“sevgilim, aşk uçtu üzerimizden görüyor musun? Artık kelebekler konuyor yaralarıma; hani bahar bu sene erken uğrayacak demiştim ya sana, haklı olduğumu gördün mü? Şimdi sıyrılıp tüm sıkıntılardan, doyasıya dalmak var mutluluk saçan gözlerinden, yüreğine…”

Hiç anlam veremiyorum bu garip ayrılıklara. Bazen ne kendimi tanıyabiliyorum ne de seni. Sanki bir oyunun içindeymişiz de hani rakip gibi çelme takmaya çalışıyoruz birbirimize. Hiç aklım ermiyor buna sevdiğim. İnsan sevdiğini de üzerse hayatın tadını nasıl unutmasın ki…

Bazen karıncalar gibi olmak istiyorum. Hiç korkmadan, hani hayatın türlü sıkıntılarından etkilenmeden, cesurca savaşmak istiyorum. Sonra hiç bilmediğim bir sahil kasabasında konaklayıp, saatlerce denizi seyretmek ve ağlamak istiyorum. Ama bilmiyorum işte! Garip bir neden var içimde durmadan her şeyden uzaklaştırıyor beni. Hayallerim bile küsmüşse bana, ne yapabilirim ki…

Yoruldum sevgilim. Her şey üzerime mi geliyor yoksa ben mi gidiyorum bataklığa doğru anlamıyorum. Ama korkuyorum. Yalanım yok, inan sensiz aldığım nefesten bile şüphe duyuyorum. Hiç kimseye güvenim kalmadı artık! Korkuyorum sensiz yaşamaktan, ölmekten, unutulmaktan…

Kendimi solmak üzere olan bir güle benzetiyorum. Sanki solunca dikenlerim kalacak, kimseler yüzüme bakmayacak diye, saçma sapan düşünüyorum işte. Keşke sen olsaydım da solsaydım, kimseler yüzüme bakmasaydı ne çok hoşuma giderdi. Benim hayallerim sensin sevgilim, rüyalarım, gecelerim, gündüzlerim… Her şeyimsin!

Biliyor musun, çoktandır yazmak istiyordum sana. Yalnız kalmayı beceririm de sensiz kalmayı asla kabullenemem. Gölgeler dans edince bedenimde anlarım yokluğunu ve uyumak isterim o zaman unutmak için her şeyi. Sonra ansızın üzerime düşer hayalin, öylece kalakalırım. Bir sensizliktir benim canımı acıtan, ondan gayrisinin ne önemi var ki…

Yıldızlar kayarsa ağlarım sevdiğim. Kimseler bilmez acımı. Yokluğunda, küçük penceremden hep o yıldızlara bakar-seni düşünürüm. Benim gündüzüm güneştir, gecem yıldızlar… Hani olur da kayarsa yokluğunda bir yıldız, ağlarım sevdiğim/ yanımda sen olmazsın, olamazsın!

Ben seni çok özledim sevgilim. İsmini hecelerken bile nasıl titriyor bedenim, anlatamam. Senin sevginle bezenmiş bedenim, ötesi yok bunun. Bir tatlı gülüşüne bin gözyaşı dökerim. Ben seni sevmeyi, sadece seni özlemeyi aşk bilirim… Sen yeter ki gitme bu yürekten! Dalıp da gitme yalan dünyanın seline… Gitme!

Aşk uçtu sevgilim, ben düştüm kanatlarından…

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikTürkiye’de bir kültür devrimi!
Sonraki İçerikinsanlar ve ineklik
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

4 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın