Apaçiler New Mexico ve Arizona bölgesinde yaşamış, yüzyıllar boyunca Avrupalı beyazlara karşı direniş gösteren Amerikan Kızılderili kabilesidir.

Umutlarımızı yüklediğimiz, gelecek yılların gardiyani olarak nitelendirdiğimiz neslimiz ne yazık ki şu sıra biraz önce açıklamasını yapmış olduğum Apaçi kelimesini sık sık kullanmakla meşguller. Popüler paylaşım ve arkadaşlık sitelerinde, forumlarda, arkadaş ortamlarında vs vs. Sorsanız gerçek anlamından zerre haberleri olmadığını bildiğim gençliğimiz şu sıra bu ve bunun gibi gereksiz olarak nitelendirdiğim uğraşlara kafa yormakla meşgul.

Bir ülkeyi ele geçirmenin yolları arasında öncelikle o ülkenin dilini güçsüz kılmak geliyor bildiğiniz üzere. Amerikan ve Batı özentisi toplumumuz, Mustafa Kemal Atatürk’ün batıya olan yakınlığını farklı algılamış olmalı ki, prim kazanabilmek amacı ile öncelikle dükkan isimlerini yabancılaştırmaya başladılar. Böylece hem sattıkları ürünün kaliteli olduğu imajını yansıtacaklardı, hem de Avrupai duruşlarını tüketiciye göstermiş olacaklardı.

İkinci sırada, ülkeyi onuncı yıl marşındaki örülen demir ağlar misali örmüş Amerikan filmleri bombardımanı geliyor. Dublajlı film ne de olsa diyerek dilimizin bir nebze korunduğunun rahatlığıyla izlediğimiz filmler, bu kez de kültürlerini bulaştırarak giriyor kanımıza amansız bir virüs misali. Gördüğümüz yaşantı biçimi hayalini kurduğumuz cinsten elbette. Medeniyet denilen kahpenin aslında o kadar da kahpe olmadığını gördüğümüz zamanlardır bir, iki saat tüm uğraşlarımızı bırakarak izlediğimiz, hayran kaldığımız film izleme seansları. İlginçtir ki, gündüz Amerikan emperyalizmine karşı sloganlar attığımız günün gecesinde Amerikan menşeii film izliyor olabiliriz. Ya da en çok sevdiğimiz film Batılı devletlerin yapmış olduğu filmlerdir.

Eskiden beri kanaatine vardığım bir düşünce kurcalar aklımı. Ve kim ne zaman fark edecek diye düşünür dururum? Ne yazık ki gördüklerim kimsenin olan bitenden bir haberi olmadığının, olsa da birşeylerin toz pembe gözüktüğünün ve insanlarımız üzerinde “Aman Boşver” tarzı ifadeler bıraktığının en önemli kanıtı. Biz galiba Batılı olmayı beceremiyoruz? Kaş yaparken göz çıkarmak konusunda üzerimize yok. Kendi kültürümüzden giderek uzaklaştığmızın farkında değiliz. Bu gerçekten düşündürücü, bir o kadar da korkutucu…

Stil yaratma çabaları, bunun sonucunda palyaço misali takılğımız, inadına sürdürdüğümüz imaj delilikleri. Ardından da bunlara, sanki bir meziyetmiş gibi takmış olduğumuz isimler. Tiki bunlardan sadece bir tanesi. Bilinmesi gereken mühim şey şudur ki, toplumumuzun çözülmesinde, birbirine olan bağlılığının yitirilmesinde en büyük etken saymış olduğumuz bu hususlardır. Ne alaka diyenleriniz olacaktır, biliyorum fakat ne yazık ki şu an Türk genci yeteri kadar kültürüne sahip çıkmıyor. Türk, Kürt, Roman ayrımı yapmak istemiyorum fakat anlatımda gerekli, bir Kürt veya Roman vatandaşımız kadar gelenek ve göreneklerimizi koruma konusunda hassas değiliz. Galiba kardeşlerimizi birazcık örnek almamız gerekiyor. Elbette onlar kültürel zenginliğimiz. Onlar da kültürümüzün vazgeçilmez bir parçası. Bizim kültürümüzü oluşturan mozaiklerden bir kısmı. Fakat birkaç kültürel değer dışında, değerlerimizin giderek yok olmaya yüz tuttuğunu görüyorum, görüyoruz.

