Dünyada da ahirette de cennet sevmeyi bilenlerindir… Seven çok; ama sevmeyi bilen az. Hele bu devirde sevgi enflasyonu yaşıyoruz. Sevginin adı var, kendi yok…

“ Bostan ve Gülistan” kitabının yazarı Sadi Şirazi’nin “Cennet sevmeyi bilenlerindir.” sözünü ilk duyduğumda “ne çok şey anlatıyor” diye düşünmüş ve çok beğenmiştim. “cennet sevenlerindir” demiyor, “sevmeyi bilenlerindir.” diyor. Arada çok büyük bir fark var.

“Sevmek” dilimizden düşmeyen; ama bir türlü özüne inemediğimiz kelime: Allah’ı sevmek, peygamberi sevmek, dinini sevmek, anneni sevmek, çocuğunu sevmek, eşini sevmek… Hepsi sevmeyi biliyorsan değerli ve anlamlı. Kuru boş seviyorsan bir anlamı yok. Allah(c.c)ı sevdiğimizi iddia ediyorsak; fakat Yaradan’ımızın sevmediği işleri sürekli yapıyorsak, bu sevgi gerçek olabilir mi? Bir anlamı olabilir mi?

Seven çok; ama sevmeyi bilen az. Hele bu devirde sevgi enflasyonu yaşıyoruz. Sevginin her yerde adı var, kendi yok.

Her şeyin ilmi vardır, sevmenin de. Sevmeyi tamamlayan şey sevmeyi bilmektir. Sevgi ilminin de ilk maddesi, sevgimizden bencilliği çıkarmak olmalı. Sevdiğimizi kendi canımız istediği gibi değil, sevdiğimizin hoşuna gittiği gibi sevmek. Onu hoşuna gideceği şekilde sevmek için de tanımak gerekir. Nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığını bilmek gerekir.

Sevdiğini önemsemek gerekir. Eşimizi çok seviyorsak; fakat onu düşünerek hareket etmiyorsak, bu sevginin ne kadar anlamı olabilir? Sevgi sevinç vermeli. Sevdiğimizin mutluluğu, sevinci, bizim için önemli değilse sevgiden söz edebilir miyiz? “Ben onu çok seviyorum, o ister mutlu olsun ister olmasın, önemli olan benim mutluluğum.” diyen birinin sevgisine kim inanır?

“Çocuğumu çok seviyorum.” deyip onunla ilgilenmiyorsak, birlikte zaman geçirmiyorsak, çocuğumuz sevgimize inanır mı?

Kadınlar ve erkekler sevgiyi farklı algılıyorlar:

Kadınlar ilgi gördüklerinde, sevildiklerine inanıyorlar: “Ne kadar ilgi, o kadar sevgi.” Kocası onu gün içinde arasın, mesaj göndersin, hasta olduğunda bir bardak çay versin, keyifsizse derdini sorsun, onun anlattıklarını ilgiyle dinlesin. Bunlar hemen her kadının hoşuna gidecek genel şeyler.

Reklamlarda ve filmlerde çok kullanılan bir sahne vardır: Kadın ve erkek açık havada balkonda ya da deniz kenarındadırlar. Kadın üşür. Erkek kendi de üşüdüğü halde ceketini çıkarır ve kadına verir. O zaman anlarız ki adam kadını seviyor.

Sevmek yeri geldiğinde kendinden vazgeçmek değil midir? “Önce ben, sonra sen” diye seviyorsak; eşimiz sevildiğine ne kadar inanabilir? Bireysel hoşa gitmeyen şeyler de vardır.

Mesela bir hanım “Eşim benden bir şey isteyeceği zaman parmağıyla omzuma vurur. Ben bundan nefret ediyorum ve yıllarca ona bunu yapmamasını söyledim; ama hiç aldırış etmiyor, hâlâ yapıyor.” demişti. İşte sevmeyi bilmeyen bir koca.

Erkekler için “sevgi” fazla ilgi değildir. Hatta erkekler ilgi artınca bunalabilirler. Kadın da kocasına sevgisini, kendi hoşlandığı gibi, ilgiyle göstermeye çalışırsa; yanlış bir yöntem takip etmiş olur.

Erkekler için sevgi “kabul görmektir” genellikle. Olduğu gibi sevilmek ister erkekler. Eşlerinin onları eleştirmesine pek tahammülleri yoktur; çünkü sevilmediklerini düşünürler ve ayrıca kendilerinin değiştirilmeye uğraşılmasından hiç hoşlanmazlar. Kadınların da en büyük isteği kocasını değiştirmektir.

Erkek çok önemsediği konunun, karısı tarafından da önemsenmesini ister. Kimi kapıda karşılanıp uğurlanmayı, kimi vaktinde yemeğin hazır olmasını, kimi ailesine çok değer verilmesini ister ve bu davranışları sevgi ifadesi olarak görür. Karısı onun en çok önemsediği konuyu önemsemiyorsa, onun sevgisine inanmaz.

Bir tanıdığım karı koca, evde kavgalar artınca yazılı bir anlaşma yapmışlardı. İkisi de hoşlanıp hoşlanmadıkları şeyleri ve nasıl davranılmasını beklediklerini yazmışlar.

Kadının ilk maddesi “Benimle konuşurken bağırma.” olmuş.

Erkeğin ilk maddesi “Köyümüze asla kötü deme.” (Ailesinin yaşadığı ve arada bir gittikleri köyleri için.)

Yazmak pek çok gözden kaçan şeyi hatırlamak açısından çok faydalıdır. Eşiniz ona hoşlanmadığınız bir şey söylediğinizde, sizin için ne kadar önemli olduğunu anlamayabilir; ama yazılı olduğunda ciddiyeti daha iyi kavrar. Eşiniz bazı şeyleri düşünemiyor olabilir; sevmeyi öğrenmesi için yardımcı olmanız gerekebilir.

Fakat ondan önce “sevgiyi” karşılık beklemeden vermek gerekir. Eşinin hoşuna gittiği gibi davranan kişinin sevgisi inandırıcı olur, ancak. “Ben sevdiğimi keyfime göre severim.” havalarından çıkmak gerekiyor; muhabbetli bir ömür yaşamayı önemsiyorsak.

Nasıl ki yiyecek resmine bakmak, kimsenin karnını doyurmazsa, sadece “seviyorum” demek de kimsenin gönlünü doyurmaz.

“Dünyada da ahirette de cennet sevmeyi bilenlerindir.”

Bir Cevap Yazın