Aradığımız Sevgi

                                                         -SEVGİ-

 

Günümüzde bu  ‘’SEVGİ’’ sanki öyle bir değersiz bir şeymiş gibi görünüyor ki insana bir nefes almak kadar kolay geliyor.

Peki, size soruyorum; sevgi bu kadar mı değersiz?

Uğruna ölümü bile göze aldığınız bu his gerçekten amaçsızca insanı içten içe kahretmeye ve yaşama zevkinin eksilere inmesine mi yol açıyor? Mantıklı olarak düşünürsek;

‘’ Sevgi, bir nedene dayandırılamayan duygudaşlık’’ diye tanımlanan bu hissi neden bir kâğıt ya da bez paçavrası gibi kullanalım ki. Tüm dünyanın bu anlatamadığı gösteremediği ya da biçimlendiremediği bir şeyi iradeli bir şekilde kullanmayı bilmiyoruz.  Bunun tamamen bir inanca bağlı olmadığını düşünen ya da sadece Allahın(c.c) insana verdiği sıradan bir şey olduğunu savunan binlerce hatta milyonlarca insan vardır.

Eğer gerçekten böyle bir şeyi düşünen ya da savunan bir insan varsa çok büyük bir gaflet in içine düşmüş demektir. İnsanı bu denli bir düşünceye iten, tabi ki iyi yaşanmamış bir hayat ya da hayata sadece tekbir yönden bakan bir insandan çıkabilir.

Sevgi her şey demektir.  Sizi hayata bağlayan emellerinize ulaştıran hayatı başka bir ruh hali ile yaşatmaya çalışan Allahın(c.c) bize sonsuza kadar kullanabilmemiz için verdiği hiç bozulmayan ve hayattaki eksiklerimizi bir şekilde dahi olsa gidermeye çalışan müthiş bir mekanizmadır.

Bu mekanizmayı doğru bir şekilde doğru yerlerde kullanabildikten sonra hayatta bize başka hiçbir şeyin veremeyeceği bir zevki verme lütfunda bulunacaktır. O zaman bu lütuf a erişmek için ya da bize verilen bu şeyin doğru yerde ve doğru zamanda kullanılmasını sağlamayı neden görev haline getirmiyoruz ki?

İnsan her şeye o duyguyu hissedebilir, illaki insan olmasına gerek yok. Birçok şeye insan sevgi barındırabilir, Bu bir hayvan, cisim soyut, anlamlı bir şey ya da daha da ileri gidersek okuduğu herhangi bir kelimeye dahi bunu barındırabilir. Beyinin insana bunu hissettirmesi çok basit ama doğru şeye ve doğru zamanda kullandırması çok zor olabiliyor.

Gün geçmiyor ki insanın anlamaya çalıştığı bu duyguya siz ya da başka birileri gereken değeri verebilecek mi?

Kuş sesleri, ninniler ve ağıtlar

Sarhoş oluyorum beynimin aksiyon isteyen tarafındayken, cesaretim topraklar aşıyor, nice dinler, peygamberler aşındırıyor ruhumu. Ölüler ruhlarının hesabını soruyor. Ülkem karışık yıllardır ve aza tamahkâr gölgesinde bir ağacın dinleniyor, dökülüyor yaprakları…

“bana ne sağından solundan, yukarısından aşağısından; fakir kan ağlıyor ve hangi toprak daha değerli bir insandan ve hangi toprağın canını almaya gelecek Azrail ve sorgu sual var mıdır acep onlara da?”

Şuursuzca bir kinin tapınak inancı yokluyor hudutları, bir merminin soğukluğunda, birkaç parmak ve göz hareketi yetiyor anlatmaya düzensizliği… Vuruluyor ölmüyor yine de bu kin, nefret, anlamsızlık! Çırılçıplak bir karanlık yürüyor dağlarda, meydanlarda, evlerde ve bir devrim heveslisi hak aramakta, diğeri değerlerini korumakta ısrarlı. Yenilik gerek elbette ama adı devrime dayanıyor, kulağa hoş gelmediğinden tartışılması bile neredeyse günah. Ve saçmalıklar ve kahırlar ve kanunun bile kayıtsızlığı kendini yakmaktayken mi olacak bu adalet? Cehalet Everest’ten daha yüce bir dağ iken mi anlatılacak kuş sesleri, ninniler, ağıtlar…

