Kategoriler
Eğitim - öğretim Geçmiş Tarih Öğrenci Konuları

Mute – Mekke – Huneyn – Tebük Seferleri

Mute Seferi

Bir İslam devletinin elçisinin Bizans sınırları içerisinde Gassanilerce katledilmesinin üzerine saldıraya geçen İslam Birliği orduları Mute topraklarında Bizans ordusuyla karşı karşıya gelmiş fakat başarısız olmuşlardır. Bu savaşın önemi ise Müslümanlar ve Bizanslılar arasında gerçekleşmiş olan ilk savaştır.

Mekke’nin Fethi

Hayber topraklarındaki Yahudiler kontrol altına alınınca Mekke üzerine gidilmiş ve savaş yapılmadan şehir işga edilmiştir. Kabe içerisinde bulunan Putlar tamamen yok edilmiş ve şehirde genel bir af yapılmıştır. Bu sebepten dolayı Mekke topraklarında yaşayan Yahudilerin birçok bölümü Müslümanlığı seçmişlerdir. Müslümanlığı kabul etmeyenler ise Mekke’den ayrılmış ve Huneyn topraklarına sığınmıştır.

Huneyn Savaşı

Mekke’nin ele geçirilmesi esnasında Huneyn’e kaçan Yahudiler Huneyn topraklarındaki halkı Müslümanlara karşı kışkırtmaya başlayınca İslam Ordusu Huneyn’e doğru sefere çıktı. Yapılan savaşı Müslümanlar kazanınca Mekke’nin kontrolü tamamen Müslümanlar’ın eline geçmiş oldu. Huneyn zaferinin sonrasında İslam ordusu bu sefer güneydeki Taif üzerine sefere çıktı. Kale yüksek bir tepenin üzerine kurulduğu için şehir ele geçirilemedi. Fakat bir müddet sonra Taifliler kendiliğinden Müslümanlığı seçtiklerini bildirdiler.

Tebük Seferi

Hz Muhammed’in yaptığı son seferdir. Bizans kuvvetlerinin tekrar saldırıya geçiceği istihbaratına göre gerçekleşmiştir. Fakat İslam ordusu Tebük sınırlarına geldiğinde bu haberin asparagas olduğunu anlamış ve buradan geri Mekke’ye dönmüştür. Bu seferin ardından, Şam ticaret yolunun kontrol altında olduğu pekiştirilmiştir, Arap Yarımadası’ndaki siyasi bütünlük kesinleşmiştir. İslam tarihi içinde ilk defa karantina uygulaması görülmüştür. İslam ordusunun hiçbir devletten çekinmediği kanıtlanmıştır.

Kategoriler
Geçmiş Tarih

Bedir – Uhut – Hendek Savaşları

Bedir Savaşı

Müslümanların Mekke topraklarında kaybettikleri eşyalarının karşılığı olarak, Suriye’ye giden Kureyş’e ait olan ticaret konvoyunu vurmak istemeleridir.
Müslümanlar bu ilk savunma savaşından galip gelince ilk olarak İslam Savaş Hukuku meydana geldi. Ganimetlerin eşit olarak paylaştırılması ve esirlere nasıl davranılacağı konusunda önemli kurallar uygulandı. Müslümanların etraflarındaki kabileler üzerindeki otoritesi arttı. Bunun yanında Yahudi destekçileri büyük ölçüde azaldı.

Uhut Savaşı

Müşriklerin, Bedir Savaşı’nın ve Bedir’de yaşamını yitiren Ebu Cehil’in intikamını almak istemeleridir.
Uhut Dağı çevresinde yapılan ve Hz. Hamza’nın can verdiği savaşta okçuların yerlerininden kaçarak bırakmaları üzerine Halit Bin Velit komutanlığındaki atlıların saldırısı neticesinde Müslümanlar bu savaşı kaybettiler.
Bu savaştan sonra, Yahu destekçileri yeniden artışa geçmiştir, içki ve kumar gibi kötü davranışlar yasaklanmıştır. Kureyşliler, çevrelerinde bulunan kabilelerin desteği olmadan Müslümanları yenemeyeceklerinin farkına varmıştır. Müslüman asker komutanlarının emirlerine mutlaka rivayet göstermeleri gerektiğini savaş esnasında yaşayarak tecrübe edinmişlerdir.

