Kâr sözcüğü; kazanç, fayda sağlamak, kazanmak anlamına gelir, iş, toprak veya sermaye karşılığında bir kimsenin, grubun veya örgütün elde ettiği paraya da kâr denir, işletme açısından ele alındığında ise; dördüncü üretim faktörü sayılan girişimcinin üretimden almış olduğu payın adıdır, kâr. Genellemek gerekirse üretim sürecinde toplam hâsılattan toplam maliyetin düşülmesiyle elde edilen değer, kârdır.

Kâr etmek amacıyla gerçekleştirilen her girişimin sonunda kâr elde edilemezse, ortaya çıkan sonuç, zarardır. Bir işletmede dönem sonunda ortaya çıkan hesaplamalarda, yapılan iş için harcanan giderlerin toplamı, o işten elde edilen gelirlerden fazla çıkarsa, zarar edilmiş demektir. Birbiriyle taban tabana zıt olan durumları açıklayan bu iki kavram, ‘zıtların birliği’ kuramına uygun olarak her zaman birlikte anılır ve değerlendirilirler. Nasıl ki ‘siyah ve beyaz’ kavramları, her biri diğeri anılarak anlamlandırılırsa aynen öyle. Kâr ve zarar ikilisinde elbette amaçlanan her zaman kârdır, ama işin sonunda zarar etme riski de hep vardır.

MALİ VE TİCARİ ANLAMDA KÂR ZARAR

Kurumlar Vergisi Kanunu’nda, kurumların bütün gelirleri ve giderleri ticari faaliyet olarak kabul edilir. Dönem sonunda oluşan kâr veya zararın hesaplanmasında tüm gelir unsurlarına ilişkin gelirler ve giderler kâr veya zarar tespitinde toplama dahil edilir. Tüm faaliyet sonucu eğer kâr gerçekleşmişse, bu kâr vergilendirilir. Aksi olup da zarar ortaya çıkmışsa kanunun 9. maddesinde belirtildiği üzere bir sonraki yıl gelirlerinden mahsup edilmek üzere gelecek yıla devredilir.

Mali kâr ve ticari kâr birbirinden farklı kavramlardır. Bu iki kârın birbirinden farklı olmasının temel nedeninin altında, farklı esaslar dikkate alınarak hesaplanmaları yatar.

Mali kâr, vergi kanunlarında yer alan düzenlemeler sonucunda tespit edilen kârdır ve genelde verginin matrahını da oluşturur. Bu aşamada ticari kâr ile mali kâr arasındaki en önemli farklılık, ticari kârın tespitinde indirim konusu yapılabilen bazı giderler vergi uygulaması açısından kanunen kabul edilmeyen gider niteliğine sahiptir ve mali kârın tespitinde dikkate alınmaz.

Mali kâr ile ticari kâr arasındaki farklılık gider yönünden olduğu kadar gelir yönünden de vardır. Vergi uygulaması açısından bazı kazanç ve gelirler vergiden istisna tutulur (Örneğin Olağanüstü Hal Bölgesi kapsamında sayılan illerde yeni işe başlayan gelir ve kurumlar vergisine tabi işletmeler, bu illerdeki işyerlerinde fiilen ve sürekli olarak 10 ve daha fazla işçi çalıştırmak koşuluyla, sadece bu işyerlerinden elde ettikleri kazançları, işe başlama tarihinden itibaren yatırım dönemi dahil 5 vergilendirme dönemi gelir ve kurumlar vergisine tabi tutulmaz.). Dolayısıyla mali kârın tespitinde bu kazançlar vergi matrahına dahil edilmezler. Oysa söz konusu bu kazançlar ticari kârın içinde yer alabilir.

Özetle; kurumlar için, tüm hasılat ve gider kalemlerinin dikkate alındığı kâr ve zarar, ticari kâr veya ticari zarar olarak değerlendirilir. Vergi idaresi tarafından, indirim ve istisnalar ile kabul edilmeyen giderlerin dikkate alındığı kâr ve zarar ise mali kâr veya mali zarar sayılır.

Vazoların satışından kâr elde ettiğini düşünen antikacı, o gece uykusundan birden uyanıverir. Zihni, gündüz yaptığı satışı düşünmektedir hâlâ. Ondan sonra da gözüne uyku girmez, kalkar kâğıdı kalemi alır ve hesap yapmaya başlar. Sabah gün doğmak üzere çözümü bitirir. Ve 0.60 dolar, sonucuna ulaşır. Sizce bu 0.60 Dolar, antikacının kârı mıdır yoksa zararı mı?

Bir Cevap Yazın