Sarhoş oluyorum köyümün rengârenk heyecanında; ovalarda atlar koşuşuyor ve bak vızıldaşan arılar ne kadar da karınca sevdalısı oysa. Irkına, diline, varlığına kurban olduğumun dünyası ne kadar güzel yaratılmış oysa. Hani bir çıkar kelimesi girmiş lügatımıza adı batasıca anlamı ne dağ bırakıyor ne bark. Sana geliyorum ya rab, al devşir beni yeniden, yalnız sana olsun savaşım ve yalnız senden alsın nefesini bu ciğerlerim.

Ruhunu kaybetmekten daha korkuncu ne olabilir ki insanın, bir eyleme, bir düşünceye saygısızlıktan başka. Tartı diyorum. Ateşler için en derinine kadar yanmak ve küllerden savrulmak bir başka düşüncede. İnadına tartı diyorum. Çorbasından kaçan sofralar gibi açlıkla gitmenin yalnızlığından kovulmak…

Hayat nerede? Yalnızın ahali, aşklarımızda, dostluklarımızda, düşüncelerimizde, hayallerimizde, arayışlarımızda, adaletimizde, korkularımızda, heyecanımızda, toprağımızda, bedenimizde ve tebessümümüzde hep yalnızız! Ve bu yüzden ağlayışlarımız yakıyor sürü halinde akarken tenimizden… (her yıl 20 milyon çocuk açlıkken ölürken resmileşen yazarlığımdan utanıyorum)

Sonra apansızın kelimeler dövüyor bedenimi, harflerim tuzak halinde, ya bir düşman daha kazanırsam korkusuyla asıyorum gençliğimi duvarlara, çiviler hep kanatıyor be anam! Belirli bir sıfattan belirsiz bir zamire zincirleniyorum. Artık neresinde yaşanırsa güzeldir hayat?

Emre Onbey (sizden biri, belki sen)

DÜŞLERİN MESAFE DUVARLARI █⋑ Bir bardak çay eşliğinde . .

Asker Xeca SêvîBazen diye başlayıp, her defasında bazenleri  sıklaştırıyoruz. ( Lütfen çay eşliğinde başlayın)

Şimdi aynen bu noktadayım.Bazenlere koyduğum düşümü sıksık kuruyorum.

Hadi az cesaret beraber  kuralım bu düşü odaklansak sık sık belki Rabbim gerçeğe dönüştürür mü? Ne tuhaf gözümüzün gördüğü herşeye sahip olmak bir kader ötesi , varla  yok arası hani yıldızları tutmak istek daha mı kolay ne? Olasılık hesapları yaptığınızı inkar etmeyin, yapıyoruz.Hesapsız kitapsız düş bile kuramayız.

Düşlerimizin katili kim?

Sizi paronoyaya sokmayacağım biziz, değişik beyin labirentlerinin yalancı koridorlarınada gerek yok zaten herşey yeterince karışık.Kahrolası mesafeler duvarı örülü her yanımızda hala anşılmadığımı biliyorum.

Israrla devam ediyorum .Mesafe koyuyorum işte yazarken; size okuyan her bir kişiye, hadi mesafeyi aralıyalım biraz; kastım şu diyerek ilk adımı attım ki ziraa okuma engelli bir toplumda şu yazıyı dikkate alırak okumuş olmak bana gösterdiğiniz bir lütuf olsa gerek, hakkınızı helal edin!

