Hoş-geldin Sevgilim (güzel tabiatına)

“nihayet geldin! Kavuşmak, hiç bu kadar yaslanmamıştı bedenime. Teninin sıcaklığını hissetmek, bunca yıl aldığım nefese eş değer de. Sen geldin ya, ardından mutlulukta, sevinçte, cennette koşarak gelir… Hoş geldin sevgilim!”

Yokluğunda hava güzelse, gölü seyretmeye giderdim. Kıyıya vuran dalgaların sesine aldanıp, hayallerle oynardım. Ara sıra cebimden çıkardığım resmine bakıp-konuşurdum. Sen duymazdın beni, belki kulakların çınlamıştır. Öyle anlatılacak mutlu bir yaşam hikâyem yok, eskisi kadar yalan da söylemiyorum. Geçici zevklerle de öldürmüyorum zamanımı… Sana benzesin diye bu yüzüm, her gece resmine bakıpta yattığımı, bil istiyorum!

Kalabalık bir kentte yaşamıyorum. İnsanlarla görüşmekte artık çok sıktı beni. Farklı yüzlerde aynı anlamları görmek inan hiç hoş değil. Aslına bakarsan kaçtım her şeyden, herkesten, kendimden… Bazen saçma bir düşünce içinde, “insanlar benim yüzümü tanımamış olsalardı, huyumu bilmeselerdi ne iyi olurdu” demek geçse de, zaman öyle çabuk çıkmadı acılarımdan. Yokluğunda bestelediğim şarkıları hangi bülbüle dinlettiysem, bir daha uğramadılar pencereme. Seni sevmek, bütün dünyaya düşman etti! Aldırmadım…

Neden anlatıyorsun tüm bunları dediğini biliyorum. Gözlerin her zaman seni ele verirdi zaten. Şu an karşımda oturmuş sarı saçlarınla güneş gibi içime işlediğini de söyleyeceğim. Ama sensizken, başka bedenlerin namahremine uğramadığımı anla istiyorum. Yokluğunda, kaçtıysam bu dünyadan, bu seni benden almasın diyedir. Başka kollarda, yalancı sevda sözlerini söylemeyen bir bedenle, seni beklediğimi ve neden böylesine sevildiğini umarım daha iyi anlamışsındır! Yoksa kahrolurum…

Hoş-geldin Sevgilim (güzel tabiatına)
Hoş-geldin Sevgilim (güzel tabiatına)

Gel sevgilim, nasırlı ellerimin ilacı sende. Tut ellerimden, parmaklarını kilitle ve ben bırakmadıkça, sen de bırakma beni! Bak şu gölün yosun ten rengini görüyor musun, ne kadar gözlerine benziyor. Şu toprağın dokusundaki kadifeliği hissedebiliyor musun, nasılda teninin yumuşaklığına benziyor. Hani şuradaki ağacın yaprakları da, saçların gibi tel-tel dökülüyor gövdesine. İşte yokluğunda bu yere geldiysem, hep sana benzediği içindir. Unutmamak için tabiatını, kaçtım geldim bu tabiat güzelliğine…

Hani şu bayırın eziyetini neden çekiyorum biliyor musun; sağ tarafımda en sevdiğim çiçek papatyalar, sol tarafımda senin güllerinin arasından bu tabiat güzelliği seyretmek için. Emin ol başka hiçbir yerde bulamazsın bu mucize güzelliği. Burası geceleri de ayrı bir güzeldir. yıldızların göle düşercesine yakınlıklarını görmelisin. Artık yanımdasın ya, her şey bir başka güzel gelir bana. Sesinin, sesimdeki yankılanışı tarif edilir gibi değil. Bunca yılın özlemini bir anda unutturan güzelliğine ise söyleyebilecek tek sözüm var,” Mevla’m iyi ki seni benim hayatıma layık görmüş” daha ne isteyebilirim ki. Bir sevgili, en sevdiği yanını, yanında görmekten başka ne isteyebilir ki…

Şu an yaşadığım güzelliğin tükenmemesini inan çok isterim.

Emre onbey

1 YORUM

Bir Cevap Yazın