Hendek Savaşı

Mekkede bulunan Müşriklerin, Müslümanları tamamen yok etmek istemediklerinden çıkmıştır. Müşrikler çevreslerinde bulunan kabilelerden yardım alarak ilk defa güçlü bir şekilde taarruza geçmişler fakat Medine şehri etrafında hendek kazılıdğı için başarılı olmadan geri gelmişlerdir.
Bu savaş; en az kan dökülen savaştır, Müslümanlar’ın son olarak savunma yaptığı savaştır, İslamiyet’in yayılma hızı artmıştır, Medine’de yaşayan Yahudi halkının tamamen şehiri terk etmeleri sağlanmıştır.

Kategoriler
Geçmiş Tarih İslam Dini Öğrenci Konuları

Dört Halife Devri

Hz. Ebubekir Devri

Bu dönemde göze çarpan en büyük ıslahatlar; Zekat vermek istemeyenlerle anlaşma sağlanması, Ridde Savaşları ve Yemen’de dinden çıkanların üzerine çeşitli seferler düzenlenerek bu kişilerin etkisiz hale getirilmesidir. Ayrıca bu dönemde kendine peygamber adını veren “yalancı peygamberler” ortadan kaldırılmıştır. Kur’an-ı Kerim ilk defa bir kitap halinde ciltlendi ve basıldı. 634 senesinde Bizans İmparatorluğu’yla yapılan Yermük Savaşı’nın ardından Suriye’nin işgaline zemin hazırlanmış oldu.

Hz. Ömer Devri

Bu devirde, 634 senesinde İranlılarla Köprü Savaşı gerçekleşti ve Müslümanlar fillerle birlikte gelen İran ordusuna kaybettiler. Fakat daha sonra İran sınırlarında yaşanan iç karışıklıklar sayesinde İslam orduları Fırat Nehri’ni fethederek Dicle’ye kadar ilerlemeyi başardılar. 635 senesinde yine Bizans İmparatorluğu ile yapılan Ecnadeyn Savaşı’nda Suriye’nin işgali tamamen netlik kazandı. 636 senesinde ise Filistin toprakları tamamen Müslüman oldu ve Kudüs kuşatıldı. 637 senesinde ise Kudüs, Patrik Sofronis’in ülkeyi halifeye bırakmasından dolayı Müslüman oldu. 637 senesinin sonlarına doğru Sasani Devletiyle gerçekleştirilen savaşın ardından İran’ın yarısından çoğu ele geçirildi. 642 senesinde gerçekleşen Nihavend Savaşı’nda ise İran tamamen Müslümanların oldu ve böyle Türklere komşu olundu. Ülke sınırlarının kısa sürede çok fazla genişlemesiyle birlikte çeşitli sorunlar meydana gelmeye başladı. Bu yüzden ülke yönetimi birimlere ayrılarak yönetilmek zorunda kalındı. Bu sayede siyasi birlik bozuldu. Hicri takvim kullanıldı ve ilk defa Hz.Ömer döneminde devlet memurlarına maaş bağlandı.

Hz. Osman Devri

Bu devirde, Şam valisi Meaviye liderliğinde ilk İslam donanması oluşturuldu. Kıbrıs ele geçirildi ve Girit, Rodos, Malta adalarına seferlerde bulunuldu. Kur’an-ı Kerim el yazısıyla çoğaltılarak çeşitli önemli merkezlere dağıtıldı. Hazarlarla birlikte Türklerle ilk ciddi savaşlara başlandı. Hz.Osman kendi soyundan gelenleri koruduğu ve onlara yardım ettiğinden dolayı halk tarafından eleştirilen ilk halife oldu. Bu sayede ilk defa İslam tarihinde iç isyanlar bu dönemde başladı.

