Ahıska Türkleri

Ahıska Gürcistan’ın güneybatısında ve Türkiye’ye 15 km uzaklıktadır. Binlerce yıllık tarihe sahip olan Ahıska’nın tarihi İskitlere dayanmaktadır. Tarih boyunca birçok farklı yönetime tanıklık etmiştir. Eski bir Türk yurdu olan Ahıska Türklerin Anadolu’ya göçlerini müteakip tam anlamıyla Türk kimliği kazanmıştır. Osmanlı hâkimiyeti süresince bu özelliği güçlenen bölgenin 19. Yüzyılda Rus işgali ile beraber esaret yılları başlamıştır. Okumaya devam et

Pembe Göl (Senegal)

Senegal’de yer alan bu göl çilekli süt ile dolu dev bir kaseyi andırmaktadır. Bu pembe göller kırmızıdan uçuk pembeye uzanan renklerini karotenoid üreten alglerden alıyorlar. Büyük çoğunluğu tuz gölü olan bu doğa harikaları, mevsimden mevsime renk de değiştirebiliyor. Bu gölü farklı yapan ise renginin pembe olmasıdır. Retba gölü normalde bir...

Zaman ve uzay üzerine…

Genel olarak bilime baktığımızda çoğu şeyi açıklayamadığımızı görürüz. Ancak buna rağmen hala insanoğlunun güçlü bir hayalgücünün sınırları zorladığını görebiliyoruz. Günümüze kadar bilim çok önemli bir alan olmuştur. Hatda bir dönem bilim ile ilgilenenlerin çok popüler olduğunuda biliyoruz. O kadar popüler oluyorlardıki devlet başkanlarından bile daha çok itibar görüyorlardı. Tabi bu...

Kelebeğin Kitabı

İnternette, kanatlarında harf ve rakamlar bulunan kelebek fotoğraflarını görmüş olmalısınız. Bu alfabeyi ortaya çıkarmak için ünlü fotoğraf ustası Kjell Sandved yıllarını verdiğini anlatıyor. Hayatı boyunca, gittiği her yerde gördüğü her kelebeğin fotoğrafını çeken Sandved, sonunda ilginç bir şey fark ediyor. Bazı türlerin kanatlarında harflerin bulunduğunu gözlemliyor. Müthiş bir azimle çalışıyor, hiç durmadan dünyanın en egzotik yerlerine gidip kelebeklerin peşine düşüyor. Okumaya devam et

Evrimciler ve Bilim [-Kurgu Senaryoları]

Evrim literatürü bilim-kurgu film senaryolarını hatta çocuk öykü ve masallarını aratmayacak “işte öylesine hikayeler”le doludur. Bu senaryolar her ne kadar bilim-kurgu tarzında olsa da hemen hepsinde mizahî ve absürd lezzetler bulabilirsiniz. Örneğin çağımızın tanınmış evrimcilerinden Louis Leakey’nin 20-30 bin yıl önce yaşayan sözde ilkel insanın günlük hayatını anlattığı senaryoya bir...

Rastlantıların, Birbirinin Aynı 2 Parmak İzi Yapmasını Bekliyoruz [!]

Evrimciler, doğada bir evrim başlatarak canlıya ihtiyaç duyduğu yeni özellikler ilave eden bir mekanizma olduğunu zannederler. “Tabiat Ana”, “doğa” gibi isimler verdikleri bu hayal ürünü mekanizma, evrimcilerin sahte ilahı olan “rastlantı” ya da “tesadüf”tür. Onlara göre tesadüf, zaman ile birlikte akla gelebilecek her şeyi, muhteşem komplekslikte olan her sistemi meydana...

Bedeninizde Neler Oluyor?

Çocukluğunuzdan itibaren “benim vücudum” diyerek sahip çıktığınız bedeninizde derinizin hemen altından başlayarak derinliklere kadar her noktada ne gibi mucizevi olaylar gerçekleştiğini biliyor musunuz?   Örneğin kalbinizin içinde bir jeneratör olduğunu ve bu jeneratör devreden çıktığı anda bir yedeğinin devreye girdiğini biliyor musunuz?   Ya da ince bağırsağınızdaki hücrelerin, önlerinden geçen...

Darwinizm’le Mücadele Neden Önemli?

“Neden evrim teorisi bu kadar önemli?” gibi sözlerle, yapılan fikir mücadelesini kendilerince küçümseyen ya da “artık Darwin’e kimse inanmıyor, o nedenle bu konuda çalışmak gereksiz” diyerek önemsemeyen birçok insana rastlarız. Bu sözler gerçek dışı mantıklara dayanır ve çoğu zaman inananların Darwinizm ile mücadelesinin hızını kesmeye yöneliktir. Bu gibi iddialar, gerçekte...