Düşlerimiz bize kurduğumuz mesafeler kadar uzak, bu düşün yada isteğin karşılığı ne olursa olsun. Elimizde ki veriler bu düşü kurmak için yeterli ise  bize tahsis edilen akılla buna ulaşmakta o kadar yakın öyleki Rabbim  isteklerimizi bizim elde edebileceğimiz yolların üstüne kurmuş , o yolu göstermiş  muhakkak ona ulaşabileceğimiz yolları verileri önümüze sunmuş.İrademizin eline kalmışız,İRADE   bize herşeyi abartır, zor ve yorucu hatta imkansız gösterek bizim  en miskin yanımızı onure eder. ”ben kim öğretmen olmak kim,- ben kim o sınavı kazanmak kim,- şimdi kalkıp o kadar uğraşıcağımda o evi alıcağım imkansız-, ben bu dili öğrenemem,- o işe beni almazlar, -hayır bu hastalığı yenemem,-bu alışkanlıktan asla  kurtulamam,-ben onu haketmiyorum bile,-bu halimlemi olacak,- yaşım kaç ya olmaz,- ileride başlarım namaza daha  gencim,-benim halim de  kim olsa böyle umutsuz olurdu bu imkanlarla ona sahip olamam,- ”  v.b

SENİ DİĞERLERİNDEN FARKSIZ YAPMAYA BÜTÜN GÜCÜYLE GECE GÜNDÜZ ÇALIŞAN BİR DÜNYADA KENDİN OLARAK KALABİLMEK DÜNYANIN EN ZOR SAVAŞINI VERMEK DEMEKTİR. BU SAVAŞ BİR BAŞLADI MI ARTIK  HİÇ  BİTMEZ !. .

E. E. CUMMİNGS

Hadi İrademizi en güçlü  hale getirelim .Yani çocukluğumuzda ki gibi içimizde tek kişi olsun şu an olduğu gibi üç beş  kişi birden konuşmasın yüzümüz altın da ! Farkında olalım bir taş bir ağaç olarakta yaratılabilirdik,   bize verilen en büyük  değer İNSAN  olmamız ise  İradede bunu en büyük delili ise BİSMİLLAH   diyerek yolun başına geçiyoruz; işte orada ”düşünüz ,hayaliniz, emeliniz” herkesin yol haritası farklı   ama  kudret  sahibi öyle cömert ki;  kaldıramayacağı yükle azık yapıp yola düşürmemiş ,hep bir ferah kapısı açık bırakmış, şimdi yola düşme zamanı  kader denen yüklerimizin üstüne koyduğumuz tüm olumsuz, vesvese veren ve bizi yolumuzun zor imkansız olduğunu düşündüren o şeytani zayıflıktan arınıp, Rahmani kader yükümüzle yola revan olalım,attığımız adımların her mesafe duvarının bir tuğlasını daha düşürdüğünü gördükçe AZİM denen beşeri kudret yol arkadaşımız olacak, o sağlam bir dosttur ! Onun eline sıkıca tutunalım. Sil baştanlara inanmıyorum! Silmeyin sizi bu yola hazırlayan iyi veya kötü yaşanmış tecrübeleri onlar azığınız onlara bakıp doymak var bu yolda,  hadi düşünüze düşün, koşun  .. Bu yolların çukur ve tümsekleri dinlenme yerleriniz öyle görün.

Nasıl bakarsanız öyle gülümser dünya size.( ÇAYINIZI YUDUMLAYIN)

Defaatle( sık sık, defamlı olarak) inancınızı tazeleyin  bu  yol inanç olduğu sürece  yoldur.Yollarınızı kaybetmeyin haritanız ellerizde, iki avuç içinde korkmayın kaldırın haritanızı açın serin tüm ayalarınızı isteyin ve dileyin yürüdüğünüz yolun kolaylığı çabukluğu için” düşünüz ”için dilenin Rabbimiz’den ışığınız  imanınız olsun. Yola düşeni yolda bırakmaz Rabbim . .