Hz. Ali Devri

Bu devirde, Hz.Osman’nın katillerinin bulunamaması üzerine yapılan tartışmalar nedeniyle 656 senesinde Hz. Ali yandaşları Hz.Ayişe yandaşları ile birbirlerine girdiler. Bu iç isyan İslam tarihine Cemel Vakası olarak geçti. Bu olayın ardından devletin başkenti Kufe’ye taşındı. 661 senesinde ise Hz. Ali’nin Hariciler tarafından öldürülmesinin ardından Dört Halife Devri sona ermiş oldu.

Kategoriler
Anma Yazıları Eğitim - öğretim Geçmiş Tarih Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası siyasetci Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Atatürk ve geçirdiği hastalıklar.

Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrılalı 72 sene geçti.Geçen bu süre zarfında ülkemiz ve milletimizin lehine bir çok  gelişmeler kaydedildi.Bu önemli gelişmeler sayesinde  hem ülkemizi ayakta tutmanın,hem milletimizi yüceltmenin, hem de Ulu Önder Atatürk’ün izinden gitmiş olmamızın ve hala bu yolda devam ediyor olmamızın sevincini yaşıyoruz. Fakat hiç düşündünüz mü? Ülkemizin şu anki konumuna gelmesinde inkar edilemeyecek kadar çok emeği olan Atatürk  bir insan olarak bu kadar yükün altından nasıl kalktı?… Nihayetinde o da bizler gibi bir insandı. Tabii ki bu kadar zorluğun altından kalkmak onun için çok yorucu oldu ve bu zaman zarfında birçok hastalık yaşadı.

Atatürk’ün geçirdiği bu hastalıklar onu hiçbir zaman yıldırmadı.Biz Atatürk’ü bir “Kahraman” olarak biliyoruz. O bu hastalıkların üstesinden gelmeyi başardı. Fakat bu hastalıklar onu çok yıprattı.Ve her geçen gün bu hastalıklar yüzünden dönüşü olmaz çıkmazlara girdi. İlk hastalığı 1896 yılında geçirdiği sıtma hastalığıydı. Bu hastalıkları; difteri,gözlerde hasar, böbrek rahatsızlığı,kaburga kırığı,kulak egzaması,kalp rahatsızlığı, zatürree ve son olarak ta karaciğer rahatsızlığı takip etmiştir.1937 yılından itibaren sağlığı iyice bozulmaya başladı. Ne var ki,söz konusu rahatsızlığı gitgide ağırlaştı.10 Kasım 1938’de saat dokuzu beş geçe Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu.

Bizler Türk Gençleri olarak bizlere bu kutsal vatanı emanet eden Ulu Önder Atatürk’ün ülkemiz ve milletimiz adına yaptıkları  Türk Milleti için yıldızının parlamasına  ve sonra da bazı amansız hastalıklar yüzünden ,o yıldız milletimizin zihninde yanarken , artık kalbimizde ve sonsuz bir ışımayla parlamasına neden olmuştur. O ışımayı sonsuza değin parlak tutmak ve yaşatmak biz Türklerin büyük görevidir.

Atam sen rahat uyu…!

Furkan  Uçar

Kategoriler
Anma Yazıları Geçmiş Tarih Kişisel makaleler Tarih Makale

Çağ’ın Sadece Değişen Adı

Geçtiğimiz günlerde arkadaşlarla sohbet ederken ağzımdan çıkan bir kelime sonrası insanların bana garip garip baktıklarını fark ettim. Nereden bilebilirdi Çağ kelimesini farklı anlamlarda kullandığımı :)

Bileniniz bilir. Bilmeyenler öğrensin Erzincan ili Kemah ilçesine mensup, orada doğmuş orada büyümüş bir kişiyim. Bu sebeple bizim oraların yerel kelimeleri de hayatımda bir yer edinmiş durumda. Buna ÇAĞ kelimesi de dâhil.

