Kategoriler
Anma Yazıları Şiirler Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Özge ULUTAŞ: Çanakkale (TÜRK GENCİ)

TÜRK GENCİ
Kanlı toprak altında
Gezen ey Türk genci!
Toprak altında yatanı,
Hiç düşündün mü vatanı?

Sessiz çığlıklar atarlar
Kefensiz uyuyanlar.
Kulaklarında çınlarlar,
Sahipsiz çığlıklar.

Fark eder misin söyle
Ecdadını böyle?
Kim gezdi söyle
Bu vatan üstünde?

Gelecek sensi onlara
Kefensiz atalara.
Sarsıl artık uyan
Geleceğin kapısına dayan!
Özge ULUTAŞ

Kategoriler
Türk Tarihi

İslamiyet Öncesi Arap Yarımadası

Arabistan’da İslamiyet yaygınlaşmadan önce Main, Seba, Nebat, Himyeri, Gassani gibi bir sürü şehir devleti bulunmaktaydı. Kısacası Arabistan’da siyasi birlik kurulamamıştı.

Arap Yarımadası’nın Genel Özellikleri

Arap Yarımadası’nın ekonomik, dini ve kültürel başkenti Mekke şehriydi. Mekke’nin yönetiminin yanı sıra Kabe’nin müdafasını korumak görevi Kureyş kabilesine aitti. Bölge halkının en çok tercih ettiği geçim kaynağı ticaretti.

Halk, Bedeviler ve Medeniler diye iki farklı sınıfa ayrılmıştır. Bedeviler göçebe yaşam tarzını Medeniler ise yerleşik yaşam tarzını benimsemişlerdir. Toplumsal hayatta eşitsizlik ön plandaydı. Çünkü toplumda gözle görülebilen bir sınıf ayrımı vardı.

Çok tanrılı inanış olan putperestlik popüler olmakla birlikte Hıristiyanlık, Musevilik ve Haniflik gibi tek tanrılı dinler de bulunmaktaydı.

Kabileler arasında haram ayların dışında her zaman savaş olurdu. Yılın belli zamanlarında kurulan panayırlarda güzel diksiyon ve şiir yarışmaları yapılırdı.

Kategoriler
Anma Yazıları Eğitim - öğretim Geçmiş Tarih Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası siyasetci Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Atatürk ve geçirdiği hastalıklar.

Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrılalı 72 sene geçti.Geçen bu süre zarfında ülkemiz ve milletimizin lehine bir çok  gelişmeler kaydedildi.Bu önemli gelişmeler sayesinde  hem ülkemizi ayakta tutmanın,hem milletimizi yüceltmenin, hem de Ulu Önder Atatürk’ün izinden gitmiş olmamızın ve hala bu yolda devam ediyor olmamızın sevincini yaşıyoruz. Fakat hiç düşündünüz mü? Ülkemizin şu anki konumuna gelmesinde inkar edilemeyecek kadar çok emeği olan Atatürk  bir insan olarak bu kadar yükün altından nasıl kalktı?… Nihayetinde o da bizler gibi bir insandı. Tabii ki bu kadar zorluğun altından kalkmak onun için çok yorucu oldu ve bu zaman zarfında birçok hastalık yaşadı.

Atatürk’ün geçirdiği bu hastalıklar onu hiçbir zaman yıldırmadı.Biz Atatürk’ü bir “Kahraman” olarak biliyoruz. O bu hastalıkların üstesinden gelmeyi başardı. Fakat bu hastalıklar onu çok yıprattı.Ve her geçen gün bu hastalıklar yüzünden dönüşü olmaz çıkmazlara girdi. İlk hastalığı 1896 yılında geçirdiği sıtma hastalığıydı. Bu hastalıkları; difteri,gözlerde hasar, böbrek rahatsızlığı,kaburga kırığı,kulak egzaması,kalp rahatsızlığı, zatürree ve son olarak ta karaciğer rahatsızlığı takip etmiştir.1937 yılından itibaren sağlığı iyice bozulmaya başladı. Ne var ki,söz konusu rahatsızlığı gitgide ağırlaştı.10 Kasım 1938’de saat dokuzu beş geçe Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu.

Bizler Türk Gençleri olarak bizlere bu kutsal vatanı emanet eden Ulu Önder Atatürk’ün ülkemiz ve milletimiz adına yaptıkları  Türk Milleti için yıldızının parlamasına  ve sonra da bazı amansız hastalıklar yüzünden ,o yıldız milletimizin zihninde yanarken , artık kalbimizde ve sonsuz bir ışımayla parlamasına neden olmuştur. O ışımayı sonsuza değin parlak tutmak ve yaşatmak biz Türklerin büyük görevidir.