Kalkın kalkalım VAKİTTİR!

ve çay için . .

sevda

 

Ressam Remzi Taşkıran

Ressam Remzi Taşkıran,ın çalışmaları görsel bir şöleni andırır, her bir eseri farklı sessiz bir şiir gibidir. Duygular ritmik bir sessizlik içinde sanatseverlerin ruhunda en güzel manalar olarak bir artezyen gibi fışkırır. Ressam Remzi Taşkıran Adıyaman,da 1961 yılında doğdu. O Lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Sanat eğitimini Ressam Sadettin Çağlarca’ dan aldı. Bir süre basın ressamlığı yapan sanatçının yurt içi ve yurt dışı koleksiyonlarda yapıtları bulunmaktadır. İstanbul’daki atölyesinde yaptığı resimlerle günlük yaşamını sürdüren Remzi Taşkıran, sergilerine hazırlanırken günü birlik yaşam kaygılarından uzaklaşıp sanatının özgün temalarını oluşturmaya özen gösteriyor. Özellikle yöresel izlenimlere dayalı resimlerinde günlük çabalarının dışında, kendi yüreğinin, bilincinin, yeteneğinin ve eğilimlerinin öne çıktığı, böylelikle özgün resimlere imza attığı gözlemleniyor. Türk ressam Remzi Taşkıran Mükemmel Üstü Sanat Tarzı ile dünya sanatçıları arasında zirvelerdeki yerini aldı. O son yılların dikkat çeken realist ressamlarındandır. çok sayıda ressam yetiştirmiştir. çalışmalarına istiklal caddesi danişment geçidinde ki atölyesinde devam etmektedir. Remzi Taşkıran eserlerine sahip olmak istiyorsanız Lütfen onun pc,deki on-line satışlarından elde edebilir ya da bir e-mail, ile ulaşabilirsiniz!

Remzi Taskiran Tr_Art-3

Remzi Taskiran Tr_Art-2

Remzi Taskiran Tr_Art-1

Arastirma: Yakup Icik

Ressam Yang Shaoliang

Ressam Yang Shaoliang, 1961 yılında Guangdong Eyaleti, Dabu kökenli bir sanatçı. O, 1983 yılında Guangdong Sanat ve El Sanatları Okulu,nda boyama üzerine özel yüksek lisans yaptı. Sanatçı, 1988 – 1994 yılları arasında Japonya Tokyo Musashino Sanat Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi,nden mezun oldu. Ressam, 2001 yılında Sanat Üniversitesi,nde ABD’de lisansüstü öğrenim gördü. Yang Shaoliang,in sergileri: 1986 yılında, Guangdong eyaletinde (toprak) Mükemmel Sanat ve Sergisinde eserleri sanatseverlerle buluştu. 1992 yılında Tokyo,da Milky Sanat Sergisinde gösterildi. 2007 yılında Mitsukoshi Dükkan Galerisinde Yağlıboya Resim Sergisi oldu.

Yang Shaoliang Tr_Art1
Okumaya devam et Ressam Yang Shaoliang

Ressam Suzy Hart

Ressam Suzy Hart, eserlerindeki insan bakışları, insanı büyüler. Sanatçı Suzy Hart, İngiliz bir baba ve Fransız asıllı Kanadalı bir anneden Devonshire,de doğdu. O, Montreal,e yakın Güney Carolina eteklerinde neşeli çocukluk geçirdi. O, üniversiteye girmek için erken liseden mezun oldu ama, gerçek eğimin sanat olduğunu fark etti. Ressam 1980 yılında New York’a taşındı ve Ulusal Akademisyen Frank Mason ve Gustav Rehberger ile figür çizimi üzerine efsane ile dört yıl okuduktan sonra, New York Sanat Öğrencileri Ligi “Life of” Üyesi oldu. O, daha sonra Bozeman,a taşındı ve Montana Şehir Üniversitesi, Heykel ve Sanat Tarihi Lisansı kazandı. 1993 yılında, Montana ve Kumamoto sehirleri arasında bir kültürel değişim üyesi olarak portre çizmek için Japonya’ya gönderildi. 19. yüzyıl Kızılderili fotoğraf çizimleri New York’ta Bartfield Galerileri tarafından temsil edilmiştir. O, 2007 Uluslararası Portre Yarışması’nda Amerika Portre Derneği ve 2010 yılında Üye Yarışması’nda pastel dalında Mükemmellik Ödülü kazandı. O, 2013 Eyalet Pastel Yarışması ve 2012 “Appalachian Pastel Society” Ulusal Sergisi’nde ödül aldı. Suzy Hart, halen Appalachian Pastel Derneği başkanıdır. Suzy Hart eserlerine sahip olmak istiyorsaniz lütfen (web portali),nde e-mail yolu ile iletişime geçiniz!

