En kusursuz uçuş makinesi hangisidir? Skorsky helikopteri mi, Boeing 747 yolcu uçağı mı, yoksa F-16 savaş uçağı mı?
Reader’s Digest dergisinde konu olarak kuşları ele alan bilimsel bir makale aşağıdaki cümle ile başlayarak bu sorunun cevabını şöyle vermektedir: “Aeorodinamik bir harika olan kuşla kıyaslandığı zaman en gelişmiş hava aracı bile sadece kabataslak bir kopyadan öteye geçmez.”

Kuşlar mükemmel uçuş makineleridir. Bir aracın uçabilmesi için hafif olması gereklidir. Bu, kanadı tutturmak için kullanılan vida ve perçinler için de geçerli bir kuraldır. İşte bu nedenle insanlar uçak imalatında hep özel malzemeler kullanmaya çalışırlar: Sert ama hafif, aynı zamanda da darbelere dayanıklı. Bütün çabalara rağmen bu konuda kuşlara yaklaşamadığımızı söyleyebiliriz. Siz hiç iniş sırasında infilak eden ya da parçalanan bir kuş gördünüz mü? Ya da uçarken gövdeye olan bağlantıları zayıfladığı için kanadı düşen bir kuş?

Kuşlardaki kusursuz tasarımların havacılığın gelişmesinde çok büyük etkileri vardır. Nitekim uçağın mucidi olarak kabul edilen Wright kardeşler, Kittyhawk adındaki uçaklarının kanatlarını yaparken akbaba kanatlarının tasarımını örnek almışlardır.
İçi boş hafif kemikler, bu kemikleri hareket ettirecek güçlü göğüs kasları, havada tutunmayı sağlayacak nitelikte tüyler, aerodinamik kanatlar, yüksek enerji ihtiyacını karşılayacak bir metabolizma. Kuşların bir tasarım ürünü olduğunu açıkça gösteren tüm bu özellikler onlara havada büyük bir hareket kabiliyeti verir.
Kuşlar daha pek çok bakımdan da uçaklardan çok ileridir. Örneğin kuzgun, güvercin gibi kuşlar havada takla atabilirken, arı kuşları havada asılı kalabilirler. Havada uçarken fikir değiştirerek ani bir hareketle bir dala konabilirler. Uçaklar ise bu tarz manevralar yapamazlar.
Daha uçakların keşfedilmediği zamanlarda bile kuşların uçmak için kullandıkları kusursuz tasarım birçok mucidi etkilemiştir. Öyle ki, 19. yüzyılda bazı kimseler evlerinde yaptıkları kanatları kollarına sıkıca bağlayarak binaların tepesinden kendilerini boşluğa bırakıp kuşların hareketlerini taklit etmeye çalışmışlardır. Tahmin edilebileceği gibi, bu kişilerin uçmak için sadece kanatların yeterli olmadığını anlamaları fazla uzun sürmemiştir.

Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan Allah’)tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz O, herşeyi hakkıyla görendir. (Mülk Suresi, 19)>

Darwinist’lere Gelince;

Darwinistler, bir uçağın onlarca mühendis ve işçi tarafından yapıldığını ama daha kompleks yapıda ve CANLI olan bir kuşun ise rastlantılarla oluştuğunu söylerler. İngiltere’deki Leeds Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve aerodinamik (hava ile havanın içinde hareket eden katı kütlelerin etkileşimini inceleyen bilim dalı) alanında bir uzman olan araştırmacı Prof. Andy Mc Intosh ise bir röportajında kuşlardaki tasarımla ilgili olarak şu sözleri söyler:
“Doğanın birçok yönü, canlıların tasarlanmış olduklarını göstermektedir… Uçan canlılar… Avustralya’ya büyük bir jumbo jet ile geldim. İniş sırasında yaptığı hassas manevraları izledim. Kanadın aşağı sarkan çok büyük kısımları, arkadan çıkarak kanat büyüklüğünü artırdı, böylece düşük hızda uçabilmek için gerekli kaldırma kuvvetini elde etti. Kanadın tam olarak çalışmasını sağlamak amacıyla yapılan tüm bu tasarım karşısında hayrete düştüm. Şimdi, her gün yere iniş yapan kuşların tasarlanmamış olduklarını mı söyleyeceğiz? Bir kitapta, Hong Kong’a iniş yapan bir uçağı ve o sırada yere konmak üzere olan bir şahinin fotoğrafını görmüştüm. Eğer kuşlara ve uçaklara aynı anda bakarsanız, birinin tasarlandığını diğerinin ise tasarlanmadığını mı söyleyeceksiniz? Ben bunu bilimsel açıdan mantıksız bulurdum.”

Rastlantıları ilah edinen, doğa kanunlarının ve doğal seleksiyonun duyan, gören, buluşlar yapan, devletler kuran, yapıtlar meydana getiren insanı meydana getirebildiğine inanan, bir gün inançlarının bilimsel dayanak bulacağını umut ederek kendilerini aldatan kişiler, zeki ve bilgili bilim adamları olabilirler. Buna rağmen çocukların bile inanmayacağı eski Yunan mitolojisini andıran hikayelere inanırlar. Ve bu kişiler 150 yıldır tüm evrenin, insanların, bitkilerin, hayvanların, her şeyin kendiliğinden meydana geldiği konusunda insanları adeta bir büyü etkisiyle kandırdılar. Bu, yüzyılın en büyük ve en ilginç büyüsüdür. İnsanların çok büyük bir çoğunluğu, bu yalanı gerçek zannederek inandılar. Ancak artık evrim teorisinin bilime dayanarak değil bilime rağmen ve yalnızca materyalizm adına savunulduğu ortaya çıktı. Çok şükür ki insanlar artık bu büyüden kurtuldu. Milimetrenin yüz binde biri kadar küçük bir yerde, bir canlı bedeninin bütün fiziksel detaylarını tarif eden adeta bir “bilgi bankası olan DNA’dan, tüm evreni kapsayan bilgiye kadar tüm bilgilerin bir sahibi vardır. Eğer bir madde bilgi içeriyorsa, o zaman o madde, söz konusu bilgiye sahip olan bir akıl tarafından düzenlenmiştir. O akıl, sahip olduğu bilgiyi maddeye dökmüş ve ortaya kusursuz bir düzen çıkarmıştır. İşte o akıl, alemlerin Rabbi olan Allah’a ait olan üstün ve sonsuz akıldır.

Bir Cevap Yazın