Atam sen rahat uyu…!

Furkan  Uçar

Kategoriler
Anketler Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Terörün Gerçek Yüzü

İçinden çıkılamaz bir sürecin içerisine giriyoruz. Sözde kendini aydın olarak addeden birtakım yazarların, özerkliğe ışık yakarcasına yapmış olduğu konuşmalar, bölge insanının bunu yapmış olduğu yasal, yasa dışı gösterilerle göstermesi, batıya ve Ankara’ya vermiş olduğu mesaj istenilen talepleri açıkça belli ediyor. Gelin Kürt sorununu geniş bir açıdan ele alalım.

Birincisi bahsetmiş olduğumuz aydın kişiliklerin, bölge insanını fakir, hiçbir yardımdan nasibini alamayan vatandaşlar olarak anlatması, olayın ne kadar da tek taraflı düşündükleri ve ayrıca hizmet ettikleri grupların kim olduklarını açıkça gözler önüne seriyor. Oradaki aşiret düzeni var oldukça oradaki halk fakir kalmaya mahkumdur. Güneydoğulu bir vatandaşımızın batının herhangi bir şehrine gelip yerleşmesi, orada iş kurması veya patronluk mertebesine kadar yükselmesi onları ilgilendirmiyor da, artık onlar zaten bizim ellerinde biz daha yüksek oynamak istiyoruz tarzı düşüncelerini anlatmak istiyorlar da kıvranıp duruyorlar demokrasi, insan hakları, ve fakirlik edebiyatıyla. Üzülerek söylüyorum ki, bölge halkı teröre destek vermediğini yüksek sesle duyurmadıkça; ilçesinde, semtinde, sokağında yapılan taşlı, sopalı gösterilere bir dur demedikçe batıda yaşayan kitlelerin kafasındaki bölge insanı da ayrılmak istiyor düşüncelerinden sıyıramayacaklar. Ayrı bir devlet talep eden birtakım şahısların utanmayarak batının herhangi bir iline gelerek haklı olduklarını iddia etmesi, savaşı herkesten çok onların istediğinin açık kanıtı değil midir?

Pkk terör örgütünün yıllarca bölge insanına yapmış olduğu katliamlar silsilesi dahi, orada yaşayan halkın o örgütten nefret etmelerini sağlayamıyorsa, burada devletin izlemiş olduğu yanlış politikayı açıkça gözler önüne sermiyor mu? Öyle bir örgütten bahsediyoruz ki köyde yaşayan masum halkı çoluk çocuk demeden katletme gaddarlığını gösteren ve ardından bunu devletin askerine mal eden bir vahşi yapı.

Pkk terör örgütü, bildiğiniz üzere ilk başta bölge insanını korkutarak, onların örgüte doğrudan ya da dolaylı destek verme talebinde bulunmuştur. Buna kulak asmayan vatandaşlarımızı çoluk, çocuk, yaşlı demeden kurşuna dizmiş bunu yaparken de örgüt propagandası yapmaktan geri kalmamıştır. Oradaki devlet yanlısı vatandaşımızı batıya göç etmeye zorlayarak öncelikle bölgeyi tamamiyle kendi kontrolü altına almayı, kendi ideolojilerini benimseyen kitleler meydana getirmeyi hedeflemiştir. Başarılı olmuştur da. İkinci aşama, varını yoğunu elde avucunda ne varsa satıp büyükşehirlere binbir umutla gelen, masum insanları kendilerine piyon etmektir. Burada hayatlarını idame ettiren şehir insanının yaşam biçimlerini onlara göstererek, içlerine birkaç hain sokarak “Sizler neden böyle yaşamayasınız?, bizlere ayrımcılık yapıyorlar.” düşüncesini zor da olsa masum insanlarımıza kabul ettirmeyi başarmışlardır.