Çağ kelimesi bizim oralarda bugün Medeni Evlerin bir belirtisi olan KÜVET dediğimiz ürünün geçmişte bizde kullanılan bir benzerine işaret etmektedir.

Eski evlerin hemen hemen hepsinde bulunan ve birçok yörede mevcut olan leğende banyo kültürünün dışında bize banyo yapmak için bir yer gösteren Çağ kültürü hangi bölgelerde kimler arasında var bilemem ancak bizim oralarda olduğu konusunda tartışmaya dahi girmem:)

Genellikle eski evlerde Sedir denilen ve günümüz oturma gruplarına denk gelen toprak yapıların altına gizli olarak bulunan çağ’lar bazen odaların bir köşesinde banyo gibi ayrılmış bir şekilde de bulunabiliyordu.

Banyo yapılacağı günlerde aile efradı sıraya girer, sular ısıtılarak Çağ başındaki yerine konulur, üstüne örtülen örtü ve yastıklarla gizlenmiş o gizli yapı açığa çıkarılır ve banyo yapılırdı. Genellikle oradan çıkan sularda evin birkaç metre ötesinde toprak altına gizlenmiş bir su kuyusuna gider ve kayıplara karışırdı.

Günümüz küvetinden tek farkı üstten devamlı akan bir şofben ya da doğalgaza bağlı bir sınırsız sıcak su kaynağına sahip olmamasıydı. Genelde bahçelerde kaynatılan sularla yapılan bir banyo olduğu için demir kazanlarda sıcak sular gelir, yanına plastik kaplarda konulan soğuk su ile birleştirilip banyo yapılırdı. Bu sayede su tasarrufu da üst seviyeye taşınmış olurdu. Suyun altında dakikalarca keyif çatılmazdı.

Bu tarz banyo günleri genelde belirli günlerde yapılır, o günlerde pek fazla misafirlik olmazdı evler arasında. Bu sayede kimse kimsenin evinde yanlış bir anda bulunmamış olurdu. Bu günlerde aile etrafı büyüğünden küçüğüne elden geçirilir, bir güzel temizlenirdi. Elde şampuan vb. olmadığından Hacı Şakir amcanın ürettiği sabunlarda tepeden tırnağa köpüğe gömülürdük.

Şimdilerde pek Çağ kültürü kalmadı. Sedirlerde yıkıldı. Altındaki çağlarda kayıplara karıştı. Gerçi halen köşelerinde Çağ için ayrılmış kısımlar bulunan evlere rastlamak mümkün. Ancak Sedir kültürü kalkınca birçok gömme çağ’da kayıplara karışmış oldu.

Çocukluğumdan kalan bir anıydı. Az yıkanmadık çağların içerisinde. Üstünde de az oturmadık :) Şimdilerde  Duşa Kabinlere Küvetlere medeniyet diyenlere ise söyleyeceğim en net cevap biz o medeniyete yıllar önce ulaşmıştık. Hem de israftan uzak bir medeniyete. Daha tutumlu, suyun önemini bilen bir medeniyete.

Söylenecek başka bir şey yok.

Çağ için sizlerle fotoğraf paylaşmak isterdim ama ne yazık ki nette yaptığım aramalarda Cağ Kebap dışında bir resme ulaşamadım. ama bir ara bizim oralara gidince çekeceğim birkaç resim paylaşmak adına…

Kalın Sağlıcakla…

Yazı Taşbulak Köyü ve Makaleci.com adresleri için yazılmıştır. Bunun dışında yapılan alıntılarda bu yazının silinmemesi gerekmektedir.

Kategoriler
Geçmiş Tarih Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Nerede O Eski Ramazanlar Acaba

Ramazan geldi hatta ilk haftasını da neredeyse geride bırakacak. Yani bir ramazan ayı daha geride kalacak.

Peki, nerede o eski ramazanlar.

Neden mi böyle diyorum, şöyle bir gözden geçirelim.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul taraflarına gitmem gerekti. Öğlen saatlerinde Kadıköy sahiline geçtim. İnsanlar sahilde bir şeyler atıştırıyor, çay, kola su ellerinde herkesin bir şeyler var.

Vapurda yine aynı şekilde. Eminönü’ne indiğimde karşıma çıkan manzara daha güzeldi. Balık – Ekmek satan seyyarların önünde kuyruk var. Hani Ramazandan önce ben böyle kalabalık görmemiştim. Ramazanda daha bir kalabalık olmuş.

Kimsenin aklında oruç yok. Hadi bunu es geçtim eskiden oruç tutmayanlar tutanlara saygı gösterip 1 ay oruçlarını yeseler bile en azından gizli yaparlardı bunu. Lokantalar camlarına perde asardı, seyyarlar pek görünmezdi.

Ama son yıllarda artık bu durum ortadan kalktı. Herkes ulu orta orucunu yiyebiliyor. Suyunu içiyor. Karşısındakinin oruç olup olmadığı bile bilmeden yemek ikram edip, sigara tutuyor.

Tamam, anlıyorum havalar sıcak, insanlar dayanmakta güçlük çekiyor. Ancak bu diğer oruç tutanların limitlerini zorlamanız anlamına da gelmiyor efendim.

Birkaç gündür televizyonlarda iftar masalarını gösteriyor. ÜMRANİYE Belediyesi, Şişli Belediyesi 10.000 – 20.000 kişilik sokak iftarları tertipliyor.

Bir anlamda çok güzel bir çalışma. İftar sofraları sayesinde evinde iftar yapamayanlar, evsizler veya işlerinden eve gidemeyenler için çok iyi bir uygulama.

Ancak görüntülere baktığımda iki tip insan dikkatimi çekti.

İlk olarak ailecek iftar sofralarına gelenler. Ve eminim bunlar o kadar da fakir kişiler değillerdi. Çünkü gerek giyimleri gerekse hal ve hareketleri yeterli bir gelirlerinin olduğunu gösteriyordu.

İkinci gözüme çarpan ise sofralara oturan ve üstlerine bir şeyler giymeyi unutanlardır. Bu kişilerin oruç tutup tutmadıklarını bilmiyorum ama oturdukları zaman vücutlarının %80’lik kesiminin ben buradayım dediğini çok iyi görebiliyordum.

Sanırım oruç tutanların oruçlarını ve nefislerini sınamak için bu şekilde giyiniyorlar. Malumunuz oruç sadece midenin kilitlenmesi değil, gözün, dilin, elin, bedenin haramdan korunması anlamına geliyor. Bu şekilde haramı insanların gözünün içine sokmaya gerek yoktur sanırım.

İşte böyle 2011 yılı ramazanında dikkatimi en çok çeken şeyler bunlardı şimdilik. İlerleyen günlerde başka konularda ki düşüncelerimi de yazacağım kısmet olursa.

Örneğin Ramazan Bayramlarının neden illa Şeker Bayramı olarak lanse edilmeye çalışıldığı, nedense Ramazanın yanından geçmeyenlerin bayramı bizlerden çok bayramı sahiplenmesi gibi konulara değinmeye çalışacağım.

Kategoriler
Geçmiş Tarih Tarih Makale Türk Tarihi

Türk Devletlerinde Edebiyat, Bilim ve Sanat

Ana dilin Türkçe olduğu Karahanlılarda diğer ülkelerde yazışmalarda Uygur Alfabesi kullanılmaktaydı. Yusuf Has Hacib’in kaleme aldığı Kutadgu Bilig ve Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divan-ı Lügat’it Türk, bu devrin en değerli eserlerindendir. Türkçe’ye değer katan bu kitaplar ilk yazılı Türk-İslam eserleri olma özelliği taşımaktadır. Gaznelilerde ise ana dil Arapçaydı. Halkın bir kısmının kullandığı ve sarayın dili ise Türkçeydi. Bilim dalı olarak Arapça, edebi dil olarak ise Farsça’dan yararlanılmıştır. Gaznelilerden çıkan en değerli eser ise Firdevsi’nin kaleme aldığı Şehname’dir. Selçukluların ise günümüze bıraktığı en önemli eserler; Nizam’ül Mülk’ün yazdığı Siyasetname ve Hoca Ahmet Yesevi’nin kaleme aldığı Divan’ı Hikmettir.

Türk-İslam toplumlarında hükümdarlar ve yüksek kademeli devlet adamları, her zaman bilim adamlarını desteklemişler, onların haklarını korumuşlar ve sohbetlerine davet etmişlerdir. İlk olarak Karahanlılar döneminde halka açılan medreseler, Selçuklular zamanında popüler olmuş ve dünyanın ilk özel üniversitesi olarak bilinen Bağdat’taki ünlü Nizamiye Merdresesi bu dönemde açılmıştır. Medreselerde Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam gibi din temalı konuların yanı sıra Matematik, Tıp, Astronomi gibi fen ve sosyal derslerde işlenmiştir.

Medreselerde yetişen bir çok bilim adamı İslam uygarlığını ve kültürüne çok önemli katkılar sağlamıştır. Bunlar arasında İbni Sina, Tıp, Farabi, Felsefe; Birüni, Matematik; Ömer Hayyam, Tıp ve Tarih bölümlerinde çeşitli eserler sunmuşlardır.

Kategoriler
Geçmiş Tarih Öğrenci Konuları Türk Tarihi

Emeviler – Abbasiler

Emeviler

Muaviye tarafından 661 senesinde Şam merkezli kurulan bir devlettir. Halifelik ilk defa Emeviler zamanında saltanata dönüşmüştür. Aşırı milliyetçi bir politika izlenmiştir. İslam tarihinde büyük bir yeri olan Kerbela Olayı’ndan sonra Müslümanlar Şii ve Sünni olmak üzere 2 farklı gruplara ayrılmışlarıdır. Emevilerin resmi dili Arapçadır. Çeşitli Türk devletleriyle çok fazla sayıda savaşlar yapmışlardır. İstanbul’u kuşatabilen fakat ele geçiremeyen devletler arasında yer almaktadır. İlk olarak İslam parası Emeviler’de basılmıştır. Kuzey Afrika’da basmadık toprak bırakmadıktan sonra bu sefer hedef Avrupa’ya çevrilmiştir. 711 senesinde Kadiks Savaşı neticesinde İspanya ele geçirilmiştir. 732 senesinde ise Puvatya Savaşında İslam orduları yapılan savaşı kaybedince Avrupa’daki fetihler tamamiyle hız kesmiştir. Bizans İmparatorluğu’yla sürekli mücadele edilmiş ve bazı bölgeler zorda olsa egemenlik altına alınmıştır. Başarılı fetihlerin çok fazla olmasından dolayı, ülkenin yönetilmesinde bazı zorluklar olmuştur, fakat bu zorluklarda ülkenin eyaletlere bölünmesiyle birlikte aşılmıştır. Emeviler, merkezi otoritenin zayıflaması, aşırı milliyetçi politika takip etmeleri ve fetihlerin gittikçe azalması üzerine güçlerini yitirmeye başlamışlardır ve en sonunda 750 yılında yıkılmışlardır.

