Yaşamınızı şöyle bir gözden geçirin. Hayatınızdaki pek çok şeyin zıtlıklarla yaratılmış olduğunu göreceksiniz. Beyazın karşısında siyah, iyinin karşısında kötü, sıcağın karşısında soğuk… Bütün zıtlıkların elbette bir amacı vardır. Bu vesile ile zıt iki konuyu kıyas imkânı bulur ve tercihlerimizi, bu kıyaslar vesilesi ile şekillendiririz.

Hayatımızdaki zıt kavramlardan en önemli ikisi, Allah’ın izni ile nefsimizi kontrol eden şeytan ve yine Allah’ın izni ile aklımızın kontrol ettiği vicdanımızdır.

Hayatta pek çok alternatif ve yol var gibi görünse de, görüldüğü gibi gerçekte sadece iki yol ve iki amaç vardır. Allah’ın Kuran’da tarif ettiği dosdoğru yol ve şeytanın eğri yolu. Bazen insanlar, her iki yolda da ilerleyerek, Allah’ı razı edebileceklerini düşünürler. Bu düşünce tarzı, insan için çok risklidir. Yüzde doksan dokuz Allah rızasını gözetip, yüzde bir nefsi tatmin etmek samimi bir davranış olmaz. İnsan, nefsini Allaha şirk koşmuş olup, yüzde doksan dokuzluk amelinin de boşa gitmesine sebep olabilir.(Allah en doğrusunu bilir)

 

Yolu doğrultmak Allah’a aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi. (Nahl Suresi – 9)

İnsanların çoğu, oruç ve namaz gibi ibadetlerini yerine getirip kul hakkına tecavüz etmeden yaşamayı Allah’ı razı etmek için yeterli görür ve daha fazla bir çabaya gerek duymazlar. . Allah’ın razı olmayacağı ve ayetleriyle kesin olarak yasakladığı pek çok ibadeti görmezden gelerek nasılsa Allah affeder mantığı ile hareket ederler. İnsanın kendini yeterli görmesi, azgınlaşmasına sebep olur ve ahireti için büyük bir risk teşkil eder. Zira kişi Allah’ın gücünü layığıyla takdir edebilse ve gücü yettiğince Allah’tan korkmuş olsa, yaptıklarını asla yeterli görmez ve daha fazlasını yapmak için tüm hayatını Allah’a adar.

Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden. (Alak Suresi – 6,7)

Şuan ölüm melekleri gelse ve canınızı alsa, ardından kendinizi cehennem çukuru etrafında diz çökmüş, kitabınızın nereden verileceğini beklerken bulsanız. Hatta cehennemde yapılan işkencelere şahit olup, bütün bunlara şahit olduktan sonra tekrar dünyaya dönseniz, şahit olduklarınızı görmemiş gibi eski yaşantınıza devam edebilir misiniz? Elbette devam edemezsiniz. Cehennem çukuru etrafında yaşadığınız korku ve çaresizliği yaşamamak, en önemlisi her şeyin sahibi olan Allah’ın rızasını kazanmak için bütün gücünüzle çaba gösterirsiniz. İşte “Siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin.(Enfal Suresi -20) ayeti gereği, bir insanın işitiyorken uyarılara icabet etmesi ve sadece Allah rızası için yaşaması, hayatta yapacağı en doğru ve en akılcı şey olur. Zira şuan görmemiş olsak da, cennet ve cehennem vardır ve “Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır.” (Al’i İmran Suresi -14)

Unutmamak gerekir ki bir insan, dünya hayatındaki güzellikleri elde edebilmek için gösterdiği çabanın çok daha fazlasını, sonsuz yaşamındaki mekânının cennet olması için de göstermelidir. Rabbimiz bir ayetinde müminlere, gösterecekleri çaba karşılığında cenneti vereceğini şu şekilde bildirmiştir:

Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler… (Tevbe Suresi -111)

Tatmin bulmuş olan melekler hiçbir karşılık beklemeden hem Allah’ın emri ile arşı taşır, hem Allah’ı tesbih eder, hem de yerde olan insanlar için bağışlanma dilerler. Çünkü melekler, gidilecek yerin vahametini bilirler. Onlar göğü tutup, hamd edip, insanlar için bağışlanma diliyorken, insanın kendisinde bir güç görüp elindekilerle övünmesi ve Allah için yaptıkları konusunda kendini yeterli görmesi oldukça aciz, zavallı ve gülünç bir durumdur.

Melek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır. (Hakka Suresi – 17)

Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp-parçalanacaklar; melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz olsun; gerçekten Allah, bağışlayan ve esirgeyen O’dur. (Şura Suresi – 5)

 

Eğer birileri sizin için bağışlanma diliyorsa bu, bağışlanma dilenen kişinin çok riskli durumda olduğunu gösterir. Vakit varken herkesin kendinde olan kötülükleri değiştirmesi ve şeytanın sisteminden bir an evvel çıkması gerekmektedir. Çünkü zaman ilerlemekte ve herkes kendi sonuna hızla yaklaşmaktadır. “Şüphesiz kıyamet-saati, yaklaşarak gelmektedir; bunda hiç bir kuşku yok. Ancak insanların çoğu iman etmiyorlar.” (Mü’minun Suresi – 59) ayetindeki çoğunluktan olmamak için insanlar tevbe etmeli ve salih amellerde yarışmalıdırlar.

Ey iman edenler, Allah’tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah’tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır. (Haşr Suresi -18)

Hiç kimse, burada yazılanlardan müstağni değildir. Müminler de dahil olmak üzere, kimsenin Allah’ı razı ederek öleceğinin bir garantisi yoktur. Unutmamak gerekir ki imandan sonra sapan münafıklar da müminlerin içinden çıkmaktadır. Allah’ın seçilmiş kulları olan peygamberler dahi kendilerini cennet için yeterli görmemiş ve mümin olarak ölmek için Allah’a dua etmişlerdir. Hz. Yusuf’un duası Kuran’da şu şekilde geçmektedir:

… Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat.” (Yusuf Suresi – 101)

Son pişmanlığın fayda etmediği, tartıların tutulduğu o hesap anında herkes tek başına kalacak ve kimsenin kimseye hiçbir faydası olmayacaktır. İşte o an geldiğinde tartınız bir güzel sözden alacağınız ecir kadar hafif kalsa ve bu sizin cehennemde sonsuz azap çekmenize vesile olsa? Ecir fırsatlarını kaçırmamak dileği ile…

                                               

                                                                                                                                İbrahim  Akın

PAYLAS
Önceki İçerikSeçimimizi Bir An Önce Yapalım
Sonraki İçerikMerhamet ve Şefkat
Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır. (Hac Suresi, 40)

Bir Cevap Yazın