Elbette bunda devletimizin uyguladığı yanlış politikalarda etkili olmuştur. Göçle gelen kitlelerin şehrin ücra semtlerine saklanırcasına yerleşmelerinin ileride birtakım sorunlar yaratacağını ve kendi düzenlerini gelecekte kendilerinin sağladığı inancını taşıyacaklarını hesaba katmaları ona göre davranmaları gerekti. Üniversiteli bir genç olarak işsizliğin yaratmış olduğu boşluğu gördükçe, ailesine bir lokma kuru ekmek götürme amacı güden babaların içindeki derin boşluğu görmezden gelmek tamamiyle insafsızlıktır. Gayri meşru yollardan rant sağlamaya, uyuşturucu, gasp, kapkaç gibi işlere bulaşmalarını sağlayan, pkk terör örgütünün ta kendisidir. Böylece kendilerine yeni kazanç kapıları sağlayacak, batıda silahlı olmasa da güçlenene dek ekonomik olarak varlığını kanıtlamaya çalışacaktır. Yataklık etmeyi kabul etmeyen insanlar sindirilecek, hain olarak nitelendirilecektir. Sonuçta şehirlerin ortasında getto diye tabir edilen kurtarılmış bölgeler yaratılmıştır. Kendi ideolojilerini masum halkın sırtına yaslanarak idame ettirmek ve bunu sadece kendi halkı için yaptığı yalanını uydurmak konusunda da ne yazıktır ki gayet başarılı olmuşlardır. Bunun en büyük kanıtı terör örgütünün sözcülüğünü üstlenen partiye verilen halk desteği değil midir?

Bundan sonra ne yapılmalıdır? Üzülerek söylüyorum ki, olacakları seyretmek dışında yapabileceğimiz birşey kalmamıştır. Öyle ki terör yandaşlarına gösterilen tepkilerin faşistçe olarak nitelendirildiği, polis panzerlerine taş ve molotof kokteyli savurmanın hak arama olarak gösterildiği günlerden geçiyoruz. Terörist cenazelerinde atılan intikam sloganları, belediye araçlarının terörist cenazelerinde boy göstermeleri doksanlı yılların sıcaklığını aratmayacak cinstendir. O günlerden tek farkı terörün kendisini öyle ya da böyle siyasi zemine yerleştirmesi, sesini meclis salonlarından askeri olarak en yüksek rütbeye sahip olan Genelkurmay başkanımıza dahi tehdit savurma cesareti bulacak ortama kavuşmasıdır. Örgüt adına yayın yapan internet siteleri, terör örgütü liderinin içeriden yapmış olduğu iç savaş tehditlerini düzenli olarak duyurmaktadır. Buna rağmen ortada hiçbirşey yokmuş gibi davranarak milleti uyumaya yönelten zihniyetleri kınıyorum. Bunca şehit varken hiçbirşey olmamış gibi davranmak hiç kimsenin haddi olmamalıdır. Abd’ye terör örgütü liderleninin listesini sunmak veya verilen onca şehite karşı birkaç çapulcu cesedini övgüyle bahsetmek teröre karşı kazanılmış bir zafer olarak nitelendirilmemelidir. Ülkemizin Güneydoğu bölgesi ne yazık ki doksanlı yılların Kuzey Irak’ını anımsatmaktadır. Sırada belediye başkanlarının bir araya gelerek özerkliklerini ilan etmeleri vardır. Özerklik talep eden kişilerin, batıda yaşayan Kürt vatandaşlarımız için nasıl bir talepte bulunacaklarını geçen zaman gösterecektir. Öyle ki Mersin şehrinin en büyük belediyesini (Akdeniz Belediyesi) kazanmalarını siyasi zaferden çok etnik bir zafer olarak nitelendiren kişilerin varlığını düşündükçe, gelecek tahminini yapmak pek hayli zor olmuyor. Herkesin dikkatli olması gerek.

Siyasi kazançları uğruna, partilerinde bölücülük yapan kişileri barındıran partileri ayrıca kınıyorum. Bu ne yazık ki örtülü de olsa her partide mevcut. Terör örgütü başarılı olamayacağını düşündüğü illerde yandaşlarını, tamamiyle zıt düşüncede olan partilerin saflarına katılmaya iterek palazlanmalarını sağlamaktadırlar. Bunun böyle olmadığını görmek için aptal olmak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti istihbaratının eminim ki, bu bahsetmiş olduğum konulardan haberi vardır. Eğer yoksa ne yazık ki istihbarat servisimizin yetersizliği konusundaki fikirlerim zerre değişmeyecektir. Birilerinin paketleyerek yolladığı terör örgütü liderini uçakla sağ salim Anavatana ulaştırmak başarı nedeni olarak gösterilmemeli, kimseler uyutulmamalıdır. Terör bitirilmelidir, götürüsü ne olursa olsun…

ANKET

[poll id=”5″]

