“ aşkı Leyla ile Mecnun öldürdü! Aşk, kavuşamazlık olamazdı, olmamalıydı! Sevmek böylesine kuşaktan-kuşağa ayrılıkla sürünmemeliydi! Sevseydi Leyla Mecnunu, bir başkasıyla evlenmemeliydi; hak etseydi Mecnun Leyla’yı tutup kendi öldürmeliydi. Ama yapmadı, suçu kadere attılar! Azrail’i aşksızlıkla suçladılar.”

Bu şehri sensizlik öldürüyor sevgilim… Bu gece, bu şehrin tüm süslü lambalarını kırmak geçiyor içimden, sevenleri ayıran ne kadar park alanı varsa hepsi yakmak ve yıkmak bütün çıkmaz sokakları… Bu şehre, bu gece yarısı en soğuk gecesini yaşatmak istiyorum, alevler kuşatsa da etrafını. Yakmak istiyorum var mı ötesi…

Geçenlerde yaşadığımız bir tartışma sonunda canımı acıttın. Biz birbirimize yürekten bağlıydık hani. Bazen o kadar kızıyorum ki mecnuna, neden diyorum bu kadar acı çektin de kavuşamadın. Bak şimdi biz de çekiyoruz bunun acısını. Nesilde nesile kalan miras gibi oldu bu kavuşamazlık. Ne yapsak hep eksik, kırık-dökük…

Mevsimler bile şaşırdı artık… Yağmurlar yağmaz, fırtınalar esmez oldu; ocak ayında kışa meydan okuyan kardelenler açmaz oldu. Doğa bile bir garip. Kış uykusuna yatmayan hayvanlar ve daha niceleri… Biliyorum kuşlarda göç etmeyecek artık, belki de yunuslar bir daha hiç uğramayacak Akdeniz’e… Neden be sevgilim, neden böyle oluyor her şey.

Seni kimse sorsam, hepsi benden daha çaresiz, umutsuz… Hani hepsi ölmeyi bekliyor desem yeridir. Durmadan bir kaybediş var yeryüzünde, kavuşmalara özlem artıyor bilesin. Artık gel en güzel günlerimin sahibi! Gözlerini, ellerini, yüreğini alarak gel…

Bu şehir ölüyor sevgilim. Yeni doğan bebeklerde görüyorum ümitsizliği, şaşkınlığı, korkuyu… İçim yanıyor, kıyılıyorum. Bir sıcak kucak telaşı var çocuklarda; sığınabilecekleri, gülebilecekleri kolları arıyorlar gibi… Bu nasıl bir sevgisiz dünyadır, neden böyle oluyor zamanla anlayamıyorum. Şefkat bu kadar mı uzak yüreklere? Sanki öylesine asılı kalmış gibi gökyüzünde yıldızlar. Sanki parlamıyorlar gibi… Her şey değişiyor.

Şaka bir yana, artık ne Leyla gibi sevilecek kadın kalmış ne de aşkıyla yanan mecnun… Artık para olmuş aşk! Hani aşk bile usanmış kendinden, aşk bile korkar olmuş her şeyden… (ey aşk, ben, Leyla ve Mecnunu çok özledim!)
Ey sevgilim sensiz ölmekten kurtar beni, bırakma kimselere…

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikTürk Devletlerinde Sosyal ve Ekonomik Hayat
Sonraki İçerikBu dosya bilgisayarınızda varsa dikkat edin
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

2 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın