Bir kez daha felç edilmek istenen bir beden, sağlam kalan damarlarla bedeni ayakta tutmaya çalışan ve bazıları baskı altında tutulan birbirinden bağımsız organlar; bu organlardan birisinde birbiri ile kavgalı beş parmak. Diğer organlarda olduğu gibi bu organı da etkisiz kılmaya çalışan başka eller…

 

Aynı damardan beslenen beş parmağın tek yumruk haline gelmesinin kaçınılmaz olmasına rağmen kendi büklümleri ile uğraşıp durmaları / uğraştırılıp durdurulmaları önce organa sonra bedene verilen zararın telafisini olanaksız hale getirmektedir ki tehlikelerin en büyüğüdür.

 

Mensubu olduğu beyinden emir alan bir elin aslında çok sesi çıkar yeter ki parmaklar uyumlu hareket etsinler, beslendiği kanın kaynağının farkına varsınlar. O kan ki bütün bir bedeni beslerken aynı zamanda ruhun huzurunu da sağlayan en önemli etmenlerden birisidir. O kan ki bütün organları aynı noktaya odaklayarak sağlıklı bir bedenin oluşumunu sağlayacak yegâne güçtür.

 

Beş parmak tek yumruk olamazken bütün bir bedenin kaynağının gücü ile dirilip tek vücut işlevi görmesi olası değildir.

 

Zaman ve uzaktan kumandayla emir eri haline getirilerek güçlendirilmiş mikroplar parmaklar arasındaki bağı yok etmeye çalışırken aynı zamanda da özünü oluşturan değerleri bir bir ezme yarışına girmiş adeta öldürme noktasına odaklanmış; epey bir mesafe de kat ederek başarıya ulaşmış olma gibi bir havayı teneffüs etmektedir.

 

Ölüm döşeğinden kalkıp sıkı bir yumruk olup özünü yaralayan güçlerin başına inme zamanı gelip geçmektedir. Her parmağın kendi başına sürdürdüğü mücadele yeterli gelmemekte hatta zaman zamanda rakiplerine pas vermektedir.

 

Tarih kanlı veya kansız güçler arası mücadelelerin tarihidir. Zaman ise sınırlarla oynayan kan emicilerin zamanıdır; zaman çoğunluğun açlıkla imtihan edildiği, mankurtlaştırılmış kölelerin emeğinin sömürüldüğü, beyinlerin yalan ile yıkandığı, sağlam kalan beyinlerin haczedildiği zamandır.

 

Zaman dalkavukluğun, yalakalığın en dik yokuşları tırmandığı; rahatlıkla kalelerin bir bir düşürüldüğü kutsalların ayaklar altına paspas edildiği zamandır.

 

Zaman bir el’in kanser uruna bulaştırılıp, kanser mikroplarının beslenip semizleştirilerek bütün damarlarının işlevsiz hale getirilmeye çalışıldığı zamandır.

 

Hükümran kılığına bürünenler en adi oyunları oynayarak emellerine bir bir erişirken rahat döşek derin uykuyu tavsiye ve tasvip edenler günahlarını artırma çabasını gütmektedirler. Bilinçli veya bilinçsiz bunların ekmeğine yağ sürenler bu günahtan kendilerine ne kadar pay düşeceğinin hesabını yapma telaşındadırlar.

 

Yıpranmış diye kesilen her damar bir öç alma mantığı içerisinde çöpe atılmaya çalışılırken çıkarılan sivrisinek vızıltıları kendi bataklığında boğulmaktadır.

 

İhanetin teşekkür belgeleriyle ödüllendirilerek hudutlar dahi tehdit edilirken aynı kandan beslenen her parmağın kendi başına hareket ederek açılan yaraların büyümesine destek sağlama gibi bir lükse sahip olmaları düşünülemez. Bedenin tekrar sağlığına kavuşması her parçanın beslendiği kanın hakkını vermesiyle mümkündür. O kan, içerisine sızan bütün mikropları bir bir temizleme gücüne sahip iken içerisine yeni mikroplar sızdırılıyor ise ortada bir sorun var demektir. Yarası açık kalan parmağın yumruğun oluşumunda görev alması mümkün olmadığı gibi organın ve bedenin sağlıklı olmasını da etkileyecektir.

 

Atı alan üsküdarı geçerken, açılacak ilmeği kördüğüm yapanlar bilmeli ki: Oy kaygısı ile yapılan hataları siyasetin cilveleri gibi görmek, fareli köyün kavalcılarının postalını parlatmak, milletin davasının adamın davasına dönüştürülmesine bayrak sallamak büyük bir davayı küçük bir kareye sıkıştırmaktan başka bir şey değildir.