Kategoriler
Geçmiş Tarih Tarih Makale Türk Tarihi

Türk Devletlerinde Edebiyat, Bilim ve Sanat

Ana dilin Türkçe olduğu Karahanlılarda diğer ülkelerde yazışmalarda Uygur Alfabesi kullanılmaktaydı. Yusuf Has Hacib’in kaleme aldığı Kutadgu Bilig ve Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divan-ı Lügat’it Türk, bu devrin en değerli eserlerindendir. Türkçe’ye değer katan bu kitaplar ilk yazılı Türk-İslam eserleri olma özelliği taşımaktadır. Gaznelilerde ise ana dil Arapçaydı. Halkın bir kısmının kullandığı ve sarayın dili ise Türkçeydi. Bilim dalı olarak Arapça, edebi dil olarak ise Farsça’dan yararlanılmıştır. Gaznelilerden çıkan en değerli eser ise Firdevsi’nin kaleme aldığı Şehname’dir. Selçukluların ise günümüze bıraktığı en önemli eserler; Nizam’ül Mülk’ün yazdığı Siyasetname ve Hoca Ahmet Yesevi’nin kaleme aldığı Divan’ı Hikmettir.

Türk-İslam toplumlarında hükümdarlar ve yüksek kademeli devlet adamları, her zaman bilim adamlarını desteklemişler, onların haklarını korumuşlar ve sohbetlerine davet etmişlerdir. İlk olarak Karahanlılar döneminde halka açılan medreseler, Selçuklular zamanında popüler olmuş ve dünyanın ilk özel üniversitesi olarak bilinen Bağdat’taki ünlü Nizamiye Merdresesi bu dönemde açılmıştır. Medreselerde Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam gibi din temalı konuların yanı sıra Matematik, Tıp, Astronomi gibi fen ve sosyal derslerde işlenmiştir.

Medreselerde yetişen bir çok bilim adamı İslam uygarlığını ve kültürüne çok önemli katkılar sağlamıştır. Bunlar arasında İbni Sina, Tıp, Farabi, Felsefe; Birüni, Matematik; Ömer Hayyam, Tıp ve Tarih bölümlerinde çeşitli eserler sunmuşlardır.

Kategoriler
Geçmiş Tarih Öğrenci Konuları Türk Tarihi

Emeviler – Abbasiler

Emeviler

Muaviye tarafından 661 senesinde Şam merkezli kurulan bir devlettir. Halifelik ilk defa Emeviler zamanında saltanata dönüşmüştür. Aşırı milliyetçi bir politika izlenmiştir. İslam tarihinde büyük bir yeri olan Kerbela Olayı’ndan sonra Müslümanlar Şii ve Sünni olmak üzere 2 farklı gruplara ayrılmışlarıdır. Emevilerin resmi dili Arapçadır. Çeşitli Türk devletleriyle çok fazla sayıda savaşlar yapmışlardır. İstanbul’u kuşatabilen fakat ele geçiremeyen devletler arasında yer almaktadır. İlk olarak İslam parası Emeviler’de basılmıştır. Kuzey Afrika’da basmadık toprak bırakmadıktan sonra bu sefer hedef Avrupa’ya çevrilmiştir. 711 senesinde Kadiks Savaşı neticesinde İspanya ele geçirilmiştir. 732 senesinde ise Puvatya Savaşında İslam orduları yapılan savaşı kaybedince Avrupa’daki fetihler tamamiyle hız kesmiştir. Bizans İmparatorluğu’yla sürekli mücadele edilmiş ve bazı bölgeler zorda olsa egemenlik altına alınmıştır. Başarılı fetihlerin çok fazla olmasından dolayı, ülkenin yönetilmesinde bazı zorluklar olmuştur, fakat bu zorluklarda ülkenin eyaletlere bölünmesiyle birlikte aşılmıştır. Emeviler, merkezi otoritenin zayıflaması, aşırı milliyetçi politika takip etmeleri ve fetihlerin gittikçe azalması üzerine güçlerini yitirmeye başlamışlardır ve en sonunda 750 yılında yıkılmışlardır.

