Kategoriler
Deneme Yazıları Geçmiş Tarih Günlük hayat iletişim İslam Dini Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Türkler Hakkındaki Hadis-i Şerifler

Sizlerle Hz. Muhammet ve İslam  alimlerinin Türkler hakkındaki Hadis-i Şerif lerinin bir kısmını paylaşıcam.

İlk öncelikle alttaki Osmanlı Armasının sol bölümüne dikkat ederseniz, terazinin altında Kuran-ı Kerim olduğunu görürsünüz. Buda Osmanlı Türklerinin adalet anlayışının Kuran dan geldiği anlamına gelir.

Türklerin Kurana dayalı bu adalet ve Allaha inançları onları heryerde üstün kılmalarını sağlamıştır ve Peygamberimiz tarafından Türkler bir çok Hadisin konusu olmuştur.

http://www.kuaza.com/out.php/i266261_793-arma.jpg

Kategoriler
Deneme Yazıları Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Geçmiş Tarih Günlük hayat Türkiye üzerine

Osmanlıda Devlet Anlayışı

Osmanlıda Devlet Şerri hukuk ve Örfi hukuk ‘a göre yönetilirdi. Şerri hukuk İslamiyetin kurallarından oluşurken Padişah dahil bu kuralları hiçkimse değiştiremezdi. Örfi hukuk ise Türklerin geçmişten beridir gelenek, göreneklerine uyarak düzenlendiği hukuktur. Bu kuralları Padişah düzenleyebiliyordu.

Osmanlıda ” Hakimiyetin sahibi Allah’tır, Padişah Onun yeryüzündeki vekilidir. ” inancı vardır.
İslamiyet öncesi Türk topluluklarında da devleti idare etme yetkisinin Tanrı tarafından verildiğine inanılıyordu.

Kategoriler
Anma Yazıları Biyografi Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Geçmiş Tarih Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Kişisel makaleler Milli Görüş Sevgi ve Ask Dünyası siyasetci Toplumsal Konular Türkiye üzerine Yazar

Atatürk’ün Gerçek soyağacı

Atatürk’ün soyağacı 85 yıl sonra yayımlandı

Soyağacı, başta Rıza Nur olmak üzere pek çok kişi tarafından Atatürk hakkında öne sürülen iddiaların niçin ciddiye alınmaması gerektiğini bir kez daha seriyor gözler önüne.

85 yıldır ortada görülmeyen ve Atatürk’ün akrabalarından Ahmet Esmen’in elinde bulunan bu soyağacı, NTVTarih tarafından yayımlandı.

Mustafa Kemal’in ailesi hakkında öteden beri, neredeyse tamamı dedikodu niteliğinde olan ve itibarını zedelemeyi amaçlayan söylentiler ortaya atılmıştır. Mustafa Kemal’in, 1924 yılında Bayındırlık Bakanı olan kuzeni Süleyman Sırrı Bey ile birlikte hazırladığı soyağacı, bütün bu iddialara cevap niteliği de taşıyor.

Türkiye‘de öteden beri Atatürk’le uğraşmanın en ucuz yollarından birisi, ailesi ile ilgili iddialar ortaya atmaktır. Bunlardan en ünlüsü ise Sağlık ve Eğitim Bakanlığı da yapan Dr. Rıza Nur tarafından ‘Hatıratım’da dile getirilmiştir. Cumhuriyet dönemi çalışan tarihçiler doğal olarak gülüp geçmişlerdir bu türden iddialara ama Atatürk’ü yıpratmayı yahut ismini zedelemeyi amaçlayanlar da bundan bir türlü vazgeçmemişlerdir.

İşte NTVTarih Dergisi’nin Kasım sayısında ilk kez yayımlanan Atatürk’ün soyağacı, bu türden iddialara da cevap niteliği taşıyor. Derya Tulga ile Ayşegül Parlayan’ın imzasını taşıyan haber, Atatürk’ün soyağacı konusunda yapılan çalışmaların genel bir özetini de veriyor. Ancak, asıl önemli olan, 85 yıl sonra ilk kez yayımlanan bu soyağacının doğrudan Mustafa Kemal tarafından hazırlanması. Dergide yer alan bilgilere göre, Mustafa Kemal, kendisi gibi Hacı Abdullah Ağa’nın torununun torunu olan ve Cumhuriyet’in ilk Bayındırlık Bakanlığı görevini yürüten Süleyman Sırrı Bey ile birlikte oturup soyağacını hazırlamaya başlıyor.