Varoş semtler, işçi, emekçi, esnaf sınıfı bünyesinde barındıran, bir kısmı namı değer gettoya dönüşmüş sokağında çile kokan, evlerin bacasında acı tüten kozmopolit mekanlardır. Yaşamlarının tekdüzeliğine rağmen, gözlerinden tebessümü eksik etmezler. Hep bir umut vardır içlerinde, geleceğe dair. Değişen Dünya ve Türkiye düzeni içerisinde bu semtte yaşayan gençlerimiz de varlıklı ailelerin çocukları olan akranlarına özenir onlar gibi yaşamanın hayali içinde yanıp tutuşurlar. Haklılardır da. Ne de olsa onlarda bu ülkenin asli unsurları, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdırlar.

Kendilerini başlarda toplumdan soyutlayarak kabuğuna çekilmekte olan bu tarz semt sakinleri, zamanla yeni nesiller meydana getirmekte ve gençleri de doğal olarak gençliklerinin verdiği heyecanla yeni arayışlar içerisine girmektedirler. Kendilerini her zümre insana misafirlik eden ortamlara müdavim olurlar, içlerine girmeye çalışırlar. Yabancı müzikle dans etmeyi, Avrupai tarzda giyinmeyi heves edinirler. Peki sonuç mu?

Evet bizler yani Türk gençleri, bu insanların içlerinde ne kadar derin yaralar bıraktığmızın bilincinde olmadan onlarla dalga geçmeyi kendimize ödev biliriz. Oysa onların videolarını yayınlayarak dalga geçmekten zerre utanmayanlar, nasıl dans etttiğine dalga geçerken, bizlerin takıldığı mekanlardan, ortamlardan öğrendiklerini, dün bizlerin birilerini örnek olarak yaptıklarımızın, geliştirdiğimiz davranış biçimlerinin, onların zorlu yaşam mücadelelerine paralel olarak gelişen geç te olsa uyum çabalarının sonucu olduğunu düşünmeyecek kadar komiğiz. Öyle ya bizler gönlümüzce eğlendiğimiz, birilerini örnek aldığımız zaman gayet doğal herşey. Çünkü bu tarz danslar bizlerin kültürünün bir parçası, bizler bu işin üstadlarıyız. Onlar ise hor görülmeyi hak edecek Apaçi grupları. Bana göre Apaçiler, hani var ya hayranı olduğumuz ABD’nin, Kızılderili kabilesinden ibaret. Beyazlara karşı direniş gösteren. Ha bir de İzmir takımlarından Altay Spor Kulübünün taraftar gruplarından bir tanesi. Bir yazının birşeyler değiştireceğini bilsem eğer, bir kitap yazmaya bile razı olurdum. Bize düşman olan yine bizleriz. Ve içimizde yeni düşmanlar yaratmak işinde üzerimize yok. Peki örnek aldığınız Avrupa. Onlar değil mi binlerce kilometre uzaklardan gelip sizin beğenmediğiniz semt çarşılarından alışveriş yapanlar? Onlar değil mi bizlerin kültürüne hayran kalıp ülkelerine bizden bir simge götürmek için can atanlar. Öyle ya bizler tarihi değerlerini bile müzayede yaparak yabancı şahıslara satmaktan zerre sıkıntı duymayanlarız. Bir de nelerden bahsediyorum. Yazık diyorum, yazık diyorum….

2 YORUMLAR

  1. düsündürücü bir yazi!
    latin amerika ülkelerine(milletlerine) benzemekteyiz git gide.
    kompleksliyiz.
    özümüzden utanc duymaktayiz!

    gecmis yillarda büyük kriz yasayan türkiye konuydu alman dostlarimizla konusuyorduk, türk alman dostluk dernegi baskani olan Horst söyle dedi; eger bu kriz bizde(almanlarda) olsaydi bir anda biz yok olabilirdik! cünkü; sizlerin manevi bagliligi bu krizi asmaniza sebep oldu. dedi. bu su demek; manevi degerler ruhta kaybolmadikca yüzeysel degerlerin etkenligi gelip gecidir.
    firat kardesim tsk..ler benim icin önemli bir makaleydi…

  2. Merhaba. İlgili yazınızı Türkiye’nin İlk ve Tek Tematik Ağ Radyosu Yelken Radyo’nun, 14 Ağustos 2011 Pazar, saat 22.00 – 24.00 aralığında CANLI yayınlanacak olan “Makaleci.Com – Yazılarınız Sesleniyor” programında okuyacağız. Canlı yayın kaydı, daha sonra site yönetimi tarafından yazınızın bulunduğu sayfaya eklenecektir. Yazınızın kaydını “Yelken Radyo Sesli Makaleler” sayfasında da bulabilirsiniz. Ayrıntılar ve bilgi için [email protected] e-posta adresimize başvurabilirsiniz.

    Yazılarınızın devamını bekler, esenlikler dileriz.

    Yelken Radyo

Bir Cevap Yazın