Abbasiler

Ebul Abbas Abdullah tarafından 750 yılında Bağdat’ta kurulmuştur. Bu devletin kurulmasında Türklerin payı azımsanmayacak kadar fazladır. 751 senesinde yapılan Talas Savaşı’nda, Türklerin Araplara yardım etmesiyle birlikte İslam Orduları, Çin ordusunu yenilgiye uğratmış ve bu olaydan sonra Türklerle Müslümanların beraberliği artmıştır. Abbasilerin devlet kontrolü ve ordu kontrolünde önemli görevler Türklere verilmiştir. Sorunların düşünce ve kaba kuvvetten yoksun olarak halledilebileceği Mutezile Mezhebi ortaya çıkmıştır. Türklerin Abbasi devletinde yerleştiği bölge Avasım’dır. Bu bölgede Samerra kenti kurulmuştur. Çeşitli mezhep ayrılıklarından doğan isyanlar kısa sürede bastırılmıştır. Emevilerinde birçok kez savaştığı Bizans İmparatorluğuyla yapılan savaşlar devam etmiş fakat Frank Krallığıyla arkadaş olunmuştur. Ülke çok büyük sınırlara geldiği için bu yıllarda artık yeni toprak fethetmekten çok kültür, bilim ve sanata özen gösterilmiştir. Moğol baskının artması, merkezi otoritenin çok sağlam olmayışı ve Şii ve Batınilerin isyanları nedeniyle Abbasi devleti 1258 yılında yıkılmıştır.

Kategoriler
Geçmiş Tarih Türk Tarihi

Büyük Selçuklu Devleti

Büyük Selçuklu Devleti, Oğuzların Üçok kolunun Kınık boyuna mensup kişileri tarafından ortaya çıkmıştır. Devlet, ismini Oğuzlar devletinde önemli bir otoriteye sahip olan Selçuk Bey’den almıştır. Selçuk Bey’in hayatını kaybetmesinden sonra, yerine oğlu Arslan Yabgu geçmiştir. Arslan Yabgu’nun Gazneli Mahmut tarafından yakalanarak Hindistan topraklarında esir edilmesinin ardından Gaznelilerle Büyük Selçuklu Devleti arasında soğuk yılların geçmesine sebep olmuştur.

Tuğrul ve Çağrı Beyler Dönemi

Arslan Yabgu’dan sonra Tuğrul Bey yönetimi eline aldı. Çağrı Bey’da Tuğrul Bey’in yönetici yardımcısı olarak görev yapmıştır. 1040 senesinde Dandanakan Savaşı sonucunda Gaznelilerin kaybetmesiyle birlikte Büyük Selçuklu Devleti resmi olarak kurulmuş oldu. Bu seneler içinde ilk defa Bizans İmparatorluğuyla mücadele eden Selçuklu Devleti, 1048 senesinde yaptığı Pasin Savaşı Bizans ve Ermeni mağlubiyetiyle noktalandı.

Bu savaştan sonra Abbasi halifesinin kendisinden yardım talep etmesi üzerine 1055 senesinde Bağdat’a giden Tuğrul Bey, bu topraklar içerisinde bulunan Büveyhoğulları yönetimine son verdi. Bu yardımından dolayı Abbasi yönetimi ona “doğunun ve batının hükümdarı” lakabını taktı. Bu sayede İslam dünyasının liderliği Türklere devredilmiş oldu. Tuğrul Bey 1063, Çağrı Bey ise 1060 yıllarında hayata veda etmişlerdir.

Alparslan Dönemi

Tuğrul Bey öldükten sonra yerine geçen Alparslan, ilk olarak iç isyanları bastırdıktan sonra gözünü batıya dikti. Gürcistan topraklarını işgal ederek bazı generallerini Anadolu için görevlendirdi. Doğu Anadolu’ya seferler düzenleyerek Ani ve Kars kalelerini ele geçirdi. 1071 senesinde Malazgirt Savaşı’nda Bizans Ordusunu mağlup etmeyi başardı. Bu savaşın ardından Anadolu’da ilk türk beyliklerini meydana çıkaran Alparslan 1072 senesinde bir seferi sırasında esir alınarak öldürüldü.

Melikşah Dönemi

Büyük Selçuklu Devleti en güzel senelerini Melikşah döneminde geçirdi. Fakat Melikşah’ın vefatının ardından başta 25 senelik bir dilim Fetret devri geçiren Selçuklular, Sultan Sancar tarafından 1117’de tekrardan düzene girmeyi başardı fakat 1141’de Katvan Savaşı’nda Moğollara mağlup olarak çok fazla güç kaybettiler. Öldürücü darbeyi ise 1157 senesinde Oğuz Boyları saldırıyla yaşadı ve yıkıldı.

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Neden mi Anadolu Türklerin !?