Dergiden takip ediyoruz: MUSTAFA KEMAL HAZIRLADI “Zübeyde Hanım dahil aile büyüklerinin peşpeşe hayata veda etmeleri, belki de bu kararın alınmasını etkilemiştir. Çalışmada diğer kağıtlara göre katlamaya biraz daha dayanıklı olan ve tuval olarak da kullanılan beyaz keten resim kağıdı seçilir. İş bittikten sonra Gazi, Süleyman Sırrı’ya kendisinden sonra bu şecereyi muhafaza etmesini tembihler. Fakat o sırada zor şartlarda çalışan Süleyman Sırrı Bey, 51 yaşında vefat eder. Böylece şecere, Süleyman Sırrı’nın ilk evliliğinden olan kızı Gülseren Hanım’la oğlu Fikri Ziya Aral’a miras kalır. Yeni kuşakların eski yazıdan anlamadıkları için şikâyet etmeleri üzerine Aral, 1987’de bunu Latin alfabesine çevirir, yeni kuşakları ekler ve kısa süre sonra vefat eder. Gülseren Hanım’a kalan aile emaneti 2009’da onun da vefatıyla tek çocuğu Ahmet Esmen’in eline geçer.”

SOYAĞACI AHMET ESMEN’DE

Peki ama bu kadar kıymetli bir belge, nasıl olmuş da bugüne kadar kütüphane raflarında kalmıştır? Ahmet Esmen şöyle diyor: “Durumu anlayabilecek yaşa geldiğimde annemle babam beni karşılarına alıp, ‘Tesadüfler bu kıymetli insanla aynı soydan gelmene sebep oldu. Senin bunda hiçbir marifetin yok. Ayrıca hepsinden önemlisi, akrabalığın verdiği bir mesuliyet var’ dediler.”

SOYAĞACI HANGİ YALANLARI ÇÜRÜTÜYOR

Dergideki yazıda, 85 yıl sonra ortaya çıkan soyağacının bugüne kadar ortalıkta dolaşan pek çok iddiayı çürüttüğü de belirtiliyor: “Pek çok yerde ortaya atılan Zübeyde Hanım’ın Hacı Sofiler’den olduğu iddiası bu şecereyle çürüyor. Çünkü bu aile Mustafa Kemal’in değil, şecerede görüldüğü gibi Hacı Sofilere gelin giden Gülsüm Molla yoluyla Süleyman Sırrı’nın sülalesi. Bazı kaynaklar, Zübeyde Hanım’ın babasının tam üç kere evlendiğini kaydetmesine rağmen şecerede bunu göremiyoruz. Israrla Atatürk’ün teyzesinin oğlu iddia edilen eski TKP liderlerinden Reşat Fuad Baraner de şecerede gözükmüyor, zaten şecereye göre Atatürk’ün teyzesi yok, iki dayısı var.”

Kaynak

Kategoriler
Deneme Yazıları Geçmiş Tarih Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi Spor Türkiye üzerine

Fenerbahçe Galatasaray Derbileri

Fenerbahçe ve Galatasaray Derbileri

Tüm Türkiyeyi küçüğünden büyüğüne ekran başına , cafelere ve ya dahada ilerisi Stad lara taşıyan bu ezeli rekabetin başlangıcı 1909..1909 da karşı karşıya gelen bu 2 takım Galatasarayın 2-0 üstünlüğüyle bitmişti.. Fakat o zamanlar Galatasaray ve Fenerbahçenin ezeli bi rakip olacağını düşünseler akıllarına gelmezdi heralde.. O zamandan bu yana sürekli ligde ve kupalarda karşı karşıya gelen Galatasaray ve Fenerbahçe, 1 GS nin 1 FB nin ardındaki maçı FB nin yenmesi gibi sürekli çekişmeli gitmesi bir Rekabetin başlangıcıydı.. ve bu Rekabet günümüze kadar yani tam 100 yıldır sürmekte.. Bu Rekabette üstün olan takım FENERBAHÇE.. Tam tamına 363 maç oynandı ve bu maçların 136'sını Fenerbahçe 116'sını ise Galatasaray kazandı.. 110 maçta ise eşitlik bozulmadı..Ligde ise 103 maç yapan Fenerbahçe ve Galatasaray, 41-29 luk bir skorla Fenerbahçe üstünlüğü göze çarpıyor.. Ligde en farklı galibiyet ise Fenerbahçenin Galatasarayı Kadıköyde 6-0 yendiği maç.