Abbasiler

Ebul Abbas Abdullah tarafından 750 yılında Bağdat’ta kurulmuştur. Bu devletin kurulmasında Türklerin payı azımsanmayacak kadar fazladır. 751 senesinde yapılan Talas Savaşı’nda, Türklerin Araplara yardım etmesiyle birlikte İslam Orduları, Çin ordusunu yenilgiye uğratmış ve bu olaydan sonra Türklerle Müslümanların beraberliği artmıştır. Abbasilerin devlet kontrolü ve ordu kontrolünde önemli görevler Türklere verilmiştir. Sorunların düşünce ve kaba kuvvetten yoksun olarak halledilebileceği Mutezile Mezhebi ortaya çıkmıştır. Türklerin Abbasi devletinde yerleştiği bölge Avasım’dır. Bu bölgede Samerra kenti kurulmuştur. Çeşitli mezhep ayrılıklarından doğan isyanlar kısa sürede bastırılmıştır. Emevilerinde birçok kez savaştığı Bizans İmparatorluğuyla yapılan savaşlar devam etmiş fakat Frank Krallığıyla arkadaş olunmuştur. Ülke çok büyük sınırlara geldiği için bu yıllarda artık yeni toprak fethetmekten çok kültür, bilim ve sanata özen gösterilmiştir. Moğol baskının artması, merkezi otoritenin çok sağlam olmayışı ve Şii ve Batınilerin isyanları nedeniyle Abbasi devleti 1258 yılında yıkılmıştır.

Kategoriler
Geçmiş Tarih Türk Tarihi

Büyük Selçuklu Devleti

Büyük Selçuklu Devleti, Oğuzların Üçok kolunun Kınık boyuna mensup kişileri tarafından ortaya çıkmıştır. Devlet, ismini Oğuzlar devletinde önemli bir otoriteye sahip olan Selçuk Bey’den almıştır. Selçuk Bey’in hayatını kaybetmesinden sonra, yerine oğlu Arslan Yabgu geçmiştir. Arslan Yabgu’nun Gazneli Mahmut tarafından yakalanarak Hindistan topraklarında esir edilmesinin ardından Gaznelilerle Büyük Selçuklu Devleti arasında soğuk yılların geçmesine sebep olmuştur.

Tuğrul ve Çağrı Beyler Dönemi

Arslan Yabgu’dan sonra Tuğrul Bey yönetimi eline aldı. Çağrı Bey’da Tuğrul Bey’in yönetici yardımcısı olarak görev yapmıştır. 1040 senesinde Dandanakan Savaşı sonucunda Gaznelilerin kaybetmesiyle birlikte Büyük Selçuklu Devleti resmi olarak kurulmuş oldu. Bu seneler içinde ilk defa Bizans İmparatorluğuyla mücadele eden Selçuklu Devleti, 1048 senesinde yaptığı Pasin Savaşı Bizans ve Ermeni mağlubiyetiyle noktalandı.

Bu savaştan sonra Abbasi halifesinin kendisinden yardım talep etmesi üzerine 1055 senesinde Bağdat’a giden Tuğrul Bey, bu topraklar içerisinde bulunan Büveyhoğulları yönetimine son verdi. Bu yardımından dolayı Abbasi yönetimi ona “doğunun ve batının hükümdarı” lakabını taktı. Bu sayede İslam dünyasının liderliği Türklere devredilmiş oldu. Tuğrul Bey 1063, Çağrı Bey ise 1060 yıllarında hayata veda etmişlerdir.

Alparslan Dönemi

Tuğrul Bey öldükten sonra yerine geçen Alparslan, ilk olarak iç isyanları bastırdıktan sonra gözünü batıya dikti. Gürcistan topraklarını işgal ederek bazı generallerini Anadolu için görevlendirdi. Doğu Anadolu’ya seferler düzenleyerek Ani ve Kars kalelerini ele geçirdi. 1071 senesinde Malazgirt Savaşı’nda Bizans Ordusunu mağlup etmeyi başardı. Bu savaşın ardından Anadolu’da ilk türk beyliklerini meydana çıkaran Alparslan 1072 senesinde bir seferi sırasında esir alınarak öldürüldü.