“öyle değerli bir toprak ki Anadolu, bu zamana kadar hiçbir ulus bu kadar uzun zaman üzerinde yaşayamamış! Yaklaşık yetmiş ulusa ev sahipliği yapmış! Hititler, Frigler, Lidyalılar, İyonlar, Urartular (MÖ 2.bin-MÖ.600 yılları arasında)Persler (M.Ö 543–333) İskender İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu, Bizanslılar (395–1071) Osmanlı imparatorluğu (Türkler) (1071-…) sadece en bilinenleri; kurulan küçük kavimlerin gerçek sayısı çok daha fazla. Bilinen tek gerçek ise sadece adaletli insanları üzerinde barındırdığı…”

Dört mevsimi tam keyfiyle yaşayabildiğiniz, sayısız nimetleri yetiştirebildiğiniz; hani bir anlamda toprağa ne ekseniz, sevgiyle beraber güzelleşeceği ender yerlerden biridir Anadolu! Dünyanın beşiği olmayı her zaman hak etmiş. İlk medreseler, hanlar, kaleler, mimari eserler hep bu topraklarda inşa edilmiş. Sayısız bilim adamıyla dünyanın çözümü olmuş: “Matematikte Tales ve Pisagor, Tarihte Heredot, Tıpta Hipokrat, Felsefede Diojen, Mevlana…“ Osmanlının yetiştirdiği dâhileri sayamıyorum, sığmaz buraya! Çünkü Allah bu toprakları cesur yürekli, vefalı, halden anlayan insanlarla donatmış. Burada olup da güzel düşünmemek elde mi, insanlara yardım etmemek, haksızlığa karşı asi olmamak elde mi-değil tabiî ki de!

Bu toprakların hakkı fazlasıyla var üzerimizde. Çünkü gerçekleri ayna değil kara toprak gösterir. Çok değil bir metre kazmanız yeterli bu toprakları, görmek istediğiniz buysa eğer! Hani gerçekten bilmek istiyorsanız her şeyi, elinizi-kalbinize götürün ve sorun kendinize, “neden Anadolu bu kadar önemli yaşantımda” diye, sorun bir kerecik! Dert varsa-dermanında bulunduğu çok ender bir topraktır Anadolu!

Peygamberimizin İstanbul ile ilgili şu hadisini hem düşünürüm:” Muhammed b. Ebî Seybe, Zeyd b. el-Hubâb’dan, o da Velid b. Mugire el-Meâfirî’den işitmiş. Velid b. Mugîre Abdullah b. Bisr el-Has’amî’den o da babasından işittiğine göre Nebi (a.s.) söyle buyurmuştur:
“İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” Acaba neden İstanbul, neden Anadolu bu kadar önemliydi! Birçok dine ev sahipliği yapmış bu toprakların asıl derdi neydi? Kimi bekliyordu! Hangi dine bağlı ulusun diline mazhar olacaktı! Bir gizli düğüm ki bunu ancak iyi insanlar açabilirdi ve öyle de oldu sanırım, şükürler olsun!

Bu dünyadan bize kar kalan çok şey var, en çok atalarımızdan, Anadolu topraklarından kalan… Ama biz bilemediğimiz bir umutsuzluk, karamsarlık hallerindeyiz. Mustafa kemal Atatürk hasta yatağından gelecek nesillerin aydınlanmaları için yazdığı ders kitaplarından eser yok şimdilerde. Bir de üstüne, kendi tarihimizi unutmaya çalışıyoruz! Bizler neyi hak ediyoruz acaba? Korkarım bu topraklar bizi de istemeyebilir! Yüzyıllardır yapılan güzellikleri unutarak yaşamanın bedeli bu olmamalı! Bu topraklara layık birey olarak yaşayabilmenin türlü mutluluklarını tatmak varken, içimizdeki bu vefasızlığın daha ne kadar esiri olacağız!

Unutmayalım gerçekleri kara toprak gösterir. Üzerinde yaşarken yaptıklarımızın hesabını altında vereceğiz. Kaldı ki bu toprakların üzerinde yapılan güzelliklere yenilerini eklemek varken, atalarımıza dua edip-şükretmek varken; hani daha çok çalışıp milli sermayelerle üretmenin mutluluğu tatmak varken-neden çaresiz olalım ki?

Biz Türkler bu Anadolu toprağının şimdiye kadar reddetmediği tek ulusuz! Çünkü dünyanın en güzel insanı olan Hz. Muhammed (s.a.s.) hadisine inanıp-savaşan tek ulusuz! değerini bilmeliyiz bu vatan toprağının, sahi haksız mıyım?

EMRE ONBEY

Kategoriler
Anma Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Milli Görüş Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Onbeş Yaşında ki Cengâver

“kan akıyor Sakarya nehri… Düşman milyonlarca pusu kurmuş, güneş bile kızıl renkte-gel de yiğitleşme! Peygamberimizin şehitleri de Mustafa kemale yardıma geliyorlar! Bu bir sıradan savaş değil, burada bugün cennetin kapıları açılıyor! Cehennem, düşman askerlerini bekliyor! Ortalık yangın yeri-atam emrediyor “ileri!”