Kadıköyde FENERBAHÇE

Galatasarayın KADIKÖYE karşı şanssızlığı tam tamına 10 senedir sürüyor.. Son 10 senede 1 beraberlik bile alamayan Galatasaray her sene "bu bir son" diyerek başladığı maçtan yenik ayrılıyor.. "BURASI KADIKÖY BURDAN ÇIKIŞ YOK" diyen Fenerbahçe taraftarıda aslında haksız sayılmaz.. Gerçi bu son 10 yılda Fenerbahçe'nin çok kötü, aksine Galatasaray'ında çok iyi olduğu zamanda bile Galatasaray yenildi.. Örnek ; 2008 yılında Ligde çok kötü durumda olan Fenerbahçe , Alex siz çıktığı maçtan 4-1 galip ayrıldı.. Yani açıkçası Fenerbahçe, taraftarı önünde ve ezeli rakibi karşısında o kadar hırslı ve azimli oynuyor ki rakibine bir beraberlik bile vermedi.. Geçen bir spor programında izlemiştim Fenerbahçeli eski bir futbolcu olayı şöyle açıklıyordu ; " Biz Galatasaray maçının olduğu o hafta o kadar rahat olurduk ki, sanki yeneceğimize o kadar inanmışız ki o kadar rahat yani" .. Bu sözlerdende anlıyoruzki Fenerbahçenin Kadıköyde ezeli rakibine karşı yenilmesi çok zor..

Tarihde Yaşanılan Garip Olaylar

Bazı gazetecilerin ve o zamanın yöneticilerinin açıkladığı bazı garip olaylar var..Gerçekten okudukdan sonra şaşırdım onlardan 1-2 örnekle Makalemi sonlandıracağım..

1914'te Fenerbahçe kaptanının Galatasaray kaptanını arıyarak ; " Oberle Kardeşler Hasta ve Sakat oyuncularınızda var, isterseniz maçı erteleyelim..sizi karşımızda eksik görmek istemiyoruz dedi". ve Galatasaray kaptanıda kabul etti ve maç ileri tarihe alındı..

FENERSARAY ; Yabancı takımları Türkiye çağırıp maç yapan Galatasaray ve Fenerbahçe, bir maçta ise birleşerek rakip takımın karşısına çıktılar..Formalarda 2 takımın renginden oluştu..

1925'de Fenerbahçe bir penaltı kazandı ve bu penaltıyı atacakken, Stadın büyük balkon kısmının yıkılmasıyla Fenerbahçeli Cafer topu kaleci Ulvi ye verdi.

Kategoriler
Amerika üzerine Bilgisayar Kullanım Deneme Yazıları Geçmiş Tarih Genel Konular İnternet Dünyası

Virüs, Virüs Çeşitleri ve Alınacak Önlemler

Virüs

Bildiğimiz üzere virüs diyince akla Hastalık , Rahatsızlık ve Yorgunluk gelir..Virüslenen(Hastalanan) bir insan kendini bitkin hisseder.. Aynı Bilgisayardada böyledir Virüs kapan bilgisayar yavaşlar ve geç işlem yapmaya başlar..

İlk Virüs Rich Skrenta tarafından arkadaşına şaka yapma amaçlı yazılmıştı..Yazılmıştı ama bu duruma gelceği bilinseydi yazılırmıydı? Belkide yazılırdı, Çünkü Amerikalılar Virüsü kar edinme amaçlı kullanmaya başladı.. Virüsleri yazan,çoğaltan sonrada tüm Bilgisayarlara e-mail vb. yollarla yayan Amerikalılar, bunun ilacı Anti-Virüsleride yazmaktan eksik kalmadı.. yani önce zehirleyip sonra iyileştirme taktiği uyguladılar.. ve planlarıda tam takım ilerledi, istediklerini elde ettiler..

Virüs Çeşitleri

1 – Worm : Worm diğer adı Solucan olan bu virüs genelde boot(açılış dosyaları) ve Windowsun dosyalarına bulaşarak Bilgisayarı yavaşlatır..Normal bir tehlike arz etmez ama dediğimiz gibi bilgisayarınız biraz yavaş işlemeye başlar..

2 – Spam : Mail yollarıyla gönderilen bu virüsler..Maillerin içine veya maillerin içindeki yazılara link yoluyla ekleniyorlar..


3 – Spy : buna istemsiz virüs deniyor..Yani durup durarken bi işlem yapmadan,Reklam amaçlı, Web Browser ler tarafından Karşımıza gelen virüsler..

4 – Keylogger ve Trojanlar : Exe lere yazılan bu virüsler, Bilgisayarınızda açtığınız anda çalışmaya başlıyor..Bilgisayarınızda yaptıklarınız an ve an Virüsü atan kişiye aktaran bu Virüs oldukça tehlikelidir..Klavyede yazdığınız yazılar bile aktarılır..

Virüslerin Yayılma Yolları

1 – internet Sayfaları
2 – Msn vb. iletişim programları
3 – Flash Bellekler ve Harici Diskler
4 – Mailler

Virüslerden Korunma Yolları

1 – Orjinal işletim sistemi kullanmak..
2 – Orjinal ve sürekli kendini güncelleyen Virüs Programları kullanmak..
3 – Bilmediğimiz Sitelere girmemek..
4 – Bilmediğimiz mailleri açmamak..
5 – Firewall(Güvenlik Duvarı) nı sürekli açık tutmak..
6 – Flash Bellek ve Harici Hard disk gibi vb. aletlerdeki dosyaları taratmadan açmamak..
7 – Sık Sık Bilgisayarımızı taratmak..
8 – Messenger,Skype vb. iletişim programlarından, bilmediğimiz kişilerden ve içinde virüs olmadığını kesin bilmediğimiz dosyaları almamalıyız..

Kategoriler
Dünya ülkeleri Geçmiş Tarih Günlük hayat Günün Tarihi Kişisel makaleler Milli Görüş Orta Doğu Söyleşiler - Röportajlar Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Türkiye maden bakımından dünyanın en zengin ülkesi, ama !

Ya doğruysa!..
GAZETECI VEDAT YENERER’IN YAZISI…..

Petrol yoksa çıkartma ruhsatı neden vermiyorsunuz?

Değerli okurlar, geçenlerde Türkiye-Suriye sınırında uydu verilerine göre petrol denizi olduğu iddiasını yazmıştım. Yazı sonrasında Silopi de madencilik yapan Beşir Yılmaz aradı. Yazacaklarımı lütfen iyi okuyun!…

Beşir Yılmaz telefonda. ‘Vedat bey, gelin Silopi’ de Cudi eteklerine sizi götüreyim de petrolü kendi gözünüzle görün!..’diyerek feryat ediyordu.

‘Nasıl yani!..’ diye sorduğumda anlatmaya başladı..

‘Biz aileden madenciyiz.Irak sınırında yaklaşık 300 km ya da bir başka deyişle yaklaşık 150 milyon ton asfaltit madeni buldum.. Bu madeni bir süre resmi olarak işlettikten sonra devlet 1978 yılında kamulaştırıyoruz’ diyerek el koydu. Rezervin de 50 milyon ton olduğu iddia edildi. Madem asfaltit rezervi az, neden el koyuyorsunuz. Dünyanın neresine giderseniz gidin asfaltit maddesi bulunan her yerin altında petrol vardır. Silopi’nin altı da petrol deniz idir. Yaz aylarında etraftaki ocaklardan resmen petrol akar ve Hezil çayına karışır. Gelin görün! Sadece petrol değil, burada çok zengin uranyum Ve nikel madeni de var’

– Nereden biliyorsunuz? ‘Türkiye’deki analizlere güvenmediğim için madenin her tarafından örnekler alarak Almanya’ya bizzat götürdüm ve analiz yaptırdım. Raporları gönderdim size ( Sonuçlar elimde Yatağan ve Tunç bilek’e göre iki misli rakamlar var)

dünyanın en önemli uranyum madenlerinden birisi buradadır ve aktif haldedir..’

Beşir Yılmaz’ın anlatacak o kadar çok şeyi var ki makineli tüfek gibi art arda sıralıyor.

Ben de zaman zaman araya girip soru soruyorum.

-Petrol olduğunu nereden biliyorsunuz?

‘Bu bölgede İngilizler 1967-87de petrol aramışlar. Açılan kuyulardan gökyüzüne doğru 100 metre kadar petrol fışkırmış. Ardından kapatmışlar ve betonlamışlar. Benim madenimin yanında da bu kuyudan var ve vanasını gelin birlikte açalım eğer beton ve cıva basıp tıkamadılarsa bakalım ne kadar petrol fışkıracak. Dönemin köylüleri arasında hâlâ yaşayan görgü tanıkları var ve petrolün 100 metre kadar fışkırdığını görenler var.

‘Beşir Yılmaz konuştukça pür dikkat dinlemeye devam ediyorum..’

Vedat Bey, asfaltit maddesi olan her yerde petrol vardır. Eğer petrol yoksa bana neden petrol çıkartma ruhsatı vermiyorlar? Musul ve Kerkük’ ün rakımı 80-100 metre civarındadır. Cudi Dağı’ndaki petrolümüz resmen Irak’a doğru akıyor ve başta İngilizler ve ABD bunu biliyor..’ Beşir Yılmaz bugünlerde Silopi’ ye bile zor gider hale gelmiş.

Devlet kamulaştırılacak diye el koyduğu madeni şimdi Turgay Ciner ‘in sahibi olduğu

Park Holding’e devretmiş. Durum böyle olunca, Yılmaz da dava üstüne dava açmış ve yürütmeyi durdurma kararı aldırmış. Eğer tekrar el konulursa AIHM’ YE başvuracakmış.

Kısacası madeninin peşini bırakmıyor ama artık bölgedeki aşiret ağaları da onun peşini bırakmaz hale getirilmiş..Bütün dava tutanakları elimde okudukça dehşete kapılıyorum. Şimdi sıkı durun…

Beşir Yılmaz Başbakan Tayyib Erdoğan’ a bu durum üzerine başvurmuş ve dilekçe vermiş dilekçede aynen şöyle yazıyor..

‘Bürokrasi ve çeteler milletin hak ve hukukunu aramaktan bezdirmiştir. Televizyonda ve basındaki konuşmalarınızda ‘hortumcu çetelerin ve bürokrasinin üstüne gidilecektir diyorsunuz’. Millet buna çok seviniyor. 25 yıldır gasp edilen madenimiz çete ve bürokratların, anayasa, kanunlar ve insan hakları hiçe sayılarak ihale yolu ile peşkeş çekiliyor. Allah’a ve sizin yüksek adaletinize sığınıyorum.’ Beşir Yılmaz devlet tarafından el konulan mallarını ve bunun karşılığında devletin verdiği parayı yazıya eklemiş..

1- 35 km yol yaptım.

2- 500 bin ton hazır çıkarılmış kömürüm var.

3- 3,5 milyon metreküp hafriyat yapılmış.

4- Mazot tankları.

5- Dinamit ambarı.

6- Kantar ve kantar binası.

Resmi olarak bana ait olan ve vergisini ödediği madenimde Bugüne kadar yaptığım işler ve halen bulunan demirbaş ve çıkarılmış maden içinde 5.800..800 TL. (Buna resmen gasp ve devlet terörü denir!)

Beşir Yılmaz Başbakan Erdoğan’a yazdığı dilekçede devam ediyor.

‘Bu para halen bankada duruyor. Buna rağmen Türkiye Kömür İşletmeleri ihaleyi adamlarına ve hortumculara peşkeş çekiyor’

Beşir Yılmaz’ ın bu başvurusuna Başbakan Erdoğan bugüne kadar cevap vermemiş.

Beşir Yılmaz’dan al ve ABD bağlantılı şirketlere ver. Uranyum konusu da bir başka skandal. Güneydoğu resmen petrol deniz i üzerinde ve Türkiye ABD Firmalarının peşinde ‘bize petrol bul’ diye yalvarıyor… İddialar devam ediyor:6 mühendisin kafaları kesildi.

TPIK diye Türkiye Petrolleri’nin kurduğu bir kurum yurt dışına petrol arama işlerine giriyor ve bugüne kadar milyar dolar zarar ediyor.

Beşir Yılmaz diyor ki: ‘Kimin hain kimin işbirlikçi olduğunu anlamak çok kolay!

Eğer bölgede petrol yok ise neden bana petrol çıkartma ruhsatı verilmiyor. Ruhsat verin 800 metreden petrolü çıkartmazsam ben bu ülkeyi terk ederim. MTA yıllar önce sondaj yaptı 480 metrede su bulundu ve ardından delici aletin ucu kırıldığı için sondaja son verildi. Herkes bilir sudan sonra petrol gelir. Biz yerli teknoloji ile 1200 metreye kadar sondaj yapabiliriz kimseye ihtiyacımız yok. İzni versinler siz görün petrol nasıl fışkıracak.

