya gerçek ve çok uzun yaşadığımı zannettiğim dünya hayatım da rüya kadar kısa bir hayalse?

İşte tam bu noktada bu gerçeği bizlere haber veren Rabbimizin mesajını hatırlamalıyız.

Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi. 3

Yaşadığımız koskoca dünya hayatının yalnızca bir oyun ve oyalanma olduğunu bizlere hatırlatan Rabbimiz, aynı zamanda dünyada yaşadığımız 60–70 senenin de “sanki, bir akşam veya bir kuşluk”4 vakti kadar kısa olduğunu bir ayetinde şu şekilde ifade etmiştir:

Dedi ki: “Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.” Dedi ki: “Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz,” 5

Rüyada iken gerçek zannederek yaşadıklarınız, uyandığınızda sizin için hiçbir şey ifade etmez. Çünkü hepsinin hayal olduğunu anlarsınız. Peki ya gerçek zannettiğiniz dünya hayatı da sadece kısa bir hayalse ve ölüm de aslında bir uyanış ve sonsuz hayatın başlangıcı ise?

Merhamet edenlerin en merhametlisi olan Yüce Rabbimiz, kullarına bu gerçeği pek çok ayetinde hatırlatmıştır. İnsanları, eksiksiz ve sonsuz cennet yurduna ulaşmaları için, eksikliklerle yaratılmış, oyun ve oyalanmadan farkı olmayan bu kısa dünya hayatına bağlanmamaları konusunda uyarmış ve asıl hayatın dünya değil, ahiret yurdu olduğunu bildirmiştir.

Dünya hayatının bir rüya olduğu ve ölümle beraber bu rüyadan uyanıldığında, insanların rüya gibi bir alemde yaşadıklarını anlayacakları, İslam alimleri tarafından da dile getirilen bir gerçektir. Şeyh-i Ekber (En Büyük Şeyh) olarak anılan büyük İslam alimi Muhyiddin Arabi, bir sözünde, Hz. Muhammed (sav)’in bir hadisini aktararak dünya hayatı ile rüyalarımızı şu şekilde benzetmiştir:

Hazreti Muhammed Aleyhisselam “insanlar uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar” buyurmuştur. Demek ki, dünya hayatında gördüğü şeyler uyuyan kimsenin rüyasında gördüğü şeyler gibidir. Yani hayaldir. 6

Bir ayette ise Rabbimiz, kıyamet günü diriltilen insanların şöyle diyeceğini bildirmiştir:

Demişlerdir ki: “Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va’dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş”. 7

Ayetten de anlaşıldığı gibi insanlar kıyamet gününde, tıpkı rüyadan uyanır gibi uyanırlar. Rüya görürken uyandırıldıklarında, kendilerini uyandıran kişiyi merak ettikleri gibi, ahirette de kendilerini kimin uyandırıp dirilttiğini merakla birbirlerine sorarlar. Anlarlar ki yaşadıkları dünya hayatı, kuruyup sapsarı kesilmiş ekin gibi çer-çöp yığını olmuş ve kendileri de bu çöp yığını içinde boş yere bir hayalin peşinden koşup aldanmışlardır. Karşılaştıkları son ise, Rahman olan Allah’ın va’dettiğinden başkası değildir.

İnsanlar ahirette olumsuz bir sonla karşılaşmamak için, Kuran’da Rabbimizin bildirdiği ayetler üzerinde düşünüp öğüt almalıdırlar. Bu konuda kaybedilecek tek bir saniye yoktur. Zira kimse aldığı nefesi verebileceğini garanti edemez. Burada anlatılan bütün gerçekler, her insana ölüm kadar yakındır. Bu gerçekleri fark eden herkesin yapması gereken ilk konu, hemen tevbe etmek, salih amelde bulunup, sonra bağışlanan kullardan olmayı umut etmek olmalıdır.

Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, mü’minlere yarar sağlar. 8

İbrahim Akın

Dipnotlar

1- Bkz ( George Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri, s.38–39–44)

2- 39 / Zümer 42

3- 29 / Ankebut 64

4- 79 / Naziat 46

5- 23 / Müminun 112-114

6- Bkz (Fusus-ül Hikem, çev. Nuri Gencosman, İstanbul 1990, s. 220)

7- 36 / Yasin 52

8- 51 / Zariyat 55

Bu yazı Körpe Kalemler‘de yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın