Bayrağıma Saygıyla

 

Zaman zaman pervasızca, Türk bayrağını üzen hareketlerin, eylemlerin yapıldığını görüyoruz. Bayrak, bağımsızlığın sembolü olduğuna göre, bağımsızlığımıza hakaret olarak algılanması gereken bu hareket ve davranışların gösterilme sebebi kin ve nefretin dışa yansımasından başka bir şey değildir.

Ermeni milletinin ne olduğunu biliyoruz, o Ermeniliğini gösteriyor ve zaman zaman Türk bayrağına saldırıyor. Yine bölücü örgüt elemanlarının yaptıkları belli, hatta aynı kafaya mensup olanların Diyarbakır’da toplanıp, yaptıkları dil konferansı(!) toplantısında bayrak diye sözde kürdistan paçavrasını astıklarının bilicindeyiz.

Ya, vatanın her türlü nimetlerinden faydalanan ve kendisini bu milletin bir ferdi sayan; partisinin bayrağı elinde Türk bayrağını kaldırıma serip üzerine oturanlara, yine partisinin bayrağı koltuğunun altında Türk bayrağını oturduğu sandalyeye minder yapanlara ne demeli.

İçimizi yakan bu görüntüleri sergileyenler hangi milletten, hangi etnik kökenden, hangi derneğin, hangi partinin üyesi veya seveni olurlarsa olsunlar lanetliyoruz. O an, kameraların açık, çekimlerin yapıldığının farkında olmamaları mümkün değil. Dolayısıyla davranışlarının bilincindeler ve aleni olarak yapmaktan çekinmemektedirler.

Bu tür insanlar, bir zaman Kıbrıs’ta bayrağımızı gönderden indirmeye çalışan Rum vatandaşını tek kurşunla indiren Türk askeri hakkında ne düşünüyorlar bilmek isterdim.

İnsanlık, ne parada ne malda, ne giyim kuşamda, ne falanca partinin ne falanca derneğin üyesi olmakta değil; üzerinden geçsin diye önüne serilen düşman bayrağını yerden kaldırtan, Yüce Atatürk’ün gösterdiği asil davranıştadır. Bu hastalıklı ruhların karşısında milli ve manevi değerleri savunmaya kalkanların faşistlikle ırkçılıkla suçlanması ise ayrı bir hastalık belirtisidir. Hele Mussolini faşistliği, Hitler ırkçılığı ile ilişkilendirmek hiç doğru değildir. Adına ne denilirse denilsin sadece öz değerlerini benimseme ve benliğine sahip çıkmadır.

Türk Bayrağı Kanununa göre bu kişiler hakkında yetkili merciler bir işlem yapıyor mu bilmiyorum ama ben Vuslatî’nin bir Gülce şiiriyle cevap vermek istiyorum.

 

Boz aygırın üstünde tarihi çekip geldim,

Altaylardan Tuna’ya bakın asil Türküm ben.

Geçtiğim her kalenin burcuna dikip geldim,

İncitene sözüm var bakın nasıl Türküm ben.

 

Saka’da Alp Er Tunga Hun tahtında Teoman,

Avrupa’da Attila Çin kalbinde Kür’şad’ım;

Malazgirt’te Alparslan bozkırlarda Cengiz Han,

Adıma Türk diyorlar Gökbörü’ dür soyadım.

 

Bayburt’ta Dede Korkut,

Sivas’taki Pir Sultan…

Nevşehir’de Hacı Bektaş,

İstanbul’da, Fatih Sultan Mehmet Han;

Benim ben! Biliyor bütün cihan.

 

Eskişehir’de Karaman’da Yunusum,

Edirne’de Aliço Kırkpınar’da pehlivan;

Antep’te Şahin Beyim İzmir’de Hasan Tahsin,

Maraş’ta Sütçü İmam…

Tanır beni her kalleş,

Mutafa Kemalim ben Samsun’dan doğan güneş.

 

Düğünde halay başı yaylada karacık çoban,

Elazığ’ın Gakgoşu asrın bağrından kopan;

Erzurum’un dadaşı, her yöreden Atsızım.

 

Benim ben!

Zeybeğin sesi,

Yedi dağın efesi.

Diyarbakır’da Ziya Gökalp,

Toroslarda Tahtacıyım, soğulmaz derya;

Ben Fıratım Fırat benim, benim kanlı Sakarya.

 

Ey güneşim yıldızım yıldıza yoldaş ayım,

Oğul sensin kızım sen sensin kardeşim bacım;

Sendendir özgürlüğüm sadakta ok kırçıl tayım,

Anam sensin atam sen sensin benim baş tacım.

 

Çanakkale’de açan benim nazlı çiçeğim,

Damar damar kanımsın varlığımın nefesi;

Söz kestim Azrail’le dibinde öleceğim,

Eksilmesin üstümden kanadının gölgesi.

 

Gönlümüzün tek aşkı sensiz olmaz bu vatan,

Mavi göğü yırtarak geceme doğan tansın,

Vuslatî’nin özünden düşmüş böyle bir destan,

Dalgalan şafaklarda kıymet bilmez utansın.

 

Osman Öcal

 

Bir Cevap Yazın