‘ Bu görüşmemizden bir gün sonra Beşir Yılmaz tekrar aradı ve Soma’da görevli bir mühendis ile görüşmemi isteyerek telefon numarasını verdi. Adını burada yazmak istemiyor. Mühendis ile görüşmemde daha da çarpıcı gerçekler çıktı ortaya.

Altı ay kadar önce Cudi dağları eteklerinde bulanan 6 insan iskeletinin ne olduğunu bilip bilmediğimi sordu. Ben de ‘bilmiyorum’ dedim. Mühendis ekledi

‘Bu iskeletler 18 Yıl önce Cudi Dağı’nda kaybolan 6 Türk petrol mühendisinin iskeletleri. Kafaları kesilerek öldürülmüş..’ Dondum kaldım. Ne diyeyim.Kendisi de mühendis olduğu için yalan söylemiyordur diye düşündüm..Ardından devam etti..

‘Vedat Bey Türkiye maden bakımından dünyanın en zengin ülkesi. Siz Ödemiş yakınlarındaki Bozdağ’ın dünyanın en büyük altın rezervi olan dağlarından biri olduğunu biliyor musunuz? 

Ama bu madenleri kimse çıkaramaz. Hatta bu konunun üzerine giden gazeteciler öldürüldü. Uğur Mumcu ve Çetin Emeç’in öldürülmeden kısa bir süre önce bu madenler üzerine gittiğini biliyorsunuz her halde…’ İlgiyle dinledim. O kadar çarpıcı şeyler anlattı ki, yazmaya sayfalar yetmez. İddiaların hepsinin belgeli olduğunu söyleyen bu mühendis, gazete ve televizyon kanallarında hiçbir gazetecinin bu yönde bir haber yapamadığını ve milletin resmen uyutulduğunu örneklerle anlattı. Beşir Yılmaz’a son sözüm ‘ Bana anlattıklarınızı Genelkurmay”a anlatınız mı?’ oldu. Aldığım cevap da aynen şöyle.

‘ Vedat Bey her şeyi belgeleriyle birlikte bir kaç kez askeri büyüklerimize anlattım ama bugüne kadar bir arpa boyu ilerleme kaydedemedik!’. Ne diyeyim, bu milleti korumaya yemin etmiş olanlar utansın!.. Son sözüm: ‘AB ve ABD, PKK”yı boşu boşuna özellikle bu bölgede güçlendirip milletin başına bela etmedi. Bölgeye gelecek barış ortamı Türkiye”yi ekonomik olarak uçuracak gelişmelere gebedir!..’

İlgili olacağını düşündüğünüz herkese yollayın…önemli!!

Not: Noktasına virgülüne dokunulmamıştır…. orjinal kaynak bilinmiyor..
 

Kategoriler
Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Geçmiş Tarih Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Toplumsal Konular

Sosyal sorumluluk projeleri

Sosyal sorumluluk projeleri günümüz şeklinde eskiye oranlarla kıyaslarsak daha gelişmiş olup daha çok değer verilen daha çok saygınlık gören bir kurum haline gelmiştir.Bu kurumlara hayırsever insanlar tarafından yapılan bağışlar kurumları ayakta tutmuş ve devletin de desteği günümüzdeki şekline ulaşmıştır.Bu kurumların amacı kendilerine özgü alanlarda işlerini en iyi şekilde yaparak insanların ve doğadaki canlıların sorunlarına çözüm bulabilmektir.

Bu amaçla çalışan sosyal sorumluluk kurumları günümüzdeki önemini gittikçe yükseltmiştir ve dünya çapında ilgi gören kurumlar haline gelmişlerdir. Bu kurumların ayakta kalmasındaki en büyük pay halka aittir halkın yardımları ve desteği bu kurumları ayakta tutmaktadır. Bunlara bir örnek vermek gerekirse Sabancı Vakfı, Türkiye’de toplumsal gelişmeye katkıda bulunanların öykülerini ve çalışmalarını gündeme getirerek, onları teşvik etmek ve topluma ilham vermek amacıyla “Fark Yaratanlar” adıyla yeni bir toplumsal duyarlılık projesini hayata geçiriyor.

