İnsanın nefsinde, yapmak istediği ve içinden geçen konuları daha ileriki bir zamana ertelemek gibi bir eğilim vardır. Kuran’da bildirildiği üzere, kendisi ile beraber tüm insanları cehenneme sürüklemek isteyen şeytan, özellikle hayır ve Allah rızası içeren amellerin ertelenmesi konusunda insanlara telkinler verir. Oysa en önemli sorumluluğu olan kulluk görevini ertelemek veya görmezden gelmek kişiyi bu sorumluluktan muaf tutmaz.

Rabbimizin bize bahşetmiş olduğu her gün, O’nu razı edebileceğimiz bir fırsattır aslında. Zamanı öldürmek için boş işlerle uğraşıp asıl görevlerini unutması, kişinin ahirette çok zor bir durumda kalmasına neden olabilir. Su gibi akıp giden zaman, aslında insan hayatında su kadar önemli bir nimettir. Zira insan ahirette, dünyada geçirdiği zamandan sorgulanacak ve bunun sonucunda da sonsuz mekânı belirlenecektir. Allah zaman ve mekândan münezzehtir. O her şeyi “ol” emri ile tek bir anda yaratmıştır. Zamana tabi olan insanlar, yaşadıkları iyi ve kötü pek çok olayı zaman içinde unutur ve Allah katında da (haşa) unutulduğunu zannederler. Oysa Allah Enbiya Suresi 47. ayette, “Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz.” buyurmuştur.

Aslında rüyadan hiçbir farkı olmayan dünya hayatına sımsıkı sarılarak yaşayıp, ileriki yaşlarında da hac ve diğer ibadetlerini yerine getirerek günahlarından arınacaklarını zanneden insanlar, şeytanın telkinlerine kanarak yalnızca kendilerini kandırırlar. Hiç kimsenin ileriki yaşlara ulaşabileceğinin bir garantisi yoktur ve hiç kimse Allah’ı razı edebildiğinden asla emin olamaz. Bu nedenledir ki O’nun rızasına ulaşamadan ölmekten şiddetle korkmak gerekir. Çoğu insan sevdiklerini kırmaktan, üzmekten veya hayal kırıklığına uğratmaktan kaçınırken, kendisine sahip olduklarını bahşeden Rabbini razı etmek konusunda aynı titizliği göstermez. Vurdumduymaz bir hayat yaşayıp ölüm anında tevbe ederek bağışlanmayı umanlar, ahirette büyük bir şaşkınlık yaşayacaklardır. Çünkü Allah, tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: “Ben şimdi gerçekten tevbe ettim” diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa Suresi, 18) buyurmuştur.

İnsan ne kadar zengin, güzel ve kariyer sahibi olursa olsun, öldüğünde bunların hiçbir değeri kalmayacaktır. Zengini de fakiri de bir parça beze sarılıp toprağın altına gömülecektir. Dünya hayatındaki sınavı ölümle beraber sona erdiğinde insan eşini, çocuklarını, malını, tüm sınav konularını geride bırakıp ahireti için önden takdim ettiği iyi ve kötü amelleri ve erteledikleri şeylerle tek başına Rabbinin huzuruna çıkacaktır. İşte o an geldiğinde “(Artık her) Nefis önceden takdim ettiklerini ve ertelediklerini bilip öğrenmiştir.” (İnfitar Suresi, 5) İbadetlerini erteleyen insanlar ahirette çok zor durumda kalacaklardır.  Dünyaya tekrar dönüp salih amellerde bulunmak isteyecek, ancak kendileri için her şey bitmiş olacaktır. Erteledikleri kulluk görevlerini vaktinde yerine getirmemenin pişmanlığını sonsuza dek azap çekerek yaşayacaklardır.

İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: “Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım.” Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur. (Fatır Suresi, 37)

Alnınızda, ölüm saatinizi sıfır olarak gösteren dijital bir gösterge olsa ve bu alette rakamlar hızla sıfıra doğru aksa, kendinizi nasıl hissedersiniz? Kaybedecek tek bir anınız olmadığını düşünerek, dünya hayatına dalıp gitmeden acil olarak ahiretiniz için çalışırsınız öyle değil mi? Alnımızda böyle bir gösterge olmasa da şu an hızla sıfır noktasına yaklaştığımız göz ardı edilemeyecek bir gerçektir. Her insan için sıfır noktasına ne kadar kaldığı ve sıfır anında nerede olacağı Allah katında bellidir.  “Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile.” (Nisa Suresi, 78) ayetinden de anlaşıldığı üzere ölümden kaçış yoktur. İnsan yaşadığı her günü son günüymüş gibi düşünerek çok iyi değerlendirmeli, şeytanın boş şeylerle oyalama taktiklerine kanmadan Kuran ahlakı ile yaşamalı ve bu ahlakı yaygınlaştırmak için çaba sarf etmelidir.

Hiçbir şey hakkında: “Ben bunu yarın mutlaka yapacağım” deme. Ancak: “Allah dilerse” (inşaAllah yapacağım de)… (Kehf Suresi, 23–24)

Süresi belirli bir sınavda soruları cevaplamayı son ana ertelemek belki insana sadece bir sene kaybettirir. Ancak dünya hayatında yaşanan sınavın gereklerini ertelemek insana sonsuz cenneti ve en önemlisi Allah’ın sevgi ve rızasını kaybettirebilir. Dünya üzerindeki hiçbir şey, bu riski göze almaya değmez. Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve oyalanmadır. Kulluk etmemize Allah’ın değil, biz kulların ihtiyacı vardır. Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır. (Hac Suresi, 64)

Unutmamak gerekir ki ertelemeden, zamanında yapılan bir ibadet, geciktirmeden yerine getirilen güzel bir ahlak özelliği, Müslüman için kazançtır. Müminin Yüce Allah’a olan teslimiyetini, sevgisini, inancını, imanını göstermesi için birer lütuftur. Oysa “…Ertelemek ancak inkarda artıştır…”(Tevbe Suresi, 37)

Ayrıca Bu yazı selamhaber.com ‘da yayınlanmıştır

Bir Cevap Yazın