SuzyHart1d Okumaya devam et Ressam Suzy Hart

Şartlanmış Ruhlar

yakup-icik-insan1

Nefret etmeye şartlanmış kitleler her ülkede kronik bir vaka. Düşünerek ve de objektiv olarak dogru bakışaçısı sergileyen her insan her yerde saygı-itibar görmekte oysa; şartlanmış beyinler huzur ve sükuneti arzulayalan kitlelerin önce pasif tepkisini çekerek sevimsizliklerini göz önüne sermiş olurlar yani, şartlanmış insan saygıya değer bulunmaz, hal böyle iken toplumda bir ikilik havası eserken kimi ideolojik siyasi firkirler bunu kendi çıkarlarına alet etmeye çalışırlar ve kısmen de başarılı olurlar lakin; sonu hep hüsrandır. Okumaya devam et Şartlanmış Ruhlar

Pembe Göl (Senegal)

Senegal’de yer alan bu göl çilekli süt ile dolu dev bir kaseyi andırmaktadır. Bu pembe göller kırmızıdan uçuk pembeye uzanan renklerini karotenoid üreten alglerden alıyorlar. Büyük çoğunluğu tuz gölü olan bu doğa harikaları, mevsimden mevsime renk de değiştirebiliyor. Bu gölü farklı yapan ise renginin pembe olmasıdır. Retba gölü normalde bir tuz gölüdür. Tuz rafinelerinin bulunduğu ve aynen ülkemizdeki tuz gölü ile aynı özelliklere sahiptir. Retba gölünün incelenmesi için birçok Üniversite ve araştırma laboratuvarları sudan örnekler almış ve uzun süre incelemişlerdir. Sebep olarak ise sudaki dunaliella salina isimli bir bakterinin tuz oranıyla doğru orantılı olarak artması ile kırmızı rengi beyaz göle vererek pembe rengi almasına sebep olduğu anlaşılmıştır. Okumaya devam et Pembe Göl (Senegal)

Neresindesin Duygu ve Düşüncelerinin?

gülücük-1icik1Bazen aktığımız gibi durulmayışımızın boz-bulanık sellere dönüşmesi duygu ve düşünceleri kirleterek yıkıyor ve ağır hasara neden oluyor. Bulutsuz havalarda yağmurların işi ne? kaç defa bir tebessüme göz kırp ve gülülcükle karşılık ver dedim, beceremedin kahkaha atmayı hala. Dönüşü olmayan bir geleceğe gidiyor olman seni ne denli mutlu ediyor bilemiyorum ama, ihtiyarladığını biliyorum suratı asık. Hala bir ‘ MERHABA‘ nın anlamını bilmiyor ve bir tanıdığına ya da her hangi birine merhaba diyemiyorsan selama değmezliğin yüzünde akislenir bunu bil. Kibirli duygu ve düşüncelerin varlığı daima akseder soluk bakışların en son uç noktasında bunu bil. Mutlu olmayı yalnız başına becerebileceğini sanma, tekil olmak eksidir daima. İronik fikirlerin bakışlarında daima huzursuzluk süzülür ve mat bir renk salgılar ten. Maddenin ruhu kaplayacağı bir hayattan sadece ‘ Beklentilerde Çoğalırsın ‘ her şey akarsın, uzun ince amansız geçitlerden sonra mutlak tıkanır ve taşarsın buna ‘ kendi gözyaşlarında boğulmak ‘denir. Ağlamanın, sızlamanın hiç bir yarar sağlamadığı an, bu an. Değerlerin önemi sende bir ‘ hiç ‘ kadar çok oysa; ederin bir hiç kadar yok.

