“Artık yeni bir yaşam kurmak için çok geç! Üstelik günlerdir yağmurlar dövüyor hayallerimi. Bir samimi gülüş ya da sıcak bir sarılış şu günlerde tek istediğim. Ömrüme ömür katacak, daha çok anlamlaştıracak bir şeye ihtiyacım var. Ama bu bile ne demek onu dahi bilmiyorum işte!”

Kendime kaldığım binlerce geceden bir acı var içimde. Anlatamıyorum ki kimseye derdimi, anlamalarından korkuyorum çünkü. Bir garip tebessüm yer etmiş yüzümde, ne yana baksam kırık dökük hayallerim can çekişiyor. Acılarım düşlerimi öldürüyor, günlerdir bu böyle sürüp gidiyor işte.

Her ayrılık biraz daha tüketiyor beni. Gençliğimin en solgun yıllarındayım. Umutsuzluk bulutları karartıyor dünyamı. Bir sebep arıyorum kurtulmak için bu girdaptan; kolay değil bu oyuna ayak uydurmak, hiç kolay değil. Bana göre hiç değil, tek taraflı yaşamak! Olmaz böyle kabullenmek her şeyi. Bu en çok yaradana isyandır.

Bugünlerde çok yalnızım, öyle-böyle değil atılmış bir kitap gibiyim. Kaç yıl oldu bu dünyada yaşayalı ama hiç çözemedim oyununu. Elimde kaldı hep umutlarım, sonra yine ona döndüm. Çokta önemsememek gerekiyor yaşananları, hele her şey bittikten sonra da çok yıpratmamak bedenini…

Oysa en kolay söylenen sözler yine de. Ağzımızdan çıkan ne kadar kelime varsa, hepsinin kölesiyiz aslında. Tutamadığımız sözlerin esiriyiz ve daha söyleyecek o kadar sözümüz var ki, hepsi şimdiden zafer kutlamalarında. Biz var ya biz, neyiz, neredeyiz ve kimleyiz hiç bilmiyoruz. Bildiklerimizle yaşadığımızı sanıyoruz, oysa aynı bilindiklerden kaç kez darbe yedik hatırlamıyoruz.

Küçük bir oyunun içinde sallanıyoruz. Kendi adıma yaptığım birçok şeyden haz duyduğumu sanıyordum, daha düne kadar. Şimdi içimde binlerce elekten geçen kum tanesi kadarım. Merak ediyorum benden mutlu bir evin duvarı olur mu? Hadi onu geçelim bir bahçe duvarı ya da merdiven, sahi ne olur binlerce elekten geçen kum tanesinden, ben çıkamadım bu işin içinden de…

Kusuruma bakma anam! Senin öyle dünyaları deviren bir oğlun yok, hiçbir zaman olamayacakta. Zaten sen bu yazdıklarımı hiç okumayacaksın. Ben hep yazacağım, nedenini bilmeden, çoğu kez soru sormadan karalayacağım beyaz kâğıtları. Kimseler bilmeyecek neden yazdığımı, hani neden yalnız yaşadığımı bilmedikleri gibi. Her zaman ki gibi hüzün yazma diyecekler, inadına hüzün yazacağım. Senin oğlun inatçı anam, asi ve akıllanmaz…

Artık yeni bir hayat kuramayacak kadar dermansızım. Korkuyorum! Nedenini bende tam olarak bilmiyorum, içimden garip bir duygu var ki zayıflığımı çıkartıyor her defasında. Oysa ben yaşamayı seviyorum ve inanıyorum mutluluğun güzelliğine. Ama öyle bir yerde takılıyorum ki çıkamıyorum.

Bir yalnızlık ölüm kadar değerlidir bence…

Emre onbey

PAYLAS
Önceki İçerikALLAH KORKUSU
Sonraki İçerikDuyğularım səndə həbsdə -Türkçe ve Azerice
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

4 YORUMLAR

  1. Her ayrılık biraz daha tüketiyor beni.
    Gençliğimin en solgun yıllarındayım.
    Umutsuzluk bulutları karartıyor dünyamı…

    varliginin yoklugunda kapisiz labirentlerde izdirap cenderelerinde acilar cekiyor gibisin emre_onbey

    sen hep yaz emrecigim
    birgün okur(lar) neler yazdigini anlayip-bilecek ve dogru seyler yazmisssin diyecektir…
    sevgiler

Bir Cevap Yazın