15 yaşında bir genç yalvarıyor komutana, “beni de alın askere” diye, bütün köyün erkekleri ellerinde baltalarla savaşa katılacaklar. Çocuk ben artık oyun oynama yaşını çoktan geçtim komutanım diyor. Annesi oğluyla gurur duyuyor, nasıl duymasın ki, buna hangi ana mani olur. Onbeş yaşında bir yiğit bir kez olsun bile dönüp-arkasına bakmıyor! Yüreğinde bir iman, dilinde Allahın ismi, gözünde inanılmaz bir bakış… “gel düşman, gelebildiğin kadar-senden öncekilerde gelmişti-hani nerede onlar-hiç mi sormadın bu ülke Türklerin…”

İki gün boyunca yürüyorlar, uyku haram, yorulmak en büyük günah… Bir dilim ekmekle, üzüm hoşafı gayrisi fazla gelir bu cengâverlere. Yağmurlar yağıyor Anadoluya, gözlerde bir damla yaşla eller semaya kalkıyor, “ya rabbi bugün dönemezsem buradan, ne olur al beni kollarına; eğer kalırsa bu topraklar düşmanlara, ne olur at beni cehennemine…”

Toprağın nemli kokusu, kan kokusuyla karışıyor. Vatan aşkı-ilahi aşkla dolu! Bugün bu topraklarda bir ülkenin en büyük sınavı verilecek, bir ulusun kaderi yeniden yazılacak kan ile… Analar dualarda, babalar en yüksek tepelere çıkmış sanki yüzlerce kilometre ötesini görüyormuş gibi düşman bayrağının yerine dikilecek al bayrağı gözetlemekte! Artık vakit daralıyor, boğazlardan aşağı inmeyen su, gözyaşına karışıyor. Öksüz kalan çocukların ağlamaları duyuluyor. Postacının getireceği er mektupları bir ulusun şerefi olmakta artık!

Onbeş yaşında bir oğul ilk defa görüyor düşmanı, içinde bir nefret taşmakta artık. Ruhu bedenini yırtarcasına dar geliyor. Komutanın ağzından çıkacak o söze kilitleniyor, “ileri…” ve meydanda sadece bir ses “Allah-Allah” nidaları inletiyor ortalığı. Düşman askerleri ürkmüş, birbirlerine bakıyorlar. Onbeş yaşında bir oğul daha bıyığı terlememişken, inandığı bir gerçek için savaşıyor: özgürlüğe… Sanki otuz yaşında bir yiğit! Düşmanlar görünce cengâveri korkuyorlar, artık anlıyorlar ki normal bir savaş değil bu. Olmaları gereken en son yer belki Anadolu toprakları çünkü Sakarya nehri normal renginde değil, üç gündür kan akıyor kan!

Bugün düşman geri çekiliyor. Mehmetçikler üzülüyorlar buna çünkü alışkın değiller korkak düşmanla savaşmaya. Kovalamak hiç hoşlarına gitmiyor. Hepsi öfkeli ve hepsi vicdanlı! Yaralı düşman askerine yardım ediyor bizim cengâver ve ağabeyleri… Düşman askerleri şaşırıyorlar! “Burası savaşılacak bir yer değil. Bu insanlar melek, hiç meleklerle savaşılır mı?” diye söylenip duruyorlar, hani haksızda değiller.

Bugün burada bir zafer kazanılıyor. Tarih Türklerden bahsetmeye devam ediyor. Çünkü her kazanılan zaferle birlikte insanlığın sevgisi, onuru, özgürlüğü bir daha değerleniyor! Onbeş yaşında bir cengâver köyüne dönmek istemiyor. Ama komutanı öğreniyor ki ailenin değil, sülalenin tek oğlu sadece o kalmış. Akrabalarındaki tüm erkekler şehit olmuş. Komutan “git yiğidim. Bu ülke bugün kurtulmuştur. Gelecek günler için yiğitler yetiştirmeye git” diyor, aslan parçası köyüne olgunlaşmış bir yiğit olarak, başı önde gidiyor ama ruhu halen cephede. Bunca yıl yaşadığı bedeni onu köyüne sürüklüyor; aklı, yüreği halen dağların o kurşun deryasında savaşmakta.

Ve bilinsin ki bedenin ulaşamadığı yerlerde sadece ruh yaşar! Bu yüzden şehitler ölmez ve bizde de yiğitler tükenmez!