Yakup Icik

Durulmaya Ramak Varken

Kuzey İrlanda’da yapılacak G8 zirvesi öncesi kapitalizm karşıtı gruplara Gezi Parkı protestocuları madem dünyanın her bir köşesinden destek geldiğini söylüyorlar o zaman şiddetin tam ortasında kalan ve cehennem acısı çeken ingilizleri destekleyecekler mi acaba? Ya da dünyada olan çevreci olaylara ne kadar duyarlılar? Araştırmalara göre “Gezi Parkı”,nın çok önemli bir yer olmadığı söylenmekte. İstanbulda yaşayan eş-dost gözlemlerine göre gezi parkı bir fahişe yatağı, uyuşturucu satan-alan ayyaş ve serserilerin mekan tuttuğu yer olarak söyleniyor ki virtüel alemdeki bilgiler de bunu doğruluyor. Gezi Parkı,nda bulunan ağaçları koruma hevesi ile yola çıkanlar acaba geçmiş zamanda Koç Üniversitesi orman alana yapılmıştı ve üstelik binlerce ağaç katliamı yapıldı ve O zaman “Neredeydiniz?” diye sormak gerekmez mi? Gezi Parkı olaylarında olgu, gerçeklik ve algı birbiriyle çelişen bir durum izledi. Olaylarda bir polis öldü ve geride gözüyaşlı ailesi kaldı. Hatta bir vatandaşımızın da beyin ölümü haberini duydum bu iki elim olay “Gezi Parkı” kadar önemli değildir.
Bu arada İsrail gazetesi Yedioth Ahoronot’ta yayınlanan ve Türkiye uzmanı olarak bilinen Prof. Dror Ze’evi’nin imzasını taşıyan makalede, İstanbul’da yaşanan olaylardan sonra Türk siyasetinde hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağından söz edip sevinmekteler.  (ki kursaklarında koymasını bilir Türk Milleti)

Her zaman oldugu gibi masa başında haber yapmayı şerefli gazetecilik sayan hiçliğin boşluklarında yaşayan bir kısım alzheimer hastası medya uşağı gezi olaylarında sağduyulu olmamaya özen göstermiştir. Ama Batı basını demokrasi ve özgürlüklerin Türkiyede kısıtlı olduğunu iddia ederek ki (İngilteredeki G8 zirvesinde Türk Medya,sına canlı yayın yasağı getirildi) bu gezi olaylarını bir isyan olarak lanse etmiştir ve her zaman fırsatçılığını “Gezi Parkı Olayları”,nı görerek bize karşı kullanmaya çalışmışlardır üstelik, İngiltere hükümeti kendi polisinin sert müdahalesi olurken multi-riyakar ingiliz basını BBC ve Reuters başta olmak üzere suskun kalmakta.

Eylemciler arasında yapılan ankette ilginç sonuçlar elde edildi; Aileniz dışında dünyada en çok sevdiğiniz kişi kimdir?” sorusuna yüzde 54,8Atatürk, yüzde 9,0 Abdullah Öcalan yanıtını verdi. Gezi ‘Parkı olaylarının asıl sebebi nedir?’ sorusuna yüzde 58’i Tayyip Erdoğan yanıtını verdi. ‘Geçmişte kimlere oy verdiniz?’ sorusuna ise yüzde 74’ü CHP, yüzde 16’sı BDP, yüzde 2,1’i TKP, yüzde 2,1’i de İşçi Partisi olarak yanıtladı. demek ki bu işler başka işlermiş! yeşili korumak felan bir bahane olduğu aşikar. Sonuç; yıllar önce piyonlarla oynanmış ve bugün de farklı şekillerde oynanmaya çalışılan bir oyun sahnedeki.

Bendeniz yakup icik bu ülkeyi çok seviyorum, ülkem dünyadaki bir çok ülkeden iki adım ötede ekonomik olarak. Avrupa,nın hali içler acısı ekonomi açısından cendereler içinde kıvranmaktalar ve halkı mutlu değil. Şu an Turizm seköründe parmakla gösterilen ülkelerin başında geliyoruz ki bu bizim özellikle turizm çevrelerinin zihnini kurcalayan bir sorun olmaktan çıkmalı. Ülkemizde sanayi gibi bir çok sektörlerde trendler git-gide yükselmekte. Herkes bir defa değil, iki defa düşünmeli. Üstelik Milenyum çağı başlarında ideolojiler öldü.

Araştırma: Icik Yakup