Babalar

Özet

Hepimizin aile içinde otoritesinden, kudretinden ve keskin bakışından çekindiği genelde babasıdır. Babalarıyla yaşayanlar olduğu gibi babasız yaşayanlarda olmuştur.
Bir şekilde baba kaybedilmişse de çevresi onun babasının etkisini anlatmışlardır. Babamızı görememiş olsak bile babamızı yakinen tanıyan arkadaşları vardır. Babamızın arkadaşlarını ziyaret etmenin yakın akrabayı ziyaret etme sevabını kazandırdığını biliriz.
Başımız sıkıştığında, baba özlemimiz yükseldiğinde, şimdi yanımda babam olmalıydı dediğimizde babamızın arkadaşlarını ararız.
Onları gördüğümüzde babamızı görmüş gibi oluruz. Çocuklar doğduğunda dikkatimi çeken dua vardır.” Allah analı babalı büyütsün”. Bu duayı hayatımda çok önemserim. Çocuğunun doğduğunu duyduğum herkese ilk bu duayı yaparım.
Babanın aile içinde ne kadar önemli olduğunu annemden öğrendim. Çalışmaya giden babam akşam veya iş bitiminde eve gelince annem bana kızmış ve beni terbiye edememişse babama havale ederdi.
Babam suçuma göre muamele ederdi. Elbette elinde terazi yoktu. Kendi içyapısı ne emrederse ona göre işlem yapardı.
Herkesin babası kendine göre değerlidir. Babam, babasız büyüdüğü için bana çok kötü davranmadı. Bildiği kadarıyla hayatı öğretti. Babalığını yaptı. Kötü alışkanlığı yoktur. İşinden eve, evden işine giden birisidir.
İnsanın kendinden birini övmesi ayıp olur. Babamın ilk ağladığını 1986 yılında Diyarbakır’da otobüs terminalinde gördüm. Kolu kırıldı, kaza yaşadı, soğuklarda çalıştı, iyi günü oldu, kötü günü oldu, hiç ağlamamıştı. Diyarbakır’da ikimizin ayrılması anında gözyaşlarını tutamamıştı.
O ağlayışı beni de çok etkilemişti. Konuşamamıştık, otobüste koltuğuna oturduğunda gözlerimiz yaşlıydı.
Çektiği bunca sıkıntıları anlatırken bile ağlamayan babam işte evladından ayrılırken ağlamıştı. Modern anlamda, babam belki bana öğretmesi gerekenleri öğretmemişti, davranışlarıyla göstermemişti, anladım ki kalbinde ise gözyaşlarını akıtacak kadar seviyormuş beni.
Ailenin terbiyesi çocuklar için mermere yazı yazmak gibidir. Hafızalarımızdan asla çıkmaz. Babamın en belirgin özelliği nedir?
Hepimizin babasının çok sevdiği yer; mekân, duruşu, bakışı vardır. Babamı hep çok sevdiği tarlasının başında söğüt ağacının altında, ayak ayaküstüne atmış, şapkasını öne düşürmüş, ellerini kavuşturmuş olarak zihnimdedir, babamı herkeste öyle tanımaktadır.
Babamın yanına gittiğimde evde yoksa komşularımıza sorduğumda baban tarlanın başındadır derler. Üsluplarından da ne demek istediklerini anlarım.
Babamızı kaybettiğimiz de, babamızı ziyaret etmenin bize kazandıracağı manevi ödülü babamızın en çok sevdiği arkadaşlarını ziyaret etmekle elde edebiliriz.
Bunu yapan var mı?
Babamızı ziyaret edemiyoruz kalmışta babamızın arkadaşını mı ziyaret edeceğiz? Babalarının arkadaşlarına babaları gibi hürmet eden saygı duyan işini gören kişiler içimizde elbette mevcuttur.
Babalarımız bize kızdığında, öfkesine hâkim olamadığında onun hakkında kötü düşünmeden özür dilemeliyiz.
Eskiden evler yapılırken, evin en önemli direğine “baba direği“ derlerdi. Ailemizin en önemli varlığı da şüphesiz babalarımızdır.
Babalarımıza babalığına yaraşır şekilde saymalıyız, hürmet etmeliyiz, yanında ayak ayaküstüne atmamalıyız.
Gücümüzün yettiğince varlığımızı onunla paylaşmalıyız. Arkadaşlarımızla tanıştırmaktan çekinmemeliyiz. Çevremiz ne kadar kariyer bakımından yüksek olursa olsun, babamızı yanımızda götürmekten sıkılmamalıyız.
Her daim evlatlarımız analı babalı büyüsün.

Tüm insanlık geçmişine su serpen düşüncem :)

Özet

Saçmalık olabilir  kimisine göre fakat çok değişik düşüncelerimi burada paylaşacağım.