Bir diğer proje de geleceğimiz erimesin projesidir. Küresel Isınma ve İklim Değişikliğine Karşı, ilk kez iki sivil toplum kuruluşu el ele vererek yurt çapında eğitimler vermek üzere bir kampanya başlattı. Çevre konusunda önemli bir adım olarak Tema ve Turmepa tarafından başlatılan “Geleceğimiz Erimesin” kampanyasında; kamuoyunun bilinçlendirilmesi için karadan ve denizden mobil eğitim etkinlikleri düzenlenecek. Kampanya için geçtiğimiz sene toplanan bağışlarla ilk eğitim araçları hazırlandı. Güneş panelleri ve rüzgar türbinleri ile desteklenen araçlar eğitimlere başladı.

Bizde bu projelere destek verelim ve yardımlarımızı esirgemeyelim.

İyi günler…

Kategoriler
Geçmiş Tarih Genel Konular Günlük hayat Tarih Makale Toplumsal Konular

Futbolun Tarihçesi

Çağımızın sporu futbol… Hepimiz futbol oynamayı,futbolu seyretmeyi çok severiz peki Futbol tarihi hakkında ne biliyoruz? Futbolu insanın top a merakı olarak düşünürsek tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Piramitleriyle ünlü Mısır tarihte baktığımız zaman futbola ilk el atmış ülkelerden biri olarak göze çarpıyor. Araştırmalarda Mısırlıların duvarlara top şeklinde resimler çizdiği saptanmıştır.O zamanlardan kalma Mısırlılara ait keten toplarında bulunduğu söylenmektedir.Kaynaklara bakıldığında Orta Asya Türkleri de Futbolu ilk oynayan insanlar arasında gösterilmektedir.Topa elle dokunmadan sadece ayakla ve kafayla iki direk arasında oynandığı bilinmektedir.Ancak çok kesin bir rastlandı yoktur.Birçok tarihçinin kitabında tepük isimli oyunun isminden söz edilir.Futbol ilk zamanlar varlığını bütün medeniyetlerde bu şekilde göstermiştir ancak daha sonraları 17. yüzyılda İngiltere de modern şeklini almıştır.

Futbol yapısı itibarı ile dünyanın en çok takip edilen spor dalı olarak gösterilmektedir.Şüphesiz bu doğru bir tespittir.Futbol ile ilgili enteresan terimler ve tarihlerde bulunmaktadır.Örneğin 1841 de topun yuvarlak olduğunun kabul edilmesi gibi…O şartlarla bugünkü şartları karşılaştırdığımızda gerçektende fark ortaya çıkıyor.İlk futbol maçı İngiltere de Cambridge Üniversitesinde oynandı. Bu olay ilk futbol maçı olarak tarihe geçmiştir.1857 yılında İngiltere de Sheffield kulübü kuruldu.

1875 yılında kaleler iki direk olmaktan çıktı ve iki direk üstü kapatıldı.Bu şekilde futbol giderek modern halini almaya başladı.Ofsayt kuralı oyuna eklendi ve futbolda ilerlemeler devam etti.1891 yılında futbolun olmazsa olmazlarından penaltı kabul edildi ve Futbol oyunu kuralları arasında kendisine yer bulmayı başardı.Futbol bu gelişmelerden sonra modern halini almaya başladı ve kısa zamanda dünyada büyük sükse yaptı.Her ülkeden her milletten insanlar futbol oynamaya başladı ve bu efsanevi oyunun büyüsüne kapıldılar.Ancak zaman zaman siyasi nedenler futbola gölge düşürdü.Bu olaylar futbolun utandırıcı yüzü olarak sürekli anıldı.Sahadaki ölümler hiçbir zaman unutulmadı.Ama insanlar ne futboldan vazgeçebildi ne futbol onlardan.1904 yılında Futbolun önde giden ülkeleri FIFA yı kurdular.Daha sonraki zamanlarda futbol olimpiyat oyunlarına dahil edildi.Ancak büyük gelişme gösteren futbol 1900 lü yıllarda siyasi sebeplerden dolayı çalkantılar yaşadı.Bu süreci atlatan dünya futbolu daha modern olmaya ve gelişmeye ayak uydurmaya başladı.

Bu süreçten sonra futbol günümüzdeki modern şeklini almıştır. 

