İKTİDAR ile yargı, özellikle de yüksek yargı arasında uzun süreden beri devam eden bir mücadele, hatta yer yer kavga var.
Bu kavgada her iki tarafın da sloganı aynı:
“Yargının siyasallaşmasına engel olmak istiyoruz.”
Kim ne derse desin biliyoruz ki, Türkiye’de yargı siyasallaşmış bir kurum.
Zaten pek çok demokraside de durum farklı değil.
Bizim uzaktan bakınca farkına varmadığımız siyasallaşma, Avrupa’da da var.
Sadece bizdeki kadar değil. Türkiye’de bu kavga sürerken biz sıradan vatandaşların bildiği bir şey var.
Her iki taraf da “yalan” söylüyor.
Yani iktidar, “Yargıyı siyasallaşmadan kurtarmak istiyoruz” derken yalan söylüyor.
Yani yargı, “Yargıyı siyasallaştırmayacağız” derken yalan söylüyor.
Ama aslında her ikisi de doğru söylüyor.
Çünkü yargı, siyasallaşmaktan yana dertli değil. Yargının karşı olduğu, AKP siyaseti. AKP ile farklı bir siyasette ve bunu korumak istiyor.
AKP ise yargının siyasallaşmasından değil, kendi siyasetinin dışında bir siyaset gütmesinden yakınıyor. AKP’nin, kendi siyasetine uygun hareket eden yargıdan hiçbir şikâyeti yok.
Örnek mi, Sincan Savcısı hükümetin hoşuna gitmeyen şeyler yapınca ona müfettiş yollamak, soruşturma açmak serbest. Ama Erzurum Savcısı iktidarın hoşuna giden şeyler yapınca ona soruşturma açmak veya görevden almak yasak.
Bana söyler misiniz, bunun neresi yargıyı siyasetten arındırmak.
Bugün yaşadığımız şudur:
Adalet ve Kalkınma Partisi, Türkiye’yi dönüştürmek istiyor. Yargı ise Türkiye’nin statükosunun korunmasını.
AKP’nin istediği, Türkiye’nin dönüşümüne katkıda bulunacak, bu dönüşümde yanında yer alacak bir yargı.
Yargının istediği ise bu dönüşümün en azından parçası olmamak ve hatta engellemek.
Kavganın özü budur.
Ve emin olun, kimsenin derdi siyasallaşmamak değildir.
Hepsinin istediği, karşısındakini “kendimleştirmektir”.

Başbakan kavgada yok

DOSTLARIM, bu kavga nasıl bitecek diye soruyorlar.
Biter bir şekilde.
Bu topraklarda “Fetret Devri” bile bitti sonunda.
Uzun sürdü ama bitti. Ve hatta Osmanlı denilen imparatorluk, asıl o devir bitince kuruldu.
Dert etmeyin.
Bu kavga da biter.
Yargı ile iktidar arasındaki bu kavgada gördüğüm tek doğru hareket şu:
Başbakan Erdoğan olayın içine girmedi.
Eğer bugün de “sert bir biçimde” konuya dahil olmazsa, çok yerinde bir tavır içinde demektir.
Çünkü bütün bu olan biten bir yerde bitmek zorunda.
Partisinin attığı her adım onun bilgisi dahilinde olsa da, Tayip Erdoğan’ın maçta çıkan kavgaları uzaktan seyreden bir hakem gibi olayın içine atlamamış olması ve izlemekle yetinmesi, bu kavganın
çözümü açısından önemlidir.
Umarım o da kavgaya dahil olmaz.

1.5 yıl böyle geçmez

BİR süre önce yazmıştım, yeni bir kapatma davasıyla ilgili gelişmeler olduğunu.
Ankara’da bu görüş giderek hâkim oluyor.
Geniş bir kesim, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin özellikle ortamı gerdiğini, bu gerginlikten siyasi çıkar beklediğini, seçime giderken özellikle askerden gelecek bir sert tavır ya da bir kapatma davası girişiminin oylarını artıracağını düşündükleri için böyle bir gerilim politikası izlediklerini düşünüyor.
Bu gerilimin daha da tırmandırılarak en tepe noktasında bir erken seçim kararı alınacağını düşünenlerin sayısı hayli fazla.
Doğrusu ben tam olarak öyle düşünmüyorum.
İktidarın bugüne kadar gerilimden siyasi rant elde ettiğinde hemfikir olmakla beraber, Başbakan Erdoğan’ın özgüveninin bir erken seçime gitmesine izin vermeyeceğini düşünüyorum.
Ancak seçime 1 yıldan fazla bir zaman kala başlayan gerilimle önümüzdeki 1 yılın nasıl geçeceğini düşünmek bile istemiyorum.
Eğer öyle olacaksa en iyisi dünkü 2. sayfamızda yer alan cruise gemilerinden birine binip uzaklaşmak.
Bugünkü tempoda bir 1.5 yılı benim kalbim de aklım da kaldırmaz.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Yüksek tansiyonun damarları harap ettiğini bildiğimiz zaman.

kaynak (kaynak sitedeki yorumlarida okumanizi tavsiye ederim)

Bir Cevap Yazın