Uzun zamandır Pangea denen dev kıtayı araştırmak, Kayıp kıta MU efsaneleri & gözlemler & duyumlar, Eski insanların galaksiler arası geçiş yapabildikleri, Uzaylılar, Yüzlerce yıl önce ölümsüzlük sihrinin bulunduğu vb…

Şimdi bütün bu olaylara ters düşmeyecek ayrıca BigBang teorisinide destekleyecek görüşümü yazıyorum. Dünya BigBang ile oluşur, lavlar, magmalar tek bir noktadan çıkmaz, fakat dünyanın güneşten en son kopan parçası lav içinde kalırken diğer yerler su ile kaplanır. Güneşten son kopan parça Pangea adı verilen büyük kıtayı oluşturur. Pangea’nın merkezinde bulunan devasa büyüklükteki hava kütlesi sıkışır, ve patlar. Pangea’nın tam ortasından yeryüzüne ulaşan yakıcı özellikteki bu gaz pangea’yı 2 parçaya böler. Büyük parçanın adı Yhan(!, tarafımca), küçük parçanın adı Mu’dur.  Yhan içerisinde sakladığı gazların üzerine yaptığı basınç nedeniyle Yhan tekrar parçalanır bu sefer tam merkezden parçalandığı için 5 adet küçük ve Mu’ya eşit parçalar oluşur ki günümüzdeki kıtaların temeli burada atılır. Mu ise milyonlarca yıl güven dolu bir ortamdır. Artık insanların oluşumu başlamıştır ve ilk insan Mu kıtasında yaratılarak ödüllendirilir. Önce 1 sonra 2 sonra 4 sonra 200 sonra 1 milyon sonra 3 milyar… İnsanoğlu bu küçücük adadan kurtulmak ve neslini devam ettirmek için keşiflere başlarlar. İnsanoğlu bir dile sahip olur, geliştirir, tek dil vardır, fakat çok kalabalık olduklarından sıkıntıdadır.

Büyük çaba gösteren insanoğlu yüzlerce yıl sonra ilk gemiyi bulur(!) fakat bu gemi su üzerinde değil hava üzerinde gider. İlerlemesi için gerekli olan enerjiyi kendi üreten bir gemi. Uzay gemisi… (Tahminimce hidrojen ile yapılmıştır. Şuanda 2 hidrojen ile 4 hidrojenin üretilmesinin mümkün olduğunu savunuyorum.) Bu gemi ile başka galaksilere giden insanoğlu artık çığır(?) atlamış bir canlıdır. Mu kıtasından uzaya taşınan insanlar ki günümüzde Uzaylılar olarak geçer, şuanda bile üstün teknolojiye sahiptir. Dünya’da ki Mu kıtasına ne oldu peki? Mu kıtası sulara gömüldü. Diğer Yhan parçaları birbirinden ayrılarak her yıl mu kıtasından büyük kütleli toprak çalmaya başlamıştır. Çünkü dalgalar mu kıtasına vurur, toprak alır, denize taşır sonra Yhan parçalarına taşır ve Mu zamanla yok olur… Peki insanoğlunun soyu tükendimi diye sormazsınız :P Hayır işte burada yüce bir gücün olduğu ve akıllarının tamamını kullanabilen insanlar yerine akıllarının yarısından daha azını kullanabilen insanları Yhan parçalarına yolladı. Ayrı diller konuşmalarını emretti. Böylece aynı dili konuşsalar bile akıllarının tamamını kullanamadıklarına göre eskiye hitaben eski teknolojiye dönmeleri milyarca yıl alacaktırki şuan hala o düzeye gelmiş değiliz.

Uzaylı var mıdır? Yoktur, onlar eski insanlar. Tüm akıllarını kullanabilen insan türleri.

Neden Dünyaya’ya saldıracaklar? Çünkü evreni uzun zamandır araştıran eski insanoğlu dünya kadar iyi yaratılmış bir yer bulamaz. Şuan ise tekrar Mu kıtasına dönmek isteler fakat mu kıtası yoktur. Hala mu kıtasını arıyor olabilirler. Ayrıca milliyette okuduğum bir habere göre; satürn’e yollanan 3 adet uzay aracının tam 33 yıl sonra dünya’ya anlaşılamayan sinyaller göndermesi birinin bu 3 aleti çalıştırmayı başardığı anlamına gelmez mi?

Evet ne de olsa bunların hepsi uydurma fakat gerçeğe oldukça yakın ne islam’a, ne bilim’e ne coğrafya’ya ne de uzay bilimlerine ters :):)

——————–

Çok hızlı yazdım yazım hatalarında uyarmanızı istiyorum. Bu tarz bir düşünce akımını yaymak benim için gurur kaynağı olurdu :D