Kategoriler
Geçmiş Tarih Günlük hayat İslam Dini

Hz.Ebu Hüreyre’nin Açlık Hali

Hz.Ebu Hüreyre’nin Açlık Hali;

Hz.Ebu Hureyler radıyallahu anh bir keresinde ketenden bir bezle burnunu silerken şöyle dedi. Şu hale ne demeli! Ebu Hüreyler bugün ketenden bir bezle burnunu temizliyor. Halbuki Hz.Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem’in minberi ile odası arasında baygın yattığım ve halkın beni deli zannederek ayakları ile boynuma bastıkları günleri de hatırlıyorum. Halbuki o delilik değil açlıktı.

Ebu Hüreyler radıyallahu anh günlerce aç kalmaktan dolayı baygınlık geçiriyordu. Halk ise onun delirdiğini zannediyordu. Denilir ki, o devirde deliren kimsenin boynuna ayak basılarak tedavi edilirdi.

Hz.Ebu Hüreyre
Hz.Ebu Hüreyre

Kategoriler
Geçmiş Tarih Genel Konular İslam Dini Toplumsal Konular

Hz.Hanzala (R.A.)’nın Münafıklık Korkusu

Hz.Hanzala radıyallahu anh diyor ki bir gün bizler Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem in meclisinde idik. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem vaaz buyurdu. Onun tesiri ile kalpler yumuşadı, gözlerden yaşlar akmaya başladı ve bize, gerçek halimiz belli oldu Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’ın meclisinden kalkıp eve geldim. Çoluk çocuklar yanıma geldiler e dünya işleri konuşulmaya başlandı. Çocuklarla görüşüp konuşmalar, hanımla latifeler başladı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem ‘in meclisinde olan o hal kalmadı. Birden, “önce ne halde idim, şimdi ne haldeyim diye düşündüm. Kendi kendime “sen münafık oldun, çünkü Peygaber s.a.v.ın yanında görünürde o halde idin, eve gelince bu hale geldin” dedim. Bu halime üzülüp kederlenerek ve “hanzala münafık oldu” diyerek evden çıktım. Karşıda Hz.Ebu Bekr R.A. geliyordu. Ona “ artık hanzala münafık oldu dedim. O bunu duyunca “sübhanallah ne diyorsun, asla sen böyle değilsin” dedi. Ben durumu anlattım. “bizler Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem in huzurunda bulunduğmuz zaman, o bize cennet ve cehenmemi anlatınca sanki cennet ve cehennem karşımızdaymış gibi oluyoruz. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’den ayrılınca, çoluk-çocuk ve servet v.b. İşlerine dalarak onu unutuyoruz “ Hz.Ebu Bekr radıyallahu anh “ bu hal bende de oluyor” dedi. Bundan dolayı ikimiz de Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in huzuran çıktık Hz.Hanzala radıyallahu anh Ya Rasulallah, ben münafık oldum “ dedi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem “ne oldu” buyurdu. Hanzala “bizler huzurunuzda olduğumuz zaman, siz cennet ve cehennem’den bahsedince sanki onlar karşımızdaymış gibi oluyoruz. Fakat yüce huzurunuzdan ayrılıp gidince, çoluk çocuk ve ev işlerine dalıyor, (bunları) unutuyoruz” dedi. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem buyurdu ki “ canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, her zaman benim yanımdaki gibi olsaydınız melekler sizinle yataklarınızda ve yollarda müsafaha ederlerdi. Ancak ey hanzala (bu durum) zaman , zaman, arasıra olur.

İZAH: Yani insanla birlikte beşeri ihtiyaçlar da vardır. Yemek, içmek, çoluk çocuk ve onlarla ilgilenmek de önemli şeylerdir. Bundan dolayı böyle haller arasıra meydana gelir. Bu gibi durumlar, her zaman meydana gelmez, ne de böyle bir şeyi ümit etmelidir. İbadetten başka bir işi olmamak meleklerin sıfatıdır. Onların ne çoluk-çocukları var, ne geçim dertleri, ne de dünya endişeleri…. Ama insanın beşeri ihtiyaçları olduğundan her an bu manevi hal içinde bulunamaz, fakat düşünülmesi gereken şey şudur, sahabe kiram dinlilerini ne kadar düşünürlerdi, Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in huzurunda olan halin sonradan kaybolması gibi ufak bir şeyden dolayı kendilerinin münafık olduklarından endişeleniyorlardı.