Melikşah Dönemi

Büyük Selçuklu Devleti en güzel senelerini Melikşah döneminde geçirdi. Fakat Melikşah’ın vefatının ardından başta 25 senelik bir dilim Fetret devri geçiren Selçuklular, Sultan Sancar tarafından 1117’de tekrardan düzene girmeyi başardı fakat 1141’de Katvan Savaşı’nda Moğollara mağlup olarak çok fazla güç kaybettiler. Öldürücü darbeyi ise 1157 senesinde Oğuz Boyları saldırıyla yaşadı ve yıkıldı.

Kategoriler
Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Geçmiş Tarih Genel Konular Günlük hayat Öğrenci Konuları

Coğrafi Keşiflerin Nedenleri ve Sonuçları

COĞRAFİ KEŞİFLERİN NEDENLERİ ;

– Avrupalılar pusulayı öğrendiler ve gemicilik deneyimini arttırdılar. Bu bilgiler onların çoğrafya bilgilerini artırdı ve dünyayı

tanımak istediler.

– Avrupalıllar fakir hayattan kurtulmak istiyorlardı ve hep doğunun zenginliklerini duyup bu zenginliklerden faydalanmak için bir

yol aramaları

– İspanyol ve Portekiz krallarının en cimri olanlarının bile son kurtuluş olarak çoğrafi keşifleri görmesi ve gemicilerine yüklü

miktarda hazine yardımı etmesi

– Çoğrafi bilgileri artan kişilerin düşüncelerini Skolastik düşünce kısıtlıyordu. Skolastik düşünceden kurtulup dünyayı tanımak

istemeleri

– Avrupada Macera arayan ve cesur gemicilerin yetişmesi .

COĞRAFİ KEŞİFLERİN SONUÇLARI ;

Coğrafi keşiflerin Siyasal, Sosyal, Bilimsel, Dinsel, Ekonomik olarak bir çok sonuçu vardır.

+ Siyasal Sonuçlar ;

– İspanyol ve Portekiz gibi devletler geniş ülkeler ele geçirerek sömürge imparatorlukları oluşturdular. ( Ancak daha sonradan

İngiltere, Hollanda gibi ülkeler bu yerlere sahip olmuştur. )

+ Sosyal Sonuçlar ;

– Avrupada ticaretle uğraşan ve orta düzey hayat yaşayan Burjuva sınıfı zenginleşti.

– Soylular ayrıcalıklarını ve servetlerini yitirdiler.

– Keşfedilen yerlere Avrupadan çok sayıda göç meydana geldi. Avrupa kültürü bu yerlere entegre edildi.

+ Bilimsel ve Dinsel Sonuçları ;

– Dünya tanındı, dünyadaki bir çok yer keşfedildi.

– Dünyanın yuvarlak olduğu kesinleşti.

– Dünyanın yuvarlak olduğunun kesinleşmesiyle Kliseye olan güven azaldı ancak ye keşfedilen yerlere misyoneler tarafından

Hristiyanlık dini yayıldı.

– Yeni kıtalar, yeni ırklar, yeni hayvanlar ve yeni bitkilerle tanışıldı. ( Kakao, Patates, Vanilya gibi… )

+ Ekonomik Sonuçları ;

– Akdeniz ticareti önemini kaybetti.

– Osmanlının elindeki Baarat ve ipek yollarıda önemini kaybetti ve Osmanlı vergi alamamaya başladı. Osmanlı maddi anlamda

güç kaybetti.

– Kervan yolları boyunca faaliyet gösteren halk işsiz kaldı ve Celali isyanlarına yol açıldı.

– Osmanlı Doğu Kalkanı haline geldi.

– Avrupaya bol miktarda altın, gümüş gibi hammaddeler geldi ve Avrupa zenginleşti.