 

Geçmişin hata ve eksiklerini devam ettirerek lider sultasında takılıp kalmanın bir anlamı yoktur. Siyaset kurumu geçim kapısı, adeta okulsuz meslek haline dönüştürülmüş, koltuğun yumuşaklığı milli değerlerimize üstün kılınmış ve buna tutulan alkış adeta töre haline getirilmiştir.

 

Davayı siyasete alet etmek ne kadar yanlış ise siyaseti davadan beslemek de o kadar yanlıştır. Siyasete indirgenen dava iniş çıkışlara bağlı olarak başarısız kalmaya mahkûmdur.

 

Yıllardan beri dünyanın çeşitli bölgelerinde, burnumuzun dibinde ve içerideki gelişmeler ışığında tehlike çanlarının zaman zaman ritim değiştirip, hız artırarak mütemadiyen çaldığını bilerek; derin uykuda düşe yatmanın vebalinden kurtulmak aklın ve fikrin sayesinde mümkün iken, saplantılarda ve ön yargılarda takılıp kalmak, sayıları çoktan kırkı aşmış olan haramilerin kursağına hizmet etmekten öteye gidemez.

 

Bizi biz eden, Cumhuriyetin kurucusu yiğit devlet adamı, başkomutan, yüz yılların en büyük lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde ve en olumlu yol gösterici olarak bilmemiz gereken ‘Gençliğe Hitabe’nin ışığında, Atsız Ata’nın yol başçılığında daima ileriye yürümek varken, kısır çekişmelerin yorgunluğu ile davayı dava olmaktan çıkarmanın da bir anlamı yoktur.

 

Lider olarak, yol gösterici olarak görülen büyüklerin en husumetli zamanlarında bile birbirlerine karşı tutumları ortada iken, sanal ortamın cazibesinden yararlanarak uçsuz bucaksız meydanlarda kendi başına at koşturup kendi gibi düşünmeyene veryansın mantığıyla aklın kaldıramayacağı şekilde hakaretler yağdırarak bir yerlere varmak isteyenler bindiği dalı kesenin durumuna düştüklerinin farkında değillerdir.

 

Türk ahlakıyla terbiyelenmeyen, Türk töresiyle töreleşmeyen, Türk kültürüyle yoğrulmayan, Türk diliyle konuşmayan; kısacası Türk mayasıyla mayalanmayanların bilinçli veya bilinçsiz çıkardıkları boğuk seslerinin kısılmasında yarar vardır.

 

Ne İmralı sürecine sıcak bakan, ne federasyonu destekleyen bozuntuların ihanetleri ne de bazı Türk büyüklerine ve inançlara saldıranların yüzsüzlükleri kabul edilir cinsten değildir. Hangi parmağın büklümünde oynarsa oynasın onlar bu kutlu davanın yüz karasıdırlar. Türk mukaddesatını tahrip edenlerin bağışlanmaları mümkün değildir.

 

Kişioğlunun dini inancı kendisini bağlar. Dolayısıyla ne öne çıkarılmalı ne sorun edilmeli ne de dışlanma sebebi olmalı. Farklılıklar değil ortak nokta olan kan bağı üzerinden hareket edilmelidir. Aynı organın mensupları kendi aralarında anlaşma sağlayamıyorsa sağlıklı bir bedenin oluşumu hayalden öteye gidemez.

 

Vatanın bekası, milli değerlerin korunarak Milliyetçi Türkiye’nin kurulması, Türklüğün yükselişi Turan’ın gerçekleşmesi için ilk adım olarak tek yumruk haline gelmesi şart olan yukarıdan beri bahsettiğim beş parmak kendisini Türk ve Turancı olarak öne çıkaran: Türkçüler, Atsızcılar, Ülkücüler, Alperenciler, Sosyalist Turancılar gibi oluşumlardır. Türk Turan davası asla ama asla bölücülüğü ve parçalanmışlığı kabul etmez. Bu dava benlik davası değildir. Ya sahip çık ya çekil aradan ki yükselsin bu dava.

 

Aynı çatı altında toplanılamıyorsa bile şimdilik tek yumruk halinde ortak eylemlerin düzenlenerek Türklüğün korunması gençliğin birincil görevi olmalıdır.

 

Osman Öcal

 

Bir Cevap Yazın