Saygılarımla…

EMRE ONBEY

Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Bedelli Yaşamlar

Bedelli askerlik…
Daha kendini çocuk kimliğinden ayıramamış olan yirmilik bedenler. Kimisi kuzeyden, kimisi güneyden. Kimisi bulunduğu coğrafyanın ahalisinden birisi, kimisi batıda metropol merkezinde yetişip,metrelerce yükseklikteki dağlara, elli kilo yükle çıkmaya çalışan. Bulunduğu durumun psikolojisi mi dersiniz, geri de bıraktıklarının acısı, hasreti mi?

Bir telefon düşer, gece vakti bacasından hasret tüten evin birine. Oğlunuz hain bir pusuda şehit oldu haber verilir. Oysa ne umutlar, ne hayaller gömülür o taze bedenle birlikte. Kimisi nişanlısını bırakır geride, kimisi çocuğunu. Ya bıraktıklarının içindeki yara? Belki de yaşanılabilecek en büyük acıya rağmen dilden çıkan tek kelime, Vatan Sağ olsundur…

Son günlerde yeniden alevlenen bedelli askerlik tartışması, gündemde kendine yer bulmayı başardı. Ardından Başbakanımız konuyu Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’la görüşeceğini bildirdi. Daha önce de gündeme gelen bedelli askerlik konusu, tek tip askerlik süreciyle noktalanacağını öncelerden haber vermişti zaten. En azından Genelkurmay Başkanımızın açıklamaları, bu sürecin hazırlığında olduklarını belirtir cinstendi. On iki ay mı olur, on mu olur bilmem ama benim düşünceme göre, herkesin eşit düzeyde vatani görevini yerine getirebileceği bir uygulamanın yürürlüğe konulması şarttır? Keza sadece askerliği kısalsın diye açık öğretim fakültelerinde gençliğini heba edenlerin sayısını göz önünde bulundurduğumda, bizden sonra ki neslin bu tarz komik girişimlerde bulunmaması için eşitliği herkesten çok, gönülden istediğimi belirtmek isterim.

Sözgelimi herkes vatan bekçisi. Bir savaş olduğunda zerre tereddüt etmeden kendini vatan uğruna adayacak olan.. Askerlik söz konusu olduğunda, gururla askerliğini yapacağını belirten cesur kardeşlerimizin arasında, irili ufaklı kitlelerin çeşitli bahaneler bularak askerlikten kaytarmak için şekilden şekile girdiğini gördüğümü düşündükçe, aslında ne kadar da doğru düşündüğümün kanaatine tekrardan varıyorum. Birisi çıkıp diyor ki, kaç yıl okumuşum dirsek çürütmüşüm şimdi bir de kışlaya mı uğrayacağım? Kimisi diyor ilkokulu okumayan biriyle aynı statüye mi konulacağım? Bu ve bunun gibi örnekleri çoğaltabilmek mümkün. Tabi ki bunun tam zıttı düşünenlerin olmadığını düşündüğümü sanmayın sakın, ben sadece rahatsız olduğum birtakım noktaları dile getirme ihtiyacı istiyorum.

Sanki ülkede acele, haddinden fazla iş gücü ihtiyacı varmış, biz de okulunu bitirenin anında bir işe sahip olduğunu varsaymışız da askerlik kısalsın, işimiz gücümüz var modlarında dolaşıyoruz. Kendimizi kandırmayalım. Elbette ki okuyan, bunun karşılığında hakkı olan mevkilere ulaşmalı, fakat söz konusu vatani görev olduğunda her türlü ayrımın ortadan kaldırılması düşüncesindeyim.

Hem bu sayede, geride kalan binlerce yoksul şehidin anası neden hep fakirlerin çocukları ölüyor düşüncelerinden sıyrılırlar. Biz yine de tüm ölümlerin zengin, fakir kıyaslaması olmadan ortadan kalkması dileğini tekrar yineleyelim de laf arasında, konuya böylece nokta koymuş olalım. Söyleyecek elbette daha çok söz var, fakat bunca söylenilen sözün ardından ortaya çıkan net düşünce açıktır. Terör sorunu ortadan kalkmadan, hele ki stratejik bakımdan çok önemli bir konumda bulunan ülkemizin iç güvenlik sorunu yok olmadıkça bana göre yapılacak her türlü bedelli askerlik tartışması, toprakta yatan binlerce şehide ve onların yakınlarına yapılacak en büyük saygısızlıktır. Teröriste sağlanan belediyenin cenaze arabaları dışında…